15 Yılın Ardından


 01 Nisan 2024

 

 

Bu yıl Avrasya Yazarlar Birliği Yazarlık Atölyelerimizin faaliyete başlamasının 15. Yılını kutluyoruz.

Önce tek atölye olarak çalışmalara başlandı. Yüz yüze yazarlık eğitimi veriliyordu ve o dönem de uzaktan eğitim başlamış olmasına rağmen çok da yaygın değildi. 

Ankara’da 2008 yılı Kasım ayında özel bir mekânda Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi’nin salonlarında çalışmalara başlanmıştı. 

Ankara’nın merkezi Kızılay’da iki yanında yaşları bir asra yaklaşan, dalları bütün caddeyi kuşatarak yeşil bir tünel oluşturan Kumrular Sokakta yer alan Adnan Ötüken Kütüphanesi de ceviz ağacından döşenmiş masif döşeme ve mobilyaları ile misafirlerini sarıp sarmalar. Gerçi biz bu okuyucu salonunu kullanmıyorduk. İdare binasının yanından çıkılan özel çalışma salonları bize tahsis edilmişti.

Atölyelerimiz kendilerine ayrılan saatlerde çalışmalarını bu salonlarda sürdürüyorlardı. Avrasya Yazarlar Birliği Yazarlık Atölyeleri dört atölye ile çalışmalarına başlamıştı: Yaşayan büyük şairlerimizden ve Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkan Yardımcısı Ali Akbaş, şiir atölyesini, yaşayan büyük hikaye yazarlarımızdan ve Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkan Yardımcısı Osman Çeviksoy hikaye atölyesini, usta deneme yazarı ve Avrasya Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Özbay deneme atölyesini,  TRT’nin yetiştirdiği ünlü senaryo yazarlarından Hilmi   Akyalçın senaryo atölyesini idare ediyordu.

Türkiye’de belki de ilk kez bir yazarlık programı bütün çalışmalarını “atölye” sisteminin üzerine kurarak sistemleştiriyordu.

Bu yeni bir sistemdi. Başarılı olup olamayacağını zaman gösterecekti.

Bu tereddüdü ilk zamanlar atölye katılımcılarımızın gözlerinde de görüyorduk.

O güne kadar Türkiye’de yazarlık eğitimi adı altında edebiyata dair, yazıya dair sistemli hatta sistemsiz derslerin yapıldığı, üniversite hocaları ya da eski yazarların gelip bilgi ve tecrübe aktarımı  yaptıkları programlardan ibaretti. Bugün de maalesef benzer seri seminerlerin yazar yetiştirme programı olarak devam ettiğini görüyoruz.

Biz böyle yapmayacaktık!

Bu seri seminer programlarının genellikle bir handikabı daha vardı: Katılımcılara ideolojik yükleme yapmak ve onları kendi tarafımıza kazandırmak.  Sağ veya sol etiketli seri seminer düzenleyicilerinin hemen hepsi aynı marazla çalışıyorlardı. Hatta bazıları için yazarlık bahane, ideolojiye kazandırmak esastı denilse yanlış olmazdı.

Biz böyle de yapmayacaktık.

Reşat Nuri Güntekin okurluğun bile eğitiminin olması gerektiğini söyler. Okuma yazma öğretilen herkes kitap okuru olmuş sayılmaz. Hele yazarlık, eğitimi gerektirir. Eskilerde usta çırak ilişkisiyle devam eden bu sürecin günümüzde yeni modellerini geliştirmesi gerekir. Yazarlık programlarını bu bakımdan çok değerli görüyorduk. Dünyada yazarlık eğitim kurumlarını bir asır önce başlatmış ve bu okullardan dünya çapında yazarlar yetiştirmiş atölyeler vardı. Biz ülke olarak geç kalmış sayılırdık. 

Biz kendi metodumuzu geliştirerek katılımcısını kitaba ulaştıran program olacaktık.

Her melekenin kazanılması ve geliştirilmesi için kendine has bir eğitim süresi olması gerekir. Yazarlık eğitimi için de bu durum kesinlikle geçerlidir. Şiire, hikâyeye yeteneği olan insanların bu yeteneklerinin işlenmesi ve yazarlık formasyonu kazanmaları için gerekli süre ne olmalıydı?  Bir aylık yazarlık eğitimi verdiğini söyleyen programlar da vardı, bir yıllık olanlar da.

Dünyanın başka ülkelerindeki tecrübeleri de inceleyerek bir yazarlık programımızın süresini iki yıl olarak belirledik. 

