HaftanınÇok Okunanları
Aysel Fikret 1
Ece Türköz Oğuz 2
KEMAL BOZOK 3
FEYZA TUĞÇE FIRAT 4
Kardeş Kalemler 5
Kader Pekdemir 6
Aysel Fikret 7
Tatarların millî şairi Abdullah Tukay tam adıyla Abdullah Mehemmet Arif oğlu Tukayef 26 Nisan 1886’da Kazan bölgesi Menger ili Kuşlavıç köyünde (şimdiki Tataristan Cumhuriyeti Arca bölgesi) doğmuştur. Abdullah Tukay, doğduktan beş yıl sonra babasını, üç yıl sonra da annesini kaybetmiştir. Yetim ve öksüz kalan Tukay’ı akrabalarından kimse istememiş, evlatlık verildiği aileler ve akrabaları arasında elden ele ve ilden ile dolaşmıştır. Bu sebeple Abdullah Tukay’ın çocukluk yılları sevgiden mahrum olarak yoksulluk ve sıkıntı içerisinde geçmiştir. Çocukluğu Sansa, Üçili, Kırlay köylerinde geçen Tukay, ilk öğrenimini Kırlay köyü medresesinde almıştır.
1895 yılından sonra evlatlık olarak verildiği aileden alınarak Azize adlı halasının yanına, Uralsk (Cayık) şehrine götürülmüştür. Halasının yanında toplam on iki yıl kalmış ve burada aile terbiyesi görmüştür. Tahsili ile bizzat ilgilenen eniştesi Ali Asgar Efendi tarafından üç yıllık bir Rus mektebine yazdırılmıştır. Cayık’ta yaşlı bir hocadan da dersler alan Tukay, aynı dönemde Buhara usulü eğitim veren Mutiullah Medresesi’ne de devam etmiştir. Abdullah Tukay, daha sonraları, şiirlerinde bu medresede geçen yıllarını “esaret hayatı” şeklinde tasvir etmektedir. Fakat Mutiullah Medresesi, Abdullah Tukay’ın edebi şahsiyetinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Çünkü bu medrese, eski usulde eğitim veren medreselere göre yeniliklere açıktır.
O, on bir yıllık medrese öğrenimi boyunca Arapça, sarf, nahiv, terkip, fıkıh, tefsir ve mantık dersleri almıştır. Bu devirde Tukay ilk olarak Bakırganî ve Muhammediye gibi Kuzey ve Orta Asya Türkleri arasında yaygın olarak bilinen anonim dinî-tasavvufî eserleri okumuş, üslûp ve şiir tekniği açısından bu eserlerden istifade etmiştir. Daha medrese talebesi iken ilk şiir denemelerini yazmış ve böylece kendini geliştirmeye başlamıştır. Tukay, medrese öğrenimi esnasında Gark-ı Rus, Tercüman gibi gazetelere ilaveten İstanbul ve Arap gazetelerini de takip etmiştir.
Abdullah Tukay, Mutiullah Medresesi’nde talebe iken, eğitimde yenilik istekleriyle başlayan, ancak sosyal hayatın bütün alanlarında yenilik ve ilerlemeyi amaçlayan “ceditçilik” veya “marifetçilik” gibi fikir akımlarından da haberdar olur. 1902 yılında Tukay, kendisine ciddî anlamda tesir eden Mutiullah Hoca’nın oğlu Mehmet Kâmil Efendi ve İstanbul’dan gelip medreseye kaydolan Abdülveli adlı bir talebe ile tanışır. İleri görüşlü bir kişi olan Mehmet Kâmil Efendi ile dostluğunu ilerletir, onun evindeki sohbetlere de katılarak söylediği Arapça ve Türkçe şarkıları zevkle dinler. Tukay’ın medresede dostluk kurduğu Türk ceditçisi, göçmen Abdülveli onu Türk ve Fransız edebiyatları ile tanıştırır. Dönemin moda fikir akımı gereğince “hürriyet, eşitlik, kardeşlik” taraftarı İstanbullu genç, padişaha ve mevcut rejime karşıdır. Abdullah Tukay onun yardımıyla Türk ve Fransız edebiyatını tanıma fırsatını bulur; onun ihtilalci fikirlerinden etkilenir. Abdullah Tukay daha sonraları Abdülveli için, “Dünyayı tanımak için gözümü açan adam” demiştir. Söz konusu ihtilalci görüşleri, 1905 yılında musahhih (düzeltmen) olarak girdiği, Uralsk’ta Rusça olarak çıkmakta olan “Uralets” gazetesinde çalışırken daha da gelişen Abdullah Tukay, sokakta bildiri dağıtmak, ihtilalle ilgili broşürleri tercüme etmek gibi işlere girişir. “Halk kanıyla altın yapmaya son!” şeklinde sloganlar atarak sokak yürüyüşlerine ve gösterilerine katılır.
