Aytmatov’un “Yüz Yüze” Adlı Hikâyesinde Biyografisi, Tarihî Gerçeklik ve Çocuk
İzleği
Mustafa OCAKBEĞİ
»» Devamı Kardeş Kalemler 30. Sayı'da...
Mustafa OCAKBEĞİ
Cengiz Aytmatov’un eserleri genel itibariyle hayatından izler taşır.
Aytmatov, henüz çocuk denecek yaştayken halkının yaşadığı birçok problemleri
bizzat yaşamış ve bu sayede halkını çok yakından tanıma fırsatı bulmuştur.
Birçok eserini hayatından aldığı unsurlarla kurgulayan Aytmatov’un
eserlerinde tarihi geçeklik ve çocuk izleği de önemli bir yer tutmaktadır.
Cengiz Aytmatov’un 1957 yılında yayımladığı “Yüz Yüze” adlı
hikâyesinde; II. Dünya Savaş’ı yıllarında bir Kırgız köyünde yaşananlar
anlatılmaktadır. Felsefi derinliği olan bu eser, birey-devlet çatışmasını
konu almaktadır. Aytmatov’un edebiyat dünyasında tanınması da bu eserle
olmuştur. Aytmatov, 1952 yılında “Gazeteci Cyudo” adlı hikâyesini
yayımlamış olmasına rağmen “Yüz Yüze” için; “Benim ilk eserim.”
ifadesini kullanır. Bütün bunları da dikkate alarak Aytmatov’un “Yüz Yüze”
adlı hikâyesindeki biyografisi, tarihi gerçeklik ve çocuk izleği gibi çok
önemli konular bu makalemizde incelemeye tabi tutuldu.
Cengiz Aytmatov’u edebiyat sahnesine taşıyan ve geniş yankı uyandıran ilk eseri 1957 yılında yayımlanan “Yüz Yüze” adlı hikâyesidir. Bundan önce 1952 yılında yayımlanan “Gazeteci Cyudo” adlı eserini “Yüz Yüze”den daha önce yazmış olmasına rağmen o, “Yüz Yüze” adlı hikâyesi için; “Benim ilk eserim” ifadesini kullanır. II. Dünya Savaşı yıllarında savaşın arka planındaki halkın çektiği sıkıntılar ve yaşam mücadelesinin anlatıldığı bu hikâyede olaylar küçük bir Kırgız köyünde geçmektedir. Hikâyede küçük bir köyde mutlu bir aile kuran, yeni evli bir çiftin hayatının savaşın başlamasıyla altüst olması, savaşın insan ve toplum ruhunda meydana getirdiği büyük tahribat ve halkın yaşam mücadelesi etkili bir şekilde resmedilir.
Hikâyenin başkahramanları yeni evli bir çift olan İsmail ve Seyde’dir. Bunların dışında İsmail ve Seyde’nin yeni doğmuş oğlu Amantur, Mırzakul (köy yöneticisi), Cumabay (Seyde’nin kaynı) İsmail’in annesi, Totoy, Totoy’un üç küçük oğlu ve eşi Baydalı da eserin şahıs kadrosu içerisinde yer almaktadır. Konusunu gerçek hayattan alan hikâye şu şekilde cereyan etmektedir: “İsmail evlendikten kısa bir süre sonra askere çağırılır. Bütün gençler gibi ona da vatanından ve ailesinden ayrılmak çok zor gelir ama yine de askere gitmek zorundadır. İsmail, askere gidip cephede bir süre savaştıktan sonra savaşın gerçek yüzünü görür ve gerçekte bu savaşın kendi savaşı olmadığını düşünür. Bunun için de bir gece yarısı savaştan kaçarak evine gelir. Evlendikten kısa bir süre sonra gittiği için yeni doğmuş olan çocuğunu görememiştir. İsmail, tam mutluluğu yakalamışken bir ecel beliren savaştan kaçar ama bu kaçış onun için kurtuluş olmaz. Bir gece kocasını karşısında bulan Seyde; hasretin ve aradan geçen zamanın tesiriyle olsa gerek ki İsmail’in nasıl bir yanlışlık yaptığının farkına varamaz ve bu olayı sevinçle karşılar. Köy halkı savaş nedeniyle büyük sıkıntılar çekmektedir ve bunların en önemlisi ise; gıda sıkıntısıdır. Mevsim’in kış olması köy halkının çektiği sıkıntıyı daha da artırmaktadır. Bütün umutlar hasat mevsimine bağlanmıştır. Herkes