YIL: 6  /  SAYI: 61  /  Ocak - 2012
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Edebî Varislik ve
Modernleşme

İsa HABİBBEYLİ
Çevirenler: İmdat Avşar - Ömer Küçükmehmetoğlu
 
Halk yazarı Anar’ın sadece zengin edebî yaratıcılığı değil, geniş anlamıyla ilmin, medeniyetin ve içtimai düşüncenin bütün alanlarını kuşatan çok yönlü ve başarılı faliyetleri, 21. Asrın başlangıcında Azerbaycan söz sanatı ve çağdaş medeniyetinin inkişaf seviyesini gösteren esas parametrelerden biridir. Anar ve onunla birlikte 1960’lı yıllarda edebiyat dünyasına gelen yetenekli edebî nesil, daha Sovyet hâkimiyetinin yükseliş yıllarında toplumcu gerçekçi(sosyalist realist) yaratıcılık metodunun doğurduğu kaba sosyalizm zincirinin çok sağlam olan kalıplarını kırmayı başardı, büyük cesaretle, mahrumiyetlere de katlanarak asıl millî, hakiki, hayati, gerçekçi edebiyat ananesini yeniden diriltti. 20. Asrın ilk çeyreğinde Azerbaycan realizminin kurucusu, üstat Celil Memmedguluzâde ile yeni devrin büyük realisti Anar ve onun mensup olduğu edebî nesil arasındaki varislik bağını tarumar eden 1937 yılı kırgını ve bu kırgınla oluşan uçurumu, 60’lılar edebi nesli ile birlikte eriyip yitmeye başladı, hatta kendi tabiriyle “katl günü” olarak ilan edildi. Bu nedenle Anar, bu dönemde sadece yeni nesri, yahut çağdaş edebiyatı değil, tamamıyla yeni düşünce tarzını, yeni bakışlar sistemini, millî esaslara ve millî gerçekliğe yaslanan yeni hayat felsefesini biçimlendiren yazarlardan biridir.

Anar’ın “Bayram Hasretinde” (1963) ve “Yağmur Dindi” (1968) adlı hikâye kitapları Azerbaycan’da yeni millî edebî akımın ilk sanat beyannameleriydi. 1970 yılında edebiyat meydanına çıkan “Ağ Liman” romanı ve “Molla Nasreddin-66” adlı satirik küçük hikâyeler silsilesi, ciddi mukavemetlere ve büyük tartışmalara sebep olmasına rağmen, Anar’ın kendini kanıtladığı edebi vesikalardır. Bir kez daha kati surette anlaşıldı ki, yeni edebiyatı, yeni nesli, Anar’ı, Elçin’i, Sabir Ehmedov’u, Ekrem Eylisli’yi, İsi Melikzade’yi tekrar başa döndürmek, onların sanat yollarını kesintiye uğratmak ve farklı çıkan seslerini kısmak yahut üsluplarını değiştirtmek mümkün olmayacaktı. Fikrimizce Anar sanat dünyasında, “Ağ Liman” romanıyla kendini istidatlı bir yazar olarak kanıtlamış, “Molla Nasreddin-66” ile de mevcut yerleşik edebî muhite karşı bir zafer kazanmıştır. “Ağ Liman” romanı, kendinin problemi ve Tehmine, Zaur, Memmed Nesir bazı ananevi bölümlerden uzak olan, hayatla nefes alan, doğal, basit, sade kahramanları itibarıyla gerçek hayatın özü ve sert yüzüydü. Eserde, o zamana kadar edebiyatta alışmadığımız, lakin hayatta sıkça rastladığımız gerçekler, bütün sertliği, çıplaklığı, olanca sadeliği; gerçekçi edebî vasıtalarla ve büyük bir beceriyle aksettirilmiştir.

“Molla Nasreddin-66” klasik hiciv geleneğiyle çağdaş, ciddi edebiyatın birleşmesinden doğmuş yeni bir hicivdir. Bu, büyük üstat Mirze Celil geleneğinin yahut “Molla Nasreddin” dergisinin yeniden diriltilmesi veya uzun bir aradan sonra, onun olduğu gibi yeniden çıkarılması anlamına gelmiyordu. Bu, sağlam temel ve mevcut gelenek zemininde edebiyatta “Yeni Devrin “Mollanasreddinciliği”nin yaratılması demekti. Ve o zaman ancak 30 yaşında olan Anar, parlak yeteneğinin ürünü olan bu satirik hikâyeler silsilesinden dolayı, Azerbaycan edebiyatının yeni devrinin Molla Nasreddin’i olma yetkisini kazanabilmişti.



