YIL: 10  /  SAYI: 120  /  Aralık - 2016
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

İftiralar Kurbanı Bir Ömür:
Rahman Kasımov
Prof.Dr. Salican CİGİTOV
Çevirenler: Kemal Göz - Orhan Söylemez


Kalıgul adında bir Kırgız tahmini olarak söyleyebileceğimiz bir tarihte, XIX. yüzyılın ortalarında Kırgızistan’ın güneyinden kuzeyine doğru kaçar veya göçerek gelir ve kendisine yol arkadaşlığı yapan 13 yaşındaki oğlu Kocogeldi ile birlikte o sıralarda yeni yeni yerleşim merkezi olmaya başlayan Tokmok yakınlarındaki Alçalı köyüne yerleşir.

Karahanlı devletinin merkezi Balasagun’un günümüze kadar tam mânâsıyla korunamamış köyü Burana’ya komşu yerleşim merkezilerinden birisi olan Alçalı’da Kırgız halkının Solto, Sayak, Sarbagış, Munduz, ve İçkilik uruularına mensup insanlar yaşıyordu. Kıpçak uruusundan olan Kocogeldi’nin ise neden uzun bir yol kat ederek bu bölgeye yerleştiği ile alâkalı maalesef elimizde bilgi bulunmamaktadır.

Kalıgul bir tarafa, onun oğlu Kocogeldi’nin nasıl bir insan olduğu, ne iş yaptığı, kiminle evlendiği ve ne zaman öldüğüne dair sorulara bu ailenin günümüz temsilcileri dahi doyurucu cevaplar vermekten uzak. Konuya dair kesin olarak verebileceğimiz tek bilgi Kocogeldi’nin 1876 yılında Moldokasım adını verdiği bir oğlunun doğduğudur.

Moldokasım’ın çalışacak çağa gelmesi ile ataları gibi çiftçilik veya hayvancılık gibi ağır işlerle uğraşmak yerine bölgeye göç edenlerin bildiği mesleklerden birisi olan terziliği öğrenmek için Tokmok şehrine gelmesi, onun doğuştan akıllı ve eli işe yatkın bir yaradılışta olduğunu gösteriyor. Nitekim onun ağır işlerde çalışmak yerine hayatını terzilik yaparak kazanmak istemesinde büyük bir ihtimalle çocukluğundan beri Özbek, Uygur, Dungan, Tatar ve Rusların arasında bulunarak bu milletlerin ticarete ve el zanaatlarına verdikleri önemi gözlemlemesi etkili olsa gerek. Zira Alçalı köyü ana dili Kırgızca olmayan Müslüman ve Hıristiyan göçmenlerin yaşadıkları yerlere ve Tokmok’a çok yakındı.

Tokmok’ta terzilik yaparak hayatını kazanan göçmenlerin yanında iki yıl boyunca çırak olarak çalışıp bu mesleği öğrenen Moldokasım, aynı yıllarda Alçalı’dan çok da uzakta olmayan Çımkorgon köyünden Katagan uruusuna mensup Mamat adındaki bir adamın kızı ile evlenir. Kendisinden 6 yaş küçük olan (1882 yılında doğmuş) hanımının adı ise Burul’dur.

Evlenmiş olan genç adam, terzilik yapabilmesi için gerekli aletleri tedarik ederek çalışmaya başlar. Fakat Tokmok’un içinde ve çevresinde bu işi yapanların çoğalması ile müşteri bulmakta zorlanır ve geçim sıkıntısına düşer. Neticede ailesini geçindirebilmek için bir şeyler yapmak zorunda kalan Moldokasım, bu işi Narın taraflarında çok az kişinin yaptığını duymuş ve kendi yurtlarından göç ederek Kırgızistan topraklarına yerleşen Özbekler tarafından Narın bölgesinin hem Issık-Göl’e hem de Tokmok’a yakın bir yerinde kurulan, yolların kesişme noktasındaki Koçkor köyüne göç etmek zorunda kalmıştır.

Moldokasım Koçkor’a göçerek burada yaşamaya başladıktan sonra yeni öğrenmiş olduğu mesleği sayesinde hatırı sayılır bir gelire kavuşmuş ve küçük ailesini herhangi bir zorluk çekmeden geçindirmeye başlamış olsa gerek.

Nitekim o dönemlerde Hıristiyan ve Müslüman göçmenlerin Kırgız topraklarına gelip yerleşmeye başlaması ile yünden, ipekten ve keçeden kumaş dokumayı bilmeyen Kırgızlar arasında kendilerinin yapmış olduğu minder, koyun yününden yapılan elbiseler ve deri hammaddeli giyeceklerin kullanımı azalarak fabrika malı kumaşlardan dikilerek elde edilen elbiselerin kullanılmaya başlaması âdet haline gelmeye başlamıştır. Durum her ne kadar böyle olsa da Kırgızlar Rus veya Özbek modasına has giyeceklerden ziyade kendi kültürlerinin özelliklerini aksettiren elbiselere daha çok itibar ediyorlardı. Netice itibariyle Kırgızların ihtiyaç duyduğu türde elbise ve giyecekler diğer milletlere mensup terziler tarafından dikilerek pazarlarda satılmıyordu. Bu yüzden Moldokasım gibi Kırgız içinden çıkarak bu işi öğrenen terzilere ihtiyaç vardı. Ayrıca Kırgız yurdu Rusya tarafından zapt edildikten sonra bu topraklarda yarım yüzyıl kadar barış havası hâkim olmuş ve her ne kadar yerli halk Rus memurlarına ve bölgenin önde gelenlerine hatırı sayılır miktarlarda vergi ödese de Hokand hanlığı zamanındaki gibi üst üste meydana gelen savaşlar ve uruular arası çekişmeler bu dönemde olmadığı için bahsi geçen zaman diliminde halkın ekonomik gücü artmıştır.

Hanımı Burul, Moldokasım Kocageldi uulu’na ancak tahmini olarak söyleyebileceğimiz bir tarihte, 1904 yılında bir oğul doğurur. Yeni doğan bebeğe büyük babası ve babasının isimlerini mânâ olarak birleştirerek Rahmanberdi adı konulur.

Burul, Rahmanberdi’yi doğurduktan sonra nedense başka çocuk sahibi olamaz. Tek oğullu olarak kalmak istemeyen Moldokasım ise çareyi ikinci bir kadınla evlenmekte bulur. Fakat Moldokasım’ın bu ikinci eşi, beyinin hoşuna gitmediğinden mi, çocuk doğuramadığından mı ya da evin baybiçesi (Kırgızlarda ilk hanıma verilen ad) ile geçinemediğinden mi artık bilinmez aradan fazla zaman geçmeden baba evine gönderilir.

Acaba Moldokasım’ın nefsi arzuları mı baskın geldi ya da daha fazla çocuk sahibi olmak onda saplantı mı oldu, kim bilir belki de kendisine iş yerinde yardım edecek birilerine ihtiyacı vardı, kısacası tam olarak bilemediğimiz bir sebepten dolayı üç defa daha evlilik yapar ve üç evlilikte de hanımları ile anlaşamayarak kısa sürede ayrılır. Daha sonra 1913 yılında Zuura adından bir hanımla evlenen Moldokasım böylelikle beşinci evliliğini yapmış olur. Fakat beşinci hanımından da çocuk sahibi olamamıştır. Ama Zuura kocasının kalbini kazanmış, evin baybiçesi ile ilişkilerini bir abla kardeş ilişkisi düzeyine getirmiş olmalı ki ömrü boyunca Moldokasım’ın çok sevdiği hanımı, Rahmanberdi’nin ikinci annesi ve Burul’un kardeşi olarak kalmıştır.

Moldokasım öğrenmiş olduğu meslek sayesinde ailesini herhangi bir sıkıntı olmadan rahat bir şekilde geçindirirken Kırgızistan topraklarında aniden ekonomik buhran baş gösterir ve kıtlık günleri başlar. Elbette Modokasım’ın da meydana gelen bu ekonomik afetten etkilenmemesi imkânsızdır.

