YIL: 10  /  SAYI: 120  /  Aralık - 2016
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Ben Toz Tanesiyim
Terane VAHİD
Uyarlama: Ülkü Taşlıova




Terane Vahid

Memmedova Terane Vahid kızı (Terane Vahid) 1971 yılında Laçin şehrinin Mişni köyünde dünyaya geldi. Bakü Devlet Üniversitesinde gazetecilik bölümünde okudu.

Ülkenin nüfuslu gazetelerinde muhabir ve redaktör olarak çalıştı. Azerbaycan medeniyeti, edebiyatı, ince sanatı ile ilgili yüzlerce yazının müellifidir.

2005-2009 yıllarda İctimai Televizyon ve Radio Yayınları Şirketinde redaktor ve başredaktör görevini yaparken bir çok güzel edebi eserin sahibi oldu.

“Carçıfilm” Yaradıcılıq Birliyinde “Qismet” adlı güzel bir televizyon filmi, “Müdriklik çadırı - Ömer Xayyam”, “Çörek haqqı”, “Şirvanşahlar” adlı belgesel filmlerinin metin yazarıdır. 2000-2004 yılları arasında Azerbaycan Devlet Televizyonunun (AzTV) Halk Sanatları Şubesinde redaktör görevini yürüttü.

Hazırda AYB’nin yayın organı olan “Ulduz” dergisinde baş redaktör yardımcısıdır. 1990 yılından sonrada edebi eserler üretmeye başladı. 2013 yılında “Cennetden yuxarı...” adlı hikaye kitabı yayınlanmıştır. “Cennetden yuxarı...” kitabı 2016 yılda Türkiye türkçesine uyarlanarak Türkiye’ de yayınlanmıştır. ABD’ nin nüfuzlu “Trafford” yayınlarında “Müasir Azerbaycan qadın nesri” (Modern Azerbaijani Women’s Prose) kitabında ve Kosova’ nın dergilerinde hikayeleri yayınlanmıştır.

2004 yılında Medeniyyet ve Turizim Nazirliyi tarafından “Doxsan imza” adlı gazetelerde yayınlanan kitabı pyasaya çıkmıştır. Hesen bey Zerdabi ödülünü almıştır.

Azerbaycan Jurnalistler Birliyi (Azerbaycan Gazeteciler Birliği), Azerbaycan Yazıçılar Birliyi (Azerbaycan Yazarlar Birliği), Azerbaycan Teatr Xadimleri İttifaqının (Azerbaycan Tyatrocular Birliği) üyesidir.





Eski toz nağmesinde denir ki; Sabah olacak, güneş doğacak, ak sürü yeşil çimenlerde otlayacak, sular bin yıldır yol bulup aktığı gibi akacak ama senin hislerin dünki gibi olmayacak...

Bilmiyorum sizin yüreğinizden toz olma isteği geçtimi geçmedimi? Ama ben içimden bir gün toz olmak istedim. Öyle yürekten, öyle canı dilden, öyle içten istedim ki oracıkta toza çevrildim. Size söylemeliyim ki, insanın toza çevrilmesi hem tuhaf, hemde hoşa giden bir histir. Bölünüyorsun, bölünüyorsun, bölünüyorsun bütün sıfırların döküldüğünde yerde sadece kendin kalıyorsun. Sana acı veren, seni inciten hislerden arınıp-durulanınca hissediyorsun ki bu sensin, özünsün, gözünü açtığım adamların örümcek ağı gibi beynine, ruhuna ördüğü ağlardan kurtulabilmişsin.

Ben toza çevrilince oracıkta korku hissini yitirdim. Sinir oluyordum bu buruşuk, ekşimsi soru işaretine benzer hisden. İnsanı korkutarak yaşamaya bırakmıyor. Bu hissi kaybettğim an derinden, en derinden nefes aldım. Eskiden tozun nefes aldığını bilmiyordum. Ama alıyor. Biliyorum, dediklerime inanmayacaksınız, buna inanmak için toz olmak gerek.

