Bedel
Genka Bogdanova, 1950’de Yambol’un Tenevo köyünde doğdu. Yambol kentinde ikâmet etmekte olup buranın Probuda Okumaevi Sekreterliğini
yapmaktadır. Sanat dünyasına lise yıllarında şiirlerle giren G. Bogdanova, daha sonra nesir dalında da eserler vermeye başladı.
“Gönlüm Titreyen Teldir”, “Gerçeğin Ta Kendisi”, “Kalbin Anahtarı”, “Benci ve Riki” adlı kitapları başlıca eserleridir. Portekizce ve Ukraynacaya
çevrilen eserleri vardır. Halen Bağımsız Yazarlar Birliği’nin Yambol temsilciliği başkanıdır.Genka BOGDANOVA
Tercüme: Fevzi Kadıoğlu
Viktoria,
denizin kara kucağındaki tek parıldayan lekeye gözlerini dikmiş; pencere
kenarında ayakta duruyordu. Kendilerine ait olan plajın biraz yakınında, gecenin
matem elbisesinin üstünde bahtsız beyaz bir çiçek misali, demir atmış beyaz bir
yat hafifçe sallanıyordu. Siyah tabutun üzerine titreyen
elleriyle bıraktığı
güller gibi beyazdı. Viktoria’nın soluk yüzünde iri gözyaşlarının döküldüğü gibi
pencereye de yağmur damlaları vurmaya başladı.
“Allah’ım, gece de benim gibi ağlayan dul bir kadına benziyor sanki! Yüzlerimiz kederli ve hüzünlü, kalbimizde acı bir ağrı yükseliyor! Fakat yarın, gecenin yüzünü hilal aydınlatacaktır, yıldızlar neşeli gözler gibi parıldayacak; ama ben kalbimde bu karanlığı ölünceye kadar taşıyacağım. Çünkü, benim matemim bu affedilmez günahımın bedelidir…”
Anılar onu acımasızca seneler öncesine götürdü…
Gençtiler. Birbirlerine deli gibi âşıktılar; ama o zamanlarda aile kurmak mümkün değildi. Viktoria’nın hayal ettiği hayatı Mladen ona veremezdi. O aklının ucundan bile geçirmiyordu şu andaki acınacak halinin hayatı boyunca süreceğini.
Ana babaları işçiydiler. Aileleri mütevazılğın da altında bir yaşam sürüyorlardı. Kendisi ise gece gündüz debdebeli, lüks bir hayat hayal ediyordu. Pahalı araba... Versace’den, Armani’den giysileri olsun istiyordu… Tanınmış ve zengin kimselerin arasına girmeyi, yatlarla dünyayı gezmeyi düşlüyordu.
“Bu hayal ettiğim dünyanın kapılarını bana açacak olan şey; ancak benim olağanüstü güzelliğimdir! Güzelliğimi kullanıp neye mal olursa olsun, zengin ve tanınmış biriyle başarılı bir evlilik yapmalıyım! Bu şansımı, benim ilk büyük aşkım Mladen için bile heba etmeyeceğim, diye düşünüyordu.
Tabî ki sevgilisinin bundan haberi vardı. Viktoria ona yoksul, hırslı olmayan bir erkekle asla evlenmeyeceğini söylemişti.
“Seni seviyorum; ama sen bana uygun bir eş değilsin. Seninle hiçbir zaman mutlu olamam.”
Bu sözler Mladen’i deli ediyordu; çünkü Viktoria’yı çaresizce seviyordu.
“Onu kaybetmemem için zengin olmam, çok zengin olmam gerekiyor. Kalbimi şeytana satmam gerekse bile, Viktoria benim karım olacak.”
Geceleri gözlerine uyku girmiyordu. Gündüzleri zombi gibi geziyordu; çünkü düşünceleriyle hep bu sağlıksız halinden çıkış yolları arıyordu.
Aldığı karar çılgıncaydı…
En sonunda Viktoria onun karısı olmayı kabul etti; artık onun kraliçesi olmuştu. Onu şımartıyor, hediyelere boğuyordu. Ona hep hayalini kurduğu kırmızı bir Ferrari de satın alıp hediye etti. Aldığı ev ise sarayı andırıyordu ve artık kalbinin kadınına lâyık olduğunu düşünüyordu.
Beyaz güvercin gibi denizin sahiline konmuştu. Yakınında da kendilerinin plaj iskelesinde gerçekleştiği diğer hayallerinden biri olan eşsiz güzellikteki, Viktoria yatı sallanıyordu.
Tabî ki devamlı dikkatli olmaları gerekiyordu. Tecrit edilmiş olarak diğer insanların bakışlarından uzakta yaşamaları zorunluydu. .
