Abdullah Tukay (1886 – 1913)


 01 Nisan 2019

Tatarların millî şairi Abdullah Tukay tam adıyla Abdullah Mehemmet Arif oğlu Tukayef 26 Nisan 1886’da Kazan bölgesi Menger ili Kuşlavıç köyünde (şimdiki Tataristan Cumhuriyeti Arca bölgesi) doğmuştur. Abdullah Tukay, doğduktan beş yıl sonra babasını, üç yıl sonra da annesini kaybetmiştir. Yetim ve öksüz kalan Tukay’ı akrabalarından kimse istememiş, evlatlık verildiği aileler ve akrabaları arasında elden ele ve ilden ile dolaşmıştır. Bu sebeple Abdullah Tukay’ın çocukluk yılları sevgiden mahrum olarak yoksulluk ve sıkıntı içerisinde geçmiştir. Çocukluğu Sansa, Üçili, Kırlay köylerinde geçen Tukay, ilk öğrenimini Kırlay köyü medresesinde almıştır.

1895 yılından sonra evlatlık olarak verildiği aileden alınarak Azize adlı halasının yanına, Uralsk (Cayık) şehrine götürülmüştür. Halasının yanında toplam on iki yıl kalmış ve burada aile terbiyesi görmüştür. Tahsili ile bizzat ilgilenen eniştesi Ali Asgar Efendi tarafından üç yıllık bir Rus mektebine yazdırılmıştır. Cayık’ta yaşlı bir hocadan da dersler alan Tukay, aynı dönemde Buhara usulü eğitim veren Mutiullah Medresesi’ne de devam etmiştir. Abdullah Tukay, daha sonraları, şiirlerinde bu medresede geçen yıllarını “esaret hayatı” şeklinde tasvir etmektedir. Fakat Mutiullah Medresesi, Abdullah Tukay’ın edebi şahsiyetinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Çünkü bu medrese, eski usulde eğitim veren medreselere göre yeniliklere açıktır. 

O, on bir yıllık medrese öğrenimi boyunca Arapça, sarf, nahiv, terkip, fıkıh, tefsir ve mantık dersleri almıştır. Bu devirde Tukay ilk olarak Bakırganî ve Muhammediye gibi Kuzey ve Orta Asya Türkleri arasında yaygın olarak bilinen anonim dinî-tasavvufî eserleri okumuş, üslûp ve şiir tekniği açısından bu eserlerden istifade etmiştir. Daha medrese talebesi iken ilk şiir denemelerini yazmış ve böylece kendini geliştirmeye başlamıştır. Tukay, medrese öğrenimi esnasında Gark-ı Rus, Tercüman gibi gazetelere ilaveten İstanbul ve Arap gazetelerini de takip etmiştir. 

Abdullah Tukay, Mutiullah Medresesi’nde talebe iken, eğitimde yenilik istekleriyle başlayan, ancak sosyal hayatın bütün alanlarında yenilik ve ilerlemeyi amaçlayan “ceditçilik” veya “marifetçilik” gibi fikir akımlarından da haberdar olur. 1902 yılında Tukay, kendisine ciddî anlamda tesir eden Mutiullah Hoca’nın oğlu Mehmet Kâmil Efendi ve İstanbul’dan gelip medreseye kaydolan Abdülveli adlı bir talebe ile tanışır. İleri görüşlü bir kişi olan Mehmet Kâmil Efendi ile dostluğunu ilerletir, onun evindeki sohbetlere de katılarak söylediği Arapça ve Türkçe şarkıları zevkle dinler. Tukay’ın medresede dostluk kurduğu Türk ceditçisi, göçmen Abdülveli onu Türk ve Fransız edebiyatları ile tanıştırır. Dönemin moda fikir akımı gereğince “hürriyet, eşitlik, kardeşlik” taraftarı İstanbullu genç, padişaha ve mevcut rejime karşıdır. Abdullah Tukay onun yardımıyla Türk ve Fransız edebiyatını tanıma fırsatını bulur; onun ihtilalci fikirlerinden etkilenir. Abdullah Tukay daha sonraları Abdülveli için, “Dünyayı tanımak için gözümü açan adam” demiştir. Söz konusu ihtilalci görüşleri, 1905 yılında musahhih (düzeltmen) olarak girdiği, Uralsk’ta Rusça olarak çıkmakta olan “Uralets” gazetesinde çalışırken daha da gelişen Abdullah Tukay, sokakta bildiri dağıtmak, ihtilalle ilgili broşürleri tercüme etmek gibi işlere girişir. “Halk kanıyla altın yapmaya son!” şeklinde sloganlar atarak sokak yürüyüşlerine ve gösterilerine katılır.

