YIL: 4  /  SAYI: 40  /  Nisan - 2010
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Resul Rıza’nın Şiir Dili

Gazenfer KazımovGazenfer KAZIMOV
Çeviren: Ömer Küçükmehmetoğlu
 

20. asır sona erdi ve aklımızda bazı üstat şairler kaldı. Eski ve zengin Azerbaycan Edebiyatı’nı Samet Vurgun, Süleyman Rüstem, Resul Rıza gibi kudretli sanatkârları dikkate almadan düşünmek mümkün değildir.

Süleyman Rüstem’in şiiri bizim zengin aruz edebiyatımızın üzerine inşa edildiği onun sanatından anlaşılmaktadır. Samet Vurgun çağdaşı O. Sarıvelli ile birlikte büyük bir hattın Gurbanî, Vagif, Zakir, Alı, Alesker hattının sualtı akıntısıyla 20. asırda ortaya çıkan büyük şairlerdendir. Bu cihetten Resul Rıza’nın şiiri genç görünür; serbest şiir 20. asrın türü olarak eskidir; Dede Korkut’tan gelir. Ritm ve aliterasyona dayanan Dede Korkut şiiriyle birlikte, R. Rıza, Nizamî; Sabir, Fuzulî gibi klasik şairlerimizden öğrendi.

Akademisyen M. Arif’in yazdıklarına göre Resul Rıza’nın şiiri her şeyden önce fikir şiiridir. Fikir şiiri ise çoğu zaman her bir kelimesi yerli yerinde, vezni kafiyesi su gibi akan; ama okuyup bitirdikten sonra insanın zihninde hiçbir  şey bırakmayan şiiri kabul etmez; lakin ne yazık ki birçok çağdaş şiir örnekleri bu açıdan çok yüklüdür. Bunun için de sevilmez, okunmaz, hikmet dolu klasik şiirin karşısında duramaz. Büyük Şehriyar’ın aşağıdaki sözleri tesadüf değildir:

Ne güne galıbdı görün şiirimiz
Şimdi yan keçirik görüp şiiri biz
Kalkanımız idi şiir bir zaman
Şimdi şiir ohdur, özümüz kalkan

Sadece bu esasla serbest şiir türü şairin gönlüne yatmış Resul Rıza’yı lüzumsuz kelimelerden kurtarmıştır. Resul Rıza, V. V. Mayakovski’den önce doğmuş, ondan önce sanata başlamış olsaydı, bize göre yine bu serbest türü seçerdi. V. V. Mayakovski ile yakınlık, onun eserlerini tercüme bu isteğin ve uyguluğun neticesi sayılmalıdır.

Şairin şiirin içerisinde yeni kalıp arayışları birçokları tarafından beğenilmemiş ve tartışma konusu yapılmıştır; lakin şair kendi yolundan dönmemiş, yeni şiirin mazmun ve kalıp yeniliklerini anlamayanlara açık cevaplar vermiş. “Menim arzum” (1955), “Natig dedi ki” (1954), “Arzu” (1959), “Hoş geldin” (1958), “Gafiye” (1957), “Şiir dili” (1958) vb. şiirlerinde daha çok istifade ettiği serbest şiire, vezin kafiye meselelerine estetik alâkasını bildirmiştir. Eleştirmenlerin hücumlarıyla şair daha çok 1950’li yıllarda karşılaşmıştır. “Menim arzum” şiirinde “Men ne isteyirem?” sualine gönlünden geçen isteklere, uygun şekilde cevap verir:

Heç olmazsa
Şiir, sanat darğasız olsun
Laleyi, menekşeyi
Bezek için
Vezin için
Şiirimize sohmayak

diyerek şiirde eskimiş sembollere, boncuk taneleri gibi birbirine benzeyen, asırlar boyu tekrar tekrar kullanılan teşbihlere, mazmunsuz kafiye uydurmalara itiraz etmiştir.

“Natig dedi ki” şiirinde estetik fikir daha geniştir. Vezni, kafiyesi, mısraların ölçüsü klasik kalıplara uygun olmayan şiirleri beğenmeyenlerin  “çağlı araba tekerini uçak doğma, aziz bildiklerini” kaydeden şair yazıyordu:

Deyirler ki, şiirin satırları beraber olsun gerek;

Köhne alaçık cığları kimi.
Kafiyeler kınalı olsun,
Köhne bir koçunun bığları kimi
… Sözler gerek onlara tanış olsun
Keble Fatmanın balağı kimi
***
Sözün var söz danış
Arşın alıb ölçme
Satırların boyunu!
Satırlar muhtelif olur oğlan!
Resul Rıza
Şiirde hayatın bir parçasıdır.
Yeni yolları biz açmasak,
Kim açasıdır?



