YIL: 3 /  SAYI: 30  /  Haziran-2009
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Fırtınalı Gün
Mukay ELİBAYEV
Çevirenler: Orhan Söylemez - Halit Aşlar
 
Bu, çok uzun bir zaman önce oldu.

Hangi yıl olduğunu hatırlamıyorum. Ocak ayının soğuk bir günü yol alıyordum. Akşam olacağı sırada perişan görünümlü bir boz eve doğru
yöneldim. Bu ev, tepeden inerken ağılın yanına yapılmış sıradan bir evdi. Günboyu yürüdüğüm için yorulmuştum, üstelik karlı bir fırtınada
yol aldığım için bundan sonra yürüyecek gücüm de kalmamıştı.

Evde birkaç erkek varmış. Ben geldiğimde deminden beri konuştukları anlaşılan hikâyeleri de kesilmedi. Yanındakine sırtını yaslayıp ateşe dönmüş, yamalı etekli, gök gömlekli, ateşin sıcağından bacakları kızarmış sekiz dokuz yaşlarında bir kız çocuğu oturuyordu. Gözleri ve burnuyla ona çok benzeyen orta yaşlı bir kadın da kap kacakların temizliğiyle meşguldü.

Biraz oturduktan sonra, baş köşede konuştukça saçları kirpi gibi dikilen, gür kaşlı, uzun suratlı, kara sakallı kişinin bu evden biri olmadığını düşündüm. Bu sırada bana bakan yetmiş yaşlarında bir nine oldu. Onunla aramızda sadece bir kişinin geçebileceği kadar bir aralık vardı. Ateş kâh alevlenerek yanıyor, kâh aniden sönüyor, evin içi de ateşe göre kâh aydınlanıyor, kâh kararıyordu. Yanımdakiyle sanki gizlice konuşuyormuş gibi çok alçak bir ses tonuyla konuşuyorduk. Baş köşede oturanların hiçbir şey umurunda değildi. Sadece biraz önce ben
geldiğim sırada küçük kızın yanında oturan kişi:

“O elindeki çıkın da ne?”
diye sordu.

“Servet değil, kendime göre birtakım ihtiyaçlarım işte…”
diye cevap verdim.

Bundan sonra bir süre kimse benimle ilgilenmedi. Konuşmalarının diğer tarafı bir bey yanında uşaklık eden biri hakkında gibiydi. Söze başlayan kara sakallı kişi:

“Durup dururken başına olmadık bir iş geldi.”
dedi.

Daha sonra da kulağıma “O yıl çiçek hastalığından halk kurumuş ot gibi kırılmadı mı?” sözleri geldi.

Bu sırada yanımdaki ihtiyar bana:

-İyi yaşayabilmek için Rusların arasında olmak iyidir lafı çıktı bir de. İşte bu tepelikteki köy böyledir. Yolda görmüşsündür. Biz buraya geleli beş altı yıl oldu. Burada bizden başka Kırgız yok. Öksüz ve yetim olmak çok zor. Kuzeye mi gidiyorum dedin?

-Evet.

-Anne ve baban ne zaman öldü?

-Uzun zaman önce.

-Hımm. Biçare annen olsaydı sen bu durumdayken evladım ne hallerde acaba diye tasalanmaz mıydı? Dünya vefasız.. Eğer ölmezsen sen de bir gün bazı şeyleri anlarsın. Kahrolası gözüm geceleyin görmüyor, yoksa pantolonunun sökülen yerini dikerdim. Üstelik çizmelerin de su içinde…

...

»» Devamı Kardeş Kalemler 30. Sayı'da...