Halk yazarı Anar genellikle, 20. Asır Azerbaycan edebiyatında ciddi tartışmalar yaratan, millî uyanışa ve gidişata etki eden “vatandaş yazar” olarak tanınır. Hiç şüphe yok ki, 1980’li yılların ortalarında, Azerbaycan’da, meydanlarda büyük bir güç, enerji gibi çağlayıp akan millî azatlık düşüncesini hazırlayıp mayalayan yazarlar arasında Anar en ön sıralarda duruyordu. Onun kaleminden çıkan “Ağ Liman,” “Molla Nasreddin-66” silsilesi, “Yahşı Padişahın Nağılı,” “Şehrin Yaz Günleri,” “Adamın Adamı,” “Anlamak Derdi” gibi eserlerin özünde, her şeyden çok, manevî esaretten kurtulmak duygusu, içtimai ve millî özleri idrak etme/ettirme düşüncesi yaşamaktadır. Anar, “Otel Odası” (Sıra Selvilerde Bir Otel Odası) romanı ve “Kırmızı Limuzin,” “Vehime” adlı hikâyeleriyle bağımsızlık devri arifesi, bu merhalenin başlangıç yıllarının karmaşıklığının kendine has rahatsızlığını da edebî yönden temellendirmiştir.

Yeri gelmişken, büyük Mirze Celil sanatı ile Anar münasebetleri hakkında birkaç söz söylemeye de ihtiyaç vardır. İlk olarak şunu söyleyebiliriz. Usta yazar Mirze Celil’in eşsiz nesri, dram eserleri ve hicvinin güçlü sanat ihtirası, millî enerjisi ışığında Anar ve 1960’lı yıllardaki nesli kendilerinin edebî noktalarını hem tayin etmiş hem de sağlamlaştırmıştır. Meselenin başka kıymetli bir yönü de Mirze Celil’in şahsiyeti ve edebî mirasının kaba sosyalist takdimden farklı olan realist tebliği ve anlaşılması yolunda Anar’ın hizmeti sayesinde büyük demokrat edibe millî ve gerçekçi noktadan yaklaşmanın temeli atılmıştır. Anar’ın “Anlamak Derdi” adlı denemesi Azerbaycan’da Mirze Celil hakkında yapılan araştırmalara farklı bir çerçeve sunarak, edebi bir hadise olarak değerlendirilmiştir. Bu denemesiyle Anar’ın, ele aldığı millî ve içtimaî problemleri, kudretli yazar Mirze Celil Memmedguluzâde’ye dayanarak, orijinallikle, onu tekrar etmeden, yalnız kendine has bir tarzda ifade etme becerisini, ustalığını kanıtladığını söylemek daha uygun olur.

Totaliter rejim devrinde, edebiyatta toplumla ve milletle alakalı ciddi talepleri anlamlandırmak için hadiseleri tarihî geçmişe, yahut dış ülkelerin hayatına atfetmek geleneğinin yaygın olduğu yıllarda Anar, usta yazar Mirze Celil’e yönelmeyi tercih etmiştir.