Hepimizin bildiği gibi Çarlık Rusyası her açıdan sıkıntılı olduğu bir döneme denk gelmesine rağmen I. Dünya savaşına girmiş ve savaşın üçüncü yılında son derece zor bir duruma düşmüştür. Durumu güçleşen devletin içine düştüğü bu zor durumdan kurtulmak için yüzünü Orta Asya’ya çevirmesi ile 1916 yılının Mayıs aylarında geri hizmetlerde çalıştırılmak üzere Türkistan bölgesinde yaşayan halklardan eli silah tutan güçlü kuvvetli gençlerin askere alınması için bir kararname çıkarılmıştır. Neredeyse 50–60 yıl boyunca çocuklarını askere göndermeyen ve savaşlardan uzak rahat bir hayat yaşmakta olan Kırgızların haliyle telaşlanmasına ve korkmasına neden olan bu haber, halk kitleleri arasında çok değişik yankıların oluşmasına neden olmuştur. Neticede Askere alınacak olan gençlerin cepheye gönderildiklerinde söylenildiği gibi geri hizmetlerde çalıştırılmak yerine ön saflarda savaştırılacaklarını düşünmeleri ve “boş yere” öleceğiz korkusuna kapılmaları, gençlerin ve bölge halkının askere alma işlerini düzenleyen Çarlık Rusyası hizmetkârlarına karşı çıkmasına ve düzensiz olarak isyan hali almalarına sebep olmuştur.

Olaylar bölge zenginleri ve hükümet görevlisi konumundaki yerlilerin oğullarının isimlerinin askere alınacak olanların listesinden çıkarılması ve yerlerine fakir aile çocuklarının isimlerinin yazılması ile daha da büyür. Tansiyonu düşüremeyeceklerini anlayan Çarlık rejimi yöneticileri ise çareyi isyan belirtileri gösteren kızgın halk kitlelerine karşı bölgedeki Rus çiftçileri kışkırtmakta bulur.

Bazı Kırgız uruuları, özellikle de Hokand Hanlığı zamanında bu hanlık içerisinde yaşayan güneyliler, sert bir şekilde isyan eder, fakat isyanın bastırılmasıyla Çarlık yönetiminin emirlerini yerine getirmek zorunda kalır. Hanlık yönetimine baş eğmeyerek başına buyruk bir tavırla bizzat kendilerinin çağırdığı Çarlık yönetiminin bölgede uyguladığı baskı politikasından dolayı sıkıntıya düşen ve yine Çarlık yönetimi tarafından bölgeye yerleştirilen Rus çiftçilerin otlak alanlarını tarlaya çevirmesi ile ekonomik olarak bunalan Kuzey uruuları ise büyük bir devletle baş edemeyeceklerini hesaba katmadan Rus asker bölüklerine, yerleşim bölgelerine ve kontrol noktalarına ani baskınlar yapmaya başlarlar. Bu şekilde kuzey uruuları tarafından başlatılan silahlı isyan bir anda Çüy, Issık-Göl ve Narın civarlarına kadar yayılır.

Bütün bu olaylar zincirinin sonunda ise trajik bir olay meydana gelecek, Çarlık yönetiminin isyanı bastırmak için kurduğu ceza müfrezelerinin son derece sert önlemler alması, bölge halkının can derdine düşüp bütün malını mülkünü bırakarak Çin sınırları içerisindeki Doğu Türkistan’a göç etmesine neden olacaktır. Doğu Türkistan’a kaçanlar, Rus askerî birlikleri, Rus çiftçileri ve Çin sınırını koruyan askerler tarafından öldürüldüğü gibi, birçokları da yollarda meydana gelen kıtlık, çeşitli salgın hastalıklar ve uzun yol koşullarının ağır olması sebebi ile hayatını kaybetmiştir. Çin sınırına kadar ulaşarak bu ülkeye geçebilenler ise hayatta kalabilmek için karın tokluğunu çalışmak zorunda kalmış, bazıları dilencilik yapmış, iş bulamayanlar ise gelinlik çağa gelmiş olan kızlarını ya da eli iş tutan çocuklarını bölge zenginlerine ufak bir para karşılığı satarak hayatta kalmaya çalışmışlardır. Son derece ağır bir millî afet haline gelen bu göç dalgası nedeni ile Kırgızistan’ın kuzey taraflarında yaşayan Kırgızların üçte biri hayatını kaybetmiştir.

Moldokasım da Koçkor-Cumgal bölgesindeki Kırgız urularının göç etmesi ile iki hanımı ve tek oğlunu da yanına alarak göçe katılır. Fakat Çin sınırlarına kadar gitmeyerek Rus ceza müfrezelerinin ulaşamayacağı bir dağ arasında saklanan aile, kışı burada geçirecektir. Elbette Moldokasım’ın yaşadığı dağ arasında terzilik yaparak hayatını kazanması imkânsızdır. Nitekim burada kaldığı bir sene boyunca çalıştığı yıllardaki yapmış olduğu birikim ile geçimini sağlar.

Çin›e göç edenlere 1917 yılının ilkbahar aylarına doğru Rusya’da Çarlık rejiminin devrildiği ve yerine adaletli bir Rus yönetiminin geldiği, yeni yönetimin zenginlere karşı fakirlerin yanında bir politika benimsediği haberi gelir. Göçmen Kırgızlar yeni bir umuda kapılır ve yavaş yavaş vatanlarına dönmeye başlarlar. Fakat Doğu Türkistan’dan gelenlerden bölgedeki Rus çiftçiler pek hoşnut olmaz. Göç yolundaki kadar olmasa da meydana gelen kıtlık yüzünden ölenler de olur. Nihayetinde göç edenlerin büyük çoğunluğu yeniden kendi köylerine dönerek eski hayatlarını sürmeye başlamıştır.

Dağlar arasında bir yıl kadar yaşadıktan sonra Moldokasım ve ailesi de 1917 yılının güz aylarında uzun yıllar boyu yaşadıkları Koçkor’a değil de Moldokasım’ın doğduğu köy olan Açalı’ya gelirler. Fakat meydana gelen bu beklenmedik felaketin neticesinde son derece fakir bir duruma düşen evin reisi, iki hanımı ve bir çocuğuna nasıl bakabileceği sorusu ile karşı karşıya kalmıştır. Zira bölge halkı eski ekonomik gücünde değildir. Birçok insan kendi canına zor bakabilmektedir. Dolayısıyla kimsenin kendisine yeni elbiseler alacak parası yoktur. Moldokasım’ın bu şartlar altında terzilik yapması da elbette imkânsızdır. Başka çaresi kalmayan talihsiz adam geçimini sağlayabilmek için mecburen toprak ekip biçmek ve hayvan yetiştirmek zorunda kalır ve ailesi ile birlikte bu işi yapmaya başlar.

Bahsini ettiğimiz dönemlerde kaba bir hesapla Moldokasım kırk, hanımları ise 30-35 yaşlarında olmalıdır. Yani üçü de en olgun yıllarında, fizikî olarak çalışmaya en müsait zamanlarındaydılar. Dolayısıyla çalışma azimleri olan ve zenginliği görmüş bu insanların yeni rejimin zenginlerin mallarını ellerinden alınarak, bazı haklarına kısıtlamalar getirdiği, emekçi olarak nitelendirilen kitleleri, özellikle de başkalarının yanında çalıştırılan toprak işçilerini kollamaya başladığı o dönemlerde, fakirliğe el açarak hiçbir şey yapmadan beklemeleri imkânsızdır.

***

Babasının tek oğlu olan Rahman çocukluk günlerini iki annesinin de sevgisini alarak geçirmiş olsa gerek. Fakat bu söylediklerimiz sadece bir tahminden ibaret. Çünkü Rahman’ın Mart 1921’e kadar ki hayatı ile alâkalı herhangi bir yazılı belge elimizde yok. Rahman ile beraber büyüyen yaşıtları ve merhumun kendi ağzından çocukluk çağlarını nasıl geçirdiğini dinleyen yakınları ise maalesef hayatta değil.

Kızı Gulbayram’dan aldığımız bilgilere göre Rahman, yedi sekiz yaşlarında iken dini eğitim veren bir mektebe gönderilmiş ve burada zeki bir çocuk olduğunu kanıtlamış. Gençlik çağlarına geldiğinde ise dini kitapları rahatça okuyabilen, Kur’an’ı kıratlı bir şekilde okuyarak okuduğu ayetlerin Kırgızca manalarını anlatabilen bir seviyeye gelen Rahman’ın Kur’an okuduğunu duyanlar genç adamın bu derece güzel Kur’an okumasını ve din alanındaki bilgisini hayretle karşılar ve Rahman’a imrenerek bakıp “bu kimin oğlu” diye sorarlarmış. Daha sonra Rahman’a göz değmiş ve ağır bir hastalığa yakalanarak uzun bir müddet yatakta kaldıktan sonra zor da olsa yavaş yavaş iyileşmeye başlamış.