Abdullah Tukay, 1904 yılında, talebelikle birlikte, Mutiullah Efendi’nin oğlu Kâmil Muti’nin matbaasında çalışmaya başlar. 17 Ekim 1905 tarihinde Çar II. Nikola’nın birtakım haklar tanıdığını bildiren manifestosu ilan edilir. Kâmil Muti de bunu fırsat bilerek “Fikir” adlı gazetesini yayınlamaya başlar. Abdullah Tukay da bu gazetede ve daha sonra yine Kâmil Muti tarafından çıkarılan “El-Asr’ül-Cedit” adlı edebiyat ve “Uklar” adlı mizah dergisinde aktif olarak çalışmaya başlar ve ilk şiirlerini burada yayımlar. Abdullah Tukay’ın bu ilk şiirlerinde öğrenci hareketleri ve milli marifetçilik ideali büyük yer tutmaktadır. Ayrıca hürriyeti ve hürriyet ortamını getiren ihtilali övmektedir. Bunun dışında, yoksul halkı eğitmek, içerisinde bulunduğu durumdan kurtarma düşüncesiyle uyarmak, çalışmaya davet etmek için yazdığı şiirleri de ilk kalem tecrübeleri arasındadır.
1907 yılı, Abdullah Tukay için, hayatında olduğu kadar sanatında da değişikliklerin olduğu bir yıldır. Bu yılın başlarında Mutiullah Medresesi’nden ayrılan Abdullah Tukay, eski usulde eğitim veren medreseleri tenkit eden şiirler yazar. Aynı yıl, Kâmil Muti’nin tutuklanması ve “El-Asr’ül-Cedit” ile “Fikir” gazetelerinin kapatılması üzerine Abdullah Tukay da işsiz kalır. Bu yüzden Abdullah Tukay, 1907 yılının sonbaharında, kısa süren ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Kazan şehrine yerleşir. 3 Haziran 1907 tarihinde Rus Çarının ikinci Devlet Dumasını (Meclis) dağıtması gibi olumsuz gelişmeler şairi karamsarlığa iter ve bu konularda karamsar şiirler yazar. Ayrıca dönemin bütün baskı ve sıkıntılara rağmen şiir yazarak halkı aydınlatmaktan geri durmayacağını ifade eden şiirler yazmaya devam eder. Şair, “Bir Tatar Şairinin Sözleri” adlı şiirinde bu duygularını dile getirmektedir.
Abdullah Tukay önce “El-Islah” ve daha sonra da G. Kemal ile birlikte Haziran 1908’te çıkarmaya başladığı “Yeşin” adlı mizah dergisinde şiir ve nesirlerini yayımlar. 1909 yılının Haziran ayında onuncu sayısından sonra Yeşin dergisinin kapatılması üzerine, 1910 yılının Mart ayında “Yalt-Yult” adlı dergiyi çıkarmaya başlayan Abdullah Tukay, devrin baskısının da etkisiyle hiciv ve mizah şiirlerine yönelir. Böylece bu tür şiirlerin başarılı örneklerini de verir.
