Kültür Sınır Tanımaz
Mihail SİNELNİKOV
Tercüme: Töröbay Eşenaliyev

Anadolu’nun hâlihazırdaki Akdeniz kıyıları, denizdeki tuz oranının
yüksek olması sebebiyle “Dünya’nın ortasındaki deniz“ diye adlandırılmış
ve milyonlarca vatandaşımızın en popüler tatil uğrağı haline gelmiştir.
Birçok Rusyalının oranın doğal güzelliklerinden haberi vardır, birçoğu
da Alanya’nın büyüsüne kapılmıştır. Buna rağmen Türk tarihinden haberi
olanların sayısı azdır. Oysa ki Türk tarihinde sadece talihsiz, kanlı
olaylar değil; parlak sayfalar da mevcuttur.
Türk şiiri de bizde yeterince bilinmemektedir. Bilindiği gibi Sovyet Dönemi’nde ancak “ilerici” yazarların eserleri tercüme edilmişti. Tâbî, Nazım Hikmet’in asil ve kahraman imajı bizim için de önemliydi ve bu şairin eserleri sadece Rusya’da değil; günümüz Türkiyesi’nin okul kitaplarında da okutulmaktadır. Ama Türk şiiri sadece Nazım Hikmet’ten oluşmamaktadır. Gerçek ve objektif bir şekilde çevrilen Osmanlı Türkleri’nin Divan Edebiyatı da bir gün Rusçaya kazanılacağı zamanı beklemektedir.
Aramızda geçen sayısız savaş ve kavgalara rağmen Türkiye’deki entelektüel kesimin Rusya’ya büyük bir sempatiyle baktığını da söylemeden geçemeyiz. Bu arada Türk tarihçileri de Ruslar’ın Türk esirlerine merhametli davrandığını belirtmektedir. Rus Edebiyatı’na olan ilgiyse muazzamdır. İstanbul’da ve Ankara’da oturan okuryazar kesim bizim 19. yüzyılın klasiklerinin yanı sıra Pasternak, Nabokov, Babel, Mandelştam, Ahmatova gibi isimleri de yakından tanımaktadır.
Alanya’nın misafirleri Ankara’ya uğramazlar. Halbuki Eski Roma döneminden beri tanınan bu şehrin kendine özgü güzelliği ve ihtişamı vardır. Meşhur Ankara Kalesi, sayısız müzeler ve onların arasında Anadolu’daki sayısız uygarlıkların anıtlarını barındıran arkeolojik hazinelerin saklandığı Anadolu Medeniyetleri Müzesi bulunmaktadır. Sonuçta bunların hepsinin Türkiye’ye ait olduğu tartışılmaz. Ne de olsa Türkler’in kanında, geçmişte Anadolu’da yaşayan birçok milletin kanı da akmaktadır. Bu, tarihin olmuş bitmiş gerçekliğidir, bunu ancak olduğu gibi kabul edebiliriz.
Avrasya Yazarlar Birliği’nin davetiyle geldiğim Ankara’da Ali Akbaş ve Yakup Deliömeroğlu gibi Türk şair ve yazarları tarafından ağırlandım. Ankara gezim boyunca benim kılavuzlarım, sohbet arkadaşlarım oldular. Bir keresinde altı saat boyunca sadece Rus ve Türk Edebiyatı üzerine sohbet ettik. Türk şairleri, insanoğlunun “hasta ruhunu” incelediği için Dostoyevski’ye bayılıyorlar. Hepimiz aynı fikirde biraraya geldik. Hastalıklar ortaktır, büyük benzerlik vardır. Dünya küçük ve tektir.

Aşağıda Ali Akbaş’a ait, benim tercüme ettiğim iki tane şiir bulunmaktadır. Ali Akbaş Türkiye’nin önde gelen eski nesil şairlerindendir. Akbaş, bunun yanı sıra Çocuk Edebiyatı’nın önde gelen simalarından, kitap yazarıdır. Eserleri Slav dilleri dâhil birçok dile çevrilmiş; meşhur şairdir. Onun hem çocuklar için hem de yetişkinler için yazdığı şiirlerinde bilgelik ve dürüstlük erdemleri hâkimdir.


