YIL: 6  /  SAYI: 66  /  Haziran - 2012
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Girdap
Berrin Müzeyyen ALPAY

 
AYB Metin ve Senaryo Yazarlığı Atölyesinden




Nedim dışarı çıktığından beri birinin kendisini takip ettiğini hissediyordu. Arkasına dönüp bakmak istedi fakat bir türlü cesaret edemedi. Başına her an kötü bir şey gelebilir endişesiyle kalabalık sokaklardan yürümeyi tercih etti.

Banka şubesinden içeriye girer girmez güvenlik görevlisini gördü ve rahat bir nefes aldı. Cesaretini toplayıp dışarıya baktığında yaşlı bir kadının şubeye girmek üzere olduğunu gördü. Sıra numarası alıp beklemeye başladı. Biraz önce bankaya giren yaşlı hanımın sürekli kendisine bakmasından rahatsız oldu. Yaşlı kadınların ve çocukların cinayet ve hısızlık olaylarında gözcülük yaptıklarını birçok kez duymuştu. Tedirgin olmaya başladı. Yaşlı kadının bakışlarını hâlâ üzerinde hissediyordu. Yerinden kalkıp kendisine doğru yaklaştığını görünce “Kim bilir ne diyecek, çok dikkatli olmalıyım.” diye düşündü. Yaşlı kadın “Gözlüğümü almayı unutmuşum da sıradaki numara benim mi acaba?”deyince “Hayır, benim numaram yandı, izin verirseniz işlemimi yaptırmam gerekiyor.” deyip hemen gişeye yaklaştı. İşlemi bittiğinde kadının sırası henüz gelmemişti. Demek ki yaşlı kadının kendisiyle bir ilgisi yoktu. Onu takip eden her kimse acaba dışarıda bekliyor olabilir miydi? Bankadan çıkmadan önce etrafı iyice kontrol etti. Dikkatini çeken hiç kimse yoktu.

Dışarıya çıkarken her iki yüzü de kullanılabilen montunun iç yüzünü giyindi. Şapkasının siperini yüzü görünmeyecek şekilde iyice aşağıya indirdi. Hızlıca birkaç bina ilerideki markete girdi. Hiç kimseyle göz göze gelmemeye hiçbir reyonda uzun süre durmamaya dikkat ederek alışverişini yaptı. Marketten çıktığında hava kararmaya başlamıştı. Hiç sağına soluna bakmadan koşar adımlarla yürüdü. Arkasından ayak sesleri geldiğini duyar gibi oldu. Gittikçe sesler artıyordu. Demek ki onu takip eden bir kişi değildi, iki belki de üç kişiydiler. Daha büyük ve hızlı adımlar atmaya başladı. Nefes nefese kalmış, sırtından terler boşanmaya başlamıştı. Boğazı kupkuruydu. Yardım istemek gerekse bağıracak gücü yoktu. Bir an önce evine ulaşmak istedi.

Evine döndüğü köşede sokak lambasının loş ışığı altında yan tarafta kendi gölgesinden başka gölgeler gördü. Koşmaya başladı. Aceleyle apartmana girdi ve kapıyı kapattı. Merdivenleri ikişer ikişer çıkmak istedi ama astımı buna müsaade etmedi, boğulurcasına öksürmeye başladı. Apar topar dairesinin kapısına ulaştı, aceleyle anahtarı bulup kapıyı açtı ve içeri girer girmez kapıyı kilitledi. Bir bardak su içmek için mutfağa girdiğinde apartman kapısına yumruklarla vurulduğunu duydu. Balkon kapılarının kilitli, perdelerin kapalı olduğundan emin olduktan sonra kendini güçlükle kanepeye attı.

Oysa beş yıl önce infaz memurluğu görevinden emekli olurken ne güzel hayaller kurmuştu. Hayatının geri kalanını yazlıkta ahbaplarıyla beraber huzur içinde geçirmeyi ümit etmişti. Ardı arkası kesilmeyen tehdit telefonları hayatını kâbusa çevirmiş emekli olduğu günden beri rahat yüzü görmemişti. Tanınmamak için saçını boyamış, sakal, bıyık bırakmıştı. Hatta şehrin daha önce hiç bilmediği bir semtinden ev almış, ev telefonunu iptal ettirmiş, cep telefonu numarasını değiştirmişti. Eşini de kaybedince temelli yalnız kalmış yıllarını geçirdiği bu şehirden bile gitmeyi düşünür olmuştu. Zaten bu korkular yüzünden ne oğulları ne de torunlarıyla hoşça vakit geçirebilmişti. Ellili yaşlardaki astımlı vücudu artık bu kadar paniği kaldıramıyordu. Bu şehirden uzaklaşsa onu hiç kimsenin tanımadığı bir yere gitse belki rahat edebilir böyle köşe bucak insanlardan kaçmazdı.

Nedim hayatı boyunca eşinin ve oğullarının mutluluğundan başka bir şey düşünmemişti. Ne yapmışsa onlar içindi. Kendisine verilen görevi ne olursa olsun yerine getirmiş zaman zaman tasvip etmediği bir takım olaylara da göz yummuştu. O sadece bir emir kuluydu. Onun yerinde kim olsa aynı şeyleri yapardı. Aldığı emri uygular gerisine karışmazdı. Elinden ne gelirdi. Cezaevinde nice azılı katiller, hırsızlar, sapkınlar görmüştü. Ama aynı zamanda yıllarca onlarla aynı koğuşu ve kaderi paylaşan masum insanlar da tanımıştı. Bu masum insanların hem diğer bazı mahkûmlar hem de bazı görevliler tarafından çeşitli şekillerde taciz edildiğine defalarca şahit olmuştu. Fakat kanunların ve kanun adamlarının mahkûm ettiği ve aslında çoğu bir yanlışlığa kurban gitmiş ya da başkalarının suçunu üstlenmiş bu insanlar için elinden ne gelirdi? O da görevi gereği gün boyu mahkûmlarla aynı kafesin içinde değil miydi? Hayatının en güzel yıllarını bu rutubetli, kasvetli izbe yerde geçirmemiş miydi? Amirlerine itaat etmese bir ihtimal o da kendini parmaklıkların diğer tarafında bulabilirdi. Biraz daha iyi konumda emekli olabilmek çoluk çocuğunu daha iyi okullara gönderebilmek için yıllarca çırpınıp durmuş, çalıştığı süre boyunca görmemiş, duymamış, konuşmamıştı. Kolay mıydı her şeyi içine atmak, görmezden gelmek, susmak ama buna mecburdu. Her sorunu amirlerine iletse kendisi de bir amir olarak emekli olabilir miydi? Cezaevi müdür yardımcısı olarak hem maaşı yükselmiş hem de özlük hakları değişmişti. Evlat sahibi olan her baba gibi o da kendinden çok çocuklarının geleceğini düşünmüştü. Reva mıydı bu yaşadıkları? Birkaç kendini bilmezin yüzünden şimdi hayatı zehir olmuştu.

Kanepeden doğrulduğunda hava iyice kararmıştı. Apartmanın merdiven boşluğundan gelen çocuk seslerini duyunca demek kapıya çocuklar vuruyormuş diye düşündü. Işıkları yakmadan mutfağa gitti aceleyle bir şeyler atıştırdı, ilaçlarını alıp tekrar kanepeye uzandı. Huzursuzluğu devam ediyordu, ev telefonu olmasa da onu bulacaklarına inanıyordu. Hemen her gün aynı şeyleri yaşıyordu. Oğlu emniyetten telefon kayıtlarını inceletmiş ama kayıtlarda yabancı bir numara bulunamamıştı. Oğluna göre her gördüğü her duyduğu halüsinasyondu. Oğlunu aramaya karar verdi. Salon bir ara sadece cep telefonunun ışığıyla aydınlandı. Uzun uzun çalan telefona cevap veren olmadı. Hoş cevap verse de “ Babacığım çok yorgunum gelemem, zaten evdekiler de sitem ediyor hemen her akşam babanla berabersin bizi çok ihmal ediyorsun diye. Doktorun da dediği gibi kesin yine halüsinasyon görüyorsundur. İlaçlarını al, uyumaya çalış, ben en kısa zamanda uğrayacağım, görüşürüz.”diyecekti. Ezberlemişti oğlunun söylediklerini. Uyumaya çalışsa daha iyi olacaktı. Başını kanepenin kırlentine iyice gömdü, gözlerini kapatır kapatmaz yine aynı hayallerle kuşatılmaktan korkuyordu. Çaresiz kapattı. Günlerdir içinde kaybolmamak için direndiği girdaba doğru yeniden sürüklenmeye başladı. Masmavi ve bıçak gibi keskin gözleri olan genç bir kadının “Yapmayın, yapmayın… Sizde hiç Allah korkusu yok mu?” diye bağıran sesi yankılandı kulaklarında. Bazı infaz memurlarının bu kadına neler yaptıklarını biliyordu, çığlıklarını duymuştu defalarca… Esmer, sarışın, kumral kadınlar ve çocuklar geçti gözünün önünden. Endişeli, korkulu, mahzun, gözleri yaşlı… Birisi dayak yemişti ağzı burnu kan içindeydi, diğeri tecavüze uğramış bacaklarından kan sızıyordu. Birinin işkenceden sonra dili tutulmuştu, bir başkası açtı. Kimine diğer mahkûmlar kimine bazı görevliler eziyet ediyordu. Nedim bütün bunları biliyordu. “Yine aynı şeyi yapacaklar Nedim Ağabey yardım et ne olursun.” diyen yeşil gözlü, mavi gözlü, kara gözlü çocuklar ve kadınlar… Feryat edenler, hiç konuşamayanlar… Hepsini duyuyordu Nedim. Bin bir türlü görüntüyü hayalinden silmek için gözlerini kapatması mı açması mı gerekiyor bilemiyordu. Metal sesleriyle karışmış çığlıkları duymamak için kulaklarını elleriyle sıkıca kapatıyordu. Çığlıklar gittikçe yükseliyor kimin ne dediği anlaşılmıyordu. Görüntüler kanlı canlıydı ve hepsi salonun içine doluşmuş Nedimin üstüne üstüne geliyordu. “Hayır, ben yapmadım, ben hiç kimseye kötü bir şey yapmadım. Gelmeyin, gelmeyin.” diye haykırdı. Tam bu sırada telefonu çaldı, oğludur diye aceleyle açtı. Kendi sesine çok benzeyen ses “Demek kötülük yapmadığını sanıyorsun. Her şeye göz yumarak en büyük kötülüğü sen yaptın o zavallı insanlara. Hiç huzur bulamayacaksın kim bilir nasıl öleceksin.” deyip kapattı. Bütün vücudu titremeye başladı. “Çocuklarım içindi, her şey onların daha iyi şartlarda okuyup benim gibi bir mahzende hayatlarını geçirmemeleri içindi. Yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı, ben bir emir kuluydum, mecburdum.” dedi. Çığlıklar yavaş yavaş azaldı ortalık sakinleşmeye başladı.

Telefonu tekrar çalmaya başladı, bu defa cesaret edip açamadı. Art arda çalan kapı zilini duydu, battaniyeyi iyice başına doğru çekti. Kapının kilidinde anahtar dönüyordu. İşte gelmişlerdi kim bilir ona neler yapacaklardı. Kapı açıldı, bir el battaniyeyi açtı. Bu oğluydu. Hemen sarıldı. “Beni yalnız bırakma, yine geldiler, yine aradılar.” dedi. Oğlu telefona baktı kendi numarasından başka arayan bir numara yoktu. “ Tamam, sakin ol babacığım korkma. Doktor bey hastaneye kaldırılmanın daha doğru olacağını söyledi. Artık hiç yalnız kalmayacaksın, artık hiç gelmeyecekler.” deyip arkasında duran sağlık görevlileri ile bir şeyler konuştu.

Adamlardan biri rahatlaması için Nedim’e bir ilaç enjekte etti. Ardından hastaneye ait bir kıyafet giydirdi, sedyeye yatırdı.

Birkaç dakika sonra Nedim “Neden yardım etmedin Nedim Ağabey.” diye çığlıklar atan mavi, yeşil, kara gözlü çocuklar ve kadınlar tarafından kollarından tutularak bir girdabın içine doğru çekildi.

Nedim bu defa direnmedi ve girdabın içinde yavaş yavaş kayboldu…

(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Hikâye Atölyesi, 30. 04. 2012)


 

»»  Devamı Kardeş Kalemler 66. sayıda...

 

 

 

DERGİDEN