YIL: 10  /  SAYI: 120  /  Aralık - 2016
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Maymun
Sabah TUZLU






Fıtri dedikleri, yani doğuştan her insan içinde yüce Allah’ın bıraktığı heveslerden kendisine uygun ve başarabileceği bir hevesi beğenip, onunla bir süre oyalanması, sonra o, hevesi değişik etkenlerin etkisi sonucu değiştirerek, başka bir hevesi seçmesi, her zaman rastlanılan, alışılan ve denenen sorunlardandır.

Sözgelişi kimi sanat, kimi edebiyat, kimi bilim ve kimi spor ve tümünün bölümleriyle ilgili heveslerle meşgul olup eğlendirici ve faydalı vakitler geçirdiği gibi (Nazmi) de çocukluktan Hayvanat ile kuşları severmiş.

Renksiz televizyon zamanından, Hayvanatla ilgili programları seyredermiş ve gelecekte imkan dahilinde her türden bir çift elde edip ve bunları kümesler ve kafesler içerisinde beslemeyi ve bir üzgünlük ve zevksizlik hissettiğinde, onları seyretmeyi içten dilermiş. Temenni etmek kolaysa, ama gerçekleşmesi her insan için kolay değildir.

- Yavrum neredeydin?

- Komşudaydım.. Doğuran ineklerinin buzağısını seyrediyordum.

- Güzel miydi ?

- Evet baba, sarı renkli çok nazik bir buzağıdır.

- Sana da bir tane alayım mı?

- Olursa al çok sevinirim.

- Bak yavrum, buzağı yalnız satılmaz.

- Niye babacığım?

- Çünkü o, şimdi yeni doğmuş, annesinin riayeti ve sütü olmazsa hemen ölür.

- Böyle mi?

- Evet.

- İstersen sana ikisini bir defada alırım, anne ile yavrusunu.

- Ama babacığım onları beslemeye ve onlara hizmet sunmaya ve özen göstermeye ne yerimiz vardır ne de hizmet edicimiz.

- Aferin yavrum aferin, doğru konuştun. Ama benim bir önerim vardır.

- Nedir o?

- Alacağımız inek ile yavrusu için kamıştan çardağa benzer bir yer hazırlarız seni de kendileriyle bırakırız, onlarla hem beraber kalırsın hem de onlara hizmet edersin.

- Bakayım gülümsüyorsun yavrum?

- Böyle şey nasıl olur ben bu işi asla başaramam.

- Tamam yavrum, bunu şakacıktan söylüyorum.

- Bunu bırakalım baba, benim için bir çift beyaz güvercin al.

- Hayır yavrum, şimdiden güvercin beslemeye dalmış olursan, daha okula gitmeyi de unutursun, dam üstüne çıkıp inmekle hem bizi hem de komşularımızı rahatsız etmiş olursun.

- Ey be nasıl babacığım, ne söylüyorum karşıma kapıları kapatıyorsun!?

- Bir az sabret yavrum, yavaş yavaş her şey olur.

- Bakayım ne zaman?

- Söyle inşallah.

- İnşallah babacığım.

(Nazmi) hala ilk okulun ilk sınıfındadır hayattan bir şeyler anlamamış, görmemiş çocuğumsu bir saf açıdan hareket ederek yüce Allah’ın yarattığı şu güzel canlı yaratıkları seyretmekle mutlu oluyor.

- Adam sen bu çocuğa çok yüz veriyorsun, onu yoldan çıkarırsın, daha okula gitmekten de soğur.

- Hayır .. çocuğa bu aşamada özen göstermek gereklidir.. sonra ne yapmışım? Yalnız konuşuyoruz ve ara sıra şakalaşıyoruz.

- Sen daha iyi bilirsin, ben bilmem.

- Bu meseleyi bana bırak, karışma.

- Geleceği hiç olursa, sen sorumlusun ya!!

- İyimser ol canım, her şey, her şeyi yaratan yüce Allah’a mahsustur.

- Anlaşıldı .. anlaşıldı.

(Nazmi’nin) babası ailesiyle beraber kasabada yaşıyorlarmış, manav imiş. Büyük babasından kendilerine bırakılan böyle avlusu küçücük, üç odadan oluşan bir mütevazi evde geçimlerini ve hayatlarını sürdürüyorlarmış. Köyde yaşamayı ve yemyeşil bir tarlada çalışmayı kasaba hayatına daha da tercih edermiş.

- Oğlum (Nazmi) bugün okulda neler öğrendin?

- Öğretmen bize kedi ile fare dersini açıkladı ve anlattı.

- Kafanızda neler kaldı öğretmenin sözlerinden?

- Farenin şu küçüklüğüne karşı nasıl kullandığı bir zeka ile kediyi aldatarak, onunla yoldaşlık ettiğini ve kendisini kedinin ağzından bir lokma tatlı et gibi yenilmekten nasıl kurtara bildiğini bize anlattı.

- Çok güzel, ben sana burada soruyorum, bunda ki ibret nedir?

- Bilmiyorum..

- Bakınız yavrum size anlatayım.. iyi davranışla, aklı iyi bir şekilde kullanmakla, birisi karşı tarafın mesela kötülüğünden, hilesinden ve tuzağından kurtula bilir..

- Evet babacığım bana bir beyaz kedi al.