Abdullah Tukay, 1904 yılında, talebelikle birlikte, Mutiullah Efendi’nin oğlu Kâmil Muti’nin matbaasında çalışmaya başlar. 17 Ekim 1905 tarihinde Çar II. Nikola’nın birtakım haklar tanıdığını bildiren manifestosu ilan edilir. Kâmil Muti de bunu fırsat bilerek “Fikir” adlı gazetesini yayınlamaya başlar. Abdullah Tukay da bu gazetede ve daha sonra yine Kâmil Muti tarafından çıkarılan “El-Asr’ül-Cedit” adlı edebiyat ve “Uklar” adlı mizah dergisinde aktif olarak çalışmaya başlar ve ilk şiirlerini burada yayımlar. Abdullah Tukay’ın bu ilk şiirlerinde öğrenci hareketleri ve milli marifetçilik ideali büyük yer tutmaktadır. Ayrıca hürriyeti ve hürriyet ortamını getiren ihtilali övmektedir. Bunun dışında, yoksul halkı eğitmek, içerisinde bulunduğu durumdan kurtarma düşüncesiyle uyarmak, çalışmaya davet etmek için yazdığı şiirleri de ilk kalem tecrübeleri arasındadır.

1907 yılı, Abdullah Tukay için, hayatında olduğu kadar sanatında da değişikliklerin olduğu bir yıldır. Bu yılın başlarında Mutiullah Medresesi’nden ayrılan Abdullah Tukay, eski usulde eğitim veren medreseleri tenkit eden şiirler yazar. Aynı yıl, Kâmil Muti’nin tutuklanması ve “El-Asr’ül-Cedit” ile “Fikir” gazetelerinin kapatılması üzerine Abdullah Tukay da işsiz kalır. Bu yüzden Abdullah Tukay, 1907 yılının sonbaharında, kısa süren ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Kazan şehrine yerleşir. 3 Haziran 1907 tarihinde Rus Çarının ikinci Devlet Dumasını (Meclis) dağıtması gibi olumsuz gelişmeler şairi karamsarlığa iter ve bu konularda karamsar şiirler yazar. Ayrıca dönemin bütün baskı ve sıkıntılara rağmen şiir yazarak halkı aydınlatmaktan geri durmayacağını ifade eden şiirler yazmaya devam eder. Şair, “Bir Tatar Şairinin Sözleri” adlı şiirinde bu duygularını dile getirmektedir.

Abdullah Tukay önce “El-Islah” ve daha sonra da G. Kemal ile birlikte Haziran 1908’te çıkarmaya başladığı “Yeşin” adlı mizah dergisinde şiir ve nesirlerini yayımlar. 1909 yılının Haziran ayında onuncu sayısından sonra Yeşin dergisinin kapatılması üzerine, 1910 yılının Mart ayında “Yalt-Yult” adlı dergiyi çıkarmaya başlayan Abdullah Tukay, devrin baskısının da etkisiyle hiciv ve mizah şiirlerine yönelir. Böylece bu tür şiirlerin başarılı örneklerini de verir.

Fikrî planda eski ile arasına mesafe koyan, medreseden ayrılıp devrin aktif ve etkili sol hareketlerine yakın bir duruş sergileyen, ihtilalci gruplar ve devrimci işçilerle hareket eden, daha Cayık’ta iken yazdığı şiirlerle Kazan’daki edebiyat çevrelerinin de dikkatini çekmeye başlayan Tukay, Kazan’a geldikten sonra da Kazan Türkleri arasındaki batıl inançları, köhnemiş zihniyet ve kurumları, softa din adamlarını eleştiren yazılar ve şiirler kaleme almıştır. Fikrî ve edebî yazılarının ve şiirlerinin yanı sıra tenkit maksadı ile yazdıkları da onun Kazan’daki şöhretini arttırmıştır. 

Yirmi yedi yıllık kısacık hayatına külliyat değerinde eserler sığdıran, en büyük arzusu, vatanın kurtuluşu, milletin hürriyet içerisinde ilerleyip gelişmesi ve refaha ulaşması olan Abdullah Tukay, 15 Nisan 1913 günü saat 20.15’te Kılyaçkin (Kileçkin) Hastanesi’nde tüberküloz hastalığından vefat etmiştir.

