HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Ece Türköz Oğuz 5
İSMAİL DELİHASAN 6
Kardeş Kalemler 7
Boğazımda büyük bir gam birikti,
Gözlerime çöktü kapkara bulut.
Dizimden kayıp bir kitap devrildi,
Birden kursa çöktü, garip bir sukut.
Sıraya göğsümü koyup ağladım,
Sükûnete dedim: “Can verdi… Kumuş…”
Öğretmen gülerek beni dinledi,
Başımı okşadı, mutlu ve berduş.
Pencere altında, yağmur koynunda,
Güllere kendini gömerdi bahar,
Öğretmen bahara doğrulduğunda,
Dedi: “Özbekistan daim payidar!”
Yağmur gibi özlem göğsüme doldu,
Yüreğime değdi garip bir tını.
Sanki vatanımı görüyor oldum,
Kadirî’nin kendisiydi sıfatı.
Dört duvar ardından bakarlar sessiz,
Sınayıcı gözlerle yüzüme,
Şimdilik yüzünden tanıdıklarım
Nevaî, Gülhani, Meşreb, Nadire
Yazıt Taşların Düşü
Kâğıtlara yazdım... Kâğıtlar yandı.
Bu sırrı düşündüm, buldum nihayet:
Ben Usmon değilim, Alptekin’im ben,
Yenisey bağrından coşan dirayet.
Kâğıt yaramıyor benim hâlime,
Kâğıda geçmiyor tutuşan yürek.
Kâğıt titriyorsa faydası nerde?
Derdimi yazmaya bana taş gerek.
Rüzgârlar kuruttu gözümde yaşı,
Yılların ardından tan pırıl pırıl.
Asırlar şafak gibi sardı başı,
Beynime ok gibi saplandı akıl.
Bana bir taş lâzım, gök gibi geniş,
Azap gibi ağır, keder gibi geda…
Bana bir taş bulup veremediniz,
Taşları toprağa dönüşen dünya!
altmış nolu otobüs
Yağmur.
Durak.
Erkeğin omzunda yağmurluk.
Kadının gömleği bedenine yapışmış.
(Altmış nolu otobüs durup geçer).
“Soğuktan dondu” diye düşündü erkek,
Yağmurluğumu omzuna atsam
Kabul eder mi?
(Altmış nolu otobüs durup geçer).
“Güzelmiş” diye düşündü erkek,
Yaşı da otuzdan fazla değil.
Hani ya, şöyle bir eşim olsa…
(Altmış nolu otobüs durup geçer).
“Belki o kaderimdir” diye düşündü erkek,
Ama yağmurluğu
Koysam omzuna
Çekip atmaz mı?
Her ne kadar kadın
Güzel olsa da…
(Altmış nolu otobüs kadını alıp gider).
Derin bir of! Çeker erkek
(Evinde
Islanan giysilerini
Yine kendi
İç çekip çıkarır kadın).
şairin özelleştirmesi
Kim ne isterse,
alsın!
İşte sana: çayhane,
Sana meyhane,
Sana dağ,
Sana bağ,
Sana dükkân,
Sana orman,
Sana banka,
Sana tank ha!
Sana baht,
Sana taht.
Çiftçiye çarık,
Mollaya sarık,
Âşığa vefa,
Kötüye ceza,
İyiye takdir,
Valiye şehir,
Bekâra kadın,
Yoksula altın,
Şahlara hükmetmek,
ve herkese memleket...
Bana mı?
Hiçbir şey gerekmez –
Ey Yüce Yaradan,
Bu aydınlık dünyan
Var oldukça
Benimdir.
Buhara’da gezinti
İbrohim Haqqul’a
Kasır dedem.
Hisar dedem.
Minare dedem.
Kılıç dedem.
Korku dedem.
Kalkan dedem.
Yiğit dedem.
Pişman dedem.
Esir dedem.
Sabır dedem.
Rüsva dedem.
Geda dedem.
Bitkin dedem.
Toprak dedem,
Toprak dedem,
Toprak dedem,
Toprak dedem,
Toprak, toprak,
Toprak, toprak,
Toprak...
Toprak dedem...
İzli dedem,
İzsiz dedem.
Buhara’nın ortasında
Sessizce duruyorum:
Her taş; dedem,
Her yaş; dedem…