YIL: 10  /  SAYI: 120  /  Aralık - 2016
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Yusuf Ziya Ortaç
Beş Hececi Şairlerden Biri
Doç. Aydan XANDAN
Uyarlama: Ülkü Taşlıova






Açıklama: Makale Türk edebiyatının meşhur şairi Yusuf Ziya Ortacın şiirlerinin tetkikine adanmıştır. Şairin yaratıcılığında yer alan esas mevzular, formlar tahlil edilmiş, ayrıca Türk şiirinin aruz vezninden heceye geçiş meselelerinede dokunulmuştur.

Türk edebiyatı tarihinde beş hececi olarak tanınan şairlerden biri olan Yusuf Ziya Ortac 1895 yılında İstanbul’ da dünyaya gelmiştir. Şair ilk tahsiline Beylerbeyi semtinde olan İstavroz Abdullah Ağa mektebinde başlamış, daha sonra ise Fransızca öğrenmesi için Kuzguncuktaki İsrail mektebine verilmişdir. Çocuk yaşlarında Yusif Ziya daha çok babası gibi mühendis olma arzusundaydı. Lakin 13 yaşındayken komşularının kızına şiir yazdığı hakkında bir malumat vardır. Şairin hatıralarından malum olunuyor ki, onun ilk yazmaya başladığı tarih 1912 yılına tesadüf ediyor. İşte bu yıllarda o, Vefa idadisinde tahsiline devam ederken, Fenn adlı, küçük hacimli gazetede matamatiksel meselenin çözümünü baskı yaptırmış ve altına imzasını atmıştır. Elbette, bu edebi bir eser değildi, fakat şair hayatının şairlik makamına işte bu ilk yayını ile başladığını düşündürüyor.

İdadi de tahsil gördüğü devirde, geleceğin şairi, servet-fünun akımının etkisine kapılır. Hususen serveti-fünunçulardan Cenap Şahabettinin şiirleri onun ilgisini çeker. İşte bu şairin şiirleriyle tanışıklığı onu edebiyata bağlanmasına sebep olur. Böylece Yusuf Ziya aruz vezninde de şiirler yazmaya başlar. Burada söylemeliyiz ki, gelecekte beş hececi şair dostları olacak, ediplerde şiir alanına işte bu aruz vezniyle yazdıkları şiirlerle gelecekler. Lakin Ziya Göyalp gibi Türkçü ve hece vezninin tebligatcısı olan şair ve toplumsal görüşlerin etkisiyle hem Yusuf Ziya, hem de diğer beş hececi arkadaşları aruzdan uzaklaşarak, Türklerin geleneksel şiir vezni sayılan heceye geçiş yapmış olacaklar.

Yaratıcılığının ilk devirlerinde Cenab Şahabeddin’in ve Türkçe aruz vezninin ustalarından olan Yahya Kemal’ in eserleri, Yusuf Ziya şiirlerinde tesirli olmuştur. Şairin “Akından Akına” şiiri şüphesiz ki, Yahya Kemal’ in “Akıncılar” şiirinin etkisinden kurtulmamıştır.

Yusuf Ziya ve onun döneminin edebi sahnede faaliyet gösterdikleri devir İkinci Meşrutiyet ve Balkan muhaberası dönemine denk geliyor. Bu dönemlerde sosyal ve siyası edebi sahnede nice fikir ve ideoloji ceryanları mevcut idi. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık fikirlerinin popüler olduğu bir dönemde fikir alanına Türkçülük fikirleri de gelmiş olur.

Düşünce yazarı Ziya Gökalp Türkçülük fikirlerini mühtelif yollarla tebliğ etmeye başlamış ve kendisini şair olarak tanıtmasa da, şiir sahnesinde Türkçülüyü yaymaya davam etmişdir. O devirde basılan Genç Kalemler Dergisinin sayfalarında Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem Türkçülüyü edebiyat sahasına dahil etme faliyetlerine başlamış ve devrin ediplerini de bu yolda ilerlemeye davet etmiştir. İstanbul’da Ziya Gökalp muhtelif görüşler sunmuş ve oradaki sunumlarında Türkçülükle ilgili fikirlerini açıklmaşıtır. Ziya Gökalp’ ın bu sunumlarını dinleyenler arasında Yusuf Ziya’ da yer alırdı. Neticede, Ziya Gökalp’ın edebiyat sahasında Türk köklerine dönülmesi gerektiği fikrini benimseyen Yusuf Ziya, Faruk Nafız, Enis Behiç, Halit Fahri ve Orhan Seyfi’yle birlikte aruz vezninden uzaklaşmaya başlamış oldular. Böylece şairler, Türk Halk edebiyatının nazım şekillerinde şiirler yazmaya başlarlar. Bu şiirler hem biçim, hem de içerik olarak milli ruha işlenmiş oldu.