Toza çevrildikden sonra bütün engellerden, kısıtlamalardan, setlerden, sınırlardan azat olup, havada gönlümün istediği kadar uçtum. Yaşadığım dünyaya hiç bir vakit böyle yukarıdan aşağıya bakmamıştım. Yaşadığım dünyayı biç bir zaman böyle solgun, miskin görmemiştim. Bilmiyorum, belki toz olduktan sonra dünya gözümden düşerek böyle olmuştu. Belki başka sebep vardı ama toz olduktan sonra anladım ki bizim güvendiğimiz, övündüğümüz, şanına şiirler yazıp, türküler bestelediğimiz dünya aslında toz kadarmış. Toz kadar dünyada biz bir ömür boyu kocaman kocaman konuşuyoruz. Yaşamak için bin hokkabazlık yapıyoruz, kendimizi kaldırıp en yüksek dağların başına koyuyoruz. Seviyoruz, ayrılıyoruz, gözyaşı döküyoruz. Meğerse bütün bunlar boş şeylermiş. Biz sadece toz kadar dünyada kendimizi bir çerçeveye koyan, uydurduğumuz kanunlara boyun eğen, öldükten sonra unutulmayacağımıza kendimizi inandırarak gülünç ve aptal durumuna düşüyoruz.

Ben havada uçarken durmadan düşünüyorum. Ve his batağına düşmemek için kendi etrafımda döndükçe dönüyorum.

Ama nereden geldiği belli olmayan bir rüzgar peydah olup kakülümden yapışıyor. Beni şehrin bir başından diyer başına sürüklüyor. Ben sevimsiz çirkin gökdelenlere, hastalıklı ağaclara, kirli pencerelere çarpa çarpa uçuşun son noktasında doğum evinin penceresine ilişiyorum. Elimi kaşımın üstüne koyup, küçük gözlerimle içeriyi görmeye çalışıyorum. Aksiliye bak, burası doğum bölümüymüş. Genç hanım ana olmaya hazırlanıyor. Acaba bu dünya gelen herkes anasına böyle azap veriyormu? Oysa kadının tek bir arzusu var o da özgür olmak. Bu özgürlük nasıl birşeydir ilahi, herkes onu arzuluyor. Ana canının bir parçasından, balasından bile azat olmak istiyor. Aslında bu dünyada her kes son nefesine kadar özgür olacağı günü bekliyor. İnsana oksijen gibi azatlıkta gereklidir. Tıp, ölenlerin ekseriyetine oksijen yetmezliği tanısını koyuyor. Ama ben toz tanesi olduktan sonra emin oldum ki, dünyasını değişenlerin büyük bir kısmı özgürlüğünü yaşayamadan geçip gidiyor. Kiminin özgürlüğü aile içinde elinden alınır, kiminin iş yerinde, kiminin de cemiyet içinde, aslında dünya bütünüyle azatsızlık içinde boğuluyor.

Toz vicdanım kımıldadıkça ben ters ters vicdanıma bakıyorum. Yani sen ne istiyorsun? Bahtın getirdiği toz olma hali güzel bir azatlık değil mi? Kendime kızarak objektif bakıyorum. Kadın azap çekiyor, sözün demini vuran ebelerin, hemşirelerin umurunda değil. Biliyorlar ki kadın bağırıp çağıracak, iki dünya arasında çırpınacak. Sonunda da azat olacak

En ilginç anı kaçırıyorum. Rüzgar beni koruyarak o yerden uzaklaştırıyor.

Doğrusunu demek gerekirse rüzgarı hiç sevmiyorum. Büyüklere gücü yetmiyor, küçükleri nefesi tükenene kadar önüne katıp kovalıyor. İlla git diyor, kaç diyor, çabuk ol diyor. İt oğlu, it, gül gibi durup bakıyordum ne vardı sanki?

Cehennem olsun rüzgar, toz olduktan sonra şikayet etmek, sitem etmek, kederli konuşmak şimarıklıktır. Yaşamanın ne olduğunu ben toz olduktan sonra anlamışım. Kendimi toz gibi hissetmişim. Aramızda kalsın insan olduğum zamanlara bir kez olsun kendimi insan gibi hissetmemiştim. Buna göre de herkesten yüzümü çevirdim. Gönüllü olarak toza çevrildim. Şimdi rahat bir yerdeyim. Etrafımda bir hayli benim gibi mutlu tozlar dolaşıyor. Sanki o sarışın tozu tanıyorum. Bedirhan Hocaya benziyor. Evet sanki odur. Bize üniversitede orta asırlar hakkında konferanslar sunardı. Yürekle, şefkle konuştukça bende orta asırı ne çok sevdiği duygusu uyanıyordu. Doğrudur, orta asırlara gidemedi ama sonunda arzusuna kavuştu. Toza çevrildi. İffetli, terbiyeli, utangaç hocam! Acaba yanına yaklaşıp hal hatırını sorsammı yoksa bırakayım toz olmanın tadını mı çıkarsın?

