YIL: 10  /  SAYI: 120  /  Aralık - 2016
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Japon Mitolojisi ve
Ayn Efsaneleri
Japoncadan Çeviren: Şarafat JILKYBAYEVA *




Japonya’nın Kuzey bölgesinin eski edebiyatını ayn mitleri ve ayn efsaneleri kuruyor. Eski zaman’ın acayıp olayları tasvir edilen ayn mitlerinin bir bölümünü japon dilinden tercüme ederek, saygılı okuyuculara sunmak istiyorum.

Toprak nasıl yapıldı?

Ayn halkının kökeni hakkında efsaneler çoktur. Onların içinde birisi Amemasu diye deniz böceğinin arkasında doğulması hakkındadır. Bu olay çok eski zamanda olmuş. Ayn yerini yapan Kotankarakamuy Piri yerin üzerinde yaşamak için Gökten düşürülmüş. Şu zamanda bu dünyada başka hiçbir şey olmamış. “Toprağı yaratsam çok güzel olurdu” diye düşünmüş. O denizin üzerini gezerken bir avuç katı toprak bulmuş. Kotankarakamuy çok sevinmiş ve hemen adanı yapmaya başlamış. Katı toprağı yoğurup, dağı inşaa etmiş. Kili ezip, nehrin yerini yapmış. Böylece büyük kıta yaralmış. Üzerindeki işi bitirdikten sonra Kotankarakamuy Göğe dönmüş. Ama onun denizin ortasındaki katı toprak diye düşündüğü şey Amemasu’ın arkası olmuş.

Başka bir efsanede böyle söyleniyor. Çok eski zamanda Kotankarakamuy yeri yapmaya başlamış. O zamanda denizle Amemasu diye bir yaratık vardı. Sınırsız, kıyısız büyük Amemasu denizin içinde uyumuş. Bunu bilmeğen Kotankarakamuy “iyi yeri buldum” diye ada yapmaya başlamış. Arkasına büyük adanın yapıldığını bilen Kotankarakamuy çok kızmış, isyan etmiş. Japonyada deprem böylece çıkmış.

Kotankarakamuy Amemasuyu sakinleştirmek için gökten iki Pirini yerin üzerine düşürmüş, iki Piri çok büyük olduğundan Amemasu’ın iki yanına dura kalmışlar. Amemasu’yu sakinleştirdikten sonra iki Pirin karnı açmış. Onlar sırayla korumaya başlamış. Pirin biri öğle yemeğine gittiğinde Amemasu isyanı başlamış. Böylece deprem Amemasu’yu tutup duran iki Pirin biri yemeğe gittiğinde oluyormuş. Yeri üzerinde tutup duran Amemasu kuvetli olduğu nedeniyle hiç zaman yorulmamış. Deniz suyunun akımı da Amemasuya ilgilimiş. Akışlar Amemasu deniz suyunu yutup, kustuğundan olan işmiş. Amemasu’yu soğuk aldığında çok zaman olmuş. Öksürdüğünde tusnami olmuş, deniz kenarını sel almış, aynlar Amemasu yeri tutup durduğu nedeniyle Moşirietsukeuçieru (adanın bel omurgasındaki balık) demişler.

Başka efsanede böyle deniyor: Eski zamanda Kuzeyde gündüz ve gecin sınırdaş olduğu yerde bir göl varmış. Bu büyük gölü büyük Amemasu yaşamış. Gölün üzerinde Amemasu’yın kafası kayanın uçu gibi çıkar, gölün aşağı yerinde kuyruğu dalga doğdururmuş. Karnındaki kanatları gölün dipine ve büyüktaşa değin yetmiş. Arkaısndaki kanatları kayığın yelkeninden on kere büyük, yelle beraber dalgalanmış. Şu Amemasu göl üzerindeki kayığı da adamı da yutmuş, şu andan aynlar ondan saklanmanın usulunu aramışlar. Aynın içindeki hakim ihtiyar bir usulu bulmuş. İhtiyar etrafındekilere söylemiş: Kayığın tavanını yakmak lazım. Siyah damganı gören Amemasu “bulutun gölgesi düşüyor diye düşünüp yakınlaşmıyor” demiş. Şu zamandan beri aynlar balık abına çıktığında kayığın dipini yakıp, damga başar olmuş.