Viktoria o kadar mutlu ve memnundu ki Mladen’e hiçbir zaman ne işlerle meşgul olduğunu, bu kadar çok parayı nasıl kazandığını bile sormuyordu. Onların ilk mutlu yılındaki müşterek hayatlarında gerçekleşen hayallerinin bedelini ileride nasıl ödeyeceklerini de hiç düşünmedi. Mladen’in kazandığı paraları düşüncesiz bir çocuk gibi harcıyor, nasıl kazanıldığını düşünmek bile istemiyordu.
Ta ki dün yaşanan korkunç güne kadar.
Mladen her zamanki gibi, yine dışarıda epey uzun zaman kalıp döndükten sonra, onu bir seyahate götürdü. Yatla, meşhur turistik deniz kenarlarını ziyaret ettiler, en pahalı ve lüks otellerde kaldılar, gazino ve eğlence yerlerinde delice para harcadılar. Son gün ise yatta yalnız başlarına evliliklerinin ikinci yıldönümünü kutladılar. Mladen, romantik müzik eşliğinde kendisine çok pahalı, harikulâde bir takı, gözleri gibi parıldayan ve şahane gerdanlık hediye etti. Kendisinin de ona bir armağanı vardı. Bu güzel haberi özel olarak bugüne saklamıştı. Hamileydi. Bir bebek bekliyordu ve gerçekten çok mutluydu. Yanında sevdiği erkekle, hayal ettiği hayatı yaşıyordu; şimdi bir de anne olacak, beklediği mutlu ve yaşanası bir hayatın halkasını kapatacaktı.
Mladen’i şimdiye kadar hiç böyle heyecanlı ve mutlu görmemişti. Bu güzel haberi onun kulağına fısıldadığında, onu kaptığı gibi ay ışığına gark olan güverteye götürdü. Onu kucaklıyor ve öpüyordu; deli gibi tekrarlayarak “Teşekkür ederim! Sevgilim, teşekkür ederim! Sen, beni dünyanın en mutlu insanı yaptın!” diyordu.
Ertesi gün eve döndüler. Biraz sonra telefon çaldı, Mladen çok uzun ve gizemli bir görüşme yaptıktan sonra, telaşla evden çıktı ve tam iki gün eve dönmedi. Viktoria, onun bu ani ayrılmalarına alışıktı; ama bu defa huzursuz ve endişeliydi. Herhâlde hamileliktendir diye düşünerek kendini teselli etmeye çalışıyor, ama telefonun her çalmasında veya arabaların geçişlerinde irkiliyordu.
Kendini oyalamak için televizyonu açmaya karar verdi. İlgi çekici program bulmak için kanaldan kanala gezerken, birden gözlerinin önüne korkunç bir manzara çıkıverdi. Tratuvarda yüzüstü genç bir adamın kanlar içinde uzanmış cesedini hem de Mladen’in park ettiği arabasının yanında gördü. Otomobilin yanında garip bir şekilde iki ölü erkek cesedi yatıyordu. Kalbi duracak gibi oldu. İçini soğuk bir korku sardı ve dehşetle inleyerek: “Allah’ım, olamaz! Hayır, bu Mladen değil! Bu o olamaz! Herhalde bir başkası,” dedi kendi kendine. Fakat spikerin sesi kalbinde saklı olan o küçücük umudu da söndürdü. Spiker:
“İntikam… Şaşılası bir cinayet… İki suç örgütü arasında üstünlük için güç savaşı… Kurbanların kimlikleri tespit edildi. Sahte Bulgar pasaportlu bir yabancı, diğeri ise başka bir suç örgütü üyesi Mladen Stoyçev’tir,” dedi.
Sonuç ortadaydı. Onun gerçekleşen hayallerinin bedelini ödeme günü gelmişti. Korkunç bir bedel sevgilisinin hayatı, doğmamış çocuğunun ölen babası, kendisi ve çocuğu için ebediyen kaybedilmiş bir vatan…
“Allah’ım, değer miydi! Onu kendi elimle ölüme ittim. Yoksa aklımı mı kaybetmiştim? Benim kaprislerim için, affedilmez şöhret hırsı ve düşüncesizliğim için? Onun ölümünden ben sorumluyum. Çocuğumuz yaban ellerde öksüz ve alnında bir suçlunun çocuğu lekesiyle doğmasına ben sebep oldum. Allah’ım, beni affetme! Cezalandır beni. Bu suçluluk duygusu ve nihayet uyanan vicdanım, lânetli hayatımın sonuna kadar kalbimi kemirsin.
Siyah, lüks tabutun içinde Mladen, önünde yatıyordu. Öteki dünyaya, hiç kimseye hiçbir şey gerekmeyen dünyaya yalnız tabutunu götürüyordu.