....
Türk şiiri de bizde yeterince bilinmemektedir. Bilindiği gibi Sovyet Dönemi’nde ancak “ilerici” yazarların eserleri tercüme edilmişti. Tâbî, Nazım Hikmet’in asil ve kahraman imajı bizim için de önemliydi ve bu şairin eserleri sadece Rusya’da değil; günümüz Türkiyesi’nin okul kitaplarında da okutulmaktadır. Ama Türk şiiri sadece Nazım Hikmet’ten oluşmamaktadır. Gerçek ve objektif bir şekilde çevrilen Osmanlı Türkleri’nin Divan Edebiyatı da bir gün Rusçaya kazanılacağı zamanı beklemektedir.
Aramızda geçen sayısız savaş ve kavgalara rağmen Türkiye’deki entelektüel kesimin Rusya’ya büyük bir sempatiyle baktığını da söylemeden geçemeyiz. Bu arada Türk tarihçileri de Ruslar’ın Türk esirlerine merhametli davrandığını belirtmektedir. Rus Edebiyatı’na olan ilgiyse muazzamdır. İstanbul’da ve Ankara’da oturan okuryazar kesim bizim 19. yüzyılın klasiklerinin yanı sıra Pasternak, Nabokov, Babel, Mandelştam, Ahmatova gibi isimleri de yakından tanımaktadır.
Alanya’nın misafirleri Ankara’ya uğramazlar. Halbuki Eski Roma döneminden beri tanınan bu şehrin kendine özgü güzelliği ve ihtişamı vardır. Meşhur Ankara Kalesi, sayısız müzeler ve onların arasında Anadolu’daki sayısız uygarlıkların anıtlarını barındıran arkeolojik hazinelerin saklandığı Anadolu Medeniyetleri Müzesi bulunmaktadır. Sonuçta bunların hepsinin Türkiye’ye ait olduğu tartışılmaz. Ne de olsa Türkler’in kanında, geçmişte Anadolu’da yaşayan birçok milletin kanı da akmaktadır. Bu, tarihin olmuş bitmiş gerçekliğidir, bunu ancak olduğu gibi kabul edebiliriz.
Avrasya Yazarlar Birliği’nin davetiyle geldiğim Ankara’da Ali Akbaş ve Yakup Deliömeroğlu gibi Türk şair ve yazarları tarafından ağırlandım. Ankara gezim boyunca benim kılavuzlarım, sohbet arkadaşlarım oldular. Bir keresinde altı saat boyunca sadece Rus ve Türk Edebiyatı üzerine sohbet ettik. Türk şairleri, insanoğlunun “hasta ruhunu” incelediği için Dostoyevski’ye bayılıyorlar. Hepimiz aynı fikirde biraraya geldik. Hastalıklar ortaktır, büyük benzerlik vardır. Dünya küçük ve tektir.

Aşağıda Ali Akbaş’a ait, benim tercüme ettiğim iki tane şiir bulunmaktadır. Ali Akbaş Türkiye’nin önde gelen eski nesil şairlerindendir. Akbaş, bunun yanı sıra Çocuk Edebiyatı’nın önde gelen simalarından, kitap yazarıdır. Eserleri Slav dilleri dâhil birçok dile çevrilmiş; meşhur şairdir. Onun hem çocuklar için hem de yetişkinler için yazdığı şiirlerinde bilgelik ve dürüstlük erdemleri hâkimdir.


....
»» Devamı Kardeş Kalemler 41. sayıda...
DERGİDEN
-
İmdat AVŞAR
-
Tahir KAHHAR
-
Adem YEŞİL
-
Mehmet AYCI
-
Elhan Zal KARAHANLI
-
Osman ÇEVİKSOY
-
Ataman KALEBOZAN
-
Emel ŞAKACI
-
Ahmet KURT
-
Emel ŞAKACI
-
Ethem GÖKTÜRK
-
Ömrüm IŞIKAY
-
Nazile GÜLTAÇ
-
Eyvaz ZEYNALOV
-
Şecaettin KOKA
-
Mina KRISTEVA
-
Mukay ELEBAYEV
-
Eljas BEKENULI
-
Dilek ARSLAN
-
Ismayıl KADIROV
-
Hatire GULİYEVA
-
Rahile RUZMANOVA
-
Halil ÖZCAN
-
Yakup DELİÖMEROĞLU
-
Mihail SİNELNİKOV



