YIL: 4  /  SAYI: 44  /  Ağustos - 2010
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Karantina
Vasiliy MONGUŞ
Çeviren: Ekrem Arıkoğlu
 

Oldum olası hastaneye yatmaktan hiç hoşlanmam. Ufak tefek rahatsızlıklarımı ayakta atlatırım; fakat yakın zamanda vücudum öyle bir halsiz düştü ki yatmam diyemedim. Hastanenin dokuz numaralı odasına dört yatak koymuşlar. Üçünde hastalar var. Yeni boşalanına beni yatırdılar. Burnumdan sular akıyor, öksürük kesilmiyor, ateş yüksek; baş desen çatlayacak gibi, oturmaya dahi mecalim yok, hemen yatıverdim. Uyuklarken doktor geldi, beni muayene etti. O gider gitmez bir hemşire geldi ve kalçadan iki iğne yaptı bana. Sehpanın üzerine ilaçlar bıraktı ve bunların hepsini içeceksiniz dedi. Sonraki gün, bir gün önce beraber kaldığımız arkadaşlardan biri gelerek şehirde grip salgını var, bu yüzden doktora gelen kişilerle halkın birbiriyle görüşmemesi için emir çıktığını, artık karantina uygulanacağını söyledi. Doktorlara kim karşı gelecek, işin gereği yerine getirilir diye düşündüm. Kötü olan tek şey, eşim gelirse yanıma eşimi sokmayacak olmalarıydı. Yapacak bir şey yok. Gelirse yasağı okur ve dönüp gider.

Hastanede üç gün yatınca epeyce düzeldim. Oda arkadaşlarım yürümek için dışarı çıktıklarında, ak önlüklü bir kızın başı kapıdan göründü:

“Ondar Ekeroğul kim?” diye sordu.

“Benim” dedim.

- Eşiniz size yemek getirdi. Kendisini içeri almayınca, bana siz götürür müsünüz diye ricada bulundu. Ben de getirdim işte diyerek selofan kabı elime tutuşturdu.

Kavanoz dolusu mantı, haşlama, salam, elmalar, bisküviler yani yok yok kabın içinde. Hastanenin hesaplı yemeğinden doymadığım için sevindim. “Sevgili karım ne düşünceli kadın,” diye geçirdim içimden. Güzel yemekleri oda arkadaşlarımla bölüşüp yedik. Beşinci gün de yatarken yemek getiren kız yine içeri girerek selefon kapta yemek getirdi. Köfteler, pastalar, börekler, semiz koyun kaburgası…

“Eşini böyle besleyen birinin ilaca ne ihtiyacı var ki? Şişmanlamaya başladın,” diye oda arkadaşlarım bana şaka yaptılar.

- İnsanın sevgili karısı böyle düşünceli olmalı. Benim eşim Çimis Davaayeva, bana “Seni çok seviyorum,” der; fakat lazım olan yerde de bir kez ziyaretime bile gelmedi, eve varınca hesaplaşırız onunla diye yanımda yatan arkadaşım söylendi durdu.

Bir hafta geçince beni hastaneden çıkardılar. Yeniden sağlıklı ve dinç, şen şakrak biçimde eve döndüm. Karım beni sevgi ve sıcaklıkla karşıladı. Hastanede nasıl yattığımı, onun gönderdiği yiyeceklerin iyileşmeme katkısının ilaçlardan daha fazla olduğunu karıma keyifle anlattım.

Karım bana şüpheyle ve manalı manalı bakarak:

“Ben sana yemek getirmedim ki,” dedi.

- Nasıl olur, işte gönderdiğin kaplar diyerek ceplerimden kapları çıkararak gösterdim.

- Karantina uygulanan yere ben nasıl girerim.

“Eşiniz bu yemekleri getirdi diye hemşire verdi bu kapları bana” dedim.

- Hemşireyi mi tavladın sen? Yarın o kadına gidersin artık! dedi.

Karıma ne kadar anlattıysam da inandıramadım.

- Keyfine ve sağlığına bakılırsa hemşire seni iyi beslemiş diye gülümseyerek konuşuyor.

Hastanede birlikte yattığımız arkadaşımın evine doğru yürüdük. Arkadaşım yüzü asık vaziyette bizi karşıladı.

“Sağlığın nasıl, tamamıyla iyileştin mi?” diye sordum.

- Hanımla kavga ettik. Bu yüzden sinirlerim bozuk. Hastanede bir hafta yattım, bir kez bile ziyaretime gelmedi. Sizin eşiniz karantina uygulanırken bile kaç kez yemek gönderdi. Benimki yattığın sırada iki kez yemek gönderdim demez mi! Böyle yüzsüz bir kadınla bundan sonra nasıl birlikte yaşayacağı diye derin bir of çekti.

Benim arkadaşımın adının da Ondar Ekeroğul olduğu o anda beynime dank etti. Ona getirilen yemeği yediğim ortaya çıktı. Üçümüz birlikte, meseleyi anlatalım diye Ekeroğul arkadaşımın evine doğru yürüdük.
....

»»  Devamı Kardeş Kalemler 44. sayıda...

DERGİDEN