Tek oğlunun okumaya karşı hevesini ve zekiliğini fark eden Moldokasım, oğlunu medreseye göndermeyi, Kur’an’da ki ayetlerin tamamını ezberleyerek hafız olmasını, kendi gücü ile yapacak olduğu ağır işler vasıtasıyla hayatını kazanmasındansa kafasındaki ilimi, ağzındaki dili kısacası hocalık vasfıyla ağır bir işte çalışmadan rahatça para kazanmasını çok istemiş olsa gerek. Öyle görülüyor ki çocukluk çağında yazı yazmayı ve okumayı mükemmel bir şekilde öğrenen, ilim almanın zevkini tadan Rahman da medrese eğitimi almayı isterdi.

Fakat 1916 yılında meydana gelen bir gelişme Rahman’ın dinî eğitimini yarıda bırakmasına neden olur. Zira bahsi geçen zaman dilimi içerisinde Bolşevikler iktidara gelmek üzeredir. Bölgede yapılan Komünist yanlısı propaganda materyallerinden (Özbekçe veya Kazakça süreli basın yayın organlarından olabilir) zenginler ve din adamlarının sınıf mücadelesi içerisinde ezici taraftan olduğu gerekçesi ile lanetlendiğini, bütün medrese ve dini eğitim veren mekteplerin yıkılacağını öğrenen Rahman, din eğitimi almanın ve din yolunda hizmet etmenin kendisi için bir gelecek vaat etmediğini zamanında anlar.

Moldokasım ise 4–5 hektar olan toprağını işlemekte ve evinin geçimini bu şekilde sağlamaktadır. Baba Moldokasım, 13–14 yaşlarına basan oğlunu da mecburen yanına almış ve toprak ekip biçmede beraber çalışmışlardır. Neticede Rahman 1921 yılının başlarına kadar kendi ailesinin toprağında rençper olarak çalışmış ve ziraî işlerle meşgul olmuştur.

Okuma yazma bilen genç adam o yıllarda sosyal toplum içerisinde meydana gelen değişiklikleri hararetle takip ediyor olsa gerek. Nitekim zamanın sözlü ve yazılı propaganda organları aracılığı ile basit çiftçilerden ve gençlerden oluşan yeni bir toplum kurmayı vaat eden yeni hükümet, gençleri yeni açılan okullarda eğitim almaya, Kızıl Ordu’nun saflarına, yönetim işlerine aktif olarak katılmaya çağırıyordu. Takdir edileceği gibi Rahman’ın bunlardan habersiz olması imkânsızdı. Ayrıca Sovyet hükümetine hizmet etmeye, şehirlerde açılan yeni okullara kaydını yaptırarak eğitim almaya başlayan ve Kızıl Ordu saflarına katılan gençlerin Avrupaî veya askerî giyimlerini, saçlarını tarama şekillerini ve sigara içmelerini gören Rahman’ın da kendi yaşıtlarına imrenmemesi ve geleceğe dair kurduğu hayallerin bunlardan etkilenmemesi elbette imkânsızdır. Diğer taraftan önünde fazla bir seçim şansı olmayan genç adamın mal bakıp, toprak işçisi olarak çalışması ve nihayetinde eline çok az bir para geçmesi ilerisi için başka planlar kurmasında pek ala etkili olmuş olabilir.

Neticede artık ne sebep oldu tam olarak bilemiyoruz, fakat yeni gelen rejimin sunduğu imkânlardan faydalanarak gözle görülen sosyal değişiklikler içerisinde aktif olarak yer alan, ağır toprak işlerinden kurtularak akıl gücü ile geçimini sağlamaya başlayan gençleri gören 17 yaşındaki Rahman da (1904 yılında doğmuştu) 1921 yılının başlarında Tokmok şehrinde yeni kurulmaya başlayan Kızıl Ordu bölüğüne başvurur. Kızıl Ordu’ya ancak yaşını büyülterek kabul edileceğini bilen genç adam, doğum tarihini 1904 yerine 1900 olarak yazdırarak kendi isteği ile kızıl asker olur. Neticede dördüncü süvari birliğine nefer olarak verilen genç adam, bağlı olduğu birlikle beraber Doğu Buhara’da (şimdiki Tacikistan’ın Kuzey-Batı tarafları) meydana gelen Basmacı isyanını bastırmak üzere bu bölgeye gönderilmiştir.

Rahman Kızıl Ordu’nun saflarına katıldığını, Buhara’ya savaşmaya gideceğini acaba babasını söylemiş, ondan izin almış mıydı?

Bu soruya kesin bir cevap vermek çok zor. Fakat şu bir gerçek ki Moldokasım’ın, tek oğlunu kendi inisiyatifiyle ne Kızıl Ordu saflarına göndermesi ne de basmacı isyanını bastırmak üzere mutlaka birilerinin ölecek olduğu savaş meydanına uğurlaması takdir edileceği gibi imkânsızdır. Diğer taraftan oğlunun bir şekilde yanından ayrılması ile toprak işlerinde kendisine yardım eden bir aile ferdinden ayrılmak zorunda kalması büyük bir ihtimalle Moldokasım’ı kızdırmıştır da.

Bu yorumlardan hareketle Rahman’ın babasına söylemeden gizlice Kızıl Ordu’ya katıldığı ve bağlı bulunduğu süvari birliği ile ile Buhara’ya gittiği sonucuna varmamız en akla yatkın ihtimal.

Bunlardan başka Rahman’ın kendi isteği ile Kızıl Ordu saflarına katılması bu satırların yazarına başka bir yorumda bulunma zorunluluğu da getiriyor.

Nitekim 1916 yılında herhangi bir ölüm tehlikesinin olmadığı geri hizmetlerde çalıştırılmak üzere askere çağrılan Kırgız gençlerin ölümden korkarak isyan çıkarmalarını göz önünden bulunduracak olursak, Rahman gibi gençlerin daha bu olayın üzerinden beş yıl bile geçmeden kendi istekleri ile Kızıl Ordu saflarına katılmaları ve ölümü göze almaları üzerinde durulması gereken ilginç bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu durum Sovyet rejiminin kısa bir süre içerisinde bölge halkı üzerinde hâkimiyetini kabul ettirdiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Bu konu ile alâkalı bahsi edilmesi gereken bir mesele daha vardır: Rahman askere alındığında soyadını Moldokasımov (Moldokasım uulu) değil de Kasımov olarak yazdırmıştır. (Ünlü dilcilerimizden Capar Şükürov da (1906-1963) 1920 yılında Bişkek’teki yetimhaneye kaydı yapılırken Babasının Bayşükürov (bay: zengin) olan adının “bay” kısmını atarak Şükürov soyadını almıştır.) Elbette Sovyet rejimin propagandalarında Baylar ve Moldolar (moldo: hoca, din adamı) sınıf mücadelesinde ezici taraf olarak gösteriliyor ve “moldo” ve “bay” kelimelerine siyasî mânâlar yükleniyordu. Bu durumdan korkan ve Sovyetler birliğine gönülden hizmet etmek isteyen Rahman da Capar Şükürov gibi soyadı alırken babasının ismindeki “moldo” kelimesini atmış gibi görünüyor. (Yeri gelmişken genç adamın doğduğunda kulağına okunan isminin Ramanberdi olduğunu da burada belirtelim. Fakat yakınları ve tanıyanlar genç adama “Rahman” şeklinde hitap ederek bu ismi kısaltmışlar. Merhumun adı, resmî dokümanlarda bazı yerlerde Rahmanberdi bazı yerlerde ise Rahman şeklinde geçmektedir. Kendisi de yazmış olduğu edebî eserin yazarı olarak adını Rahman şeklinde kullanmıştır)

Rahman Kasımov’un Basmacılara karşı savaşta neler yaptığı ile alâkalı ise maalesef elimizde bilgi yok. Konuya dair elimizdeki tek bilgi Rahman’ın Doğu Buhara cephesinde Şubat 1921’den aynı yılın Aralık ayına kadar (on ay) kaldığı ayrıntısıdır. Daha sonra ise bölgedeki basmacı hareketi son derece kuvvetli bir hal almasına rağmen nedense Rahman terhis edilmiştir. Acaba neden? Belki de yaralanmıştı? Ya da savaşamayacak derecede güçten düşmesine neden olacak ağır bir hastalığa mı yakalanmıştı? Bu tahminler bir tarafa bahsi geçen terhise neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Belki de 17 yaşındaki Rahman, okuma yazma bilmesi ve zekiliği ile merhametli bir komutanın dikkatini çekmiş ve bahsi geçen devirde yerli halklardan olan gençlere eğitim vermek amacıyla açılan Sovyet okullarından birisine gönderilmiştir. Zira Rahman Aralık ayının başlarında Taşkent’e gelmiş fakat eğitim öğretim yılı başlayalı üç ay olduğu için “gelecek sene gel” şeklinde bir cevap almıştır. Bu durumda Rahman dokuz ay kadar baba evinde kalmış olmalıdır. Neticede 1922 yılının Ağustos ayında Taşkent’e gelerek İşçi-Çiftçi Komünist Üniversitesi’ne kaydını yaptırmıştır.