Fikrî planda eski ile arasına mesafe koyan, medreseden ayrılıp devrin aktif ve etkili sol hareketlerine yakın bir duruş sergileyen, ihtilalci gruplar ve devrimci işçilerle hareket eden, daha Cayık’ta iken yazdığı şiirlerle Kazan’daki edebiyat çevrelerinin de dikkatini çekmeye başlayan Tukay, Kazan’a geldikten sonra da Kazan Türkleri arasındaki batıl inançları, köhnemiş zihniyet ve kurumları, softa din adamlarını eleştiren yazılar ve şiirler kaleme almıştır. Fikrî ve edebî yazılarının ve şiirlerinin yanı sıra tenkit maksadı ile yazdıkları da onun Kazan’daki şöhretini arttırmıştır.
Yirmi yedi yıllık kısacık hayatına külliyat değerinde eserler sığdıran, en büyük arzusu, vatanın kurtuluşu, milletin hürriyet içerisinde ilerleyip gelişmesi ve refaha ulaşması olan Abdullah Tukay, 15 Nisan 1913 günü saat 20.15’te Kılyaçkin (Kileçkin) Hastanesi’nde tüberküloz hastalığından vefat etmiştir.
Tukay’ın hayatına bakıldığı zaman onun kendi içinde de çatışmalar yaşadığı görülür. On bir yıllık medrese hayatı, aynı dönemde Rus dilinde eğitim veren bir okulda aldığı eğitim, özel hayatında yaşadığı büyük zorluklar ve 1905 ihtilalinin getirdiği ortam, sosyalist hareketin güçlenmesi, bölgesel milliyetçilik hareketlerinin geniş alanlara yayılması gibi durumlar onu derinden etkiler ve bu hususlar onun kullandığı dil ile vücuda getirdiği edebî eserlere doğrudan tesir eder. Abdullah Tukay’ın eserlerine bakarak Tatar Türklerinin “milllî düşünce” anlayışını kavrayabiliriz
Abdullah Tukay’ı bütün Türk halkları kendilerine yakın bilmiştir. Onun şiirleri dünyanın pek çok diline tercüme edilmiştir. Doğumunun 100. yılı münasebeti ile Birleşmiş Milletler topluluğu (UNESCO) şairi uluslar arası alanda tanıtmıştır.
Eserleri:
Abdullah Tukay, iki cilt tutarındaki şiirlerinin yanı sıra, fıkra ve siyasi makaleler de yazmıştır. Fikir, Yuldız, El-Islah, Kuyaş ve Turmış gazeteleri ile, El-Asr’ül-Cedit, Terbiyet’ül-Etfal, Añ, Yeşin, Yalt-Yult ve Mektep gibi dergilerde yayımlanan şiir ve nesirleri, 1907’den 1917 yılına kadar geçen zaman içerisinde risaleler halinde 55 defa basılmıştır. 1906 ile 1913 yılları arasında çıkan söz konusu gazete ve dergilerde 214 şiir ve nesri yer almıştır. Abdullah Tukay, şiir ve nesirlerinin bir kısmında “Şüreli”, “Gümbirt”, “Kızganıçlı”, “İmam Hatip”, “İmzasız da Yararetdinov”, “Kefiştatıyuş”, “Dubirnuş”, “Biçura”, “Tenkıyt Süyüçi”, “Biik Usal”, “T.G.T.” gibi müstear adları da kullanmıştır.
Abdullah Tukay hayattayken bütün şiir ve nesirlerinin toplandığı yayınları görememiştir. 14 Mart 1913’te kaleme aldığı “Uyangaç Birinçi İşim” başlıklı yazısında vaat ettiği 400 sayfalık şiir kitabı kendisi öldükten sonra, 1914 yılında yayımlanmıştır. Şiir ve nesirlerinin toplu yayını ise Latin harfleriyle 1929–1931 tarihleri arasında üç cilt olarak; Kiril harfleriyle 1948–1949 tarihleri arasında iki cilt olarak; 1955–1956 tarihleri arasında dört cilt olarak; 1976 yılında dört ve son olarak da 1985 yılında beş cilt olarak yayımlanmıştır.