Bu amaçla o, birçok usulden faydalanmıştır. Onun “Sizi Deyib Gelmişem” adlı piyesindeki bütün fikirler, Celil Memmedguluzâde’nin ve çağdaşlarının dilinden, olduğu gibi seslendirilmiştir. Burada Anar’ın hizmeti sadece Mirze Celil’in ve çağdaşlarının çok yönlü faaliyetlerini tarihî, edebî kaynaklar temelinde tanımasıyla bitmiyor. Bize göre “Sizi Deyip Gelmişim” adlı piyesindeki en önemli yön, 19. Asrın sonu ile 20. Asrın başlangıç yıllarının olay ve fikirlerinde bu yeni aşamanın sanki olmuş durumları ve düşüncesi gibi seslendirmeyi başarabilmesidir. Bundan başka, Anar’a mahsus “Molla Nesreddin-66” hikâyeler silsilesinin sadece adında değil, daha çok ruhunda vatanseverlikten ve milletine duyduğu doğal sevgiyle yoğrulmuş Molla Nasreddinciliğin havası yaşamaktadır. Mirze Celil’in ömür ve sanat yoluna ithaf edilen “Anlamak Derdi” adlı denemesiyse yazar ve zaman probleminin, ince düşünülmüş, ilmî, edebî anlayışı ve açık bir ifadesiydi. Bu kıymetli eser hem de Azerbaycan edebî, içtimaî düşüncesinde “Mirze Celil’in olduğu gibi” takdim edilmesinin birinci sanat programı, belki de ilk ciddi manifestosudur. Büyük Mirze Celil’e hasrolunmuş “Gam Penceresi” adlı filminde de tarihî olan ile çağdaşlık bir arada sunulmuştur. Bu başarılı portre filmi Mirze Celil’in yalnız sanattaki muvaffakiyetlerini değil, toplumun çeşitli tabakalarının dertleri, acılarını da bütün doğallığı ve açıklığı ile yansıtır. Bir bütün olarak Anar’ı, büyük üstat Mirze Celil’e bağlayan şahsiyete hürmet veya değişik eserlerindeki seçilmiş noktalardan faydalanmakla yeni şeyler söylemek arzusu değildir. Mesele daha da derindir. Halef selef ilişkisindeki bağlılığın mayasında vatan ve millet fikri ve bu süreçte yazar davranışını edebî ifadesi yatmaktadır. Aslında Anar’ın sanatı, üstat Mirze Celil’in, Mirze Elekber Sabir’in, Üzeyir Hacıbeyov’un millet, dil, vatan fikirlerinin 1960’lı yıllardan sonraki aşamada yeniden doğuşu, edebî, içtimaî fikirde yeni, benzersiz ve kuvvetli şekilde yankısı demektir. Bu, yeni ortaya çıkan eseri Üzeyir Hacıbeyov’un üstat Fuzulî’den alarak yarattığı yeni “Leyla ve Mecnun”u ile mukayese edebiliriz. Fuzulî ve Üzeyir Hacıbeyov arasındaki rabıta, anene ve yenilik bakımından hangi ölçülere dayanıyorsa Celil Memmedguluzâde ve Anar arasındaki bağlılık da aynıdır, diyebiliriz. Üzeyir Hacıbeyov 20. Asrın başlarında yeni “Leyla ve Mecnun”unu yazdığı gibi Anar da devrin orijinal Molla Nesreddini’ni yazmıştır.

“Nigarançılıg” adlı filmi Mirze Celil ile Anar ilişkisinde başka bir aşamadır. Halk yazarı Anar, burada Celil Memmedguluzâde’nin “Nigarançılıg”, “Gurbanelibey”, “Guzu” ve “Usta Zeynal” hikâyelerinin motifleri temelinde, bu eserlerin hepsinin ana hatlarını birleştiren, yepyeni bir eser yazmaya muvaffak olmuştur. Hatta birçok durumda Mirze Celil’deki temaların ve kahramanların yeri değiştirilmiş, ayrı ayrı eserlerde işlenen imgeler burada bir eserin aksi sedasına dönüşmüştür. Mesela, Mirze Celil’in “Guzu” hikâyesinden farklı olarak Anar’ın “Nigarançılıg” adlı filminin kahramanı Hüseyin, kuzuyu Ezizhan’a değil, Gurbanelibey’e hediye eder. Bundan başka, “Gurbanelibey” hikâyesindeki Kerbelayi Kasım “Guzu” hikâyesindeki başkahraman Hüseyin Kişi ile karşı karşıya gelir. “Nigarançılıg” filminde ve hatta “Usta Zeynal” hikâyesindeki Ermenilerin caniliklerini anlatan sahneler, sanatsal şekilde “Guzu” hikâyesine yansıtılmıştır. “Nigarançılıg” hikâyesinin belli noktaları “Gurbanelibey” hikâyesiyle, büyük maharetle ve ince bir rabıtayla ilişkilendirilmiştir. Böylece Anar, Mirze Celil Memmedguluzaâde’nin eserlerinin derin iç ahengini, bütünselliğini, kendine has bir şekilde ortaya koymuştur.