Yusuf Ziya yaratıcılığı boyunca çeşitli konularda şiir ve piyesler yazmıştır. Şairin şiirlerini tahlil süzgecinden geçirdikçe aşağıdaki konuların daha çokluk oluşturduğunu tespit etmiş bulunuyoruz. Beşeri aşk, mitolojiyle ilgili konularda yazılmış şiirler, hayat ve ölüm konusu, savaş ve kahramanlık konusu, tarihle ilgili eserler.

Şüphesiz her kalem ustası gibi Yusuf Ziya da şiire ilk adım attığında daha çok sevgi konularını kaleme almıştır. Bu şiirlerinde vuslata ermeyen sevgi, üzüntü, keder, gam hissedilir. Bu kabilden şiirlere Senden Sonra, Kalbimin Masalı, Kimsesiz Devlet, Aşk ve Ben, Sevmiyorum gibi şiirleri misal gösterebiliriz.

Bu mevzuda yazılan şiirlerin arasında Yunan mitolojisinden etkilenerek yazılanlarda vardır. Bu da tesadüf değildir. Bilindiyi gibi şairin yaratıcılığa başladığı dönemde edebiyatta akdeniz havzası halklarının kültürünü teşvik eden bir edebi meyil vardı. Şair ve yazarlardan Yahya Kemal, Yakup Kadri yaradıcılıklarında bu fikre bir süre kapalı kalanlardan idiler.

Bu türden şiirlerinin çoğunda şair destanlara, mitolojiye başvurmuştur. Böyle şiirlerinden biri olan «Aşk yaratılırken» şiiridir. Şiirin konusu Adem ve Havva efsanesinden alınmıştır. Diğer bir şiiri olan “Piç” de şair yine mitolojik karekterlere yöneliyor. Burada, göl perisi ile insan arasında olan muhabetten bahsediyor. Andersen’in masallarından birinde de geçen bu öykü şairin şiirinde başka türlü bir sonla sonuçlanır. Tanrının lütfuyle insan oğlu ve masal kahramanı olan peri arasında doğan sevgi sebebiyle dünyaya Aşk adlı bir oğlan çocuğu gelir. Doğan bebeği insanlık mukaddes bir varlık gibi kabul eder. Tanrıların insanlar gibi düşünmesi, tasavvuf anayışına has olan ilahi aşktan farklı olarak, dünyevi aşka üstünlük verilmesi Yusuf Ziya’ nın bu kabilden olan eserlerinde dikkat çekmektedir.

Yusuf Ziya’nın bir çok şiirlerinde ölüm mevzusu işlenmişdir. Şairin eserlerinden onun ölümle alakalı düşünceleri dikkatimizi çekiyor. Ona göre ölüm eziyet ve ıztıraptır. Hayatın sonu ölümle neticeleniyor. Ölüm her şeyin sonu olduğundan, talihsizliğinde, kötü sözünde, kötülüğünde sonu ölümdür. Şairin fikrine göre, sevmeyen insan artık ölüdür. İnsan ne kadar sevip, seviliyorsa o kadar yaşıyor. Sevgi hissi ve sevgi nesnesinden ayrlılış ise ölüme eşittir. Şiirlerin konusu sadece sevgiyle bağlı olarak işlenilmemiştir. Şair vatan toprağı uğruna canlarından geçen askerlere de bir takım şiirler yazmıştır. Yusuf Ziya’ nın edebi faaliyeti muharebeler devrine tesadüf ettiğinden bu mevzu zaman itibariyle oldukça günceldi. Şairin beş hececi dostları da onunla beraber söz konusu mevzuya müracaat ediyorlardı. Birinci dünya şavaşı döneminde düşmanla hem cephede çarpişan asker, hem de Türk köylüsünün mücadelesi şairlerin ilham kaynağı olmuştur.