Taşkent’te yeni açılmış olan İşçi-Çiftçi Üniversitesi aslında yüksek öğretim kurumu değildi. Bu okul, Orta Asya halkları içerisinden az veya çok okuma yazması olan öğrencilerin Parti ve hükümet kadrolarında yer almaları için hazırlık niteliği taşıyan bir yıllık siyasî bir okuldu. Rahman bahsi geçen okulda hem derslerinde başarılı olmuş hem de sosyal organizasyonlarda aktif rol almış olsa gerek. Zira Bolşevik Partisi üye adayı olur ayrıca komünist gençlerin derneği olan komsomola ise üye olarak kabul edilmiştir.

1923 yılının Ekim ayında okuduğu okuldan mezun olan Rahman, aynı yılın Kasım ayında Tokmok İlçe Komsomol Komitesi’nin Birinci Sekreterliği görevine getirilir. Böylelikle az da olsa Avrupaî tarzda ilim alarak bürokrasi sistemine girmesiyle genç adam çiftçilik ve hayvancılık yaparak hayatını kazanmak zorunda kalmaktan kurtulmuş ve akıl gücü ile hayatını kazanan Sovyet gençlerinin arasına girmiştir.

Rahman Kasımov, Kasım 1923’ten 1924 yılının sonuna kadar (on dört ay) İlçe Komsomol Örgütü’nün başında bulunmuş, 1925 yılının Şubat ayında ise Tokmok İlçe Polis Bölümü başkan yardımcılığı görevine getirilmiş ve bu görevde aynı yılın kasım ayına kadar (dokuz ay) kalmıştır. Genç adam aynı yılın Nisan ayında ise Komünist Parti’nin (Rusça kısaltılışı VKP(B) üye adaylığı listesinden üyeliğe terfi ettirilmiştir. Galiba işinde göstermiş olduğu ciddiyet ve başarı Komünist büyüklerince de fark edilmiş olmalı ki Kasım 1925’te VKP(B) Frunze (Çüy) Bölge Komitesi’nin propaganda masası şefliğine getirilen Rahman, bu görevde önceki görevlerine göre daha fazla kalmıştır (21 ay). Demek ki kendisini bir kez daha gösterebilme fırsatı buldu ve geleceği olan kadrolar arasına kendi adını da bir şekilde yazdırmış olmalı. Nitekim Kasımov, Ağustos 1927’de Moskova’ya, burada Parti’nin elit yönetici gurubunu yetiştirmek üzere açılan bir yıllık okula gönderilmiştir.

Moskova’da bir yıllık siyasî eğitim aldıktan sonra kariyer merdivenlerini hızlı bir şekilde çıkmaya başlayan Rahman, siyasî çevrenin cumhuriyet yönetim kadroları arasına bir anda yükselerek VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi’nde göreve başlar.

Meseleyi tam manasıyla açacak olursak genç adam 17 Haziran 1928’den itibaren VKP (B) Kırgız Bölge Komitesi’nde uzman, 24 Ekim’den itibaren ise Bölge Komitesi’nin Organizasyon Bölümü başkan yardımcılığı görevinde bulunur. Bölge Komitesi’nde beş ay çalışan Rahman, cumhuriyetin siyasî liderleri tarafından Narın Parti Komitesi’nin Sorumlu (Birinci) sekreterliği görevine getirilir.

Narın Parti Komitesi’nin Birinci Sekreterliği görevi Rahman’ın Kırgızistan’ın siyasî elitinin arasına girmesi, ileride Kırgızistan’nın geleceğine yön verecek olan kadro listesinde yerini alması anlamına gelmekteydi. Nitekim bu görevle birlikte Parti Komitesi birinci sekreteri olan Rahman Kasımov aynı zamanda VKP (B) Kırgız Bölge Komitesi’nin ve Kırgızistan Emekçiler Sovyeti’nin Merkezî Yönetim Komitesi’nin (Parlamento karakterli parti organları) üyeliğine seçilmiştir.

Kasımov yeni atandığı göreve Kasım 1928’de başlamış ve bu görevde iki yıla yakın kalarak (yirmi ay) Narın halkını yönetmiştir. Ebette bu genç bürokrat yönetmekle sorumlu olduğu bölgedeki Sovyet Hükümetinin fakir emekçilerinin bilim almalarını sağlamak, sınıf mücadelesine zorla da olsa girdirmek ve oluşturulan kolektif çiftliklere girmelerini sağlamak şeklinde ifade edilebilecek politikalarını canı gönülden uygulamış, görevi sırasında diğer bölgelerde olduğu gibi kendi bölgesinde de eski toprak ağlarının aileleri ile birlikte cumhuriyetin sınırları dışına çıkarılması, mal varlığı fazlaca olan çiftçilere diğer çiftçilere nazaran daha ağır vergiler koyarak onları zor durumda bırakmak ya da sürgüne göndermek gibi işleri de büyük bir ihtimalle diğer bölgelerdeki meslektaşları gibi acımasızca yapmış olmalıdır.

Neticede bizim vardığımız nokta bahsi geçen devirde Kırgızistan’ın merkez yönetiminde Rahman’ı her açıdan koruyup kollayan ve kariyer basamaklarını hızla çıkmasını sağlayan bir hamisinin var olduğu yönünde. Çünkü 1930 yılının ortalarında (Narın Parti Komitesi’nin Birinci Sekreterliği görevinin ikinci yılı hâlâ dolmamışken) Rahman’ı bulunduğu görevden daha yüksek bir göreve atama girişimi başlar. Buna göre 9 Temmuz 1930’da VKP (B) Kırgız Bölge Komitesi Bürosu, Kırgızistan Emekçiler Sovyeti’nin Merkezî Yönetim Komitesi’ne ve Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ASSR) Hükümeti’ne “Rahmanberdi Kasımov Ticaret Komiserliğinin (Bakanlığının) yöneticilerinden birisi olarak atansın” şeklinde bir direktif gönderir. Bu kararın gönderilişinden dört gün sonra 13 Temmuz günü Merkezî Yönetim Komitesi, Bölge Komitesi’nin direktifine uyarak Kırgız ASSR Halk Komiserleri Sovyeti’nin çıkardığı “Yoldaş Rahmanberdi Kasımov, Kırgız ASSR’nin Ticaret Komiseri (Bakanı) olarak atansın” şeklindeki kararı onaylar.

Fakat bu sefer VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi’nin direktifi, Kırgızistan Hükümetinin Kararnamesi ve Merkezi Yönetim Komitesi’nin (parlamentosunun) onayı her nedense yerine getirilmez ve bütün bu sürecin sonunda Kasımov Ticaret bakanının yardımcılığı görevine ancak atanabilir.

Elbette siyasî kariyerinin bu şekilde aksamasına ve aşağıda ayrıntılarıyla işleyeceğimiz dramatik bir hayata atılmasına en büyük sebep Kasımov’un özel hayatında meydana gelen bazı olaylar neden olmuştur.

Ömrünün Dramatik Yıllarında

Tahmini olarak 1925 yılında, Tokmok polis müdürü yardımcılığı yaptığı sıralarda babası Rahman’ı Alçalı yakınlarındaki Burana köyü sakinlerinden Döömöt’ün Taberik adındaki kızıyla evlendirmiş, yeni evli çiftin 1926–28 yılları arasında Turar adında bir oğlu ve Gulbayram ile Aynıcamal adında iki kızı dünyaya gelmiştir. Fakat kaderin acı bir cilvesi, Aynıcamal sekiz aylık iken hayata gözlerini yummuştur.