Anar’ın bu eserinde, büyük dahi Mirze Calil’in değişik eserlerinde aynı kaderi paylaşan kahramanlar, sanki tek bir ailenin yahut aynı eserin şahsiyetleri gibi ortaya çıkarak anlatılmak istenen ana temayı çarpıcı bir şekilde anlatırlar. Üstat Celil Memmedguluzâde’nin 20. Asrın başlarında duyduğu rahatsızlık aynı asrın sonlarında yaşayan Anar’ın yukarda zikrettiğimiz filminde bütün kahramanlarıyla yansımıştır. Filmde Çarlık Rusyası’nın memurunun rahatsız olmasının esas sebebi Kafkasyalı Müslümanların, özellikle Azerbaycanlıların uyanışının anlaşılması olarak takdim edilmektedir. Halk yazarı Anar’ın edebî tahayyülünün mahsulü olarak ortaya çıkan Ermeni Arakelov tipinin rahatsız olmasının temelinde ise Azerbaycanlıların güya devlet yanında belli bir itibar kazanmasının ortaya çıkmasıdır.

Anar burada, 20. Asrın başlarında ve sonlarında, Azerbaycan’a bakıldığında imparatorluk hayaliyle Ermenilerin faaliyetlerinin örtüştüğünü büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Bu süreçte Ermenilerin hain oyunu, filmdeki Arakelov tipinde bütün çirkinliğiyle sunulmaktadır. Filmde Azerbaycanlıların güya Osmanlı Türkiye’si ile birleşmek arzusunda oldukları, İran’da Settar Han hareketine silah ve cephane yardımı yaptıkları, Çar’a karşı isyan hazırladıklarıyla ilgili, Ermeni Arakelov’un uydurduğu yalanları üst makamlara ispiyonlama gayreti ve telaşı tam anlamıyla Ermeni ihanetinin esas mahiyetini anlamaya imkân vermektedir. Peki, Azerbaycanlıların rahatsızlığının sebebi nedir? Fikrimizce, bu sorunun cevabı, Anar’a göre aktüeldir. Filmde de görüldüğü gibi, Azerbaycanlıların rahatsızlığında rol oynayan şeyler içtimaî, siyasî veya millî meseleler değil, şahsî meseleler, geçim kaygıları ya da ruhî problemlerdir.