elindekilerle idare etmek zorundadır. İsmail’de umudunu yaza bağlayanlardandır. Çünkü Seyde ile konuşmuş; mevsimin kış olması hasebiyle yaza kadar mağarada saklanacak yaz gelince de Seyde’yi ve oğlunu yanına alıp akrabalarının yaşadığı “Çatkal”a gidip mutlu bir hayat yaşayacaklardır. Ama yaz gelinceye kadar bir yerlerde saklanması gerekmektedir. Gündüzleri köyün dışındaki bir mağarada saklanmaya başlayan İsmail, geceleri de gizlice evine gelir ve sabah olmadan evden ayrılır. Seyde, gündüzleri köy halkından gizli gizli İsmail’in bulunduğu mağaraya yiyecek getirir. Kışın bastırmasıyla yiyecek sıkıntısı iyice artar. Ancak bu sürede mağarada yaşamakta olan İsmail’in de karakteri değişmektedir. Seyde bunun farkına varamaz. Bir süre sonra Seyde’nin götürdüğü yiyecekler İsmail’i doyurmaz ve İsmail et ister. İsmail, bu duygularına hâkim olamaz ve komşusu Totoy’un ineğini çalar. Oysa Totoy, kocasının ölümüyle hayatta üç çocuğuyla tek başına kalmış, Seyde dâhil herkesin haline acıyıp yardım etmeye çalıştığı bir kadındır. Totoy’un ve çocuklarının yakında doğuracak olan ineklerinden başka geçimini temin edecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Bütün bunları bilmesine rağmen İsmail; mağarada kaldığı dönemde hırçınlaşmış ve acıma duygusunu yitirmiş olduğu için komşularının ineğini bir gece yarısı çalmıştır. Bu olayı duyunca bütün köylü çok üzülür ve herkes hırsızı aramaya çıkar. Ama hırsızı bulmazlar. Seyde; komşularını başına gelen bu talihsiz olayı vicdan sahibi bir insanın yapamayacağını düşünürken; bir gece kapı çalınır ve gelen İsmail’dir. Elindeki et parçası yere düşer, yere düşen şeyin bir et parçası olduğunu anlayan Seyde’nin adeta kanı donar. Komşusuna bu vicdansızlığa yapan kendi kocasıdır. Seyde, kocasının bunu yapabildiğine akıl sır erdiremez. Zaten kocası da buna “Herkes kendi canını düşünüyor, kendi ineğimizi kesseydim daha mı iyi olacaktı? Sana ne elin çocuklarından, senin çocuğundan ve benden onlar daha mı değerli? Hem mademki hayvan gibi yaşıyorum, yapılacak tek şey kalıyor o da hayvan gibi hareket etmek! Herkes kendi canını düşünür” gibi sözler söyleyerek Seyde’ye kızar ve daha sonra da gider. Seyde’nin üzüntüden saçları ağarır. Derin düşüncelere dalar… İsmail için; “Halkını felaket içinde bırakıp giden bir insan, istese de istemese de onun düşmanı olur… Sana engel olamadım, engel olamazdım zaten.” der ve İsmail’i gidip şikâyet eder. Çocuğunu da kucağına alıp Mırzakul ve iki askerle İsmail’in bulunduğu yere gider.
...
Cengiz Aytmatov’u edebiyat sahnesine taşıyan ve geniş yankı uyandıran ilk eseri 1957 yılında yayımlanan “Yüz Yüze” adlı hikâyesidir. Bundan önce 1952 yılında yayımlanan “Gazeteci Cyudo” adlı eserini “Yüz Yüze”den daha önce yazmış olmasına rağmen o, “Yüz Yüze” adlı hikâyesi için; “Benim ilk eserim” ifadesini kullanır. II. Dünya Savaşı yıllarında savaşın arka planındaki halkın çektiği sıkıntılar ve yaşam mücadelesinin anlatıldığı bu hikâyede olaylar küçük bir Kırgız köyünde geçmektedir. Hikâyede küçük bir köyde mutlu bir aile kuran, yeni evli bir çiftin hayatının savaşın başlamasıyla altüst olması, savaşın insan ve toplum ruhunda meydana getirdiği büyük tahribat ve halkın yaşam mücadelesi etkili bir şekilde resmedilir.