Karanlık basıyordu ve soğuk kolları arasında Viktoria’nın kalbi sıkışıyordu. Kalbinin içinde korkunç bir düğüm ile yılanlar, idrak edilen bir suçluluk duygusunu korku, ümitsizlik ve acı bir hisle sarıp sarmalıyordu.
...
elleriyle bıraktığı
güller gibi beyazdı. Viktoria’nın soluk yüzünde iri gözyaşlarının döküldüğü gibi
pencereye de yağmur damlaları vurmaya başladı.“Allah’ım, gece de benim gibi ağlayan dul bir kadına benziyor sanki! Yüzlerimiz kederli ve hüzünlü, kalbimizde acı bir ağrı yükseliyor! Fakat yarın, gecenin yüzünü hilal aydınlatacaktır, yıldızlar neşeli gözler gibi parıldayacak; ama ben kalbimde bu karanlığı ölünceye kadar taşıyacağım. Çünkü, benim matemim bu affedilmez günahımın bedelidir…”
Anılar onu acımasızca seneler öncesine götürdü…
Gençtiler. Birbirlerine deli gibi âşıktılar; ama o zamanlarda aile kurmak mümkün değildi. Viktoria’nın hayal ettiği hayatı Mladen ona veremezdi. O aklının ucundan bile geçirmiyordu şu andaki acınacak halinin hayatı boyunca süreceğini.
Ana babaları işçiydiler. Aileleri mütevazılğın da altında bir yaşam sürüyorlardı. Kendisi ise gece gündüz debdebeli, lüks bir hayat hayal ediyordu. Pahalı araba... Versace’den, Armani’den giysileri olsun istiyordu… Tanınmış ve zengin kimselerin arasına girmeyi, yatlarla dünyayı gezmeyi düşlüyordu.
“Bu hayal ettiğim dünyanın kapılarını bana açacak olan şey; ancak benim olağanüstü güzelliğimdir! Güzelliğimi kullanıp neye mal olursa olsun, zengin ve tanınmış biriyle başarılı bir evlilik yapmalıyım! Bu şansımı, benim ilk büyük aşkım Mladen için bile heba etmeyeceğim, diye düşünüyordu.
Tabî ki sevgilisinin bundan haberi vardı. Viktoria ona yoksul, hırslı olmayan bir erkekle asla evlenmeyeceğini söylemişti.
“Seni seviyorum; ama sen bana uygun bir eş değilsin. Seninle hiçbir zaman mutlu olamam.”
Bu sözler Mladen’i deli ediyordu; çünkü Viktoria’yı çaresizce seviyordu.
“Onu kaybetmemem için zengin olmam, çok zengin olmam gerekiyor. Kalbimi şeytana satmam gerekse bile, Viktoria benim karım olacak.”
Geceleri gözlerine uyku girmiyordu. Gündüzleri zombi gibi geziyordu; çünkü düşünceleriyle hep bu sağlıksız halinden çıkış yolları arıyordu.
Aldığı karar çılgıncaydı…
En sonunda Viktoria onun karısı olmayı kabul etti; artık onun kraliçesi olmuştu. Onu şımartıyor, hediyelere boğuyordu. Ona hep hayalini kurduğu kırmızı bir Ferrari de satın alıp hediye etti. Aldığı ev ise sarayı andırıyordu ve artık kalbinin kadınına lâyık olduğunu düşünüyordu.
Beyaz güvercin gibi denizin sahiline konmuştu. Yakınında da kendilerinin plaj iskelesinde gerçekleştiği diğer hayallerinden biri olan eşsiz güzellikteki, Viktoria yatı sallanıyordu.
Tabî ki devamlı dikkatli olmaları gerekiyordu. Tecrit edilmiş olarak diğer insanların bakışlarından uzakta yaşamaları zorunluydu. .
Viktoria o kadar mutlu ve memnundu ki Mladen’e hiçbir zaman ne işlerle meşgul olduğunu, bu kadar çok parayı nasıl kazandığını bile sormuyordu. Onların ilk mutlu yılındaki müşterek hayatlarında gerçekleşen hayallerinin bedelini ileride nasıl ödeyeceklerini de hiç düşünmedi. Mladen’in kazandığı paraları düşüncesiz bir çocuk gibi harcıyor, nasıl kazanıldığını düşünmek bile istemiyordu.
Ta ki dün yaşanan korkunç güne kadar.