“Nigarançılıg” adlı hikâyesinden gelen motiflerin temelinde, yazarın kendi halkını içtimaî, siyasî muhitin ön cephesinde görme arzusu ifade edilmiştir. Bununla birlikte, “Nigarançılıg” filminde Celil Memmedguluzâde’nin kahramanlarının şimdiye kadarki gösterdiklerinden farklı özelliklerin gözler önüne serilmesine de şahit oluyoruz. Şöyle ki yakın geçmişin esas eser oluşturma metodu olan sosyalist realizmin prensiplerini kullanan edebiyat araştırmacıları, edibin kahramanlarını tahlil ederken daha çok onların avam, cahil, eğitimsiz, dindar olmalarını ön plana çıkarmışlardır. Anar ise “Nigarançılıg” filmindeki tiplerin hayatının farklı yönlerini, aydın kişiliklerini, insanî değerlerini izleyicilere ulaştırmaya çalışmıştır. Filmdeki Meşedi Gulam, Mirze Cefer, Meşedi Sefer, Kerbelayi Gasım, Hüseyin ve diğerleri, temiz kalpli, sözünün eri insanlardır. Hatta Bey’in evindeki ziyafette Rus misafirler, hizmetçi Kerbelayi Gasım’ın hiçbir şey anlamadığını söylerler. Gurbanelibey ise sarhoş olmasına rağmen kati bir şekilde itiraz eder: “Hayır, o her şeyi anlıyor!” der. Böylece müellif Gurbanelibey’in olumlu yönlerini izleyicilere gösterir. Birçok noktada Gurbanelibey’in yüksek rütbeli Rus misafirlere müdahale etmesi, Kerbelayi Gasım’ı müdafa etmesi, Karabağ atıyla gururlanması, hizmetçi Ali’nin pilav pişirme becerisiyle övünmesi onun şimdiye kadarki tahlilcilerden farklı olduğunu açık şekilde gözler önüne sermektedir. Hatta Gurbanelibey’in ahırda gizlenmesi sahnesinin de beyin sözünü dinlememesi, yalancılığıyla değil, sadece yorgunluğu ve sarhoşluğuyla alakalı olduğunu müellif tabii ve inandırıcı şekilde ekranda canlandırmayı başarabilmiştir. Böylece, Anar edebî varislikle modernleştirmenin sentezi temelinde yeni edebî eser oluşturulabileceğini, numuneleriyle göstermiştir. Mükemmel işlenmiş senaryo, zengin edebî materyal, ciddî rejisör, ressam ve bestekâr ile birbirini tamamlayan oyuncularıyla bu film, 20. Asır boyunca halkımızı kuşatan içtimaî belaların mahiyetini doğru anlamaya, çağdaş izleyiciyi büyük gelecek namına şikâyetten kurtarmaya, millî manevî uyanışa, aslına dönmeye çağırır. Fikrimizce, meşhur “Molla Nasreddin” dergisiyle “Gobustan” dergisi arasında bir bağ, yakınlık hatta kardeşlik vardır. Millîlik ve yüksek, faal vatandaşlık görevi “Gobustan” dergisinde de; Molla Nasreddin dergisinin gelenek çizgisinde ifade edilmiştir. Ana dili uğrunda mücadelede “Gobustan” dergisi, “Molla Nasreddin” dergisinin manevi mirasına konmayı hak etmiştir. Yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor ki “Gobustan” dergisi etrafındaki bütün eleştiriler geçip gitmiş; lakin derginin dilimize kazandırdığı “görüm, görüntü, yaşar, yaşantı, uğurlu, tapınmak, yasak, sataşgan, minik, tutum, duyum, danılmaz, yorum, çağdaş, yetersay, ovgat” gibi yeni sözler, tabirler Gobustan kayalarına oyulmuş resimler gibi ebediyen yaşayacaktır. Elbette, Anar en başta nesir yazarıdır. O, yeni dönem hikâyesinin esas kurucularındandır. Fikrimizce, Anar’a has “Yahşı Padişahın Nağılı”, “Molla Nasreddin-66” hikâyeler silsilesi, “Gürcü Familyası”, “Ben, Sen, O ve Telefon”, “Kırmızı Limuzin”, “Kim Dali Yahut Yaşasın Söz Azatlığı” adlı hikâyeleri genellikle 20. Asır Azerbaycan hikâyesinin klasik örnekleridir. Geçmiş totaliter rejimin despot mahiyetini ustalıkla anlatan “Yahşı Padişahın Nağılı” adlı hikâyesinde ciddi bir romana sığacak fikir ve mazmun ustalıkla toplanmış ve kristalize edilerek bu esere sığdırılmıştır. Anar’ın bu tip küçük hikâyeleri, büyük talepleri anlatan başarılı sanat vasıtalarıdır. Halk yazarı Anar’ın uzun hikâyeleri, “Ak Liman”, “Dante’nin Jüilesi”, “Mecal”, “Alaka”, “Ak Koç Kara Koç” gibi eserlerinin her biri yeni dönem Azerbaycan nesrinde eşsiz edebî hadiselerdir. Artık bu eserler Türk dünyası edebiyatının da önemli eserleri arasında görülmeye başlanmıştır. “Ak Liman” adlı uzun hikâyesinde sıradan olayların ve sade insanların iç dünyası, kederleri doğal bir şekilde canlandırılmıştır. “Dante’nin Jübilesi” adlı uzun hikâyesi, insanın kendini anlaması, toplumdaki yerini bilmesi gibi ciddi durumları yerli yerinde yansıtmaktadır. Eserdeki Kebirlinski tipi, hayatta ve toplumda asli yerini bulamayan insanın dramatik akıbetini ve trajedisini realist bir dille anlatmaktadır. “Dante’nin Jübilesi” adlı eseri Anar’ın, hayatın derinliklerini ve ortalama bir insanın iç dünyasını daha da yakından görme ve gösterme imkânlarını bedi şekilde ortaya koyar. Konusu ve fikri hatta birçok noktadaki tasvir vasıtaları bakımından birbirine yakın olan “Mecal” ve “Alaka” adlı uzun hikâyeleri Anar nesrinin yeni özelliklerini de gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu eserlerde gerçek olan ile fantastik olanın edebî yönden sıkı sıkıya ilişkilendirilmesi, macera unsurlarının ustalıkla, yaratıcı şekilde edebî metne giydirilmesi, Anar’ın yenilikçi olduğunun en aşikar delilleridir. Büyük bir ustalıkla yazılmış olan “Beş Katlı Evin Altıncı Katı” adlı romanı da ele aldığı problemleri ve poetikasına göre, sadece Anar’ın değil, geniş manada Azerbaycan edebiyatındaki yeni nesir arayışının başarılı bir örneğidir. Bu eser, modern Azerbaycan edebiyatının zirvesidir.