Bu tür şiirlerde Resul Rıza’nın nefesi daha açık hissedilmektedir. Şiiri kendin okuyorsun; ama sanki şairin yanında ondan dinliyor gibi oluyorsun. Şair, yeni şiiri kasten anlamak istemeyenleri, muhafazakâr düşünce tarzını kesinlikle reddediyordu. Aşağıdaki mısralara dikkatlice bakalım:

Şiirin dili aydındır
O kadar aydındır ki
Nadan yüz yol okusun
Yine bir şey anlamaz.

Resul Rıza, yeni fikri yeni şekilde ifade etmek talepleri bakımından söz sanatı sınırlarını da aşmış, bazı gramatik kurallarla barışmamış; bu yüzden de edebî dilde kulaklarımızın alışmadığı kelimeler kullanmıştır.

Böyle fatehlerle asırdaşım men. Bayrağımız kızıl kuş gibi kondu yerbaşının yakasına. Halk günde yubileyleyir, altı aylık bir illik. Yubileyçiler coştular, tebrik üstünden tebrik. Kenar durma, yan kaçma merd üzünü gördüyün dostundan, işdaşından. Men senin ilk sevgilin, sen menim gönüldaşım. Yuya bilmez lekesini, açsan bura bütün Orta denizi. Kırk bir ilbundan gabag Hesen anadan olub. Ya Gumdaşittifakın sekiz ili tamamdır. “Azgarğı birliyinin” bütün şöbelerinde Genberlinin heyatı tehlil olundu geniş…

Şair herkes tarafından kullanılan könül yoldaşı, yerine könüldaş, gütb (kutup) yerine yerbaşı, yubiley edir (yıldönümünü anmak veya kutlamak) yerine yubileyleyir ve yubiley yapanlar yerine yubileyçiler, iş yoldaşı yerine işdaş, şiir yazan yerine şiirçi; ihtisar olunun, işten çıhın yerine ihtisarlaşın kelimelerini kullanır. İki kelimeyi bir kelimeyle ifade eder; yabancı kelimeleri millîleştirir. Şairin 30-40 yıl önce kullandığı tür bahsi gibi kullandığı Gumdaşittifag, Azgarğı gibi birleşik kelimeler günümüzde de kullanılmaktadır.

Dede Gorgud manzumesi gibi Resul Rıza şiiri mazmun bakımından dolu olmakla birlikte daha çok ritme, alitereasyona dayanır. Ancak bu şiir kafiyesine de değil ve aksine, şairin ürettiği kafiyeler daha uyaklı, tutarlı ve orijinaldir. Lakin bazen kafiye bizim beklemediğimiz gibi ikinci mısranın sonunda değil; serbest kalıba uygun serpiştirilmiş birkaç mısradan sonra kendini gösterir:

Sen de kişi goymusan adını
Rüşvet alıb sahlayırsan arvadını
Gözüme sohma
Bir günlük kef meclisine
Bes elemez maaşını
Helelik girlesen de
başını,
Helelik sahlasan da
Yeznenin adına
yazdırdığın
Teze “Volga” maşını
bele getmez…
***
Yahud:
O yorug bilmez vücudun
Sade kalpli yoruldu
Son defa vurdu…
Durdu…

Resul Rıza’nın bütün şiirleri serbest vezinde değildir. Onun klasik türlerde ve halk edebiyatı üslûbunda da zengin edebî mirası vardır ve bu silsileden olan şiirleri orijinal, şiirsel figürler temelinde oluşmuştur. Mesela “Yadıma düşdü” (1938) şiirinde o melul durmağın, boynu burmağın, min oyun gurmağın, çeçele barmağın gibi tabii ve samimi bent arası kafiyeler yenice kullanılmaya başlanmış serbest tarzın hayati çizgilerini çok tabii şekilde ifade etmektedir.

Buharıda alışır guru arçan odunu
Göz yaşıyla doludur guru hicran odunu
Kimi omoformlarla şair daha çoh meylli olmuşdur.