Bu konuda yazılmış şiirlerde de yine muhabbet ön plandadır. Savaşa giden askeri evde sevgilisi, anası, bacısı bekliyor. İşte onların sevgisi ve desteği askerleri güçlendirerek, onları cesarete getirmektedir. Bu tarz şiirler arasında “Şehidin kalbi.”, “Nöbetçi ve yıldız.” ı örnek vermek mümkündür.

Şavaş konusundan bahsederken söylemeliyiz ki, şair işlediği konular arasında Türk tarihine de başvurmuştur. Orta Asya Türk tarihi, Osmanlı tarihi, Türk Sultanları Yusuf Ziya şiirlerinde yer alan mevzulardan biridir. “Hilal-i Ahmer”, “Kızılay”, “Ozan”, Bir gönülün sözleri”, “Sultan Osman’ın rüyası”, “Gemiciler” adlı şiirlerinde bu konuları yansıtmaktadır.

Tarihi konuda yazılmış olan şiirleri gözden geçirirken Yusuf Ziya’nın parnasizm akımının etkisi altına kaldığı fikrine gelmiş oluyoruz. Bu akım Türk edebiyatına XIX. Yüzyılda Fransız edebiyatından geçmiştir. Türk şairlerinden Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ da da parnasizm tesirini hissediyoruz. Yusuf Ziya da Yahya Kemal hayranı olduğundan bir takım tarihi konulu şiirlerinde parnasçı olarak görülür.

Parnasçıların şiirlerinde estetik güzelliğe ve egzotiğe meyilli ustalar vardı. Yusuf Ziya da birkaç şiirinde böyle tasvirlere yer vermiştir. Örnek olarak şairin İki Kama şiirini göstermek mümkündür. Bu Şiirde hançerin şeklinden ve üzerindeki işlemelerden bahsediyor.

İki hançer gördüm, birinin gümüş
Kabzasına yakut güller örülmüş;
Altın kını, elmas, zümrüt içinde,
Öyle inciler ki, ne Hint ne Çin”de
Eşine tesadüf edilmez asla!

Şiirde güzelliği ve eşsizliği anlatılan hançer, daha sonra diğer bir hançerle karşılaştırılır. Fakat ikincisi güzelliğiyle seçilmiyor, o, aksine eski ve paslıdır.

Diğeri örtülmüş bir kızıl pasla,
Sapı tutulmaktan kararmış, eski,
Fakat öyle mağrur duruyor ki,
Altın hançer bile bakıp kıskandı,
Çünki onun süsü: Bir damla kandı!

Şair iki hançeri mukayese ederken, güzelliği ve değerli mücevherlerle süslü hançere değilde, paslı, savaşlarda asker elinde olan eski ve köhne hançere üstünlük veriyor. Aslında hançerler insanların timsalidir. Şavaşlarda serden geçen, vatan uğruna can veren şehitler ikinci hançere benziyorlar. Onların hatıraları yüzyıllar geçse de hafızalarda sonsuza dek kalır. Aynı konu şairin İki Asker şiirinde de geçiyor. Kahramanlık mevzusunda yazılmış şiirlerinde yiğitlerle gurur duyma hissi, vatan topraklarına olan sonsuz sadakat ve sevgi, halkın muhtelif numayendelerine minnettarlık duyguları Yusuf Ziya’ nın bu kabilden şiirlerinin esas motifini teşkil ediyor. Şair hangi konuya dokunursa dokunsun her bir şiirinde güzel tabiat tasvirlerine ve şiirselliğe önem veriyor.

Bulutlar, sema, deniz, ağaçlar, güneş, ay, gece ve bunun gibi ifadelere bir çok şiirinde rastlıyoruz. Bütün bu tasvirler şiirlere husisi bir özellik ve şiirsellik katıyor. Yusuf Ziya şiirlerinde nostalji hisslerine sıkca rastlıyoruz. Geçmişteki mutlu hayata dönmeyi düşlemek, çocukluk anılarına dönmek Yusuf Ziya ve onun diğer hececi kalem dostlarında da var. Örneğin, Yusuf Ziya›nın «Evim» adlı şiiri Orhan Seyfinin «Evimiz» adlı şiirini anımsatıyor.