Bir gün Gök Pirileri toplantı yapmışlar. Amemasu oldukça insanoğluya yaşam olmuş. Amemasu’yu gölden kovmak lazım demişler. Birileri toplanıp Amemasu’yı itmeye başlamış. Amemasu onları kuyruğuyla vurmuş, öldürmüş. Diri kalanları kahramanlarıyla meşhur olan Otasutsuunkuruye düşünde oğüt vermiş: Akıllıyla, kahramanlığıyla meşhur olan Otasutsuunkuru! Amemasuyu gölden kovun! Bu senden başkasının ellinden yapılmaz.

Otasutsuunkuru kahraman yatağından kalkış, beş türlü zırh kalkanını hazırlamış. Kılıçını almış. Bulutla sakılan büyük dağdan asmış, buzu katan altı nehirden geçmiş, deniz gibi geniş Sasahara bozkırından da geçmiş. Yerin kenarındaki Gün ve Gecenin birleşen yerindeki göle gelmiş. Baksa gölden dolan ay gibi ışık saçan bir şey çıkmış. Bu Amemasuyun gözü diye düşünen Otasutsuunkuru kılıçını batırmış. Şu an göl suya yukarıya atılmış, yelin gücüyle yağmur olup dökülmüş. Otasutsuunkuru kuduran Amemasuyla altı yıl güreşmiş. Otasutsuunkuru Amemasu zayıflandığında iple dağa bağlamış ve kılıçıyla sokmuş. Amemasu gücünü biriktirip kudurduğunda ip bağlanan dağ köküyle koparılıp göle düşmüş. Böylece Amemasu dağın altında kalmış. Şimdi diprem olsa eski bir zamanda dağın altında kalan Amemasuyun kımılı diye düşünmüşler.

Meleğin muhabbet kuşu

Bu damganın başında alem büyük denizin içinde olmuş. Su ile yerin ayrıcalığı olmamış. Büyük denizin sınırı ile kenarına göz yetmemiş. Kıta şu denizin ortasında yüzmüş. Bu dumanlı dünyanın dört tarafı da sessizlik, dirliğin hiç belgisi olmamış. Yukarıdaki mavi Gökte kuş, aşağıdaki okyanusta yüzen balık, sakin sessizlikmiş. Uykudaki soğuk dünya. Biraz zaman geçmiş. Gök ve denizin şu tarafından rüzgar sokmuş, bulut katkat bulutların şu tarafındaki göğün en yukarı bölüğünden Alp Piri görünmüş. Binlerce Pirilerin arasındaki yaratıcı Piri en yukarı Gök alemini yaylamış. Yaratıcı Piri yerin yüzünü dirlik mekanı diye belirlemiş. O aşağıdaki aleme karadamak serçeyi göndermiş. Kuşların arasındaki en birinci olup doğan karadamak serçe meleğin kuşu diye belirlenmiş. Parlak tüyünü takan o yerin üzerine uçup gelmiş. Tüm hayvanların arasındaki karadamak serçeyi kanatlarıyla suyu vurup ayaklarıyla deniz kilin yoğurup , uzun kuyruğuyla toprağı sokmış. Su azalıp, kıta olmuş. Serçeyin sayesinde kıta büyülenip, okyanusa adalar çıkmış. Her taraftan çıkan adalardan japon yeri yapılmış. Aynlar dünyayı “moşiri” diyorlar. “Moşiri” yer diye anlamı veriyor.

Yerin insanoğlu yaratıldığında yanına karadamak serçe gelip eşli olmağı öğretmiş. Karadamak serçe kuyruğunu yukarı kaldırıp, aşağıya düşürdüğünde erkek yukarı, kadın aşağı olması gerekliğini insanoğlu anlamış. Karadamak serçe yavrulu olmanın usulunu anlattıktan insanoğlu yerin üzerinde çoğalmış. Aynlar karadamak serçeyi oçyuçiri (muhabbat kuşu) diyorlar.