Tukay’ın hayatına bakıldığı zaman onun kendi içinde de çatışmalar yaşadığı görülür. On bir yıllık medrese hayatı, aynı dönemde Rus dilinde eğitim veren bir okulda aldığı eğitim, özel hayatında yaşadığı büyük zorluklar ve 1905 ihtilalinin getirdiği ortam, sosyalist hareketin güçlenmesi, bölgesel milliyetçilik hareketlerinin geniş alanlara yayılması gibi durumlar onu derinden etkiler ve bu hususlar onun kullandığı dil ile vücuda getirdiği edebî eserlere doğrudan tesir eder. Abdullah Tukay’ın eserlerine bakarak Tatar Türklerinin “milllî düşünce” anlayışını kavrayabiliriz

Abdullah Tukay’ı bütün Türk halkları kendilerine yakın bilmiştir. Onun şiirleri dünyanın pek çok diline tercüme edilmiştir. Doğumunun 100. yılı münasebeti ile Birleşmiş Milletler topluluğu (UNESCO) şairi uluslar arası alanda tanıtmıştır. 

Eserleri: 

Abdullah Tukay, iki cilt tutarındaki şiirlerinin yanı sıra, fıkra ve siyasi makaleler de yazmıştır. Fikir, Yuldız, El-Islah, Kuyaş ve Turmış gazeteleri ile, El-Asr’ül-Cedit, Terbiyet’ül-Etfal, Añ, Yeşin, Yalt-Yult ve Mektep gibi dergilerde yayımlanan şiir ve nesirleri, 1907’den 1917 yılına kadar geçen zaman içerisinde risaleler halinde 55 defa basılmıştır. 1906 ile 1913 yılları arasında çıkan söz konusu gazete ve dergilerde 214 şiir ve nesri yer almıştır. Abdullah Tukay, şiir ve nesirlerinin bir kısmında “Şüreli”, “Gümbirt”, “Kızganıçlı”, “İmam Hatip”, “İmzasız da Yararetdinov”, “Kefiştatıyuş”, “Dubirnuş”, “Biçura”, “Tenkıyt Süyüçi”, “Biik Usal”, “T.G.T.” gibi müstear adları da kullanmıştır.

Abdullah Tukay hayattayken bütün şiir ve nesirlerinin toplandığı yayınları görememiştir. 14 Mart 1913’te kaleme aldığı “Uyangaç Birinçi İşim” başlıklı yazısında vaat ettiği 400 sayfalık şiir kitabı kendisi öldükten sonra, 1914 yılında yayımlanmıştır. Şiir ve nesirlerinin toplu yayını ise Latin harfleriyle 1929–1931 tarihleri arasında üç cilt olarak; Kiril harfleriyle 1948–1949 tarihleri arasında iki cilt olarak; 1955–1956 tarihleri arasında dört cilt olarak; 1976 yılında dört ve son olarak da 1985 yılında beş cilt olarak yayımlanmıştır.

 

Şiirlerinden Örnekler:

 

Sin Bulmasañ

İymatur! Min yanmas idim, yandıruçı bulmasañ 

Tammas idi cirgeyeşler, tamdıruçı bulmasañ!

 

Bir minutta taşlar idim bu tumanlı muñlarıy

Sin mini miskin kılıp muñlandıruçı bulmasañ!

 

Mevci-mevci ulmazdıy, bulganmazdıy gıyşkıñ diñgizi

Rih-i sarsar tüsli, sin bulgandıruçı bulmasañ!

 

Eklenirdim bir kader min şemse, ya bedre bakıp

Anlarıy hüsniñ leleşey sandıruçı bulmasañ!

 

Terk iderdim vehşeti, tik kendiñe tartıp beni

Kainete karşı yam-yamlandıruçı bulmasañ!

 

Haliysan kullık iterdim Teñri’ye, derviş kibi

Küñlimi teşviyşle şaytanlandıruçı bulmasañ!

 

Canıma kasd eylemezdim hesretim nengahi, gah

Kendimi kendimge duşmanlandıruçı bulmasañ!

 

Kay vakıt mecnün kibi külmes ve şatlanmas idim

Sin agaç at üstine atlandıruçı bulmasañ!

 

Şigre biñzerdi biraz biyhüde eşgarim benim

Her kalem tutkanda, isten taydıruçı bulmasañ!

 

Sen Olmasan

Ey güzel! Yanmazdım, sen yakıcı olmasaydın

Damlamazdı yere yaşlar, sen damlatıcı olmasaydın!