- Yavrum kedi evcil hayvanlardan değil.

- Nasıl?

- Kedi evde beslenmez, yabani bir hayvandır, onu tuttuğunda hemen tırnaklarıyla ellerini tırmıklayıp yaralar.

- Ha.. böyleyse kedi istemiyorum.

- Fare alınır mı?

- Hayır yavrum, o, çok pistir, dişleri çok sivri ve keskin olur, sonra da Allah korusun (kusak) hastalığı getirir, yayar.

- Bundan da vazgeçtik.

- Babacığım bana bir (Maymun) al.

- Bunu nerden öğrendin?

- Televizyonda ağaçtan ağaca ne daldan dala atlaması dikkatimi çekti, onu çok sevdim.

- Yavrum maymun evde yaşayamaz, o, ya ormanda veya özel hayvanat parklarında yaşar. (Hindistan cevizi) ile (muz) dan başka bir şey yemez. Hale biz kendimiz bu meyveler doymamışız.

- Bakalım gücendin yavrum?

- Ne bileyim, ne söylüyorum, sizden babacığım olumsuz cevap alıyorum.

- Ne istiyorsun yavrum, sana yalan mı söyleyeyim?

- Estağfurullah babacığım.

- Ben sana gerçeği anlatıyorum yavrum darılma.

- Oldu babacığım…

- Hadi şimdi git bir saat derslerini oku, daha sonra sabahleyin inşallah erken uyumak için yatağına yat.

- Oldu babacığım.

Kasabadaki hayat kurulan bir saat gibi çok düzenli, çok olumlu ve çok sakin geçiyordu. Her kes kendi işinde, her kes kendi hayatı ile meşguldü.

Ortamı karıştıracak, mizaçları bozacak ve gönülleri tiksindirecek her hangi olumsuz bir etken yoktu. Aileler birbiriyle kardeşçesine bir tutarlılık bir anlayış ve bir karşılıklı sevgi ve sempati içerisinde yaşıyorlardı. Yüce Allah’ın rahmetine tabi’ tutulan çok şanslı bir kasaba sanki..

Her zaman ve gece gündüz şükür olunmaya layık olan yüce Allah’ın hesapsız bir şekilde bağışladığı saymaya gelmeyen nimetler bereketiyle, kasabada yaşayan (Nazmi’nin) ömründe uzun yıllar elenmişti. Hevesine bağlı kalmakla beraber, okul hayatında da başarılı olmuştu.

Liseyi tamamladıktan sonra, edindiği kanaat sonucu, kasabaya bağlı köylerin birisinde memur olarak atanmıştı. Kasabadaki evlerinin daracıklığıve hayvan beslemeye elverişli olmamasında dolayı, köyde yaşamayı hedefini gerçekleştirmek için daha tercih etmişti.

Bir kaç yıl sonra evlenerek, köyde bir ev yaptırmaya ve yaşamaya kararlıydı. Yaptırdığı evin ve daha doğrusu bahçeli geniş evin bir köşesinde, yavaş yavaş alıp barındırdığı hayvanat ve kuşlara da geniş mesahalı bir yer tahsis etmişti.

İki sana zarfında aşağı yukarı evcil ve evcil edilebilen hayvanat ve kuşların büyük bir kısmını para karşılığı veya bir arkadaş ve tanıdıktan temin edebilmişti. Yalnız çok sevdiği ve özellikle televizyonda hızlı atlamasına aşık olduğu (Şempanze) fasilesinde yalnız (Maymunu) bütün uğraşılara karşın elde edememişti. Sık sık ondan bundan soruyordu, orada burada arıyordu.

Günlerin birisinde babası evine misafir gelip, kasabada dolaşırken, karşıda kalabalık bir yığın görünce birisine sorar:

- O, karşıdaki kalabalık nedir ne olmuş?

- (Maymun) satıyorlar.

- Ne dedin?

- (Maymun) dedim (Maymun)..

Kulaklarına inanmayarak hemen hızlı bir şekilde kalabalığa doğru yol alır. Kalabalığı yararak, duranları biraz sağa ve sola iterek gerçekten bakar ki, zinciri işaretle konuşan bir adamın elinde bulunan (Maymunun) boynundaki bir mukavva parçasında şu tümce yazılmış:

(muamelesiz bunun fiyatı (150) bin dinardır).

İşaretle adama söyler:

- Biraz beni bekle gidip para getireyim.

Yarım saat süren bir müddet içerisinde gidip dönünce görür kalabalık biraz hafiflemiş. (Maymun) mevcuttur ama sahibi yoktur.

- Ne oldu? Adam nerede diye sorunca duyanlar:

- Yemek yiyorken boynundaki satış parçasından bir rahatsızlık duyduğunu görünce, adam cağız parçayı (Maymunun) boynundan çıkararak kendi boynuna asınca, hemen uzakta gelen birisi, parayı (Maymunun) torbasına bırakarak, adamı alıp götürür diye cevap verirler.

- Şimdi nasıl (Maymunun) mesuliyeti kimin üzerine düşer diye (Nazmi) efendi duran kalabalığa sorunca..

Hepsi bir ağızda:

- İş elimizden çıktı, polis zimmetinde oldu efendim diye cevap verirler.

Son
 


...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 120. sayıda...

 

 

DERGİDEN