Teorik bilgilerin aktarıldığı seminerlerden hiç yapmadık. Teorik bilgiler gerek görüldüğü dönemlerde hocalarımız tarafından aktarıldı.

Katılımcılara ideolojik nutuklar da atmadık. Bizim idealimiz Türkçemizin yeni kalemlerini yetiştirmekti. Türkçeyi seven, Türk dilini işlemek isteyen, ona saygı duyan inanlarla bizler aynı yöne bakıyoruz demekti. Atölyelerimize başvuranları öyle kabul ettik ve bu prensibimize de sonuna kadar sadık kaldık. 

Avrasya Yazarlar Birliği’nin hemen bütün çalışmalarının ufkunda Türk Dünyası vardı. Edebiyat Dergimiz Kardeş Kalemler, Türk Dünyasının ilk ve tek ortak edebiyat dergisiydi. Dil Araştırmaları Dergisi, Türk dili araştırmalarına Türk Dünyasında rehberlik etme idealini taşıyordu. Yayınevimiz Bengü, Türk Dünyası ile ilgili ihtisas yayıncılığı yapıyordu. Edebi yarışmalarımız, kongrelerimiz hep Türk Dünyası ölçeğindeydi. 

Yazarlık Atölyelerimizi de Türk Dünyasına taşımak istiyorduk.

Türk Dünyasından genç yazarların ortak yazarlık eğitimi aldıkları bir program olmak idealimizdi ama bu hiç kolay değildi.

Atölyelerde hocalarımız ilk günlerden itibaren yazılan eserlerin üzerinde katılımcılarla çalışmalar yaparak ilerliyorlardı. Bir katılımcının yaptığı yanlıştan herkes öğreniyor doğrular herkese örnek oluyordu.

Elde edilen başarı çok sevindiriciydi.

Atölyelerde yazılan şiirleri, hikayeleri, denemeleri heyecanla hep birlikte okuyorduk.

Bazı katılımcılar atölyelerin ilk haftalarına daha önceden yazıp doldurdukları defterleri yanlarına alarak geliyorlardı. Hocalar onları kırmadan defterleri okumayı geciktiriyorlar kendilerinin eksikliklerini görmelerini arzu ediyorlardı. Nitekim atölyeler ilerleyip birkaç hafta geçince o arkadaşlar defterlerinden, eski yazdıklarından bahsetmemeye başlıyorlardı.

Bazı katılımcılar ise adeta edebi eser yazmak niyetiyle kalemi ilk kez atölye çalışmalarında ellerine alıyorlardı.

Farklı mesleklerden, farklı meşreplerden gelenler de vardı.

Her birinin kalemleri, baharda damarlarına su yürüyen fidanlar gibi çiçek açmaya başlıyordu.

Atölyelerde yazılan eserlerin topluca okunduğu programlar düzenledik. İlan ettik, edebiyat severleri davet ettik, atölyelerin son döneminde yazılan eserleri yazarları tarafından okunarak dinleyenlere sunuldu. Bu toplantıların adına “Mürekkebi Kurumadan” dedik. 

Bugüne kadar altmış beş mürekkebi kurumadan toplantısı düzenledik.

Bununla da bitmiyor.

Mürekkebi Kurumadan Toplantılarında okunulan eserler, bir sonraki ay Kardeş kalemler Dergisin de yayınlandı.

Artık atölye katılımcısı yazarlarımızı edebiyat dünyasına takdim ediliyor demekti.

Pek çok katılımcı kendi ismini bir edebiyat dergisinde basılı halde bu vesileyle görmüş oldular.

Avrasya Yazarlar Birliği Atölyelerinin süreci bununla da bitmiyor: Dönem sonunda atölyelerde yazılmış şiir, hikâye, denemelerden oluşan bir ortak kitap hazırladık.

Bitmedi!

Eğer yazar adayımız müstakil bir kitap hacmini doldurabilecek kadar eser üretebilmiş ise hocalarının da değerlendirmeleri ile onların ilk kitaplarını da Bengü Yayınları arasında yayınladık.

Bu yüzden haklı olarak Avrasya Yazarlar Birliği Yazarlık Atölyeleri için “yazar adayını kitapla buluşturan atölye” ifadesini kullandık.

15 yılda her yıl birer ortak kitap ve 40’a yakın müstakil kitapla çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Atölyelerin Türkiye dışına açılması öne Avrupa Türkleri ile başladı. 