İnsanın yaratılması hakkında

Göğe yeri yaratan Kotankarakamuy büyük yeri yaptıktan sonra büyük dağa dinlenmeye gitmiş. Dalga gibi dağlar. Uzun nehirden, ilkbaharda yapırağını açmış ağaçlar sakekusa bitkisi, türlü otlar.

Dünyaya sevinip bakan Kotankarakamuya bir şey yetmemiş gibi hissedildidir. Öyle düşünüp, böyle düşünüp akşam olduğunda gecenin piriyle konuşmuş. “Yer yaratıldı. Başka ne yapsak olur?” diye sormuş o Gecenin Pirinden. “Ben mi biliyorum?” diye kafasını sallamış gece Piri. İkisi düşünürken Gecenin Piri bacak altındaki kili tutup yoğurmuş. Yoğunurken kukla biçimini yapmış. “Bu bir entersan şey” demiş ona Kotankarakamuy. Gecenin Pirisi söğütün butağını kırmış ve kuklaya batırıp, kemik yapmış. Kafasının yerine “kyak” diye otu yapşırmış. “Buna ruh gerek”.

Ruhsuza ruh veren sihirli yelpaze varmış. Gecenin Piri yelpazeyle yelpimiş. Kilden yapılan kukla adam olmuş. İki gözü yıldız gibi ışık saçıp kıpıştırıyor.

On iki ihtiyarın boyuncağını vücuda koymak gerek. Yemek yemek, oynamak, uyumak... Pirilerini adam boyuna on iki ihtiyacı koymuş. Böylece kukla bütün adam olmuş, ama Gecenin Piri yapan kuklaların hepsi erkek olduğu nedeniyle ihtyar olduğunca azalıp, ölmüşler. Kotankarakamuy gündüz Pirisine gelmiş. Kuklaların başka türünü yapmasını sorup yalvarmış.

“Peki, gündüzün güneş ışığı gibi, güzel bir vücudu yapayım” demiş Gündüz Pirisi. O dişi kuklaları yapmış.

Böylece erkek ve kadın evlenip, insanoğlu yetişmiş. Piri gündüz yaratan kadının vücudu beyaz, güzel olmuş, erkek ihtiyar olduğunda kamburlanan sebebi kemiği söğütten yapıldığındandır.

Ayn halkında öğüte ilgili adetler çoktur. İhtiyar nehir sahiline gidip söğütten inou (ilaha yalvarmak için yapılan şey) yapmış. Sonra “O İnou! Niyetimizi kabul alın. Pirimiz adamı yaratığında söğütten kemik yaptıdır. Mukkades inou! Bebekleri merhametinin altına al!” diye yalvarmış. Sonra inouı bebeğin yastığının altına koymuş, kutsal içecek sake içmişler.

Başka bir efsanede böyle deniyor:

Dünyanın basında insanlar yerin üzerine gelip, hayvan avladığında ayı olsun, geyik olsun, çiğ etini yemişler. Savaşlarda yenen yenildiğinin etini yemiş olmuşlar. Ayn Piri Aynurakkuru Gökten düşmüş, insanlara hayvan olsun, balık olsun farkını bilip yemeği öğretmiş. İnsanlar bir-birini yemeği bırakmışlar. İnsanoğlu kültürlü hayata göçtüğünde Aynurakkuru Göğe dönmüş.

İnsanoğlunun doğusu hakkında

Eski bir zamanda kardeş ile kız kardeş Hanaomoto diye bitkiyin çiçeğini derip akrebiyle beslenip, bıldırcının yumurtasıyla belenip, yaşamışlar. Bir gün yağlı yağmur sağanak olup yağdığında Gökten yağan yıldızlardan alev çıkıp, yerin üzeri Ateş denizi olmuş. Kardeşi ile kız kardeşi dağa gitip, tepedeki ağacın içinde saklanmışlar. Sağanağın sonu tsunamiyle devam edilmişler. Dağ ile kır deniz olmuş. Dağın tepesindeki ağacın içine saklanan ikisi dışarı çıkmağa başladığında bir Piri gelmiş yanına. Bu bir kılavuz biri idi. Biri’yin sonunan kız, onun iziyle abiyi yürümüşler. Onlar dağın eteğine düşmüşler. Bir anda kız taşa tökezlenip, yere düşmüş. Onun ellini tutan abisi de onun üzerine düşmüş. Böylece onların araları bağlanmış ve kız kardeş hamile olmuş. Yerin üzerini yaylayan tüm insanoğlu şu kardeş ve kızkardeşinden doğmuş.