Acaba Rahman Bişkek’te çalıştığı, Moskova’da okuduğu yıllarda başka milletlerin şehir eğitimi almış, giydiğini yakıştıran, işveli nazarlar atarak yürümede son derece becerikli ve bahar-yaz aylarında vücutlarını kırsal kesimde yaşayan hem cinsleri gibi saklamaya gerek duymayan genç kızları görerek kafasında kendi hanımının hemen her açıdan hiç de bu kızlara benzemediği konusunda bir fikir muhasebesi yapmış mıdır? Ya da kariyeri baş döndürücü bir hızla yükselen genç adam, yanında çalışan şehirli dil azar kızlardan birisine gönlünü kaptırıp geleceğe yönelik bir söz mü verdi acaba? Kim bilir? Belki de Rahman Moskova’da eğitim alıp memleketine döndükten sonra köyde büyüyen ve okuma yazması olmayan zavallı karısını küçümsemiştir. Nitekim yöneticilik görevine atandığı Narın’a karısını götürmemiş ve 1929 yılında hayat arkadaşına Narın’dan üç defa “boş ol” diyerek Taberik’i annesinin evine göndermiştir.

Aslında, Sovyetler Birliği’nin gelmesiyle ki bu durum bir gelenek halini almış ve birliğin dağılmasına kadar devam etmiştir, kendisine çocuk doğuran hanımını boşayan Parti mensuplarının Parti’deki görevleri küçültülmüş hatta medenî hali tarifteki gibi olan Parti üyeleri tamamıyla Parti’den atılmaya kadar varan ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu cezadan korktukları için büyük olsun küçük olsun bütün memurlar hanımları ile kedi köpek gibi yaşasalar dahi boşanmaya cesaret edememişlerdir.

Memurluk vazifesinde terfi kademesinin merdivenlerini daha yeni yeni çıkmaya başlayan Rahman’ın kendisine çocuk doğuran hanımını Parti’den gelebilecek herhangi bir ceza tehlikesine karşı çekinmeden boşaması akıllarda soru işaretine neden olan ilginç bir durumdur.

Kocasının kendisini cahil olduğu gerekçesiyle küçümsemesi mi sebep oldu? Ya da ağabeylerinin karşı çıkmasıyla mı bu gelişme yaşandı, maalesef bunu da tam olarak bilemiyoruz. Fakat Rahmanberdi’nin kendisini anne evine göndermesinden sonra zavallı Taberik, çocuklarını emanet olarak kayın annesinin evine bırakmış ve okumak için şehre gitmiştir. Fakat talihsiz kadın yıllar sonra ancak çalıştığı kurumdan emekli olduğunda çocuklarından haber alabilecek, bu süre zarfı içerisinde bir daha çocuklarını göremeyecektir.

Bu ayrılıkta Taberik’in de bir kusuru var mıydı acaba? Zira Taberik, kendisini küçümseyen ve çocuklarına rağmen boşayan kocasını Parti’nin cezalandırmasını sağlayacak, dolayısıyla onun kariyerini olumsuz yönde etkileyerek siciline işlenebilecek bu boşanma meseleyi konu alan herhangi bir dilekçe ile Komünist Parti organlarına baş vurmamıştır. Sonuçta Rahman, bu hareketi yüzünden Parti tarafından cezaya çarptırılmamıştır. Sonraları Parti tarafından çarptırıldığı cezalara dair dokümanlarda da bu konu ile alâkalı herhangi bir paragraf, Rahman’ın kendisine çocuk doğuran karısından ayrıldığı ile alâkalı herhangi bir bilgi ise yoktur. Hatta Döömöt kızı Taberik, Rahman’dan ayrıldıktan sonra da eski kocasının soyadını reddetmemiş ve ömrünün sonuna kadar Kasımova soyadını taşımıştır.

Fakat Taberik’in ağabeyi Döömötov Moldagazı’nın, kız kardeşinin Rahman tarafından bu şekilde terk edilmesine son derece kızdığı ve bu olay yüzünden gururunun kırılmış olduğu kız kardeşinin eski kocasına aldığı ters tavırdan anlaşılmakta. Nitekim Moldagazı, neredeyse aşağılanarak tek başına ortada bırakılan kız kardeşine yapılanların intikamını başka bir yol ile almayı deneyecek ve Yüksek Parti Komitelerine bir biri ardına dilekçeler yazacaktır.

1929 yılı Mayıs ayında Bişkek’ten Narın’a giden Rahman, yolda doğduğu köy Alçalı’ya da uğramış ve babasının evinde köyün komünistlerini ve komsomollarını toplamıştır. Eve gelenleri konuk olarak ağırlayıp Parti’nin yakında büyük bir temizlik harekâtına başlayacağını anlatan genç adam hemşerilerinden dikkatli olmalarını istemiştir. Nitekim Kırgız köylüsü arasında ufak dargınlıklar, anlaşmazlıklar ve içi darlık olarak ifade edilebilecek insanoğluna has karakterin neticesinde kıskançlığa dayanan suçlamaların, yalan yere iftira atma ve asılsız dayanaklı dilekçelerle Parti’ye başvurma gibi olayların bahsi geçen temizlik kampanyaları sırasında had safhaya ulaşacağını iyi anlayan Rahman, konuklarına nasihat olarak şunları söyler: “Parti’de temizlik kampanyası başladığında birbirinize kesinlikle iftira atmayın, ufak tefek kırgınlıkları mesele yapıp kötülük yapmaya kalkışmayın, şayet konu gereğinden fazla büyürse bazılarınız Parti’den çıkarılabilir, ağır cezalar alabilir.”

Bu sırada misafirlerin arasında Rahman’ı sevmeyen ve çekemeyen Dıykanbev ve Kurmaşev adlı kişilerin de var olduğunu biliyoruz. Zira adı geçenler kendileri gibi köydeki tarlalarda çalışarak hayvan otlatan Rahman’ın ilk önce askere gidip daha sonra ise öğrenimini tamamlayarak birden bire karşılarına yüksek dereceli bir hükümet görevlisi olarak çıkmasını büyük bir ihtimalle çekememiş olmalıdırlar. Nitekim Rahman’a bir şekilde zarar vermek emeline kapılan bu iki kafadar toplantıdaki konuşulanları Döömötov Moldagazı’ya anlatmışlardır. Kız kardeşinin eski kocasından öç almak için bu olayı fırsat bilen Moldagazı “Sorumlu Parti memuru Rahman Kasımov evinde şölen tertipleyip kendi köyündeki komünistlere ve komsomollara içki, şarap ikram etmiş, ziyafet vermiş, Parti’deki temizlik kampanyasını eleştiren fikirler beyan ederek toplantıdaki komünist ve komsomolları etkisi altına almaya çalışmıştır” şeklinde ifade edilebilecek cümleleri içeren açık mektup yazarak Kırgız Bölge Komitesi’nin Kontrol Komisyonu’na göndermiştir.

Kontrol Komisyonu meselenin aslının araştırması için Tokmok İlçe Parti Komitesi’ne bir alt yazı göndermiş, neticede açılan soruşturmada Rahman’ın bahsi geçen toplantı esnasında Parti’deki temizlik kampanyasına dair sarf ettiği söylenen sözleri gerçekten söyleyip söylemediği toplantıya katılanlara sorulmuştur. Toplantıda bulunanların bir kısmı soruşturma komisyonuna Rahman’ın ağzından Parti ve kampanyalar hakkında olumsuz herhangi bir şey duymadıklarını söylerken bir kısmı ise korktuklarından olsa gerek hiçbir şey bilmediklerini söylemişlerdir. Soruşturma sırasında sadece iki kişi toplantı sırasında Rahman’ın ağzından Komünist Parti’yi ve yürütülmekte olan temizlik hareketini eleştiren cümleler sarf ettiğini doğrular türde ifade vermiştir. Moldagazı tarafından yazılan açık mektupta Rahman’a yüklenen suçlamaları toplantıya katılanlardan sadece ikisinin doğrulaması Soruşturma Komitesi’nin bir karara varmasını zorlaştırmış ve son olarak Rahman’ın da ifade vermesi kararlaştırılmıştır. Fakat Rahman Kasımov kendisine yapılan resmî çağrıya uymayarak ifade vermek için gelmemiştir.