Onun“Sizsiz” adlı eseri, halk şairleri Resul Rıza ve Nigar Refibeyli’nin “kader romanı” olmasının yanında; belgeye dayalı yazılan romanların gelişmesinde yeni bir aşamadır. “Sizsiz” romanında edebîlik, ilmîlik ve belgeye dayanma, hatta gazete yazarlığı bir mecrada işlenmiştir. “Otel Otağı” adlı uzun hikâyesi bağımsızlık döneminin başlangıç yıllarındaki zorlukları, şartlarındaki ruhî ilişkileri ve açılan dünyayla alakalı karışık olayları realist bir şekilde yansıtan değerli bir nesir eseridir. Nihayet, “Ak Koç Kara Koç” adlı uzun hikâyesi, masallardan gelen aydınlık ve karanlık dünya örneğinde Anar’ın bağımsızlık düşüncesini açık ve güçlü şekilde anlamlandıran ciddi bir eser olarak ortaya çıkmıştır. Onun “Ak Koç Kara Koç” adlı eseri Azerbaycan edebiyatının bağımsızlık dersidir. Anar bu eserde, Sovyet dönemindeki sarf etme, imal etme işleriyle meşgul olan insanlardan bahsetme yerine tam tersine sıradan küçük insanları, büyük edebiyat kahramanlarına dönüştürmüştür. Anar’ın küçük adamları toplumda ileri mevkilerde olmayan, hatalar içinde yaşamış, unutulmuş, dikkatten kaçmış, bazen de bir kenara atılmış insanlardır. Lakin Anar, realist bir yazar olarak böyle insanları toplumun dikkatine sundu, onların ruh dünyasındaki ışığı, kendine haslığı, sevgiyi, rahatsızlığı, sıradan olmayan şeyleri edebiyata getirerek edebiyatın içindeki mevcut kahraman profilini değiştirmiştir. Anar’ın ve onun mensup olduğu edebî neslin timsalinde, Azerbaycan edebiyatının tipleri, kahramanları değişti ve yeni mazmunlar ortaya çıktı.

Anar yeni devir Azerbaycan dram eserlerinin de öncülerinden biridir. O, edebiyatımızda içtimaî, psikolojik dramın esas kurucusu olarak tanınır. “Adamın Adamı”, “Şehrin Yaz Günleri”, “Sahra Düşleri” adlı piyesleri Azerbaycan dram sanatına, tarihine orijinal dram eserleri olarak eklenmiştir. Millî medeniyet tarihimizde Cafer Cabbarlı tiyatro ekolü, Cavid ve Mirze Celil tiyatro ekolü, Samet Vurgun, İlyas Efendiyev ve Elçin tiyatro ekolü olduğu gibi; artık Anar tiyatro ekolü de vardır. Anar tiyatro ekolü yeni dönem Azerbaycan sahnesinin hicvî, realist tiyatrosudur. Üstelik Anar tiyatro ekolünün kendine has izleyici kitlesi vardır. Dram sanatı Anar’ın rejisörlük, aktörlük ve senaryo yazarlığı becerisini de ortaya çıkarır ve önemli ölçüde etkiler. Anar’ın, “Gün Geçti”, “Torpak, Deniz, Od, Sema”, “Dede Korkut”, “Gam Penceresi”, “Uzun Ömrün Akortları”, “Nigarançılıg”, “Otel Otağı” gibi filmleri, hem yazarın sanat düşüncesinin hem de nesrinin ve köşe yazılarının ekrana başarılı bir şekilde yansımasıdır. Bu filmler Azerbaycan sinemasının yeni döneminin de köşe taşlarıdır. Dolayısıyla o, edebiyat, tiyatro folklor araştırıcısı, köşe yazarı, hatta şair ve tercüman olarak içtimai ve edebî muhitlerde kendini göstermektedir.