Kendime hakim olamıyorum. Toz tanesine çevrilen hocama sesleniyorum. Bedirhan Hoca beni görünce gülümsüyor. Toz olduğumdan dolayı beni sovyet devrinden kalma ütülü cümlelerle samimi kalple tebrik ediyor. “Hocam” diyorum. “Buralara neden geldiniz hayrola.” , “Bu yakınlarda anladım ki, bütün kaygılardan kurtulmanın ve rahat yaşamanın yegane yolu toz olmaktır. Çantamı koluma alıp, vakit geçirmeden toza çevrildim. Keşke çok önceden toz olsaydım. Yazık ki geç kalmışım.” dedi. Bedirhan Hocaya yürekten destek veriyorum.

Hoca zinde görünüyor, anlıyorum ki toza çevrilmek ona iyi gelmiş. Vedalaşıp ayrılıyorum. Sahi tozlar insanlar gibi bir birinin sinirini bozmuyor. Doğrusunu demek gerekrse tozlar çok edeplidirler. Başkaldırmak, kan karartmak, satkınlık, ihanet, dedikodu, yalan toz dünyasında bu hislere yer yoktur. Ohh dünya varmış. Bedirhan Hoca toz olduktan sonra, ben kimim ki? Allah bilir buralar tanış-tunuş, yazı-çizi adamlarıyla doludur.

Rüzgar beni bu defa kanatları üstünde bir hayli gezdiriyor. Tıkanıklık yok, gerginlik yok, para pul derdi yok, döviz kuru seni deli etmiyor. Para pul demişken, tozlara para lazım deyil, bir kuruş dahi gerekmez. Oh para pul derdinden ne güzel kurtuldum. Ben insan olduğumda her gün metroda, yolda, izde, yas yerinde, düğünde insanların ne düşündüklerini bilmek isterdim. Adamların kafaları sanki ticarethane tezgahı, gece gündüz “para, para, para”diye çalışıyor. Yazar kasa kafalılar!

Yok, tozlar sinirlenmiyor, ben sükut gibi sakinim. Parkda yaşlı, zayıf bir adamın omuzuna konuyorum. Hay Allah, bu kişinin düşünceleri ne kadar da karışık, bu insana ne kadar büyük bir yüktür. Kulağının dibinde var gücümle bağırıyorum, “Hey beyefendi sende toz ol, canın bu lüzümsuz yüklerden kurtulsun.” Adam işitmiyor. Birden hatırlıyorum ki korku hissi gibi sesimide kaybetmişim. Sanki insan olduğumda sesimi işiten vardı da? İyi ki tozlar bir biriyle konuşabiliyor. Hemde zarif toz dilinde... Tozşinasların dediyine göre toz dili dünyanın en kadim ve edebi dilidir.

Bu da böyle işte. Yaşlı adam ayağa kalkınca ben yine havalanıyorum. Kollarımı kuşların kanatları gibi açarak havada asılı kalıyorum. Öylece havada dolana dolana düşünüyorum.

Doğrusu toz olduktan sonra aklıma garip, ve enterasan fikirler geliyor. Mesela düşünüyorum ki bir kerelik toz olmak, hergün ufalanmaktan, öyütülmekten bin kez daha iyidir. Fikirleşiyorum ki, sirkte aslan olmaktansa, ormanda çakal olmak edebe daha uygundur. Fikirleşiyorum ki, hakkını yiyenlere anında tükürmek, sabırla bekleyip sonrada kırılmaktan daha şereflidir. Taa öteden beri büyükler küçükleri öğütüyor, güçlüler güçsüzleri eziyor,
batı doğuyu yiyor.