Mladen her zamanki gibi, yine dışarıda epey uzun zaman kalıp döndükten sonra, onu bir seyahate götürdü. Yatla, meşhur turistik deniz kenarlarını ziyaret ettiler, en pahalı ve lüks otellerde kaldılar, gazino ve eğlence yerlerinde delice para harcadılar. Son gün ise yatta yalnız başlarına evliliklerinin ikinci yıldönümünü kutladılar. Mladen, romantik müzik eşliğinde kendisine çok pahalı, harikulâde bir takı, gözleri gibi parıldayan ve şahane gerdanlık hediye etti. Kendisinin de ona bir armağanı vardı. Bu güzel haberi özel olarak bugüne saklamıştı. Hamileydi. Bir bebek bekliyordu ve gerçekten çok mutluydu. Yanında sevdiği erkekle, hayal ettiği hayatı yaşıyordu; şimdi bir de anne olacak, beklediği mutlu ve yaşanası bir hayatın halkasını kapatacaktı.
Mladen’i şimdiye kadar hiç böyle heyecanlı ve mutlu görmemişti. Bu güzel haberi onun kulağına fısıldadığında, onu kaptığı gibi ay ışığına gark olan güverteye götürdü. Onu kucaklıyor ve öpüyordu; deli gibi tekrarlayarak “Teşekkür ederim! Sevgilim, teşekkür ederim! Sen, beni dünyanın en mutlu insanı yaptın!” diyordu.
Ertesi gün eve döndüler. Biraz sonra telefon çaldı, Mladen çok uzun ve gizemli bir görüşme yaptıktan sonra, telaşla evden çıktı ve tam iki gün eve dönmedi. Viktoria, onun bu ani ayrılmalarına alışıktı; ama bu defa huzursuz ve endişeliydi. Herhâlde hamileliktendir diye düşünerek kendini teselli etmeye çalışıyor, ama telefonun her çalmasında veya arabaların geçişlerinde irkiliyordu.
Kendini oyalamak için televizyonu açmaya karar verdi. İlgi çekici program bulmak için kanaldan kanala gezerken, birden gözlerinin önüne korkunç bir manzara çıkıverdi. Tratuvarda yüzüstü genç bir adamın kanlar içinde uzanmış cesedini hem de Mladen’in park ettiği arabasının yanında gördü. Otomobilin yanında garip bir şekilde iki ölü erkek cesedi yatıyordu. Kalbi duracak gibi oldu. İçini soğuk bir korku sardı ve dehşetle inleyerek: “Allah’ım, olamaz! Hayır, bu Mladen değil! Bu o olamaz! Herhalde bir başkası,” dedi kendi kendine. Fakat spikerin sesi kalbinde saklı olan o küçücük umudu da söndürdü. Spiker:
“İntikam… Şaşılası bir cinayet… İki suç örgütü arasında üstünlük için güç savaşı… Kurbanların kimlikleri tespit edildi. Sahte Bulgar pasaportlu bir yabancı, diğeri ise başka bir suç örgütü üyesi Mladen Stoyçev’tir,” dedi.
Sonuç ortadaydı. Onun gerçekleşen hayallerinin bedelini ödeme günü gelmişti. Korkunç bir bedel sevgilisinin hayatı, doğmamış çocuğunun ölen babası, kendisi ve çocuğu için ebediyen kaybedilmiş bir vatan…
“Allah’ım, değer miydi! Onu kendi elimle ölüme ittim. Yoksa aklımı mı kaybetmiştim? Benim kaprislerim için, affedilmez şöhret hırsı ve düşüncesizliğim için? Onun ölümünden ben sorumluyum. Çocuğumuz yaban ellerde öksüz ve alnında bir suçlunun çocuğu lekesiyle doğmasına ben sebep oldum. Allah’ım, beni affetme! Cezalandır beni. Bu suçluluk duygusu ve nihayet uyanan vicdanım, lânetli hayatımın sonuna kadar kalbimi kemirsin.
Siyah, lüks tabutun içinde Mladen, önünde yatıyordu. Öteki dünyaya, hiç kimseye hiçbir şey gerekmeyen dünyaya yalnız tabutunu götürüyordu.
Karanlık basıyordu ve soğuk kolları arasında Viktoria’nın kalbi sıkışıyordu. Kalbinin içinde korkunç bir düğüm ile yılanlar, idrak edilen bir suçluluk duygusunu korku, ümitsizlik ve acı bir hisle sarıp sarmalıyordu.
...
»» Devamı Kardeş Kalemler 40. sayıda...
DERGİDEN
-
Resul RIZA
-
Kamran ALİYEV
-
Ferahim SADIGOV
-
Gazenfer KAZIMOV
-
Cem ARSLAN
-
İslâm Beytullah ERDİ
-
Aşurali CORAYEV
-
Memtimin HÖŞÜR
-
Aydarbek SARMANBETOV
-
Genka BOGDANOVA
-
Allanazar ALLANAZAROVVA
-
Filiz KALYON
-
Oğulmaya SAPAROVA
-
Leniyara SELİMOVA
-
Canıl Mırza BAPAEVA