 

Bir anda bırakırdım, bu dumanlı kederleri

Sen beni miskinleştirip kederlendirici olmasaydın!

 

Dalga dalga olmazdı, bulanmazdı aşkın denizi

Şiddetli fırtına gibi sen bulandırıcı olmasaydın!

 

Eğlenirdim bir zaman, bakarak güneşe ve aya

Onları güzelliğinle gölgeleyici olmasaydın!

 

Terk ederdim yalnızlığı, kendine çekmeseydin beni

Beni kainata karşı yamyamlık ettirici olmasaydın!

 

Samimiyetle kulluk ederdim Tanrı’ya, derviş gibi

Gönlümü alt üst ederek, şeytanlaştırıcı olmasaydın!

 

Canıma kast etmezdim, hasretinle zaman zaman

Sen beni, bana düşman edici olmasaydın!

 

Arada bir deli gibi gülmez ve sevinmezdim

Beni tahta ata bindirici olmasaydın!

 

Şiire benzerdi belki bomboş şiirlerim

Her kalem tutuşumda, aklımı oynatıcı olmasaydın!

 

Kızık Gıyşık

Tirlep, issi künde kuynırga tilep                                 

Bir kişi salkın su aldı bir çilek                                      

 

Üs-başın salgan, velekin şiklene                 

Su salırga tenge, çünki çirkene                                  

 

Bir kuya cirge çilekni, bir tuta                                    

Nişlesin, miskin, suvık su kurkıta                

 

Küp azaptan suñra gayretke kilip               

Suni cilke arkılı çitke sibip                                           

 

Kuydı da, sin niçkelep bir bak sana:                          

“El de tenge tiymedi” dip şatlana!             

 

Min munı yazdım, bu gıyşkım mislidir                       

Çünki gıyşkım nek minim şul tüslidir                         

 

Min süyem, hetta ki gaklımnan şaşam                     

Süygenimnen şüreli tüsli kaçam                                

 

Yulda kürsem, küz yumam, kürmiym, imiş              

Ut yutıp yansam da, sır birmiym, imiş                      

 

Bir şıgır yazsam da, yalgan kul kuyam       

Min süygenni bilmesin dip kurkudan          

               

Tugrı kilsem, süz süyliym salkın gına                        

Bulsa da kükrek tulı yalkın gına                                 

 

Bir heber bar: Ulhezir kitken, bugay                         

Şeherine küpten barıp citken, bugay                        

 

Kayda ol minnen cibermek hat-selam?!                  

“Bilmiy kitti, küp şükür” dip şatlanam                      

 

Bilmiydiym de, belki, bilgendir eli!             

Elle indi bilgenin bildirmedi?                                      

 

Añlamıym, tüşmiym de añlav kasdına       

Şigrimi ceydim ayagı astına                         

 

Üyine citkençi basıp kaytsa añar                

Şagıyri zur iltifatınnan sanar.

 

Tuhaf Aşk

Sıcak bir günde terleyip de serinlemek isteyen               

Bir insan, soğuk su alır bir kova

 

Üzerini çıkarır, ancak tereddüt eder

Suyu vücuduna dökemez, ürperir

                                            

Kâh alır kovayı eline, kâh bırakır  

Neylesin zavallıcık, soğuk su korkutur

 

Çok azap çektikten sonra, gayrete gelip

Suyu ensesinden aşırarak kenara döker

 

Sonra derin derin düşünür:

“Tenime hiç değmedi” diye sevinir!

 

Yazdım bunları, çünkü aşkım da böyledir

Aşkım tıpkı benim gibidir

 

Severim, hatta aklımı kaçırırım

Sevgilimden öcüden kaçar gibi kaçarım

 

Yolda görsem, gözümü kaparım, bakmam

Şiir yazarsam, değiştiririm

 

Onu sevdiğimi bilecek diye korkarım

Karşılaşsam, konuşurum gayet soğukça

 

Göğsüm alevlerle dolu olsa da

Bir haber var: Şimdi o gitmiştir belki

 

Bir şehrine çoktan varıp ulaşmıştır belki

Ona mektup, selam göndermek, mümkün mü?

 

“Anlamadan gitti çok şükür” diye sevinirim

Bilmiyor dedim ama, belki biliyordu!

 

Belki, bildiğini belli etmiyordu

Şimdi belki de bildiğini sezdirmedi?

