YIL: 4  /  SAYI: 38  /  Şubat - 2010
Avrasya Yazarlar Birliği tarafından yayımlanmaktadır.

 

Yerli ve Millî Kalabilen
Gerçek Bir Aydındı
Ömer Lütfi Mete Hakk’a Yürüdü…
Dursun KUVELOĞLU


Türk milleti, yüreği insan sevgisiyle dolu mert bir evladını, yürekli ve ilkeli bir aydınını kaybetti. Ömer Lütfi Mete, sarsılmaz bir inançla bağlı olduğu yaratanına, çok sevdiği peygamberine (sav.) kavuştu. Yakınları, sevenleri ve Türk milleti, bu ani ve erken ayrılıktan dolayı sarsılırken Ömer Lütfi Mete ağabeyimiz ebedi hayatına yürüdü. Geride çok az insana nasip olan bir hoş seda bırakarak yürüdü ebedi hayatına…

Ömer Lütfi Mete, zamanımız insanının her alanda yaşadığı erozyon ve yozlaşmaya inat, geçmişten bugüne uzanan bir köprü gibiydi. Geçmişten gelen ve bizi biz yapan değerlerin zerresini kaybetmeyen büyük bir değerdi. Türk milletinin harcına ve harsına bağlı; Türk milletini aziz ve necip millet yapan değerlerle gurur duyan bir dava adamıydı.

Özentiye kaçan, kendi mirasına yabancı olup da yabancı kültürlere hayran davranan; yabanın değerlerini yücelten aydınlardan hiçbir zaman olmadı. Bu tip aydın geçinen çevrelerle dost olmadı. Bu çevrelere girme, bu çevrelerden görünme ve bu özenti aydın tiplemeleriyle dayanışma içerisine girmek gibi bir hevesin sahibi olmadı. O, her zaman yerli ve millî değerlerin savunucusu, taşıyıcısı ve sözcüsü olmayı bildi.

İnsandı, insan kalabilenlerdendi. Can’dı; Canan’ın değerini bilendi. Hakir görmeyen ve aşağılamayan bir aydın idi. İçerisinde yetiştiği topluma yabancılaşmayan ve o toplumun değerleriyle yaşamasını bilen idi. Ait olduğu toplumdan izole yaşayan bir aydın değil; heyecanını ve sevdasını ait olduğu toplumla paylaşan ve bir an için yüreğini ait olduğu cemiyetten uzaklaştırmayan gerçek bir dava adamıydı…

İyi bir evlat, iyi bir komşu, iyi bir arkadaş, iyi bir eş ve iyi bir baba… Yaratanına sadık, sevdiklerine sadık… Sonuna kadar güvenilecek ve sona kadar yürünebilecek derecede sağlam ve vefalı bir dost… Her alanda üreten, her yürekte yer edinen ve herkesle kucaklaşabilen bir candanlık abidesi… Yüzündeki o sert ve düşünceli ifadenin altında, nasırlaşmış yürekleri dahi yumuşatacak derecedeki sevgi ve hoşgörü denizi bir yürek taşıyordu; çünkü “Yaratılanı” seviyordu, “Yaratan”dan ötürü…

Ömer Lütfi Mete, sadece Türkiye’nin düşünce iklimine kattığı zenginlik açısından değil; hoşgörü ve birbirimizi anlamaya yönelik gayretleri destekleme ve tetiklemeye verdiği katkıyla da yeri doldurulamayacak ve her zaman aranacak bir aydın, bir şair, bir düşünce adamı ve bana göre, zamanımızın bir filozofu ve dervişi… Çünkü o, hem düşünce dünyasında hem de günlük yaşantısında her iki cihanı ihmal etmeyen, her iki cihanın yüklediği sorumlulukları kabullenen ve gereğini yapan özel bir şahsiyetti.

Ölümünden önceki ağır rahatsızlığı sırasında uzun süre bilinci yerinde olmadan hayata tutunmaya çalışan Ömer Lütfi Mete’nin, kendisine gelir gelmez ilk arzusu olarak namaza durmak istediğini söylemesi ve hayata tutunmasını, kendisine yapılan dualara bağlaması, rahmetlideki tevekkül ve inanç zenginliğinin numunelerindendir.

Günümüz Türkiye’sinde toplum vicdanını inciten örneklerin aksine rahmetli Ömer Lütfi Mete, her dönemde yerli ve millî kalmayı başarabilen bir aydın olmuştur. Her kesimle diyalog kurabilen, her kesimi anlamaya gayret eden, hiçbir düşünceyi ve kişiyi peşinen reddeden bir yaklaşımı olmamıştır. Sürekli anlamaya, anlatmaya ve ikna etmeye çalışan bir hoşgörü abidesiydi.