Ayn’ın başka bir efsanesinde bu denmiş. Yoğun tsunamiden son yerin üzerindeki hayvanlar ölmüşler, sadece kardeş ile kız kardeşi kalmış, onlar yemek bula almadıktan, aç olmuş, üzülmüşler. Onlara canı acığan Piri Gökten üç tane moçi (pirinçten yapılan yuvarlak ekmek) düşürmüş. Kardeşi işe kız kardeşi sabah iki moçiyi, öğle kalan bir tanesini bölüp yemişler. Vakit geçerken üç moçiyi günde üç kez yemişler. Onların hareketini bakan Piri onlardan: “Üç tane moçiyin ikisini sabah, başkasını öğlede bölüp yemek iyi mi, veya üçüsünü üç kez yemek daha doğru mu?” diye sormuş. Kardeş iki ellini birine vurup, “Sizin soruyunuz hangi elden ses çıktı diye soru gibi” demiş. Biri onun aklına memnun olup, ikisini bir kuduğun başına götürmüş. Kardeşi kuduğun sağ tarafına, kız kardeş sol tarafından dönüp, kucaklaşmışlar. Böylece ikisinden yavrular yayılmışlar. İnsanoğlu çoğaldığı zamanda Gökten ekmek düşmek kesilmiş. Bu efsane kucaktan kucağa yetişip, “djugoya” (bayram adı) akşamında japonlar Gökteki Aya bakıp, şarkı söylemesi şu eski zamandan gelen adettir. Ayn efsanelerinin arasında jinler hakkında hikayeler vardır:

Piriler dünyayı yarattığında opsidyenden yapılan baltanı kullanmıilar. Devletini yapmayı bitirdikten sonra baltaların kullanması gerek olmamış. Piriler baltaları dağın içine atmışlar ve Göğe dönmüşler. Yıldar geçerken baltalar çürümüşler, yağmur döküldüğünde opsidyenin zehiri etrafa yayılıp, dertler çıkmışlar. Şu zamanda grip, akçiğer hastalarının jini kudurmuş. Opsidyen zehiri suyla akmış, kırdaki göle yetişmiş. Nitatsunarube (gölün ablası) diye jin doğmuş. Şu etraftaki ormanda kenaşi unarube (ağaç köğünün ablası) diye jin çıkmiş. Saçları karışıklı iki cadı çirkin olsa da az vakitta güzel kız olarak sihirli gücü olmuş. İkisi güzel olup, ağacın butağında oturmuşlar. Şarkı söylemişler. Şu zamanda etraftan geçen erkekler şarkını işittiğinde kadınların büyücülüğüne düşüp kalmışlar. Kadınların sihirine imrenen erkekler diri kalmamışlar. Bu arkeklerin canını alan kadınlar idi.

Suyu çok ülkede toyrasanpe (suylu ülkenin kadını) kakpan yapmış. İlkbaharda birinci suylu ülkeye ot çıkmış. Arasına geyık gelse kadının kakpanına düşüp, “sapanippa” diye kafasın kalmış. Zehirli su akıp, göller birigip, büyük nehir olmuş. Bu nehiri Kysononetto (siyah nehir) demiş. Alttaki alemin jinleri cehannem emircisi nehrin ortasında durmuş. Siyah nehir denize dökülüp, zehiri tuzlu suya karışıp, ölüler jiniyle uzun burun Tengu çıkmış. Onlar geç ortasında etrafı gezip insanoğluyu rahatsız etmişler. Geçte sokakta olan insanın canını almışlar, canını almasa da aklını kaybetmişler.