Anar’ın “Dede Korkut Dünyası” adlı araştırma eseri Azerbaycan’da bu alandaki yapılan araştırmaların mihenk taşıdır ve oldukça başarılı bir çalışmadır. Onun kaleminden “Nesrin Fezası” eseri yeni devir nesir incelemelerimizin, çağdaş edebî tenkidimizin en hacimli örneklerinden biridir. Anar’ın “Gara Garayev’e Rakviyem” başlıklı makalesi musıkî araştırmacıları, “Leyla ve Mecnun”la ilgili yeni görüşü, tiyatro araştırmacıları, “İçerişehir” başlıklı makalesi mimarlar ve etnoğraflar, “Halçanın Hikmeti” halı motifleri araştırmacıları, “Nevruz Bayramı” başlıklı incelemesi folklorcular için örnek sayılabilecek eserlerdir. Kısaca Anar’ın oldukça zengin bu çalışmaları, Azerbaycan edebiyatı ve medeniyetini, içtimaî düşüncesini bütün yönleri ve önemli, temel problemleriyle birlikte ele alır. Hâlen Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin başkanı olan Anar, ülkemizde içtimaî, edebî, medenî süreçlerin geliştirilmesi, devletin bağımsızlığının sağlamlaştırılması, memleketin dünyada geniş ölçüde tanıtılması yollarında şerefle ve mesuliyetle hizmet etmektedir. Anar’ın kendine has siyasî, felsefî düşüncelerinden yoğrulmuş “Unutulmaz Görüşmeler” adlı geniş hacimli otobiyografik romanında, Azerbaycan’ın içtimaî, siyasî manzarası ve dünya ölçeğinde büyük devlet adamı Haydar Aliyev’in parlak portresi başarıyla canlandırılmıştır.

“Kerem Gibi- Nazım Hikmet” adlı eserinde ise Anar, büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in edebi portresini muhteşem bir şekilde çizmiştir. Bu eser aynı zamanda, Nazım Hikmet ile ilgili, belgelere dayanan ve edebî olarak kaleme alınmış mükemmel bir hatıra romandır. Genellikle, Anar’ın siyasî ve edebî şahsiyetlere hasrettiği eserler belgeler ışığında ve edebî bir üslupla olarak yazılmıştır. Böylece, Anar Azerbaycan edebiyatında hatıra romanlar dizisini de oluşturmuştur.

Anar’ın eserleri dünya dillerine de tercüme edildi. Bu, Anar’ın sanatının dolayısıyla Azerbaycan edebiyatının bütün dünyaya bir takdimidir. Halk yazarının eserleri daha çok Rus ve Türk dillerinde yayımlanmıştır. Rus dilinde yayımlanan eserleriyle Anar eski Sovyet coğrafyasında ve bu dilin kullanıldığı geniş muhitte Azerbaycan’ı başarıyla temsil etmektedir. Türkiye’de yayımlanmış eserleriyse, Anar’ı Türk dünyası muhitinde oldukça geniş şekilde takdim edebilir. Geniş anlamda Anar, Türk dünyası edebiyatının çağdaş dünya edebiyatı ölçeğinde başarılı ve büyük bir temsilcisidir.

Güçlü sanatçı kişiliği ve millî ziyalı duruşuyla Anar, edebi ve içtimai alan her zaman bir zirvedir. Edebî varislik, Anar için mesuliyetli bir başlangıç ve sağlam bir temeldir. Çağdaş hayatın modern edebiyatını yaratmak için, Anar’ın geleneğe dikkatli bir sanatçı gözüyle baktığını, zamanın gerçekliklerini yansıtan mükemmel edebî eserler yazarak göstermiştir. Edebî varislik ancak bir yetenek ve geniş bir dünya görüşü sayesinde büyük edebiyat yaratmak seviyesine çıkarılabilir. Büyük bir yazarlık yeteneğine sahip olan Anar, artık günümüzdeki ve gelecekteki edebî nesiller için büyük bir edebî mirastır.


»»  Devamı Kardeş Kalemler 61. sayıda...