Şunuda demeliyim ki, tozlar için vakit sınırlaması yoktur. Onlar toz saatiyle çalışıyor. İnsanlar gibi zaman saniyeye, dakikaya, saate, güne, haftaya, aya yıla, asra, bölerek ölüm anını beklemiyor. Tozlar aleminde hiç bir kanunsuzluk yoktur. Üstelik kanunsuzluk cilt cilt kanunlar külliyatı yazılan yerde ortaya çıkıyor.

Ben yine havada devri alem ediyorum. Ama aşağıda, yerde birşeyler baş gösteriyor. Başını yere çevirerek acele eden iki ayaklıları görüyorum. Bana öyle geliyor ki yer yüzünde küçük bir kıyamet kopmuş, adamlar bir yerler için acele ediyor. Birbirlerine aman vermeden itip kakıyorlar. Karşılarına çıkan setleri, engelleri, duvarları devirip geçiyor, geçemediklerinin de üstünden de atlayıp geçiyorlar. Karşılarına çıkan suları yüzerek geçiyor. Bu azgınlaşmış adamların önünü kim kesebilir, kim onları durdurabilir.

Rüzgarla birlikte dünyanın üzerinde uçuyorum. Bütün kıtalarda, ülkelerde, şehirlerde ve her yerde vaziyet aynı. Adamlar bir yerlere koşuyor. Onlar koştukça arkalarında karabulutlar dolaşıyor. Tozlardan biri teessüfle, “Dünyada şer hayrı geçti, karanlık ışığa galip geldi. Dünyanın nizamı bozuldu. Adalet öldü.” diyor.

Adalet öldüğü gün dünyadaki son mum ışığıda sönecek. Ben toz olsam da son mumun sönmesini, insanların içindeki son ümidin ölmesini istemiyorum.

Neyse ki tozların cemiyetinde her şey adaletlidir. Keşke insanlar bu hissin ne kadar güzel olduğunu bilselerdi.

Şunuda demeliyim ki, hayatta o kadar adaletsizliklere rastladım ki, bazen toz tanesi olduğuma inanamıyorum. Bilmiyorum insanlar bu hissi ne zaman yitirdi. Yoksa, bu his herkese ait değilmi? Belki, böyle bir hissin olduğunu toplumun ak kargaları uydurmuş. Bilmiyorum, her halde kitablarda adalet hakkında birşeyler yazılmıştır. Ama ben uzun yıllar onu aradım sordum bulamadım, “Gördüm.” diyenlere de rastlamadım. Toz olduktan sonra artık o hissi aramıyorum. Ben arzu ettiğim yerdeyim.

Ben toz tanesine çevrildiğim güne şükrediyorum, o güne şükürler olsun ki, adamları daha yakından tanıyorum, hadiseleri daha iyi görüyorum, hayatı daha aydın gözle anlıyorum. Hakkın yenmesi nasıl bir hisdir biliyormusunuz? Hakkın elinden alınıyor, görüp bildiğin herşey örseleniyor sen ise cüret edip sesini çıkaramıyorsun. İçin kavruluyor, yana yana kalıyorsun. Sesini çıkaracak olsan seni de hırpalayacaklar. Toz olsam da bu durumlara kederleniyorum. Yok ağlamayacağım, tozlar ağlamaz, tozlar ancak hatırlar.

Ben ne zaman toz tanesine çevrildim? Bakın işte bu sırrı hiç bir zaman size açmayacağım. Demiyorum ki toz olabilmek için hayat seni değirmende buğday tanesi gibi ezmeli. İnsanlar seni bilerek kırmalı, hakkını yemeli, sana mahsus olanı kimse zorla elinden almalı, en yakın dostun gözünün içine baka baka sana ihanert etmeli. Ve günlerin birinde son kuvvetini toplayıp, “Ellerinizi yakamdan çekin, çekin artık,istediğiniz oldu, ben mağlup oldum.Yenildim ben artık hiç kimseyim. Hiç kimse. Ben toz tanesiyim.” Demeyi becere bilmelisin. Ben bunu yaptım.

Günün birinde toz olmak istersen yüreğinin sesine kulak ver. İstersen bağır, istersen pıçılda, ama iste...



...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 120. sayıda...

 

 

DERGİDEN