Şiirlerinden Örnekler:
Sin Bulmasañ
İymatur! Min yanmas idim, yandıruçı bulmasañ
Tammas idi cirgeyeşler, tamdıruçı bulmasañ!
Bir minutta taşlar idim bu tumanlı muñlarıy
Sin mini miskin kılıp muñlandıruçı bulmasañ!
Mevci-mevci ulmazdıy, bulganmazdıy gıyşkıñ diñgizi
Rih-i sarsar tüsli, sin bulgandıruçı bulmasañ!
Eklenirdim bir kader min şemse, ya bedre bakıp
Anlarıy hüsniñ leleşey sandıruçı bulmasañ!
Terk iderdim vehşeti, tik kendiñe tartıp beni
Kainete karşı yam-yamlandıruçı bulmasañ!
Haliysan kullık iterdim Teñri’ye, derviş kibi
Küñlimi teşviyşle şaytanlandıruçı bulmasañ!
Canıma kasd eylemezdim hesretim nengahi, gah
Kendimi kendimge duşmanlandıruçı bulmasañ!
Kay vakıt mecnün kibi külmes ve şatlanmas idim
Sin agaç at üstine atlandıruçı bulmasañ!
Şigre biñzerdi biraz biyhüde eşgarim benim
Her kalem tutkanda, isten taydıruçı bulmasañ!
Sen Olmasan
Ey güzel! Yanmazdım, sen yakıcı olmasaydın
Damlamazdı yere yaşlar, sen damlatıcı olmasaydın!
Bir anda bırakırdım, bu dumanlı kederleri
Sen beni miskinleştirip kederlendirici olmasaydın!
Dalga dalga olmazdı, bulanmazdı aşkın denizi
Şiddetli fırtına gibi sen bulandırıcı olmasaydın!
Eğlenirdim bir zaman, bakarak güneşe ve aya
Onları güzelliğinle gölgeleyici olmasaydın!
Terk ederdim yalnızlığı, kendine çekmeseydin beni
Beni kainata karşı yamyamlık ettirici olmasaydın!
Samimiyetle kulluk ederdim Tanrı’ya, derviş gibi
Gönlümü alt üst ederek, şeytanlaştırıcı olmasaydın!
Canıma kast etmezdim, hasretinle zaman zaman
Sen beni, bana düşman edici olmasaydın!
Arada bir deli gibi gülmez ve sevinmezdim
Beni tahta ata bindirici olmasaydın!
Şiire benzerdi belki bomboş şiirlerim
Her kalem tutuşumda, aklımı oynatıcı olmasaydın!
Kızık Gıyşık
Tirlep, issi künde kuynırga tilep
Bir kişi salkın su aldı bir çilek
Üs-başın salgan, velekin şiklene
Su salırga tenge, çünki çirkene
Bir kuya cirge çilekni, bir tuta
Nişlesin, miskin, suvık su kurkıta
Küp azaptan suñra gayretke kilip
Suni cilke arkılı çitke sibip
Kuydı da, sin niçkelep bir bak sana:
“El de tenge tiymedi” dip şatlana!
Min munı yazdım, bu gıyşkım mislidir
Çünki gıyşkım nek minim şul tüslidir
Min süyem, hetta ki gaklımnan şaşam
Süygenimnen şüreli tüsli kaçam
Yulda kürsem, küz yumam, kürmiym, imiş
Ut yutıp yansam da, sır birmiym, imiş
Bir şıgır yazsam da, yalgan kul kuyam
Min süygenni bilmesin dip kurkudan
Tugrı kilsem, süz süyliym salkın gına
Bulsa da kükrek tulı yalkın gına
Bir heber bar: Ulhezir kitken, bugay
Şeherine küpten barıp citken, bugay
Kayda ol minnen cibermek hat-selam?!
“Bilmiy kitti, küp şükür” dip şatlanam
Bilmiydiym de, belki, bilgendir eli!
