Coşkunun Kanatları
Mina KRISTEVA
Tercüme: İslâm Beytullah ERDİ

Mina Krısteva, 1956 doğumlu olup Burgaz’da ikâmet etmektedir. Varna Ekonomi Üniversitesi mezunudur. Daha sonra Veliko Tırnovo
Sv.sv Kiril vae Metodiy Üniversitesi’nde redaktörlük ve neşriyatçılık dalında uzmanlık eğitimi görmüştür. Eserlerini “Denizli Hatıra”, “Saçlardaki
Güneş”, Antistres”, “Sadık Dostlar ve Hainlikler” adlarıyla kitaplaştıran yazar Bağımsız Bulgar Yazarlar Birliği üyesidir.
Annesi rastladığı bir başka tanıdığıyla sohbet ederken kızcağız iri, siyah
gözleriyle sahilde tur atan kuşların uçuşunu seyrediyordu. Genç kız onların
özgürce uçarken denizin derinliklerinde nefis ganimetleri nasıl
görebildiklerine, kolaylıkla nice mesafeler katederek zarif bir şekilde göğe
doğru yükseldiklerine veya aşağılara süzüldüklerine hayret ediyordu.
Onların
nasıl kovalaştıklarını, flört ettiklerini ve herhangi bir evin çatısına konup
gagalarını tüylerinin arasına sokup temizlik yapmalarını izlerken mutlu
oluyordu. Gerek dış görünüşlerine, gerekse çıkardıkları seslere göre onları
ayırt etmeyi öğrenmişti. Martılar daha ufak, daha zarif olup sürekli bağırarak
sahili sese boğuyor; sanki kendilerine rakip gördükleri iri ve battal glarusları
kovmaya çalışıyorlardı. Uçuştayken bir hayli benzeşiyorlardı; fakat yere inerken
kendi soyundan olan glarusların çok daha iri ve agresif oldukları anlaşılıyordu.
O, kuşlara “çöpçü” diyordu; çünkü onlar sadece balıklara ilgi göstermiyor, bazen
sokaklardaki çöp kovalarını karıştırmayı da ihmal etmiyorlardı. Kovalarda bazen
ekmek veya simit parçaları, bazen de civardaki restoranlardan arta kalan balık
veya başka yemek atıkları buluyorlardı.
Küçük kız artık 25 yaşına gelmişti ve kendini bildi bileli her yıl annesiyle bu küçük ve şirin deniz kentine tatile geliyorlardı.
Kız Sofya’nın hüzünlü kış günleri ve gecelerinde bu kentin güneşini ve kuşların uçuşunu hayâl ediyordu. Bazen rüyalarında kendini kuş gibi görüyor, havalanarak mutlulukla uçsuz bucaksız mavi denizin üstünde dolaşıyor, serin sularına dalıyor; sonra yine yukarıya, semaya yükseliyor, göz kamaştırarak sanki güneşe dokunabileceğini düşünüyordu.
Yaz günleri tatile geldiklerinde öğle saatlerinden sonra rıhtım yakınındaki küçük restorana otururlardı. Burada balıkçı teknelerinin karaya dönüşlerini izlemekten büyük bir haz alıyordu. Onlara eşlik eden kuş sürülerinin üzerlerinde dolaştıklarını ve güvertelerindeki bol yiyeceklerden bir şeyler çalabilmek için nasıl fırsat kolladıklarını büyük bir ilgiyle seyrediyordu. Gülümseyerek onlara “küçük hırsızlar çetesi” diyordu ve onların balıkçılara karşı gösterdikleri arsızlıklarıyla eğleniyordu.
Plaj ise bir başka sevdiği yerdi. Gözlerini gök kubbeye dikerek sıcak kumun üzerinde yatıyor ve her defasında onun ne kadar hareketli, ilginç göründüğünü hayretle izliyordu. Bazen gelip geçen yumak yumak bulutlar kimi herhangi bir hayvan, kimi de insan şekline veya başka bir şekle giriyordu. Bazen ise siyah yağmur bulutları beliriyor ve güneşin yüzünü kapatıyorsa da denizden gelen latif bir rüzgâr onları kovalıyor ve güneş tekrar neşeyle plajda güneşlenenlere gülümsüyordu. Gökyüzünün fevkâlade mavi ve bulutsuz günleri olduğu gibi sadece kuşların ağır ağır ve zarif hareketlerle gelip geçtikleri günler de oluyordu. O anlarda kızcağız uçmak, her şeyin üzerine çıkmak ve kendini sonsuzluğun bir parçası olarak hissetmek istiyordu.
Anne, usandırıcı gevezeliğini sona erdirince kızın sessizce içinde oturduğu tekerlekli sandalyeyi yürüttü. Biraz sonra plaja varacaklardı. Annesi zayıf bedenini kollarına alacak ve onu itinayla kumsala götürecekti. Kızcağız ise ayaklarının hareketsizliğini unutmuş gibi uzandığı plaj havlusunun üzerinden gözlerini mavi gökyüzüne dikecek; yine bir taraflara uçacak ve kuşların özgürce, kaygısızca uçuşlarını seyredecekti.