Yusuf Ziya kendi şiirinde babasından kalan eski bir evi tasvir ediyor. Ev onun hayallerini bir zamanlar burada yaşayan akrabalarına götürüyor. Şair hatıralara daldıkça kendisini yalnız hissediyor. Orhan Seyfi de aynı adlı şiirinde eski evlerden ata baba ocağından bahsediyor. Yusuf Ziya’ dan farklı olarak, şair daha geniş tasvirlere yer veriyor. Evden bahsederken bu evin sakinlerinin sözleri, onlarla olan en güzel hatıralara yer veriyor. Ve neticede iki şairi aynı fikir birleştiriyor ki bu da geçmişe olan sonsuz hasrettir. Geçmiş zamana olan nostalji hisleri, parnasizm akımını benimseyenlere has bir hususiyetti.

Yahya Kemal’in Osmanlı tarihinin şanlı geçmişine bağlılık duygusu ve geçmişe olan özlemi Yusuf Ziya’ da da hissedilir.

Yusuf Ziya’nın ölüm mevzusunda yazdığı bir çok şiirlerinde şairin hayata dair düşüncelerini öğrenmiş oluyoruz. Ölümü düşündüğü anda sanki ondan kaçarak geçmişe sığınmak istiyor. “Ölüme doğru” adlı şiirinde şair kendi ölümünü korkular içinde düşünüyor. Aklına gelen bu düşüncelerden dolayı iyice karamsarlığa kapılıyor.

İşte bir bir uyanıyor geçmiş zamanlar,
Artık eski rüyaların seyrine daldım!
O ses nedir? Yanımda bir ağlayan mı var?
Kanatlarım kapanıyor havasız kaldım!...

Yusuf Ziya’ nın “Son arzu” şiirinde de aynı mevzuya dokunuluyor. Bu şiirde ise şair sevgilisine hitaben, onu öldükten sonra da hatırlamasını istiyor. Şiirde mezarlık, mezar taşları tasvirine yer veriyor.

Köyün mezarlığından geçersen bir gün eğer
Bir kaç dakika durup bak yosunlu taşlara;
Görürsen etrafını otlar bürümüş bir yer,
Ta yanına yaklaşıp benim adımı ara
Sonra bırak göğsüne taktığın beyaz gülü,
Bari kabrinde gülsün bu bahtı siyah ölü.

Yusuf Ziya ölümü düşünürken, ölümün bu hayatta yarattığı üzüntüyü ve geride kalanlara etkisini düşünüyor. Şairi düşündüren sorular arasında kendi ölümünü sevdiklerinin nasıl karşılayacağıdır. Birçok şiirinde bu fikrini ifade ediyor.

Yusuf Ziya şiirinin biçim özelliklerinden bahsederken söylemeliyiz ki, şair ilk yazdığı şiirlerinde aruz vezninden istifade etmiştir. Aruz veznli şiirlerinde Yahya Kemal’ in tesiri görülür. Bu, yukarıda belirttiğimiz gibi hem biçim, hem de içerikte kendini gösteriyor.

Bu konuda şair kendisinin 1962 yılında çıkan «Bir rüzgar esti» kitabına yazdığı önsözünde şöyle diyor, “Benim yirmi yaşımda dil Osmanlıca idi, koyu Osmanlıca... Vezin aruz vezniydi: Bugünün dili dönmeyen failatünlerle...”. Bu sözler şairin konumunu ve yazmaya başladığı ilk dönemin özelliklerini açıklar. Bilindiği gibi, Yusuf Ziya’nın dahil olduğu Beş hececiler grubunun bütün üyeleri onun gibi şiire aruzla başlasa da, daha sonra heceyle şiirler yazmaya başlamışlardır

Hece vezninde yazmış olduğu şiirlerini tahlil ederken görüyoruz ki, şair 7+7=14, 4+4+5=13, 4+4=8, 6+5=11 hece veznlerinde şiirler yazmıştır. Bu şiirler tarih, sosyal hayat, kahramanlık, aşk, aile hayatı, ölüm ve yaşam hakkındaki felsefi düşünceleri de içine dahil etmiş.