Elle indi bilgenin bildirmedi?
Añlamıym, tüşmiym de añlav kasdına
Şigrimi ceydim ayagı astına
Üyine citkençi basıp kaytsa añar
Şagıyri zur iltifatınnan sanar.
Tuhaf Aşk
Sıcak bir günde terleyip de serinlemek isteyen
Bir insan, soğuk su alır bir kova
Üzerini çıkarır, ancak tereddüt eder
Suyu vücuduna dökemez, ürperir
Kâh alır kovayı eline, kâh bırakır
Neylesin zavallıcık, soğuk su korkutur
Çok azap çektikten sonra, gayrete gelip
Suyu ensesinden aşırarak kenara döker
Sonra derin derin düşünür:
“Tenime hiç değmedi” diye sevinir!
Yazdım bunları, çünkü aşkım da böyledir
Aşkım tıpkı benim gibidir
Severim, hatta aklımı kaçırırım
Sevgilimden öcüden kaçar gibi kaçarım
Yolda görsem, gözümü kaparım, bakmam
Şiir yazarsam, değiştiririm
Onu sevdiğimi bilecek diye korkarım
Karşılaşsam, konuşurum gayet soğukça
Göğsüm alevlerle dolu olsa da
Bir haber var: Şimdi o gitmiştir belki
Bir şehrine çoktan varıp ulaşmıştır belki
Ona mektup, selam göndermek, mümkün mü?
“Anlamadan gitti çok şükür” diye sevinirim
Bilmiyor dedim ama, belki biliyordu!
Belki, bildiğini belli etmiyordu
Şimdi belki de bildiğini sezdirmedi?
Anlamadım, gayret etmedim de anlamağa
Şiirimi serdim ayağının altına
Evine ulaşınca, dönüp gelse
Şaire iltifat etmiş olur.
Üzilgen Ümit
Küzkaraşımda hezir üzgerdi eşyalar tüsi
Sizile: Ütti yeş vakıtlar, citti gumrim yartısı
Küztigip baksam eger de turmışımnıñ kügine
Yeş hilal urnında anda tulgan aynın yatkısı
Nindi dert birlen kalem sızsam da kegaz üstine
Uçmıy evvelgi yüler, saf, yeş mehebbet çatkısı
İy mukatdes, muñlı sazım! Uynadıñ sin nikbik az?
Sin sınasıñ, minsünemiñ, ayrılabı zahrısı!
Uçtı dünya çitliginnen tarsınıp küñlim kuşı
Şat yaratsa da, cihanga yat yaraktan Rabbısı
Küp mi muñlansam kunıp milli agaçlar üstine
Barsı kurgan, bir gine yuk canlısı, yafraklısı
Bulmadıñ altın yarım, salkın yarım sin de minim
Bir tebessim birle de turmış yulım yaktırtkıçı!
Küzyeşiñ de kipmiyçe yıglap vafat bulgan eni!
Gailesine cihannıñ nik kitirdiñ yat kişi?!
Üpkeniñnen birli, enkey, iñahırgı kerre sin
Her işitkensürdi uglıñnı mehebbet sakçısı
Bar küñillerden cılı, yumşak siniñ kabriñ taşı
Şunda tamsın küz yeşimniñ iñ açı hem tatlısı!
kırılan ümit
Bakışlarımda değişti artık eşyaların rengi
Anlıyorum ki, gençliğim geçmiş, geçmiş ömrümün yarısı
Gözlerimi çevirsem, hayatımın göklerine
Oradadır, genç hilalin yerine dolunayın ışığı
Hangi dert ile kalem oynatsam kağıt üzerinde
Uçmaz evvelki deli, saf, genç sevgi kıvılcımı
Ey mukaddes, kederli sazım, neden pek az çaldın?
Sen kırılıyorsun, ben sönüyorum, ayrılıyoruz sonunda!