Kırmızı çakı

Bozukluk Piri Puçi dünyanı gezmiş. İnsanoğluya yolunu kaybettirip, dünyada oyun oynayan Pauçikamuy (bozukluk Piri) bir gün Tokaçi nehrinin sahilinde ayn’ın kutsal Ooyukiyama dağına gelmiş. Dağın Pirisi sinirlenip, ahlak bozukluğunu kovmak için kuzey yelini estirmiş. Kuzey yeli güclü olduğu nedeniyle buz denizin buzu çatlanıp, suyu sahile çıkmış. Sahilde balık avlayan aynlar dalmışlar. Pauçukamuy’in kudurmasını basmasa bu dünyadaki tüm yaşam kaybolmuş. Pauçikamuy hem de kadınlık pirisi, hem de dokumacılık Pirisi idi. O hakkında türlü efsaneler var. Bir efsanede böyle demiş: Bir köyün yiğitleri avcılık için dağa gitmiş. Kızın şarkı söyleyen sesini duymuşlar. Şarkı işitilen tarafa giden onlar bir kayanın başından güzel kızın küçük bıçağıyla göğüşünü şalıp, şarkı söylediğini görmüşler. Kaya arkasından bakan yiğitler çıplak omuzu ile nar gibi memesinden gözlerini alamamışlar. “Ayn kızları göğüşünü açık koumuyor, bu güzel kız çıplaklığı için utanmağı bile bilmiyor!”. Sihirlenen yiğitler kızın yanına nasıl geldiğini fark etmemişler. Arasından biri kızın göğüşünü elliyle tutmuş. Şu an kız yıldırım gibi irkilip, “Ben ıssız yerde yalnız otururken çıplak göğüşümü gördün. Bu bıcağı alın, avcılıkta gerek olur” diye kırmızı bıcağını vermiş.

Yiğit bıcağını evine götürdükten başlap, hastalanmış, bayılan insan gibi yataktan kalkamamış. Bir gün ağabeyi yanına gelerken: “Kardeşim, bir olay mı oldu: dağda ne gördün?” demiş. Yiğit gördüğünü söylemiş. Ağabeyi kardeşini dışarı çıkarıp, inouların yanından göndermiş. Evinin önüne odunu koyup yakmış. Sonra kardeşini nehire götürüp, yukarı akısa altı kez, aşağı akısa altı kez daldırmış. Sonra söğüt ağaçından kamçı yapıp vurmuş. Bu yiğit ahlak bozukluğun Pirisine tutulmuş.

Gök beş kattan turmuş. En aşağısı dumanlı katmış. Ondan yukarısı asmalı Gökmuş. Ondan da yukarıda...

En yukarı katta seray varmış. Büyük seray demir duvarla çevrilenmiş, önünde demir kapı varmış. Bu sarayı Pirilerin en zorusu yaylamış. Edzoytaçi’in Anne Pirisi Göğün aşağı katını korumuş. O her gün dikiş yapmış. Güneşin ışığı gibi parlak altın ip, Ayın ışığı gibi ince gümüş iğneden geçirip, her gün Anne Pirisi dikiş yapmış. Ara sıra yorulsa aşağıya bakmış. İlkbaharda gençlerin dağa zambak çiçeğinin köğünü kazmaya çağırıp, şarkı sesleri yankı çıkarıp, sonbaharda gençlerin yüzün dermeye çağırıp, şarkı sesleri yankı olup işitilmiş. Bu manzarayı gören Anne Piri türlü bulutlardan nakışlı yorgan yapmış. Anne Piri mor bulutu dike başladığında o ellinden çıkıp, göğün üzerinde yüzmüş. Anne pirisi gümüş bulutu elline tutsa o da kalmadan akıp gitmiş. Bulutların hareketine ilgilenip, Anne Pirisi işini devam etmiş.

Bir gün Anne Piri iş dikerken pencerenin önüne bir gölge düşmüş. Anne Piri bakmış. Sake (içecek) dolu altın fıncanı tutan İnou Piri oturmuş.