....
Onların
nasıl kovalaştıklarını, flört ettiklerini ve herhangi bir evin çatısına konup
gagalarını tüylerinin arasına sokup temizlik yapmalarını izlerken mutlu
oluyordu. Gerek dış görünüşlerine, gerekse çıkardıkları seslere göre onları
ayırt etmeyi öğrenmişti. Martılar daha ufak, daha zarif olup sürekli bağırarak
sahili sese boğuyor; sanki kendilerine rakip gördükleri iri ve battal glarusları
kovmaya çalışıyorlardı. Uçuştayken bir hayli benzeşiyorlardı; fakat yere inerken
kendi soyundan olan glarusların çok daha iri ve agresif oldukları anlaşılıyordu.
O, kuşlara “çöpçü” diyordu; çünkü onlar sadece balıklara ilgi göstermiyor, bazen
sokaklardaki çöp kovalarını karıştırmayı da ihmal etmiyorlardı. Kovalarda bazen
ekmek veya simit parçaları, bazen de civardaki restoranlardan arta kalan balık
veya başka yemek atıkları buluyorlardı.Küçük kız artık 25 yaşına gelmişti ve kendini bildi bileli her yıl annesiyle bu küçük ve şirin deniz kentine tatile geliyorlardı.
Kız Sofya’nın hüzünlü kış günleri ve gecelerinde bu kentin güneşini ve kuşların uçuşunu hayâl ediyordu. Bazen rüyalarında kendini kuş gibi görüyor, havalanarak mutlulukla uçsuz bucaksız mavi denizin üstünde dolaşıyor, serin sularına dalıyor; sonra yine yukarıya, semaya yükseliyor, göz kamaştırarak sanki güneşe dokunabileceğini düşünüyordu.
Yaz günleri tatile geldiklerinde öğle saatlerinden sonra rıhtım yakınındaki küçük restorana otururlardı. Burada balıkçı teknelerinin karaya dönüşlerini izlemekten büyük bir haz alıyordu. Onlara eşlik eden kuş sürülerinin üzerlerinde dolaştıklarını ve güvertelerindeki bol yiyeceklerden bir şeyler çalabilmek için nasıl fırsat kolladıklarını büyük bir ilgiyle seyrediyordu. Gülümseyerek onlara “küçük hırsızlar çetesi” diyordu ve onların balıkçılara karşı gösterdikleri arsızlıklarıyla eğleniyordu.
Plaj ise bir başka sevdiği yerdi. Gözlerini gök kubbeye dikerek sıcak kumun üzerinde yatıyor ve her defasında onun ne kadar hareketli, ilginç göründüğünü hayretle izliyordu. Bazen gelip geçen yumak yumak bulutlar kimi herhangi bir hayvan, kimi de insan şekline veya başka bir şekle giriyordu. Bazen ise siyah yağmur bulutları beliriyor ve güneşin yüzünü kapatıyorsa da denizden gelen latif bir rüzgâr onları kovalıyor ve güneş tekrar neşeyle plajda güneşlenenlere gülümsüyordu. Gökyüzünün fevkâlade mavi ve bulutsuz günleri olduğu gibi sadece kuşların ağır ağır ve zarif hareketlerle gelip geçtikleri günler de oluyordu. O anlarda kızcağız uçmak, her şeyin üzerine çıkmak ve kendini sonsuzluğun bir parçası olarak hissetmek istiyordu.
Anne, usandırıcı gevezeliğini sona erdirince kızın sessizce içinde oturduğu tekerlekli sandalyeyi yürüttü. Biraz sonra plaja varacaklardı. Annesi zayıf bedenini kollarına alacak ve onu itinayla kumsala götürecekti. Kızcağız ise ayaklarının hareketsizliğini unutmuş gibi uzandığı plaj havlusunun üzerinden gözlerini mavi gökyüzüne dikecek; yine bir taraflara uçacak ve kuşların özgürce, kaygısızca uçuşlarını seyredecekti.
....
»» Devamı Kardeş Kalemler 41. sayıda...
DERGİDEN
-
İmdat AVŞAR
-
Tahir KAHHAR
-
Adem YEŞİL
-
Mehmet AYCI
-
Elhan Zal KARAHANLI
-
Osman ÇEVİKSOY
-
Ataman KALEBOZAN
-
Emel ŞAKACI
-
Ahmet KURT
-
Emel ŞAKACI
-
Ethem GÖKTÜRK
-
Ömrüm IŞIKAY
-
Nazile GÜLTAÇ
-
Eyvaz ZEYNALOV
-
Şecaettin KOKA
-
Mina KRISTEVA
-
Mukay ELEBAYEV
-
Eljas BEKENULI
-
Dilek ARSLAN
-
Ismayıl KADIROV
-
Hatire GULİYEVA
-
Rahile RUZMANOVA
-
Halil ÖZCAN
-
Yakup DELİÖMEROĞLU
-
Mihail SİNELNİKOV