Uçtu dünya kafesinden sıkılıp gönül kuşu
Mesut yaratsa da, yabancı yaratmış cihana Tanrı
Ne kadar hüzünlensem, konup milli ağaçlar üstüne
Hepsi kurumuş, bir tane bile yok canlısı, yapraklısı
Olmadan altın yarım, soğuk yarım sen de benim
Bir tebessümle hayat yolunu aydınlatıcım
Göz yaşın bile kurumadan ağlarken vefat eden anne
Cihan ailesine neden getirdin yabancı insanı
Öptüğünden beri anneciğim, en son defa sen beni
Her kapıdan kovdu oğlunu, muhabbet bekçisi
Bütün gönüllerden ılık, yumuşak, kabrinin taşı
Orada aksın göz yaşımın en acısı ve en tatlısı.
Millete
Cümle fikrim kiçe-kündiz sizge gait, milletim
Sıyhhetindir sıyhhetim hem gıylletindir gıylletim
Sen mükatdes, muhterem gıyndimde varlık nerseden
Satmazdım bu kainete milletim, milliyetim
Behtiyarım, bendeni geri itseler nisbet seña
Gacizane şagıyrin ulmakka vardır niyetim
Lafz-ı “milliyi” sever kalbim benim, bilmem neden?
Eyle milli, milletim, behiş eyle memnüniyetim.
Her hıyaldan tatlıdır millet hıyalıla mehal
Bu hıyalattan kelir, ger kelse mecnüniyetim
Eyle şagıyrlikte sabit ta ebet, Teñri’m, beni
Bu sebate munhasıy rmeftün ve meclübiyetim.
İy felek! Al canımıy, lik alma, zinhar, şanımi
Bençe, ülmekten eş etmensi ve metrükiyetim
Ülmesin, ülsem de, nam-ı gacizim fevt itmesin
Ketmesin buşa benim cehdim ve meşguliyetim.
Bir zaman yad eylese bililtifat millet beni
İşte, budır maksadım, me’mül ve mesgudiyetim
Eyledim garz-ı mehebbet ben seña, iy milletim
Dus kürirsiñ sen beni de, var buña emniyetim.
Millete
Bütün fikrim, gece gündüz size aittir milletim
Sıhhatindedir sıhhatim, hem, illetindedir illetim
Sen mukaddessin, muhteremsin indimde bütün her şeyden
Değiştiremem bütün kainata milletimi, milliyetimi
Bahtiyarım, bendeni etseler eğer sana nispet
Vardır niyetim, acizane şairin olmağa
Sever benim kalbim “milli” kelimesini, bilmem neden?
Eyle milli milletimi, bahşeyle memnuniyetimi
Her hayalden tatlıdır millet hayali her yerde
Bu hayallerden gelir, eğer gelirse mecnuniyetim
Şairlikle sabit eyle, ebediyen Tanrı’m, beni
Bu sebat içindir, vurgunluğum, sürüklenişim
Ey felek! Al canımı, ancak, alma asla şanımı
Bence ölmekle birdir, unutuluşum, terk edilişim
Ölmesin, ölsem de, aciz adım, yok olmasın
Gitmesin boşa benim gayretim ve meşguliyetim
Bir gün hatırlarsa, iltifatla millet beni
İşte budur maksadım, emelim ve saadetim
Eyledim muhabbetimi arz ben sana, ey milletim
Dost bilirsin sen beni, var buna emniyetim.
Bir Tatar Şagıyrinin Süzleri
Cırlap turam, turgan cirim tar bulsa da
Kurıkmıym, süygen halkım bu Tatar bulsa da
Kükrek birip karşı turam, miña millet
Hezirgi kün mıltık, uk atar bulsa da
Unga, sulga avmıyım, henüz alga baram
Yulda manig kürsem, tibem de avdaram
Kalem kulda bula turıp, yeş şagıyrge
Meglümdir ki, kurku birlen ürkü haram
Şiklenmey biz duşmannarnıñ küçünnen biz
Bu küngi kün Gali, Rüstem nergetiñ biz
Şagıyr gümri hesret, kaygı kürse kürir
Dulkınlanmıy turmıy iç suñ ülken diñgiz
Yahşılıklar irip kitem, balavız min
Matkap süyliym izgi işni, bal avız min
Bir yamanlık kürsem, sügem, maktıy almıym!