“Aşağı Göğü koruyucu Anne Piri! Beni duyunuz! Bugüne değin yıldar süresinde balık olsun, geyik olsun insanlar bildiğince avladılar. Ama açlık dönemi geldi. Dağda bir tane tavşan bile kalmadı. Nehirde bir tane balık bile yüzmüyor. Yeşil ot sarı olup yüzünün yaprağı kurudu. İnsanlar zayıfdır. Açlıktan yere düştü, kalkamıyor. Aşağı alemi koruyucu Pir İnsanoğlunun kaderini düşünmek sizin işinizdir. İnsanları bu açlıktan kurtarınız.

Buğünden başlap size ülkenin koruyucu Piri diye yalvara başlamak. Bugün size bu az sakeni vermek istiyorum.

Ey, güzelliyle şaşırtan Anne Piri! İnsanoğlunu açlıktan kurtarınız” diye, Uraşibetsu önderinin dileğini ihbar eden İnou Piri sözünü tamamlap Anne Pirine eğilmiş. Anne Piri şaşırıp, insanların mekanı aşağı dünyaya bakmış. O iş dikerken köy açlıktan düşüp, insanların bağıran sesleri zordu.

Anne Piri kalkmış altın fıncanın elline tutmuş. Altı kutunu birbir damla damlatıp, fıncanı pencerenin önüne koymuş. Şu an fıncan ile İnou piri aşağı dünyaya kalkıp düşe başlamış. İki üç gün sonra sakenin hoş kokusu evin içine yayılmış. Anne Piri tüm pirileri sake işmeye çağırmış. Anne Pir kulağına, boyununa boyuncağını takmış. Elline yüzük, bileziklerini takmış, güzel elbisesini giymiş.

“Hoş geldiniz! Sakeyi ikram ediyoruz” diye sakesi var kutunu çıkarmış. Her Pirinn yanına gitmiş. Pirler hoşlanarak sakeni çok içmiş. Şake sever Misosadzai’in genç Piri dışarı çıkmış, bir tane kırmızı havyarı alıp gelmiş. O dans etmiş. Dans ederken bir tane havyarı kutudaki sakeye düşürmüş. Piriler şu sakeni çok lezzetli olmuş. Myamakakesu’yın genç Pirisi dışarı çıkmış, palavudu götürmüş. Dans etmiş. Dans ederken kutudaki sakeye düşmüş. Piriler sakeni içmiş. Çok lezzetli olmuş. Az vakit sonra yaşlı karga çıkmış. Biraz vakit sonra uçup gelmiş. Sığırın tezeğini götürmüş. Dans etmiş. Dans ederken tezeğini kutudaki sakeye düşürmüş. Sake haram olmuş. Piriler sinirlenip karganın kanatını kesmiş, gagasını eğmiş. Çöple dışarı atmış. Sakeyi de dökmüş. Az sakesini haramlandığına piriler üzülmüş. Misosodzay Myamakakesu sinirlenmiş. Onlar Şiği’in pirini çağırmağa Togarinedzumi Pirini göndermiş. Az vakit sonra Togarinedzumi Piri gözlerinden alev saçıp, Şiği Pirine yetişmiş. Şiyi Piri kalın döşek üzerinde kılıçına sap yapmış. Togarinedzumi piri Şiği Pirinin sol yanına oturmuş. Anne pirin selamini söylemiş. Şiği Pirisi “Beni bayrama çağırmadan yardım gerek olduğunda akılına geliyorum” demiş. Ve elline kılıçını tutmuş. Togarinedzumi Piri iziyle dönmüş. O sarayına girerken çok şaşırmış.

Şiği Piri birinci olup gelmiş ve Pirini sakinleştirmiş. Edzoitaçi’yin Anne Piri dans etmiş. Altın iple, gümüş iple nakışlanan elbisesinin kolından beyaz elleri görünmüş. O dans ederken etrafa güzel koku yayılmış, beyaz ellerindeki bilezik ile barmağındaki yüzüğü hışırdap, Edzoitaçi’in Anne Piri’yin güzel sesi Göğün tüm katlarından geçip, tüm Piri hoşlanıp dinlemişler. “Geyik Pirisi, balık pirisi! Aşağı dünyaya geyikleri indirin. Aşağı dünyayay balıkları indirin. İnsanoğla köyünle açlık yayıldı, çocukları üzülüyor. Zayıf insanlar ölüyorlar. Kurtarınız! Sizler şimdi içen sake Uraşibetsu köyünün ihtiyarı gönderen içecektir”...