Genç adamın siyasette kademeleri hızlı bir şekilde geçmesi kendine sarsılmaz bir güven duymasına neden olsa gerek. Bütün bunlara ek olarak resmî çağrıyı önemsemeyerek görmezlikten gelmesi ve bahsi geçen soruşturmada ifadesi alınanlardan bazılarının Rahman’ın aleyhinde şahitlik yapması Soruşturma Komisyonun’da bazı tereddütlerin doğmasına sebep olmuşa benziyor.

Tokmok Parti Komitesi’nin görevlendirdiği soruşturma heyeti, resmî emirle ifade vermek üzere çağrılmasına rağmen Kasımov’un bu çağrıya uymadığını Parti Kırgız Bölge Komitesi Kontrol Komisyonu’na raporla bildirmiş Kontrol Komisyonu ise köyündeki komünistlere ve komsomollara Parti’deki temizlik kampanyası aleyhinde konuştuğu için değil İlçe Kontrol Komisyonu’nun resmî olarak çağırmasına rağmen bu çağrıya mazeretsiz olarak uymadığı için Rahman Kasımov’a Parti’nin ihtarını vermiştir.

Hatta onun Ticaret Komiseri olamamasının nedenlerinden birisi de almış olduğu bu ihtar ve hakkında yazılan dilekçelerin siyasî çevrelerde “imiş-miş”ler ile büyütülmek suretiyle adının dedikodulara karışmasındandır.

Yazmış olduğu dilekçelerle kız kardeşinin eski kocasını hem cezalandırmak hem de adını lekelemek için elinden geleni ardına koymayan Moldagazı Döömötov bununla da kalmayarak Rahman’ın babası Moldakasım’ı “kulak” (işçi çalıştırmak suretiyle zenginleşen toprak ağası) şeklindeki bir suçlamayla karalayarak ceza aldırmak suretiyle oğlu Rahman’ın “koyun derisine bürünmüş kurt” (sosyal devrime inanmayan bürokrat) şeklinde adını çıkartmanın çarelerine bakmaya başlamıştır.

Gayretli bir kişiliğe sahip olan Moldokasım Sovyetler Birliğin’de yer-su reformu yapıldığı ve yeni ekonomik politikaların neticesinde özel mülklere, şahsî ticarethanelere ve köy kooperatiflerine izin verildiği dönemlerde iki hanımı ve kendisinin çalışması ve aynı zamanda devlet memuru olan oğlunun maddî yardımlarıyla mal-mülk olarak durumunu iyileştirmiş ve genel hattın biraz üzerine çıkmıştır. Örneğin Moldokasım 1929 yılında 12 baş öküz, sekiz baş inek ve 95 baş koyun sahibi orta halli bir çiftçi imiş. Hatta malı çok fakat ailesi küçük olan Modokasım 1926 yılında altı ay, 1927 yılında beş ay, 1929 yılında yedi ay kadar yanında çoban da çalıştırmış. 1929 yılında ise “Cerdi Şeriktetip İştetüü” (toprağın ortak işletimi) adlı kooperatife girmiş ve adı geçen kooperatifin 1930 yılında kolhoza dönüştürülmesi ile kolhozcu olmuştur.

Fakat büyük bir azimle öç almak yoluna düşen Moldogazı Döömötov kolhozun fakir üyelerini önceki eniştesine karşı kışkırtmaya başlamıştır. Neticede aleyhte yaptığı çalışmalar sonuç vermiş ve Burana Köy Meclisine bağlı “Cardı-calçılar”1 grubu toplanarak “zengin toprak ağları sınıfının başı çekenlerinden birisi” şeklindeki bir suçlamayla Moldokasım’ı kolhozdan çıkarmış ve ceza olarak devlete 2 ton 784 gram (174 pud) et, 800 kg (50 pud) ekin, 200-300 kg da yonca ödemesine, hazine mallarını kendi imkânlarıyla Balıkçı şehrine göndermesine ve köy iktisadı ve sosyal hizmet vergilerini cezası ile birlikte ödemesine karar vermiştir. Verilen bu cezadan da rahatlıkla anlaşılacağı gibi Moldokasım Kocogeldi uulu devrim düşmanı, toprak ağası (feodalizm artığı) şeklindeki bir suçlama ile karşı karşıya kalmış ve aldığı ceza ile bu suçu tasdik edilmiştir.

Babasının aldığı ceza ve isminin toprak ağasına çıkartılmasıyla kendisinin de devlet kademelerinde ve Komünist Parti içerisindeki yerinin tehlikeye düşeceğini sezen Rahman, babası Moldokasım’ı bu ağır cezadan kurtarmanın çaresine bakmak için aceleyle köyüne gelir. Köydeki kolhozcuların büyük bir çoğunluğu köy insanına has birincil ilişkilerin etkisinde olduğu için büyük dereceli memur Rahman’ı ne olursa olsun kendi evladımız diye saymış olsa gerek. Hiç kimseye zararı olmayan ve kendi halinde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan Moldakasım’ı ise köyün büyük çoğunluğu iyi bir adam olarak tanıyor olmalıydı ki kolhozcuların içinde herhangi bir art niyet taşımayan çoğunluğu Raman’ın ricasını kırmayarak babasının yazdığı dilekçenin akabinde kolhozu 25 Şubat 1930’da genel toplantıya çağırmış ve bu toplantıda Moldokasım’ı kolhoz üyesi olarak kalmasında karar kılmıştır. Yine aynı toplantıda “Cardı-Calçılar” grubunun vermiş olduğu cezalar ise kanunsuz olduğu gerekçesi ile iptal edilmiştir.

Bundan sonra Moldokasım’ın adını toprak ağası olarak çıkartıp felaketine sebep olmak isteyen “Cardı-calçılar” gurubu ile herhangi bir aşırı yanı olmayan basit kolhoz üyeleri Moldokasım Döömötov tarafında olanlar ve onun açıktan açığa tavır alarak felaketine sebep olmak istediği Rahman Moldokasım uulunun tarafında olanlar olarak ikiye ayrılmış ve bu iki çiftçi grubu arasında mücadele başlamıştır.

5 Mart 1931’de Moldogazı Döömötov’un başını çektiği “Cardı-calçılar” grubu toplanarak “Moldokasım Kocogeldiev kolhozdan çıkarılsın, verilen cezaları yerine getirsin” şeklindeki önceki kararını yeniden almış ve buna ek olarak Kocogeldiev’e ilk verilen cezadan daha ağır bir ceza verilmesi prensibini benimsemiştir.

Kolhozun üyelerinin çoğunluğunun oluşturduğu diğer gurup ise 14 Mart 1931’de toplanmış ve bu toplantıda Moldokasım Kocogeldiev’in 1926 yılına kadar basit bir çiftçi olarak herhangi bir zenginliği olmadan yaşadığını ancak bu tarihten sonra kendi alın teri ile az da olsa mal mülk biriktirdiğini kayıtlara geçirtip Kocogeldiev’in evinde eli iş tutan erkek olmadığı için yanında işçi çalıştırmış olabileceğini de belirterek Kocogeldiev’i orta çiftçi sınıflandırmasına almış ve kolhoza üyeliğinin devamına karar vermiştir. Yine bu toplantıda “Cardı-çalçılar” grubunun tekrar tekrar toplanarak Moldokasım’ı keyfî bir biçimde kolhoz üyeliğinden çıkarmasının ve kanunsuz usullerle Kocageldiev’e ağır cezalar yüklenmesinin ne derece doğru olduğunun da Çüy İlçe Komitesi’ne ve İlçe Kolhozcular Birliği’ne sorulmasına karar verilmiştir.

Fakat gruplar arasındaki mücadeleyi daha da kızıştıran M. Döömötov, Emekçiler Sovetinin Çüy Rayon Komitesi’ne ‘Burana köyünün “Cardı-calçılar” gurubu Moldogazı Kocogeldiev’i kulak (toprak ağası) olduğu gerekçesiyle kolhozdan çıkarıp adı geçen şahsı son derece ağır cezalara çarptırsa dahi Kocogeldiev’in devlet memuru olan oğlu Rahman, hükümet görevlisi olmasının halk üzerinde yarattığı saygıyı ve tatlı dilini kullanarak kendi köyünde siyasî olarak temiz olan kolhozculara babasını korutmaktadır şeklindeki ifadelere yer verdiği bir dilekçeyle başvurmuştur.