Ul tugrıda bik yavız, ay-hay, yavız min!
Yamanlıklar temam mini kutırtalar
Tayak birle güya kursakkatürteler
“Nigebulay?” “Yaramıy” dip süylendirip
“Tfu, çurtlar! Ahmaklar” dip tükirteler.
Bir Tatar Şagıyrinin Süzleri
Şiir söylerim, durduğum yer dar bile olsa
Korkmam, sevgili milletim Tatar ne de olsa
Göğüs gerip karşı dururum, bana millet
Şimdi ok atıp, ateş edecek de olsa
Sağa sola sapmam, ileri atılırım
Yolda engel görsem, durmam aşarım
Elinde kalem, yazıp duran genç şair
Bilir ki, korkmak, ürkmek haram
Endişelenmeyiz düşmanın gücünden biz
Bugün artık Ali ile Rüstem’le denkiz
Şair ömrü boyunca kaygılanır, acı çeker
Dalgalanmadan durulmaz engin deniz
Güzellik karşısında bal gibi eririm
Överim iyi şeyleri, tatlı dilliyim
Kötülğü kınarım, sabredemem!
O hususta pek katıyım, affedemem!
Kötülükler çileden çıkarır beni
Sanki sopa ile döverler beni
“Neden böyle?”, “Olmaz” diye söylenirim
“Ahmaklar, aptallar” derim, öfkelenirim.
Tugan Til
İy tugan til, iy matur til
Etkem, enkemniñ tili
Dönyada küp nerse bildim
Sin tugan til arkılı
İy tugan til her vakıtta
Yardemiñ birlen siniñ
Kikçine den añlaşılgan
Şatlıgım, kaygım minim
İy tugan til sinde bulgan
İñ ilik kılgan duğam
Yarlıkagıl dip üzimni
Etkem, enkemni Hodam.
Ana Dili
Ey ana dili, ey güzel dil
Atam, anamın dili
Dünyada çok şey öğrendim
Sen ana dil vasıtasıyla
Ey ana dil her zaman
Yardımın ile senin
Küçüklükten anlaşılmış
Sevincim, üzüntüm benim
Ey ana dil sende olmuş
En ilk okuduğum duam
Koru diyerek kendimi
Atam, anamı Hüdam.
Par At
Ciktirip par at, Kazanga tup-turı kittim karap
Captıra atlarnı küçir, sukkalap ta tartkalap
Kiç idi, şatlık bilen nurlar çeçip ay yaltırıy
İsken ekrin cil bilen yafrak, agaçlar kaltırıy
Her taraf tın. Uy miña tik elle nicırlıy, ukıy
Nersedendir küz ilingen hem temam baksan yukı
Bir zaman açsam küzim, bir türli yap-yat kır kürem
Ah, bu nindiy ayrılu? Gumrimde bir tapkır kürem
Sav bul indi, huş behil bul, iy minim tugan cirim
Min bulay, şulay item, dip, türli uy kurgan cirim
Huş, gumir itken şeher! İndi yırakta kaldıgız
Ah! Tanış yurtlar, temam küzden de siz yugaldıgız
İç puşa, yana yürek, hesret içinde, uyda min
İçmasam, ipteş te yuk iç, tik ikev biz: Uy da min
Ah, günahım şumlıgı, bu kuçirıbik tın tagın
Cırlamıydır bir maturnıñ baldagın ya kalfagın!
Elle nersem yuk kibi, bir nesre yuk, bir nerse kim
Bar da bar, tik yuktugannar, min yetim munda yetim
Munda bar da yat miña: Bu Miñgali, Bikmulla kim?
Bikmühemmet, Biktimir birsin de bilmiym, elle kim?