Kül halinde gözden geçirdikçe hissediyorsunuz ki sık kullanılan ifadelerden bezen şair, fikrin yeni ve ifadeli mukayeselerle ifadesinden zevk almıştır. Şairin şiir dilinin canlılığında şiirsel keşif kökenli yeni mukayeselerin rolü büyüktür. Kıyaslamalarda benzeyenle benzetilenin arasında gizli bağ müellif tarafından ustalıkla ortaya çıkarılmıştır.

Bir yanımda ömür kimi ahır su. Tom garadır anasının közü kimi. Paris’de bugün yene hava tutugdur; minlerle Fransızın könlü kimi. Meclisin sükutu parçalanır, daş deymiş pencere şülesi kimi. Sevdim seni heyat kimi. Yağı gıvrılanda bir ilan kimi… Terlan yuvasını goruyan kimi. Vaatler, garantiler inamlı, guvvetlidir; yeddi aç gurd arasına düşmüş bir dervişin duası kimi. Külek ac it kimi vurhunur, vs.

Aşağıdaki mısralar sevgilisinden uzak düşmüş askerin kederli düşüncelerini tesirli ve ifadeli bir dille andırır:

Her zaman kalbinde sahla yerimi
Gumrudan ayrılmış bir kafes gibi
Men de unutmaram dediklerimi
Sahlayaram seni son nefes gibi

Olayların beklenilmeyen mukayesesi şiirsel buluş gibi dikkat çekmektedir:

Ahşam yazıg ahşam! Yazıg ahşam!
Menden de tekmisen ki,
Bir kölgen bile yohdur?

Mısralarında şair insanın yalnızlığını gölgesi olmayan ve aslında, kendi gölgesinden ibaret olan akşamla kıyaslamaktadır.

Resul Rıza, sözün metaforik tutumuna hususî dikkat etmiş; gizli kıyaslamaların ardındaki soyut varlıklar şairin kaleminde ustalıkla insanileştiriliştir:

Akreplerin ucundan zaman eriyib düşür saniye damlalarla. Sular daşdan-daşa ahır, tökülür, çıngıllar içinde uğunup külür. Çünki burada azaldığın derisini çohdan soyublar. Göylerin gulağına gün gızıl sırğa tahdı. Gara deniz nefes alır yavaş yavaş, ağır ağır. Burda hava körpe uşag kimidir, fah tutulur, gah ağlayır, gah gülür. Hündür çınar budag atmış, gol atmış, Öz ömründe çoh asırlar gocaltmış. Könül güler göz gülende. Azad gençlik gabağına şiirim güle güle çıhsın.

Şiir dili mübalağasız olmaz; lakin Resul Rıza’nın şiirinde mübalağalar da içtimai fikrin yoğun şiirsel ifadesine yöneltilmiştir. Mukayese ve metaforlar, komik ve lirik mübalağalar nefret ve muhabbetin, şairin tabii hislerinin kutuplar üzerine genleşmeleri gibi görünür:

Geceler aya bah, ulduzlara bah,
gözlerimiz orda
birleşecekdir.
Könlün aynasında, a
ceyransayag,
aşkın kalemiyle şeklimi
çekdir.
Bir tengidçi, dünen
gördüm,
yetmiş tane kalem alıb,
pul vermişdi gırh
bağlama kağıza da.
Ölüm arhadan gelir
heyatı busa-busa.

Tipli tabiî tasviriyle birlikte beklenmeyen aks, alâka kurmalar da şairin söze içtimai mazmun verme ustalığını tecessüm ettirir. Şair yeri geldiğinde böyle bühtanlı tenkitleri,  imzasız yazılar müelliflerine sataşmaktan çekinmemiştir:

Ah, anonimçi!
Ah, anonim!
Senin bacını, ananı
Ağlar göreydim.



Şairin sanatında dikkati çeken mühim hususiyetlerden biri de alâkası olmayan hadiselerin beklenilmeyen şekilde alâkalandırılmasıdır. Bir mısrada muhtelif hadiseleri heyecanlı şekilde birleştirme imkânı veren bu üslup okuyucuyu uyandırır, düşündürür; yeni fikir ifadesi için açık tutar:

Bu şekilde beklenmeyen alâkalandırmalar ilavelerle birlikte daha tesirlidir: “Dünyada tâun, ilan-faşizm olmasın diye, sinemi döndermişem bu gün gızğın cebheye” mısralarında tâun ve yılan birlikte kullanılmış, faşizm yılana benzetilmiştir.
...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 40. sayıda...