YIL: 4  /  SAYI: 38  /  Şubat - 2010
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Geç Buldum, Çabuk Kaybettim
Muhsin METE


Ömer Lütfi Mete akrabamdı. Diğer yörelerde öyle midir, bilmiyorum, akrabalık derecesini bilemediğiniz kişiler için, bizim orada, yani Rize’de, erkekler için “amcaoğlu” denir. Bir yakınınızı, birilerine “amcaoğlu” olarak tanıtmak, öyle olmasa da, aileden biri olarak görmeyi akla getirdiğinden güzel bir alışkanlık olsa gerek. Akrabalık aidiyetini güçlendiren bir söylem olduğuna çok kez şahit olmuşumdur.

Ömer Lütfi “amcaoğlum”du.

Yazının başlığındaki “Geç buldum.” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, çocukluk ve gençlik yıllarımızda, ne yazık ki birbirimizi tanımadık. Bunda, sanırım ortam ve meşrep farklılığımız etkili olmuştur.

Ben, Ömer Lütfi’den bir yıl önce Zonguldak’ta doğdum. Rahmetli babam, benim doğduğum yıllarda, pek çok Rizeli gibi, gurbetteydi. Zonguldak’ta kömür işletmelerinde çalışıyordu. Babam, o tarih için (1949 yılı) iyi bir tahsil sayılan, lise mezunuydu ve işletmede kâtip olarak çalışıyordu. O yıllarda, tahsilli memura ne kadar ihtiyaç varmış ki askerde acemi eğitimini İstanbul’da Selimiye Kışlası’nda yapmış, kalan süreyi Zonguldak’ta işyerinde tamamlamıştı. Şimdi İstanbul seyahatlerimde Selimiye Kışlası’nı uzaktan görür, babamı hatırlarım.

Memleketim, Rize’nin İyidere ilçesine üç yaşımdayken geldim. O zaman nahiye olan İyidere’ye üç kilometre uzaklıktaki köyümüzde yaşamaya başladık. Ömer Lütfi ve ailesi nahiyede bulunuyor, babası nüfus memuru olarak görev yapıyordu. Benim babam gurbette kalmıştı! 1960’lı yıllarda Ankara’da buluşuncaya kadar, anam, ben ve iki kardeşim için köy yerinde saçını süpürge etmişti.

İlkokulu köyde okumuş, ortaokula, benim okulu bitirdiğim yıl açılan İyidere Ortaokulu’nda başlamıştım; fakat ikinci sınıfı tamamlayamadan Ankara’ya göçtük. Ortaokulu İyidere’de okusaydım Ömer Lütfi ile beraber olacak, belki de hayat çizgimizi aynı rotada sürdürecektik. Onunla tanışamadan İyidere’den uzaklaşmıştım.

Ömer Lütfi, ilk, orta ve lise tahsilini Rize’de, yüksek tahsilini İstanbul’da tamamlamış. İyidere’deki öğrenim yıllarında, Süleymancılar’ın Kur’an kurslarına da devam etmiş; o yıllardan başlayarak İslâm inancı ve şuuru, yaşantısının mihveri olmuştu. Sonraki yıllarda intisab ettiği tarikatın İstanbul halifesi olarak da ders verme icazetini almıştı.

Liseyi Rize’de okumuş, burada da ülkücü kimliği ile temayüz etmiş, bilâhare Rize’de Ülkü Ocakları başkanlığı yapmıştı. O yılların moda tabiriyle, şahsında “Türk-İslam Sentezi”ni gerçekleştirmişti. Din ve siyaseti bihakkın içselleştirmiş nâdir kişilerdendi.

Üniversite eğitimini tamamlayınca, kısa bir süre mezun olduğu Rize Lisesi’nde ve Meslek Yüksek Okulu’nda öğretmenlik yaptıktan sonra tercihini yapmıştı. Gazeteci olacaktı. Kalemine güveniyordu. Millî ve manevî değerlerimiz, basın yoluyla ayaklar altına alınıyordu ve bu gidişe seyirci kalınamazdı.

Benim tercihim de televizyonculuk olmuştu. Üniversiteye başladığım yıl, ülkemizde televizyon yayıncılığı başladı. Puanım SBF’yi tuttuğu halde, bu fakülteye bağlı Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nu tercih etmiş; radyo ve televizyon eğitimi görmüştüm.

1972 yılında mezun olunca, üç yıl Sümerbank’ta çalışmış; sonra idealim olan TRT’ye geçmiştim. Artık, aynı çemberin içindeydik, yollarımızın kesişmesi mukadderdi.

Ömer Lütfi, meslek olarak gazeteciliği seçince İstanbul’a yerleşti ve burada bir hayli gazete ve dergide yazar, yönetici olarak mücadele verdi. “Ülkü”süne bağlılık devam ediyordu, hep edecekti. Bu tavizsiz duruş, zamana ve zemine uymuyordu.

1978 yılında Ankara’da Yazarlar Birliği kuruldu. İlk başkanı, kuruculardan D. Mehmet Doğan oldu. Mehmet’le aynı liseden mezun olmuş, fakülteyi birlikte okumuştuk. Mehmet, bir süre Türk Tarih Kurumu’nda çalıştıktan sonra, İstanbul’a gitmiş; Hareket Yayınları’nda görev almıştı. 1976 yılında Prof. Dr. Şaban Karataş’ın TRT Genel Müdürlüğü, ikimize de bu kurumun kapısını açmıştı. Ben, program yapımcısı, Mehmet, uzman olarak görev yapıyordu. Birlikte belgeseller hazırladık. Mehmet, Yazarlar Birliği başkanı olunca, ben de Yazarlar Birliği’ne gelir gider oldum. Sanırım 1980 yılında üyeliğim gerçekleşti. Daha sonra Yönetim Kurulları’nda görev aldım.

Ömer Lütfi ile tanışmamıza Yazarlar Birliği üyeliklerimiz vesile oldu. O yalnız gazeteci değil, nitelikli bir edebiyatçı da olmuştu. Bu kimliği ile dergilerde boy gösteriyor, edebiyatın farklı türlerinde kitapları yayımlanıyordu. Bu yönüyle Yazarlar Birliği’ne üye olmuştu.

Tavizsiz kişiliği gazeteden gazeteye savrulmasına yol açmıştı. 1988 yılında, Ankara Belediye Başkanı Mehmet Altınsoy’un sağladığı imkânlarla çıkarılan “Belde” adlı mahalli bir gazetenin yayın yönetmenliğini yapmak üzere Ankara’ya geldi ve birkaç yıl aynı şehirde yaşadık. Ben de bu gazetede, müstear isimle televizyon yazıları yazıyordum..
...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 38. sayıda...

 

 

 

 

 

 

DERGİDEN