Bildiği konularda konuşan, bilmediği konularda bilgi sahiplerini dinlemesini bilen, alçak gönüllü bir ağabeyimizdi. Herkesin söyleyecek sözü olduğuna inanan, her söz söyleyeni saygıyla dinleyen ve dinlediklerini tefekkür eden bir düşünce adamıydı. Bu bakımdan rahmetli Ömer Lütfi Mete ağabeyimiz, bilgiyi hıfz eden, bilgi sahibini de hazmeden bir aydındı. Bilmeyeni hakir görmeyen, bilmediği halde biliyormuş gibi davrananın ayıbını açık etmeyen olgun bir şahsiyet idi.

Kalemini asla satmayan, kalemini hiçbir dönem kötüye kullanmayan, yürekli ve köklerine bağlı bir aydın olan rahmetli Ömer Lütfi Mete, çizgisinde kırık olmayan gerçek bir dava adamıydı. Dostlarının güvendiği ve inandığı, muhaliflerinin ise hakkını teslim edip saygı duyduğu bir değer idi.

Dünya görüşü ve siyasi duruşu bakımından kendisine yönelik ezberleri, bu ezberlerin sahiplerini mahcup eden bir derinliğin ve zenginliğin sahibiydi. Etiketlere, suni kalıplara uymayan son derece özel bir insandı.

Hiçbir kesimi dışlamadan her ortama giren, her ortamda saygı gören ve her ortamda bilgisi ve kültürüyle ilgi odağı olan Ömer Lütfi Mete, pantolonunun mendil cebinde namaz için takkesini taşıyacak kadar da kompleksiz ve inancı doğrultusunda yaşayan gerçek bir aydındı.

Siyasi fanatizme prim vermedi. İlkeli, tutarlı ve davasına sadık kaldı. Siyasi duruşuna uymayanları hasım görmedi. Düşüncesine ters düşenleri hakir görmedi. Kimseyi aşağılamadı ve karalamadı. Birilerinin sırtında asalak olmadığı gibi, birilerinin sırtına basarak da statü sahibi olmadı. İsmine yönelik oluşan sevgiyi; verdiği eserleriyle, kişiliği ve adamlığıyla elde etti. Maskelenen ve sahte boyalarla boyanıp cilalanan aydınlardan değildi. Hak ettiği statü ve imajı, samimiyeti ve prensip sahibi olmasıyla kazandı.

Jakoben bir zihniyeti olmadı ve jakoben tavırlara, toplum mühendisliğine hevesli aydın tipleriyle de hiçbir zaman müttefik olmadı. Tam tersi, toplum mühendisliği peşinde koşan, toplumu cahiller sürüsü olarak görüp şekillendirme peşinde koşanlara karşı durdu.

Jakoben bir zihniyeti olmadı ve jakoben tavırlara, toplum mühendisliğine hevesli aydın tipleriyle de hiçbir zaman müttefik olmadı. Tam tersi, toplum mühendisliği peşinde koşan, toplumu cahiller sürüsü olarak görüp şekillendirme peşinde koşanlara karşı durdu.

Ait olmakla gurur duyduğu Türk milletine, Türk milletinin ferasetine ve basiretine her zaman inandı, güvendi. Bu nedenle rahmetli Ömer Lütfi Mete, kendisini tanıyan ve eserlerinden haberdar olanların içtenlikle bağrına bastığı, içtenlikle sevdiği ve gönül bağı kurduğu bir aydın olmayı başarmıştır.

Toplumsal psikolojimize çöreklenen güvensizlik duygusuna inat, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” düsturunu içselleştiren ve kişiliğinde yansıtan çok önemli bir değerdi.

Çok yönlü bir aydındı. Roman, hikaye, şiir, senaryo gibi çok çeşitli dallarda değerli ürünler verebilmiştir. Eserlerinde piyasacı bir kaygı görmek mümkün değildir. Popüler olma ve popüler konuları işleme gibi bir hedefi olmamıştır. Günümüz Türkiyesi’nin sorunları ve çelişkileri üzerinde derinlikli eserlere imza atmıştır.

Senarist ve danışman sıfatıyla görev aldığı TV dizileri, sinema filmlerindeki ortak tema, Türk aile yapısından örnekler sunma ve Türk aile yapısının sıcaklığını yansıtma hedefinin dışında, Türk kültürü ve geleneklerinin yansıtılması gayreti odaklı olmuştur.

Senarist ve danışman olarak emeğinin geçtiği filmler, Türkiye ve Türk milletinin gerçek fotoğrafını yansıtma ağırlıklıdır. Toplumu dejenere etme ve yönlendirme amaçlı filmler yerine, eğlendirirken düşündüren ve bilgilendiren yapımlara imza atmıştır. Bu manada merhum Ömer Lütfi ağabeyimiz, film endüstrisinde de yerli ve millî bir anlayışa uygun bir alan oluşturulmasında ciddi emeklerin sahibi olmayı başarmıştır.
...

»»  Devamı Kardeş Kalemler 38. sayıda...

DERGİDEN