Kuray Kültür Derneğinin iş birliği ile Avrupa Türklerinden yazar adaylarıyla bir program başlattık. 

Batı Avrupa Türklerinin yarım asrı geçen serüvenlerinin hikâyeyle, şiirle, romanla işlenmesi gerekirdi. Bunu da hiç şüphesiz orada o hayatı yaşayanlar yapabilirlerdi. Avusturya, Almanya, Hollanda ve Belçika’dan katılımcılarımız oldu. 

Pek çoğu bugün de yazmaya devam ediyorlar.

Sonra yüz akı kurumumuz TİKA’nın destekleriyle Balkan Türklüğüne açıldı yazarlık atölyelerimiz. Yıl 2019’du. Balkanlarda Yugoslavya’nın dağılmasından sonra hikâye yazarlığı neredeyse durmuştu. Yeni yazarlar yetişmiyor eskilerse hayatın kanunlarına uyarak yaşlanıyorlardı.

Balkan Yazarlar Birliği ve MATÜSİTEB iş birliği ile başladığımız yazarlık atölyeleri büyük rağbet gördü. Gençler akın akın doldular. TİKA’nın bize temin ettiği uzaktan eğitim sistemi üzerinden yapıyorduk çalışmalarımızı. 

Arnavutluk, Batı Trakya, Kosova, Makedonya, Sırbistan, Romanya ve Kırım’dan katılımcılarımız vardı.

Atölyelerden yolu geçen Balkanlı yazarlarımızın imzalarını taşıyan kitap sayısı kırkı aştı dersem atölyelerin bereketini belki anlatabilmiş olurum. 

Türkiye atölyemize önce güney ve kuzey Azerbaycan’dan katılımcılar geldi. Sonra Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’dan yol arkadaşlarımız oldu ve atölyemiz artık Türk Dünyası Yazarlık Atölyesine dönüşmüştü. 

 Şükürler olsun ki, 15 yıl önce çıktığımız yolda kendimize koyduğumuz bir hedef daha gerçeğe dönüştü. 

Bu büyük bir başarıdır ve bu başarının hiç şüphesiz esas sahipleri fedakâr atölye hocalarımızdır.

Onlar yalnız Avrasya Yazarlar Birliği için değil Türkiye ve Türk Dünyası için önemli ve tarihî bir başarıya imza attılar. 

Öncelikle, katılımcısını kitaba ulaştırma başarısı gibi denenmiş bir metodu ülkemize kazandırdılar.

15 yılda 180’den fazla katılımcının elinin kalem tutmasını sağladılar ve Almatı’dan Amsterdam’a kadar Türkçemizin ses bayrağını dalgalandıracak yazarlar, şairler yetiştirdiler.

Sabırlarıyla, sebatlarıyla Türkçe sevgisi ve Türk dünyasına hizmet aşklarıyla tarihte ilk kez Türk Dünyasının ortak yazarlık atölyesini oluşturup milletimize hediye ettiler.

Bu uzun ve fedakârlık isteyen yolu birlikte katettiğimiz atölye hocalarımız, hikâye atölyesinde Osman Çeviksoy, Ataman Kalebozan ve Nurhan Buhan’a;   şiir atölyesinde Ali Akbaş ve Sema Tanrıverdi Ersöz’e; deneme atölyesinde Hüseyin Özbay, ve Azize Kaya’ya;  senaryo atölyesinde Hilmi   Akyalçın ve Turgay Bostan’a; çocuk edebiyatı atölyesinde Fatma  Yangın Ekşioğlu’na milletimizin önünde teşekkür ediyor ve Türk Dünyasına böyle bir başarı kazandırdıkları için de kendilerini tebrik ediyoruz. Balkanlar Yazarlık Atölyelerini Birlikte yürüttüğümüz Balkan Yazarlar Birliği Başkanı Mürtezaa Sulooca’ya, faaliyetimize destek olan yüz akı kurumumuz TİKA’ya, Batı Avrupa çalışmalarına destek olan Aşkın Kuray dostumuza şükranlarımızı sunuyoruz.

Çok emek verildi.

Şimdi sorsanız ki, 15 yıl öncesine dönme imkânı olsa yine yazarlık atölyelerine başlar mıydınız?

Buna cevabım hiç tereddütsüz “evet” olur.

Eminim bütün hocalarımız da içlerinden aynı cevabı veriyorlardır.

Yazarlık Atölyelerimizin 15. Yılı kutlu olsun!

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı