YIL: 4  /  SAYI: 41  /  Mayıs - 2010
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

ölesiye aşk
Ataman KALEBOZAN

Ataman Kalebozan, 28 Şubat 1968’de Ankara’nın Çamlıdere Bökeler Köyü’nde doğdu. Sırasıyla Esentepe İlköğretim Okulu, 30 Ağustos Ortaokulu ve Başkent Lisesi’ni Ankara’da tamamladı. Gazi Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü’nü bitirdi. Bir süre kendi mesleğiyle ilgili alanda çalıştıktan sonra sınıf öğretmenliğine atandı. Halen görevini sürdürmektedir. Evli ve iki erkek çocuğu vardır. Ankara’da yaşamaktadır.

Letafet-i ahfa dedi yürek içlenerek
Eğdi başını muhannetler bir adım ötemde
Meşru döşeklere kopçalandı aşk, kendini erteleyen terle.
Ucuz kolonya kokan adamların saçlarından
Ahsen-i Ella sarkıttı kirpiklerini.
Benim hiçbir şeyden haberim olmadı
Parkta salıncaktaydım o ara.

Islıklı bir kaldırım tenhalığıymış,
Rastladım sizlere,
Ve bir varmış bir yokmuşlar,
Ve hatta karanlıkta büzüşen hüzünlü korkmuş kadınlar,
Gece altına kaçıran rüyalar,
İllaki çuvallayan inançlar,
Kadınlığı kurumuş eğreti gelinler,
Saten yorgan kenarını dikiyorlarmış aşk ile.
İğne iplik falan da görmedim ki

Ah letafet-i ahfa demiş aşk
Eğip başımı
Eğip sol cenahımı içeri girdim ben,
Duymazlıktan geldim.
Pencerenin hıçkıran menteşesini kapadım.
Merdiven boşluğuna sataştı yalnızlığım.
İçimin sesleri düştü hiçten yere, içli bir bakışla
Sabahların eve dönen alacalığına.
Gördüm gri bulut yırtıldı
Kapanıp omuz başıma
Bir güzel ağladı bütün içtenliğiyle
Susturamadım.
Benim hiçbir şeyden haberim olmadı
Parkta salıncaktaydım o ara.

Ahsen-i Ella’yı da gözüm tutmamıştı
Saçlarının tenhalığı bir mezar kitabesine düşüyordu
Çalımlayarak boynundaki benlerimi;
“Altından kalemin olsa zümrütten yaprak
Yine de örtülecek gözüne bir avuç toprak”
Demiş bir vakitler tülbentindeki oyalar sararak.
Kim demişse demiş bilmiyorum da
Balık martıya yalvardı solucan balığa
Ben de ölürüm sana
Parkta salıncaktaydım o ara.

Devşirerek gözlerinin kahvesini
Hiç mi sevmedin beni?
Çeyizinden düştü bak ninemin bakire dantelleri.
Sen yüreğimden düşme
Gitme be Ella.
Sen gitme
İki sokulayım koynuna.
Ella sonsuzluk demek, yürekse ahfa
Gidersen git eyvallah da
Gittiğin vakitlerin dönülmez ufuklarında
Aşksa ölesiye be Ella.

ben aşkı unutalı yüz yıl oldu
Ve
prens intihar etmiş dediler
Bir rakkasenin kıvrak tülünde.

Ölümü gör ki beklemiyordum prensi ben.
Oturmuş öylece,
Ayın şavkına vuruyorken aşk,
Şavkın ses etmemelerini dinliyordum kült ile.

Yalnız,
Fütursuzca dokunduğum bir göz
Yalnızca o göz
Arada bir delleniyordu:
“Beni niye sevmiyorsun?” diye.

Oysa sevmek istedim ben.
Leyla’ya kara çalarken bile.

Lâkin
Yüreğimi sessizce kürtaj ettirdim o aralar,
Eli titrek bir bıçağın şarabi dokunuşları ile.
Bir kadının sarı uçuk benzine yalnızlığı yakıştırdı
yaşlı hekim.
Ücret ödemedim.

Ben aşkı unutalı yüz yıl oldu.
Olmuş mu o kadar?

ölü hayâller
Bu yol,
Ölü hayâller mezarlığına gider!

Elimi dayadığım alnımda iz bırakmıştı gidişiniz.
Gömün, dedim ardınızdan beni
Hayâllerim n’olur terk etmeyiniz!

Kimsesizler mezarlığında,
Hayâlsiz bir çukur peyleyin.
Bensizliğimi defnedip
Med-cezirde kırk gün bekletin.

Ey ölü hayâl yıkayıcıları!
Horona kalkın hemen.
Bu bir emirdir!
Ardımdan on el ateş edin.
Dıkşın dışın…

Son teyemmümdür bu toprağa,
Son bakıştır çiçeksiz dala.
Asla geri dönmeyeceğim.

Gittiğim yol, ölü hayâller mezarlığına çıkar.
Bir yanım ağıtlar
Bir yanım sarhoş naralar
Kendimi son kez gömeceğim.
Mezar taşım hazır,
Zahmet buyurmayınız:
İyi bilirdik,
Hayâller öldürülür itinayla.
Dışın, dışın…

bendeki anlamını
yokluğun hatırlıyor hep
                               
Babam Kâmil Güvercin’e
Yüreğimin içiydin
Zamansızdı gidişin
Sen çekip gittin.
Ve bir daha göremedim babam...
Yerin doldurulamaz...

Bu sözcükten mahrum bıraktın beni...
Baba diyemediğim için hep kızdım...
Canım yandı...
Küstüm...
“Babam geliyor” diye saçlarını uçuşturarak koşan
Hatice’nin ardından bakarken de kızdım...
Zeynep’in yeni ayakkabılarını kıskanmadım...
Onun “Babam aldı” deyişini kıskandım...
Yine kızdım...
Yine küstüm sana...
Ağladım...