Anne Piri şarkısını bitirdiğnde geyik Piri ile balık Piri melodisine gözlerini kapatıp dinlemişler. Geyik Piri gözünü açmış ve demiş ki: “Anne Piri Bu iş hakkında konuşalım. Eski zamanda insanlar hayvan kuşu avcılığın ölçüsünü bildiler. Eski zamanda avlanan geyiğin ruhu Göğe güzel yayı dişlep uçacaktı, Bu dünyaya sevinip gelecekti. Şimdiki insanların ahlaki bozuktur. Geyikleri, çürük dayakla vurup öldürüyorlar. Bu nedenle geyiklerin ruhları Göğe çürük dayağı dişlep, ağlaya, ağlaya dönüyorlar. Yerin yüzünden geyiklerin kaybolması insanlara ilgili bir cezadır”.

Bu sözü işiten balık Piri bu demiş: “Doğru söylüyorsun. Eski zamanda balık avlamağın ölçüsünü insanlar bileçekti. Güzel boyuncaklı söğüt dayakla balıklara dokunup avlamışlar. Şimdi sahile yakın gelen balığı çürük dayakla veya taşla vuruyorlar. Balık ruhu ağlaya ağlaya çürük dayağı dişlep, bu dünyaya geliyorlar. Balıklar birden bire kaybolup insanlar açlıktan üzülüyorlar.

Anne Piri açlığın nedenini anlamış. O insanoğluğu kurtarmaya karar vermiş. Anne Piri “Geyikleri, balıkları yerin yüzüne indirelim” demiş. Anne Piri başlap başka Piriler beraberle güzel bir şarkıyı söylemişler. Bu insanoğluyu affetmek şarkısı idi. Geyik Piri altı sarayın kapısını açmış. İçinden dişi geyikler ile erkek geyikler ayrı ayrı sürü olup aşağı dünyaya gitmişler. Onlar ormanlara otlu kırlara, otlara başlamışlar. Balık Piri altı sarayın kapısını açtığında alabalık sürüsü ile kamburbalık sürüsü sıra düzüp, aşağı dünyaya düşmüşler. Yer yüzündeki nehirler işe denizlerde yüze başlamışlar. Anne Piri ile başlağan tüm Piriler bu manzaraya sevinmişler. Balık Piri ile Geyik Pirine teşekkür diye ayrılmışlar. Anne Piri her gün iş dikmiş. Bir gün penceresinin önüne düşen gölgeyi görmüş. Altın fıncan dolu sakeyi alıp, İnou Piri söylemiş:

“Aşağı dünyayı korucu saygılı Tanrıca! Köyümüzü kurtarınız, çocukların karnı doyar. Hastalar iyileşti. Bu Uraşibetsu köyünün ihtiyarı gönderen ramağanı kabul adiniz”.

Anne Piri memnuniyetle altın fıncanı tutup, altı kutuya bölüp doldurmuş. Şu anda İnou’yın güzel Pirileri çıkmış, dağ ve denizin vekilleri toplanmış. Anne Piri sevinip, Pirileri sakeden içmeye çağırmış. Sonra Uraşibetsu ihtiyarına düşünde öğüt vermiş, avcılık yöntemini balık avlamak yöntemini anlatmış, Uraşibetsu ihtiyarı rüyasında gördüğünü camiyata söylemiş. Şu andan beri geyiklerin ruhu Göğe yayı dişlep, balıkların ruhu güzel dayakları dişlep gitmişler. Gök alemi beş katlıdır. En aşağı katında Edzoitaçi’in Anne Piri her gün iş dikmiş. İş dikerken İnsanoğlu alemine ara sıra bakmış.