Aynı sıralarda Rahman da ‘babasının kulak olmadığını, yeni ekonomik programların gündemde olduğu yıllarda basit bir çiftçi olarak geçimini sağlayan babasını kulak olarak karalama işlerinin önceki kayını Döömötov Moldogazı tarafından büyük bir kurnazlıkla tertiplendiğini anlatan savunma mektubunu Çüy ilçesi yöneticilerine göndermiştir.

Fakat İşçi Sendikasının Çüy İlçe Komitesi ve Kolhozlar Birliği ortak olarak almış olduğu kararda Moldokasım’ı ‘kulak’ olduğu gerekçesiyle cezalandıran “Cardı-calçılar” gurubunun aldığı kararları esas almış, kolhozcuların çoğunluğu tarafından Moldokasım’ın kulak olmadığını dolayısıyla kolhoz üyesi olarak kalmasında bir sakınca olmadığına dair alınan kararı görmezden gelmiştir.

Bundan sonra Moldokasım’ın kendisine verilen cezaları yerine getirmekten başka çaresi kalmamış 1931 yılının Nisan ayına kadar kendisine ceza olarak verilen 2 ton 784 gram etin ve 800 kg ekinin yerine devlete on beş koyun, bir inek ve bir tane at, bunların yanında pazardan satın almak suretiyle elde ettiği 400 kilo buğday, 176 kilo mısır ve 832 kilo yoncayı ceza olarak vermiştir. Elbette ceza olarak verilen bu rakamlar Moldakasım’a duyulan kin ve haset neticesinde aleyhinde taraflı olarak çıkarılan kararın neticesinde ödemesi gereken ceza miktarının üçte biri kadar bile değildir.

Bahsi geçen cezaları ödemek için büyük zorluklarla elde ettiği malını mülkünü tüketerek ekonomik olarak zor duruma düşen Moldokasım, oğlunun ısrarıyla İlçe Parti Komitesi’ne dilekçe yazarak bu dilekçesinde ‘önceleri son derece fakir olduğunu, ancak Sovyetler Birliği Yönetimi geldikten sonra mal mülk olarak bir birikime ulaşabildiğini, kolhozo kendi isteği ile girdiğini fakat köylü Cardı-calçılar gurubunun kendisini kulak olarak suçlayarak neticesinde altından kalkamayacağı ağır cezaya çarptırıldığını ve verilen bu cezaları yerine getirebilmek için muhtaç hale düştüğünü anlatmış, dilekçesinin devamında köyün fakirlerini kendisine karşı kışkırtan kişinin Döömötov Moldogazı olduğunu, Döömötov Moldogazı’nın kendisine karşı almış olduğu bu tavrın kız kardeşinin Rahman tarafından bırakılmasından sonra oluştuğunu ve Rahman’ın karısını boşamasından sonra bunu kendisine namus meselesi yaptığı için bu şekilde hareketlerde bulunduğunu anlatmıştır. Moldokasım, dilekçesinin sonunda ise kendisine verilen cezanın yeniden görüşülmesini istemiştir.

Bu sıralarda babasının orta halli bir çiftçi olduğu kararını çıkarttırmak ümidiyle Tomok’a gelerek İlçe yöneticilerinden babasına iyi niyetli muamele göstermesini rica eden Rahman, bununla da yetinmeyerek babası lehinde bir karar çıkması için İlçe yöneticilerini ikna edebilecek hatırlı dostlarını da araya sokmuştur.

Fakat öç almak için elinden geleni ardına koymayan Moldagazı’nın yaptıkları baskın mı geldi bilinmez, Komünist Partisi Çüy İlçe Teşkilatı’nın 3 Nisan 1931’de yapılan toplantısında Burana köyü ‘Cardı-calçılar gurubunun, Çüy İlçe Komitesi’nin ve Kolhozlar Birliği’nin Kocogeldiev Moldokasım aleyhinde almış olduğu önceki kararları onaylamış ve Kocogeldiev Moldokasım’ın malını mülkünü genel olarak ‘kulak’ malı olarak değerlendirmiştir. Yine aynı gün yapılan toplantıda alınan karar gereği VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi’ne ise “Ticaret Komiseri yardımcısı Rahman Kasımov kendi babasını aklatmak için babası hakkında yazılan dilekçeleri araştırmak üzere toplanan komisyonlar üzerinde etki yaratma çalışmalarında bulunmaktadır” şeklinde bir de haber gönderilmiştir.

İlçe Komitesi’nin almış olduğu nihai karara göre Moldokasım’ın bütün malına el konularak kendi köyünden başka bir yere gönderilmesi gerekirdi. Fakat bir türlü Moldokasım’ı rahat bırakmayan köylü Cardı-calçılar gurubu ‘bizim verdiğimiz cezaları tam olarak yerine getirmedi’ diyerek Moldokasım’ı mahkemeye vermiştir. Çüy İlçe Mahkemesi nedense “Moldokasım Kocogeldiev kulak olarak suçlu bulunsun ve sürgüne gönderilsin” şeklinde zaten alınması gereken kararı görmezden gelerek “ Kocageldiev, verilen cezaları tam olarak yerine getirmediği gibi bir de sabotajda bulundu” şeklindeki bir karara vararak talihsiz adama beş yıl da ağır hapis cezası vermiştir.

Aslında verilen bu ceza büyük güçlükler altında çalışarak ancak yaşayabileceği kadar bir birikime sahip olan orta halli çiftçilerin birçoğuna o devirlerde yapılan adaletsizliklerden sadece birisi idi. Şaşırtıcı ve bir o kadarda mide bulandırıcı.

Elbette İlçe Mahkemesi’nin vermiş olduğu bu merhametsiz hüküm Moldokasım’ı tarifine imkân olmayan korkular içerisine bırakmakla, iki hanımını telaşa düşürmekle kalmayıp Rahmanı da zor durumda bırakmıştır. Zira Rahman’ın babasının almış olduğu bu cezadan sonra sadece kulakın oğlu değil aynı zamanda sabotajcı kulağın oğlu olarak muamele görmesi kuvvetle ihtimaldir. Kendisine yapılabilecek ‘sabotajcı kulağın’ oğlu suçlamasından korkan Rahman babası ile ilişkilerini kesmeye karar vermiş ve bu kararını ilk etapta Parti Yöneticilerine sözlü olarak bildirmiş daha sonra ise Bölge Komitesi Kontrol Komisyonu’na bahsi geçen durumu yazılı olarak izah etmiştir. Kariyer hesabına düşüp öz babası ile alâkasını kesen Rahman’ın bu hareketi tam bir bolşevike yakışacak hareket olarak mı algılandı acaba? Çünkü Parti elit tabakası arasında onu görevinden alma meselesi gündeme gelmemiştir.

Bela birisinin başına gelmeye görsün, hep arka arkaya gelmez mi? Hanımından ayrıldıktan sonraki kafası ağrıyan, birçok problemle karşılaşan Rahman’ın başına bir bela daha gelmiştir.

VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi Haziran 1930’da devletin ihtiyaç duyduğu gerekleri karşılamak amacıyla kırsal kesimde yaşayan fakir halktan ekin ve pamuk toplansın şeklinde bir emir çıkararak ilçelere doldurulması gereken planlar göndermiştir. Fakat İlçe Komitelerine gönderilen bu planlar yerine getirilmesi imkânsız astronomik rakamlardan oluşuyordu. Bu yüzden alınan kararın İlçe Komitelerine gönderilmesinin üzerinden çok geçmeden ilgili mercilerden Bölge Komitesince yerine getirilmek üzere verilen planların eksiksiz olarak doldurulmasının imkânsız olduğuna dair sinyaller gelmeye başlamıştır. Mesela Çüy bölgesi Kapilin İlçesi (Şimdiki Cayıl) Parti Komitesi 10 Eylül 1930 yılında yapılan toplantısında “ilçe imkânları dâhilinde yerine getirilmesi imkânsız planlar verilmiştir” şeklinde bir karar almış ve bu kararı Bölge Komitesi’ne göndermiştir. İzahı yapılan bu karara inanmayan Bölge Komitesi yöneticileri aynı ayın sonlarında Ticaret Komiseri yardımcısı Rahman Kasımov’u Kapilin ilçesine yetkili olarak göndermiştir.