Hikâyenin başkahramanları yeni evli bir çift olan İsmail ve Seyde’dir. Bunların dışında İsmail ve Seyde’nin yeni doğmuş oğlu Amantur, Mırzakul (köy yöneticisi), Cumabay (Seyde’nin kaynı) İsmail’in annesi, Totoy, Totoy’un üç küçük oğlu ve eşi Baydalı da eserin şahıs kadrosu içerisinde yer almaktadır. Konusunu gerçek hayattan alan hikâye şu şekilde cereyan etmektedir: “İsmail evlendikten kısa bir süre sonra askere çağırılır. Bütün gençler gibi ona da vatanından ve ailesinden ayrılmak çok zor gelir ama yine de askere gitmek zorundadır. İsmail, askere gidip cephede bir süre savaştıktan sonra savaşın gerçek yüzünü görür ve gerçekte bu savaşın kendi savaşı olmadığını düşünür. Bunun için de bir gece yarısı savaştan kaçarak evine gelir. Evlendikten kısa bir süre sonra gittiği için yeni doğmuş olan çocuğunu görememiştir. İsmail, tam mutluluğu yakalamışken bir ecel beliren savaştan kaçar ama bu kaçış onun için kurtuluş olmaz. Bir gece kocasını karşısında bulan Seyde; hasretin ve aradan geçen zamanın tesiriyle olsa gerek ki İsmail’in nasıl bir yanlışlık yaptığının farkına varamaz ve bu olayı sevinçle karşılar. Köy halkı savaş nedeniyle büyük sıkıntılar çekmektedir ve bunların en önemlisi ise; gıda sıkıntısıdır. Mevsim’in kış olması köy halkının çektiği sıkıntıyı daha da artırmaktadır. Bütün umutlar hasat mevsimine bağlanmıştır. Herkes elindekilerle idare etmek zorundadır. İsmail’de umudunu yaza bağlayanlardandır. Çünkü Seyde ile konuşmuş; mevsimin kış olması hasebiyle yaza kadar mağarada saklanacak yaz gelince de Seyde’yi ve oğlunu yanına alıp akrabalarının yaşadığı “Çatkal”a gidip mutlu bir hayat yaşayacaklardır. Ama yaz gelinceye kadar bir yerlerde saklanması gerekmektedir. Gündüzleri köyün dışındaki bir mağarada saklanmaya başlayan İsmail, geceleri de gizlice evine gelir ve sabah olmadan evden ayrılır. Seyde, gündüzleri köy halkından gizli gizli İsmail’in bulunduğu mağaraya yiyecek getirir. Kışın bastırmasıyla yiyecek sıkıntısı iyice artar. Ancak bu sürede mağarada yaşamakta olan İsmail’in de karakteri değişmektedir. Seyde bunun farkına varamaz. Bir süre sonra Seyde’nin götürdüğü yiyecekler İsmail’i doyurmaz ve İsmail et ister. İsmail, bu duygularına hâkim olamaz ve komşusu Totoy’un ineğini çalar. Oysa Totoy, kocasının ölümüyle hayatta üç çocuğuyla tek başına kalmış, Seyde dâhil herkesin haline acıyıp yardım etmeye çalıştığı bir kadındır. Totoy’un ve çocuklarının yakında doğuracak olan ineklerinden başka geçimini temin edecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Bütün bunları bilmesine rağmen İsmail; mağarada kaldığı dönemde hırçınlaşmış ve acıma duygusunu yitirmiş olduğu için komşularının ineğini bir gece yarısı çalmıştır. Bu olayı duyunca bütün köylü çok üzülür ve herkes hırsızı aramaya çıkar. Ama hırsızı bulmazlar. Seyde; komşularını başına gelen bu talihsiz olayı vicdan sahibi bir insanın yapamayacağını düşünürken; bir gece kapı çalınır ve gelen İsmail’dir. Elindeki et parçası yere düşer, yere düşen şeyin bir et parçası olduğunu anlayan Seyde’nin adeta kanı donar. Komşusuna bu vicdansızlığa yapan kendi kocasıdır. Seyde, kocasının bunu yapabildiğine akıl sır erdiremez. Zaten kocası da buna “Herkes kendi canını düşünüyor, kendi ineğimizi kesseydim daha mı iyi olacaktı? Sana ne elin çocuklarından, senin çocuğundan ve benden onlar daha mı değerli? Hem mademki hayvan gibi yaşıyorum, yapılacak tek şey kalıyor o da hayvan gibi hareket etmek! Herkes kendi canını düşünür” gibi sözler söyleyerek Seyde’ye kızar ve daha sonra da gider. Seyde’nin üzüntüden saçları ağarır. Derin düşüncelere dalar… İsmail için; “Halkını felaket içinde bırakıp giden bir insan, istese de istemese de onun düşmanı olur… Sana engel olamadım, engel olamazdım zaten.” der ve İsmail’i gidip şikâyet eder. Çocuğunu da kucağına alıp Mırzakul ve iki askerle İsmail’in bulunduğu yere gider.
...
»» Devamı Kardeş Kalemler 30. Sayı'da...

Dergiden
- Cengiz AYTMATOV
- İmdat AVŞAR
- Nurlan ŞERİMBEKOV
- İbrahim TÜRKHAN
- Mukay ELEBAYEV
- Aydarbek SARMANBETOV
- Orhan SÖYLEMEZ
- Altınbek İSMAİLOV
- Tölö Acıuulu İBRAYIM

Cengiz AYTMATOV