Sansar Piri ile Duman Piri

Göğün yukarı etrafında Gök iline giren duvarın önünde Piriler toplanıp, ayn halkına bakmışlar. Onlar yan halkının ortasındaki iki evi görmüşler. Evlerin önünde iki güzel kız durmuş. “Acayıp güzeller Gökte var mı? Aşağı alemde bu gibi güzel kızlar olduğunu kim bildi?” Piriler çok şaşırmışlar. Pirilerin onları baktığını kızlar bilmemişler. Yıldırım Piri Kannakamuy yanındaki Pirilerin birisini vurmuş, o bulutun üzerinden aşağıya düşmüş, alev saça gürültü yapıp, aşağıdaki iki kızın evine düşmüş. Alev saça, gürültü yapıp, aşağıdaki iki kızın evine düşmüş. Evler yanıp gitmiş. İki kıza Kannakamuy’ın ışığı dokunup, hamile olmuşlar. Çikisami diye birisi yüzü kırmızı Oynakamuy’ı doğurmuş. Atsuni diye ikinci kız beyaz Yukarakamuy’ı doğurmuş. Bu ikisi insanoğluya atamış. Yıldırım Piri Kannakamuy’ın çocukları çok olmuş. En küçük kızı Kunou Duman’ın Anne Piri olmuş ve Göğün aşağı katını yaylamış. Göğün yukarı katının Pirileri arasında ona güzelliğiyle eşit olarak hiçkimse olmamış.

Kutsal sansar Piri Hoynu Gökten düşmüş. Yerde yaşamış, yerin üzerindeki Pirilerin arasında özel birisi olmuş. Dumanın Anne Pirinin babası Kannakamuy kizina eş olar erkek Pirini Gökten, yerden aramış. Sansar Piri Hoynuyu seçmiş. O küçük kızını çağırıp, böyle demiş: “Yerin üzerinde Sansardan ünlü saygılı Piri yok. Kızım, sama hoca olmaya o layıktır”.

Duman’ın Anne Piri Kunou şaşırmış. O Sansarı sevmiyormuş. Kaşlarını çatıp, sıcanı gözetip, çalıların arasından çıkmayan Sansardan kötü ne var dünyada? Yıldırım Piri Kanakamuy ciddi baba olmuş. Söylediğini hemen yaptırmış. Kızı karsı olamamış. Anne Piri Sansara zar zor evlenmeye kabul etmiş. Sansar Piri Hoynu çok sevmiş. Kendisini tuta almamış. Karşılaştığını hepsine yıldırım Pirisinin kızına evleneceğini söylemiş. Pirilerin içindeki en güzel Kunou Piri “Ben alacağım” demiş. Sansar Piri akrabaların toplap, güzel elbiselerini giyip, gelini götürmeye Göğe çıkmış. Yıldırım Piri Kannakamuy küçük kızın sarayını süslemiş. Her odasını çeşitli değerli taşlarla süslemiş. Dünyayla doldurmuş. Misafirleri şu anda anne Piri duman gibi kaybolmuş. Göğün altı yerin üzeri patırtı yapmışlar. Çok şaşıran Sansar Piri gökten düşmüş. Anne Piri aramış. Çok kızan o akrabalarını küfredip, çalıların arasını denizin dipine değin denetlemiş. Az vakit sonra bir akrabası koşa koşa gelmiş. “Ey, Sansar Piri Hounu! Anne Piri kırın şu tarafında sekiz bin otun arasındaki çiçeklerin taç yaprağının altına saklanmış”.

Kızmış olan Sansar Piri koşa koşa sekiz bin otun arasındaki çiçeklerinin içinden bürünüp oturan Anne Pirini bulmuş. “Kaçmak istyormusun? Otların arasına saklandın, babana da, kocana da boyunu eğmeden evden gittin. Ceza veririm sana. Göğe dönmeyeceksin. Aşağı dünyada ebediyete bitki olup kal.

Çok kızan Anne Piri yıllar süren bitki olmuş. O ilkbaharda birinci olup çiçekleri atmış. Yaprağı altın renkli çiçeklerini Göğe açıyormuş. Böylece uzakta kalan Duman Piri odan mutlu günlerini özlediğini gösteriyormuş.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------
* Japon Edebiyatı Uzmanı, Filoloji Mastırı, Japonyanın Avrasya Yazarları ile İlim Adamları Birliği’nin Üyesi, Almatı-Kazakistan

...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 120. sayıda...

 

 

DERGİDEN