Bahsi geçen dönem köy ve kasabalarda şahsî mülklerin zorla ortak kollektif çiftliklerin hesabına geçirilmesi sürecinin başladığı dönemdir ki çiftçiler az da olsa şahsî mülklerini kolhozlara karşılıksız olarak vermemek için büyük veya küçük baş hayvanlarını kesmiş, ekinlerini ıssız tarlalarda bırakmıştır. Bu sıralarda meydana gelen kuraklık tarlalardan alınan verimi düşürdüğü gibi bahsi geçen ekonomik programın neticesinde halk zor duruma düşmüş ve kıtlık da baş göstermeye başlamıştır. Bütün bunlar azmış gibi halktan astronomik miktarlarda vergi alınması az da olsa malı mülkü olan çiftçilerin durumunu iyice zorlaştırmıştır.

Beceriksizce yapılan kolhozlaştırma hareketi ve alınan vergilerin üzerine meydana gelen kuraklığın neticesinde baş gösteren kıtlık Kazakistan’da had safhaya çıkmış, çok sayıdaki Kazak, Kırgızistan’a, Çüy ilçesine gelerek zaten zor durumda olan Çüy halkının durumunun daha da kötüleşmesine neden olmuştur.

VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi’nin temsilcisi sıfatıyla Kapilin ilçesine Ekim 1930’da gönderilen Rahman, 1931 Ocak’ın ortasına kadar bu bölgede kalmıştır. İlçe yöneticileri ve köylerin atlıları ile üç ay boyunca gece gündüz İlçenin değişik köylerine gidip elinden geleni yapmaya çalışsa da halktan ekin toplama işleri planın yarısını bile dolduracak kadar başarıya ulaşmamıştır. Meydana gelen başarısızlığın sebebini öğrenmek için Bölge Komitesi bilirkişi olarak Kuzentsov adında bir yetkiliyi Rahman’ın görev yaptığı İlçeye göndermiştir. Kuzentsov, elini veren birisinin kafasını da alan hızlı bir Bolşevik olsa gerek, halktan hububat toplama işlerini üstün körü inceledikten sonra 18 Ocak 1931 yılında İlçe komünistlerini konferansa çağırmış ve bazı açıklamalarda bulunmuştur. Konferansta, Kapilin ilçesinde halktan ekin ve diğer vergilerin toplama işleri esnasında sınıf çizgisinin tam manasıyla yerine getirilmediği üzerine vurgu yapılmış ve zenginlerden ve orta halli çiftçilerden ek olarak daha fazla vergi alınması, vergileri zamanında teslim etmeyenlerin ağır cezalara çarptırılması gibi maddeler konferansın sonunda halka duyurulan karar metnine alınmış ve karar metnin sonunda: “Yaptığı işlerde taraf tutarak, zengin toprak ağalarına tam manasıyla hak ettikleri şekilde davranmadığı için yoldaş R. Kasımov’un İlçedeki görevinden yeniden merkeze alınması VKP(B) Kırgız Bölge Komitesin’den talep edilsin” şeklindeki cümlelere yer verilmiştir.

Kolaylıkla tahmin edileceği gibi Rahman Kasımov, Bölge Komitesi tarafından Kapilin İlçesindeki görevinden azledilerek merkeze çağrılmıştır. Bölge Komitesi 17 Şubat 1931’de yapılan toplantı sonucunda kendisine verilen görevi yerine getiremeyen Ticaret Komiseri yardımcısı Rahman Kasımov’a verilecek olan cezanın Kontrol Komisyonu tarafından karara bağlanmasına karar vermiştir. Fakat Rahman’a verilecek cezanın görüşüleceği Kontrol Komisyonu’na “Parti görevlisi Rahman Kasımov, babasının kulak olarak ceza görmesi engellemeye çalışmakta, mahkemenin gidişatına dışarıdan müdahale etmekte, iki çocuğunu devrim düşmanı babasının yanında terbiye almasına sessiz kalmaktadır” şeklinde birçok jurnal ulaşmıştı.

Kontrol Komisyonu’nun Rahman’a dair hazırladığı materyallerin temelinde Kırgız Bölge Komitesi’nin danışma kurulu, 29 Nisan 1931’de yapılan toplantısında Parti üyesi Rahman Kasımov’un Parti’deki durumunu görüşmüş ve Rahman’a “kulak olarak ceza gören babasının mahkeme sürecine müdahale etmeye çalıştığı ve çocuklarının yine babasının yanında yetişmesine müsaade ettiği için” şeklindeki bir giriş yazısı ile Parti’nin ihtarını vermiştir. Ayrıca aynı kararın sonuna “Eğer en kısa zamanda çocuklarını ve annesini babasının velayetinden alıp kendi velayetine almazsa, yoldaş Rahman Kasımov’un Parti üyeliği ile alâkalı mesele VKP(B) Kırgız Bölge Komitesi’nde ikinci defa görüşülsün” şeklinde bir uyarı paragrafı konulmuştur.

Bahsi geçen ihtarın dayandığı temeller gerçekten gariptir: Verilen cezanın gerekçesi olarak Kapilin ilçesine Parti görevlisi olarak gönderilen Kasımov’un görevinin yerine getirememesi ya da babasının “sabotajcı kulak” olarak suçlanıp hapse atıldıktan sonra Rahman’ın da sosyal sınıfının değişmesi ve zulüm eden sınıfın üyesi haline gelmesi değil de, babasının hapse atılması sürecinde mahkemeye müdahale etmeye çalışması ve ceza aldığı halde çocuklarını babasının evinde tutması gösterilmiştir. Bu şekilde 1931 yılının Ocak ve Nisan ayları arasında değişik talihsizliklerle karşılaşan Rahman Kasımov babası ile alâkasını kestiğini ve yaptıklarından haberdar olmadığını yazdığı açık mektubun üzerinden fazla geçmeden babasının hapishaneye alındığı günü de görmüştür. Babasının cezasının kesinleşerek hapse alınmasından sonra arkada kalan iki karısı ve Rahman’ın çocukları ortada kalmış, diğer taraftan babası “sabotajcı kulak, devrim düşmanı, üst sınıf üyesi” suçlamalarına maruz bırakılan ve neticesinde ceza alan Rahman, bütün bunların üzerine Parti’den almış olduğu ihtar cezası ile son derece zor duruma düşmüş, siyasî kariyeri bitme noktasına gelmiştir.

Aslında Rahman’ın bulunduğu görevden üst makamda herhangi bir göreve atanması imkânsızdı. Fakat şimdiki makamında oturup oturmayacağı hepsinden de önemlisi genel itibariyle Parti’deki görevlendirme mekanizması içerisinde bir yerinin olup olmadığı şüpheliydi. Şayet Parti’den atılacak olursa ne yapardı? Devlet hizmetinde bulunmuş, Parti’de görevler almıştı, ama elinden başka iş gelir miydi? Üniversite eğitimi bir tarafa orta düzeyde dahi eğitim görmeyen akıl düzeyi ile hayatta ayakta kalabilecek başka bir meslek bilmiyordu. Görevinden ayrılacak olursa babasının iki hanımına, kendi çocuklarına ve yakınlarda evlendiği ikinci karısına nasıl bakacak onları ne ile doyuracaktı? Ya hapishanede zorluklar içerisinde yatan babası ne olacaktı? Böyle zor duruma düştüğü durumlarda yardımına koşacak kardeşleri de yoktu.

Bir yıl boyunca bahsi geçen bütün bu problemlerin peşinde sıkıntı içerisinde koşarak bir sonuç alamaması bir yana sağlığı da bozulan Rahman’ın sinirleri tamamıyla boşalmış, mide ağrıları dayanılmaz bir hal almıştı. Babasının suçsuz yere ceza alarak hapishaneye yatması kendisinin Parti tarafından hak etmediği halde ağır şekilde ihtar edilmesi gibi olumsuz faktörlerin yanında bütün aileye tek başına bakmak zorunda kalması Rahman’ı tarifine lüzum olmayan sıkıntılar ve kederler içerisine sokmuş, panikleyen genç adam telaşa düşmüş ve depresyon geçirmiştir. Bu psikoloji içerisinde bulunduğu görevde herhangi bir problem olmadan hizmetine devam etse de artık geriye dönüşü olmayan bir yola girdiğini sezen Rahman, çaresiz bir haldeyken karşısına hiç beklemediği bir yerden fırsat çıkmıştır.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1 Cardı-calçılar, Sovyetler Birliği zamanında zengin kişilerin yanlarında çalıştırmak üzere buldukları fakir köylü-işçilerin kolhozlar içerisinde oluşturduğu grup. Amele, ırgat grubu. (Çevirenin notu)

...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 120. sayıda...

 

 

DERGİDEN