Yusuf Ziya’nın istifade ettiyi nazım şekilleri koşma, türkü, mesnevi, sonet, semaidir. Bunların arasında şair en çok mesnevi ve koşmalara üstünlük vermişdir. Şiirlerinde ki kafiye sistemi tam, zengin ve kısmen yarım kafiyedir. Yusuf Ziya üçlüklerden nispeten az istifade etmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yusuf Ziya ilk manzum hece vezinli piyeslerden de birinin yazarıdır.

Onun 1917 yılında yazdığı «Binnaz» piyesi defalarca sahnelenmiştir. Piyesin içeriği şöyledir;

Sultan III Ahmet devrinin ahlaksız kadınlarından biri olan Binnaz varlıklı ve rahar bir hayat sürmektedir. O, Faika adlı bir cariyeyle birlikte yaşıyor. Tuna boylarında ki vilayetlerden birinde yaşayan Hamza, Binnaz hakkında duydukları sayesinde kıza vurulmuştur. İstanbula gelerek Binnaz’ la evlenme fikrine kapılır. Lakin Binnaz bir yeniçeriye aşıkdır. Hamza İstanbul’ a gelir, Binnazın evini aramaya başladığında saldırıya maruz kalır. Lakin onu ölümden kurtaran kişi işte Binnazın aşık olduğu yeniçeri Ahmet Efendidir. Hava karanlık olduğundan Hamza onu kurtaran şahsın yüzünü göremez, ama ona duyduğu minnettarlığını belirterek hançerini hediye eder.

Hamza Binnazı bulur ve onu kendisiyle birlikte memleketine götürmek istediğini söyler. Daha sonra Hamza Kahvehanelerde birine gider ve orada Binnaz hakkında ayrı ayrı kişiler tarafından çeşitli kötü sözler duyar. Burada Ahmet Efendiyle Binnaz yüzünden kavga eder.

Ahmet onu, kendisinin hediye ettiği hançerle vurur. Ahmet tutuklanır ve idam cezası alır. Hamza onu ölümden kurtarmak istese de, yeniçeri buna razı olmaz ve ölümü seçer.

Neticede Hamza Binnaz’a kavuşmuş olur, Ahmet ise idam edilir.

Manzum şekilde ve hece vezninde yazılmış olan bu piyes, divan edebiyatı ve halk hikayelerinde geçen konuları hatırlatıyor.

Eserin esas özelliği 6 + 5 = 11 hecede yazılmasıdır. Ünlü eleştirmen Fuad Köprülü eser hakkında diyor ki; «Son nesil şairleri arasında yeni vezin ile ilk piyes yazmak şerefi Yusuf Ziy Bey e nasip oldu. Başka türlü olsaydı, şüphesiz garip olacaktı; çünki, genç şairler arasında hece veznini teknik itibariyle onun kadar muvaffakiyyetli ve kolay kullanan, onun kadar her mevzuda ve her şekilde yazan kimse yoktur diyebiliriz.”

Yusuf Ziya Ortaç şiirinin temel özellikleri hakkında nihai olarak şunu diyebiliriz. Şair eserlerinde türkçenin güzelliklerinden geniş bir biçimde yararlanarak, oldukça şiirsel ifadelerle dolu olan şiirlere imza atmıştır.

Şairin şiirlerinden Türk tarihinin şanlı sayfalarını, hayata bağlı olan insanın ölüm karşısında umutsuz durumunu ve sevgilisine duyduğu sevgi hissini, vatana bağlılığı, halka şükran hisleri duyulur.

Yusuf Ziya ve hececi şair dostlarının sayesinde okuyucu tumturaklı kelimelerden kurtularak, güzel Ocakbaşı Türkçesi ile Türk halkına tarihsel ve benimsenen hece vezninde yazılmış şiirlere kavuşmuş oldu.

Kaynaklar
  1. Banarlı N. Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul, 1978
  2. Beyatlı Yahya Kemal, Edebiyata Dair, İstanbul, 1984
  3. Kabaklı Ahmet, Türk Edebiyatı, c 3 İstanbul, 1972
  4. Ortaç Yusuf Ziya, Bir varmış Bir Yokmuş Portreler, İstanbul, 1960
  5. Mehmet Önal, Yusuf Ziya Ortaç, Ankara, 1986

...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 120. sayıda...

 

 

DERGİDEN