Sizden ayrılıp, tugannar! Cansız, uñaysız turu
Bu turu, eytirge mümkindir, kuyaş, aysız turu
Şundıy uylar birle taştay kattı-kitti başlarım
Cişme tüsli, ihtiyarsız aktı kitti yeşlerim
Bir tavış kildi kulakka, yañgıradı bir zaman
“Tur, şekirt! Cittik Kazan’ga, aldıbızda bit Kazan.”
Bu tavış bik açtı küñlim, şatlıgımnan can yana
“Eyde çap, kuçir, Kazan’ga! Atlarıñkuv: Na! Na-na!”
Eyte irtengi namazga bik matur, muñlı azan
İy Kazan! Dertli Kazan! Muñlı Kazan! Nurlu Kazan!
Mundadır bizniñ babaylar türleri, puçmakları
Mundadır dertli künilniñ hurları, ucmahları
Munda hikmet, megriyfet hem munda gıyrfan, munda nur
Munda minim niçke bilim, cennetim hem munda hur.
Çift At
Koşturup çift at, dosdoğru Kazan’a gidiyorum bakarak
Sürüyor atları arabacı, mahmuzlayıp tartaklayarak
Geceydi, sevinçle nurlar saçarak ay parlıyor
Esen hafif rüzgarda ağaçlar, yapraklar sallanıyor
Her taraf sessiz. Fikrim bana neler mırıldanıyor, okuyor
Nedense gözlerim ağırlaşıyor, tamamen uyku bastırıyor
Sonra gözümü açıyor, yabancı kırlar görüyorum
Ah bu nasıl ayrılık? Ömrümde sanki ilk defa görüyorum
Sağ ol, şen kal, affet, ey benim doğduğum yer
Benim türlü türlü hayaller kurduğum yer
Hoş ömür sürdüğüm şehir! Şimdi uzaklarda kaldı
Ah, tanıdık evler, büsbütün gözden kayboldu
İçim sıkılır, yanar yürek, kederli, düşüncedeyim
Bir tanecik arkadaş bile yok, yalnız ikimiz: Fikrim ve ben
Ah günahımın korkunçluğu, arabacı da pek sessiz
Söylemez “Bir güzelin yüzüğü ve kalpağı” türküsünü!
Sanki kimsem yok gibi, bir şey yok, bir şey ki
Var olan var, yalnız kardeşler yok, yetimim, yetim
Burada her şey yabancı bana, Binali, Bikmolla da kim?
Bikmuhammed, Biktimir, hiçbirini tanımıyorum, bunlar kim?
Sizden ayrılıp kardeşler, yurtsuz, güçlükle yaşamak
Güneşsiz, aysız yaşamak gibidir, bence
Bu düşüncelerle kaskatı kesildi başım
Seller gibi akıp gitti gözyaşlarım
Bir ses geldi kulağıma, yankılandı bir zaman
“Kalk, genç! Ulaştık Kazan’a, karşımızda Kazan.”
İçimi ferahlattı bu ses, sevincimden gönlüm coştu
Haydi, sür arabacı, Kazan’a! Atları sür, deh deh deh!”
Sabah namazı için, pek güzel, içli okunuyor ezan
Ey Kazan! Dertli Kazan! Dertli Kazan! Nurlu Kazan!
Buradadır atalarımın köşeleri, bucakları
Buradadır, dertli gönlün hurileri, cennetleri
Buradadır, hikmet, mârifet, irfan, buradadır nur
Buradadır, ince bellim, cennetim, buradadır hurim.
Ata ile Bala
Yaz, gaziz uglım, kara taktanı sız akbur bilen!
Hem kara küñliñni yalt ittir sızıp ak nur bilen!
Üç nadanga almaşınmas bir yazu bilgen kişi
Megrifet ister, irinmes hiç kişi bulgan kişi.
Baba ile Çocuk
Yaz, aziz oğlum, kara tahtaya çiz tebeşir ile!
Kararmış gönlünü nurlandır, çizip ak nur ile!
Üç cahille değiştirilmes yazmayı bilen bir insan
Ustalık ister, üşenmez hiç, insan olan insan.