YIL: 3 /  SAYI: 30  /  Haziran-2009
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Cengiz Aytmatov:
“Kazakların en meşhur en önde gelen çağdaş yazarlarının eserlerini Kırgızca’ya çevirmemiz; aynı şekilde bizim eserlerimizin de Kazakça’ya çevrilmesi gerekmektedir. İki halkın edebiyatının gelişmesinden, tecrübesinden ve birbirini etkilemesinden istifade etmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu tür meselelerin üstesinden ortak edebiyat dergisiyle gelebiliriz. Bu dergiyle ilgili olarak Alatoo, Alatau isimleri müzakere edildi. Bu edebiyatımız için çok büyük bir yenilik olacak.”


MÜLAKAT: Aydarbek SARMANBETOV
Çeviren : Zamirbek Mamasıdıkov

- Sayın Törökuloviç, geçen hafta Almatı şehrinde Kazakistan ve Kırgızistan kardeş halkının büyük düşünür heyetinin medeniyet bakanlığı düzeyinde forum gerçekleşti. Siz bu forum öncesi de Kazakistandaydınız. Oralarda ne iş yapıyordunuz, ne tür faaliyetlerle meşguldünüz, bu konu hakkında tüm Kırgız yazarı ve gazete okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

- Bu toplantıya katılmak benim için çok önemliydi. İlk olarak, bu forumdan iki üç gün önce Almatı’ya gittim. Benim için ayrı bir önemi olan insan, Kazak halkının saygı değer, takdire şayan yazarı Muhtar Avezov’un Doğumunun 110. Yılı anısına düzenlenen programa katıldım. Muhtar Avezov’u Kazak kardeşlerimizin unutmadığını, hatırladığını gördüm. 1961 yılında ebediyete göç etmişti. Aradan uzun yıllar geçti. Bu zaman aralığında birçok değişiklik oldu. Medeniyet çalkalandı. Bazı şeyler kayboldu, bazı şeyler yeni eklendi. Bunları yazarlarımızın kendi tecrübeleri ifade ediyor. Unutulanlar unutulmuş fakat Muhtar Avezov’u tüm halkın hatırlaması, anması beni çok şaşırttı. Abiş Kekilbaev güzel bir rapor sundu. Sahnede, büyük insan hakkındaki düşüncelerini ifade etti. Balkonlarına kadar dolan büyük salonda, kalabalık olmasına rağmen sessizlik hâkimdi. Rapor, bana göre toplananların hepsi için değil, belki saygıdeğer ilim adamları içindi. Çok derin, içtenlikle, her türlü olayları, çağdaşları karşılaştırarak yorumlayan bir çalışmaydı. Konferanstan sonra konser verildi. Kimin kim olduğu bunlardan belli olur. Şu an Kazakistan’da gelişmenin ve büyümenin hızlı bir şekilde devam ettiği dönemdir. Bu gelişme konserdeki orkestra ve sanatçıların elbiselerine ve davranışlarına da yansıyor. Bunların hepsi fark ediliyor. Muhtar Avezov’un, benim hayatımda büyük rolü var. Ben onu ilk defa Köy Enstitüsü’nde öğrenciyken, 1950 veya 1951 yılında şu anki Jeoloji Enstitüsü’nün büyük konferans salonunda gördüm. Konferansa o kadar çok insan gelmişti ki ben içeri giremedim, ancak pencereden içeri bakmaya çalıştım. Unutmadığım bir şey var. O zamanlarda, edebiyat dünyası “Manas” destanını eleştiriyordu. Aralarında Kırgız, Rus edebiyatçıları da vardı. Eleştirilerde, “Manas destanı halkın düşmanı” ifadelerini kullanılmaya kadar varmıştı. İdeolojiye uymayan tarafların silinerek, askıya alındığı dönemdi. O zaman İshak Razakov cüretkârlık yaptı, ilmî çevreyi, tarihçileri topladı. Almatı’dan Muhtar Avezov’u da çağırmış. Avezov’un bilimi, ilmi, zekiliği o kadar derinmiş ki, yar kenarında devrilecek olan “Manas”ı koruyarak, bize devretti diyebilirim. Büyük zatın bize sonsuz önem derecesine sahip hizmeti işte budur. Sonra birçok defa görüştük. Moskova’da evinde de. Beninle ilgili olayları anlatmak istiyorum. Bana Literaturnaya gazetesine yol açmıştı. Bunu hiç unutmuyorum. Onun cenazesine katılmak benim için büyük bir olaydı. O büyük insanın cenazesine katılmamı unutamıyorum, bu büyük bir nasipti. Onu Kazak kardeşler de doğru anlıyorlar. Abiş Kekilbayev, “ Burada bizim aramızda filan kişi oturuyor. Avezov’un en sevdiği Kırgız gençlerinden biri.” diyerek tüm salonu alkışlatmıştı. Bunları anlatmamın sebebi bu tür olaylar şu an pek anlatılmıyor, pek ilgilenilmiyor. Konferanstan sonra bir toplantıda yukarıda anlattıklarımı herkese hatırlattım. Özellikle, Avezov’un Manas destanına büyük etkisinin olduğunu anlattım. Muhtar Avezov, bütün zamanlarda Kazakistan medeniyetinde önemli bir insandır.

- Almatı’da yapılan Avrasya film festivaline de katılmışsınız…

- Evet o gün film festivali de devam ediyordu.Ben festivale iştirak ettim ama çok kalamadım; çünkü daha çok Avezov’u anma gününde bulundum. Bu yüzden film festivalinde, fasılalarla bulundum bir de kapanış törenine katıldım. Çünkü böyle festivallerin açılış ve kapanış törenleri gösterişli bir şekilde yapılması gerekiyor. Ayrıca sonuç açıklanırken büyük kişileri davet edip, ödülleri onların elleriyle takdim ettiriyorlar. Cumhuriyet Sarayı’nda gerçekleşen kapanış törenine davet edildim ve birincilik ödülünü sahibine ben takdim ettim. Ben bu küçük vazifemi yerine getirmekten mutlu oldum.

- Bizim edebî muhitimizden bahsedecek olursak, neler söylemek istersiniz?

...

»» Devamı Kardeş Kalemler 30. Sayı'da...