Gülçin’in babasının dizlerinde ağlayışına üzülmedim ben...
Ağlayacak baba dizinden mahrum kalışıma üzüldüm.
Yine ağladım
Yine küstüm.
Kavga ettim komşu oğluyla
Bana vurması değildi canımı yakan.
“Seni babama söyleyeceğim” demesiydi...
Vurup ağlattım...
Vurup canını yaktım...
Vurup kaçtım...

Annemin akşam tiyatroya göndermemesi değildi hırçınlaştıran
“Seni akşam akşam kim alacak?” demesiydi...
Deprem olduğunda deprem değildi beni korkutan...
Karanlıkta kimden güç alacağımı bilemeden
Kaldığım sensizliğimdi...
Ergenliğim değildi beni bunaltan,
Küçük bir kızın hayatında babanın anlamı önemliydi
Ve
Ben bu anlamı yaşayamadım babam.

Yıllarca hiçbir erkeğe güvenmeden
Sevgilerimi yaşamamış olmam benden değildi...
Senin gidişindendi.
Baba kelimesinin gönül sözlüğümde
Karşılığının boş kalması da sendendi...
Babanın anlamını henüz öğretmemiştin ki...

Ayrılık insanlar için diyorlar...
Sen de insandın...
Ama ben bu ayrılığı kabullenecek kadar
Büyümemiştim ki.
Küçük kızındım senin, beni bırakıp gittin.

Daha bunalım takılacaktım ben sana
Okuldaki erkek çocuklarını şikayetlenecektim...
Koluna girip gezecektim...
Ahkam kesecektim
Kısacık daracık giyinip kızdıracaktım seni...
Müziği açıp başını şişirecektim...
Şımaracaktım sana azıcık baba...
Azıcık...

Karnemde hiç kırığım olmadı biliyor musun?...
Çünkü sensizliğinde annemi üzme hakkımı da
Giderken alıp gittin baba...
16 yaşımı yaşama hakkımı da alıp gittin...
Ardından ağlayamadım.
İçimde kaldı yaşlarım...
Sana ihtiyacım vardı ...
Seni çok özledim
Senden hiç vazgeçmedim ki.

Hep yaşayamadığım babamdın sen
Hep kızdığım...
Hep küs kaldığım...
Hep aradığım...
Sen hep sendin baba
Ve
Sana kızdığım için bunca yıl
Haksızlık etmişim kendime...
Haksızlık etmişim kimsesizliğime
Yetimliğime.
Karanlıktan korkan kız çocuğu
Babasız büyümemeliydi...
Ben büyüdüm...

Ben seni gözümde...
Ben seni yüreğimde büyüterek büyüdüm...
Yıllar sonra
Çok sevdiğin papatyaları bırakırken mezarına,
İlk kez vedalaştım seninle.
Papatyalarla birlikte saldım gitti içimde birikenleri...
Saldım gitti baba...
Çünkü ben büyüdüm artık...
Sensiz büyüdüm baba.

Ölüm Allah’ın emriydi...
Huzur içinde uyu baba.

durduk yere
Yarı yolda bırakılmış sadakatsizliklerden düştüm
Kırıldı akort edilemeden sol yanım,
Yen bulunamadı o saatte.
Uğursuzluğunu çaldı baykuş gecenin adab-ı muaşeretine,
İki kırık sevda yalpaladı karanlığımın koton perdelerine.
Lâkin tutunamadı on dört taksim B’ye.
Ajans, sona erdirip musıkî fasıllarımı,
Haber geçti kaybolmuş on beş yaşımı.
Kırasım varken şehrin tüm camlarını,
Oturup bir güzel ağladım durduk yere
Camlar ardımdan teneke çaldı.
Güldü şehrin uyku tutmamış bir iki işkembecisi.
Karanlıktan korkan kız çocuğu büzüştü
Kırağıya düğümlendi “Anne” sesi.
Bir kadın bu denli yalnız bırakılmazdı ki
Sessizce sehpanın tozunu aldım
Durduk yere.

dilimizde teller kırıldı
Hocam Ali Akbaş’a
Yollar uzandıkça önümde
Adımlarım battı çakılla dikene
Yürüdüm uzun ince
Yürüdüm Âşık Veyselce
Dilinizde teller kırıldıkça beyim
Ben âşıkların sazını özledim
Yunus’un sözünü özledim…

Gök yere inmiş dediler
Yer bilindik karılmalarla örtüldü üzerime
Selamsız bakışlar geçtikçe sokaklarımdan
Güvelenmesin diye anıları içime attım.
Tutmadan dileklerimi
Siz koydukça yıldızlarımı beyim,
Süte kesmiş gecelere
Çocukluğumun akide şekerini özledim
Anamın ellerini özledim…

Yaşlı dağ, çekip gittiğini söyledi rüzgârımın
Takıldım uçurtmaların esrik kuyruğuna
Gökyüzü yırtıldıkça yağmurlara
Uzansanız dokunacaktınız ahfaya
Siz yamarken türkülerinizi beyim
Ben nar-ı yârimi özledim
Yanağıma vardığında gözüm yaşını özledim…

Örüldüğünde kamer sokakların karasına
Sevdam vuruldu bir bir küpeştelerde
Örükler çözüldükçe denizlerin entimliğine
Şairin dediği gibi beyim;
“Yaşadık,
Salâlalar verilmedikçe.”
Yağmur sonrası kokan toprağı özledim
Ebemkuşağımın kırmızısını özledim…

Savruldukça dünle yarın arasına,
Biz
En çok
Kendimizi özledik beyim….
....

 

»»  Devamı Kardeş Kalemler 41. sayıda...

DERGİDEN