 

Anlamadım, gayret etmedim de anlamağa

Şiirimi serdim ayağının altına

 

Evine ulaşınca, dönüp gelse

Şaire iltifat etmiş olur.

 

Üzilgen Ümit

Küzkaraşımda hezir üzgerdi eşyalar tüsi

Sizile: Ütti yeş vakıtlar, citti gumrim yartısı

 

Küztigip baksam eger de turmışımnıñ kügine

Yeş hilal urnında anda tulgan aynın yatkısı

 

Nindi dert birlen kalem sızsam da kegaz üstine

Uçmıy evvelgi yüler, saf, yeş mehebbet çatkısı

 

İy mukatdes, muñlı sazım! Uynadıñ sin nikbik az?

Sin sınasıñ, minsünemiñ, ayrılabı zahrısı!

 

Uçtı dünya çitliginnen tarsınıp küñlim kuşı

Şat yaratsa da, cihanga yat yaraktan Rabbısı

 

Küp mi muñlansam kunıp milli agaçlar üstine

Barsı kurgan, bir gine yuk canlısı, yafraklısı

 

Bulmadıñ altın yarım, salkın yarım sin de minim

Bir tebessim birle de turmış yulım yaktırtkıçı!

 

Küzyeşiñ de kipmiyçe yıglap vafat bulgan eni!

Gailesine cihannıñ nik kitirdiñ yat kişi?!

 

Üpkeniñnen birli, enkey, iñahırgı kerre sin

Her işitkensürdi uglıñnı mehebbet sakçısı

 

Bar küñillerden cılı, yumşak siniñ kabriñ taşı

Şunda tamsın küz yeşimniñ iñ açı hem tatlısı!

 

kırılan ümit

Bakışlarımda değişti artık eşyaların rengi

Anlıyorum ki, gençliğim geçmiş, geçmiş ömrümün yarısı

 

Gözlerimi çevirsem, hayatımın göklerine

Oradadır, genç hilalin yerine dolunayın ışığı

 

Hangi dert ile kalem oynatsam kağıt üzerinde

Uçmaz evvelki deli, saf, genç sevgi kıvılcımı

 

Ey mukaddes, kederli sazım, neden pek az çaldın?

Sen kırılıyorsun, ben sönüyorum, ayrılıyoruz sonunda!

 

Uçtu dünya kafesinden sıkılıp gönül kuşu

Mesut yaratsa da, yabancı yaratmış cihana Tanrı

 

Ne kadar hüzünlensem, konup milli ağaçlar üstüne

Hepsi kurumuş, bir tane bile yok canlısı, yapraklısı

 

Olmadan altın yarım, soğuk yarım sen de benim

Bir tebessümle hayat yolunu aydınlatıcım

 

Göz yaşın bile kurumadan ağlarken vefat eden anne

Cihan ailesine neden getirdin yabancı insanı

 

Öptüğünden beri anneciğim, en son defa sen beni

Her kapıdan kovdu oğlunu, muhabbet bekçisi

 

Bütün gönüllerden ılık, yumuşak, kabrinin taşı

Orada aksın göz yaşımın en acısı ve en tatlısı.

 

Millete

Cümle fikrim kiçe-kündiz sizge gait, milletim

Sıyhhetindir sıyhhetim hem gıylletindir gıylletim

 

Sen mükatdes, muhterem gıyndimde varlık nerseden

Satmazdım bu kainete milletim, milliyetim

 

Behtiyarım, bendeni geri itseler nisbet seña

Gacizane şagıyrin ulmakka vardır niyetim

 

Lafz-ı “milliyi” sever kalbim benim, bilmem neden?

Eyle milli, milletim, behiş eyle memnüniyetim.

 

Her hıyaldan tatlıdır millet hıyalıla mehal

Bu hıyalattan kelir, ger kelse mecnüniyetim

 

Eyle şagıyrlikte sabit ta ebet, Teñri’m, beni

Bu sebate munhasıy rmeftün ve meclübiyetim.

 

İy felek! Al canımıy, lik alma, zinhar, şanımi

Bençe, ülmekten eş etmensi ve metrükiyetim

 

Ülmesin, ülsem de, nam-ı gacizim fevt itmesin

Ketmesin buşa benim cehdim ve meşguliyetim.

 

Bir zaman yad eylese bililtifat millet beni

İşte, budır maksadım, me’mül ve mesgudiyetim

 

Eyledim garz-ı mehebbet ben seña, iy milletim

Dus  kürirsiñ sen beni de, var buña emniyetim.

 

Millete

Bütün fikrim, gece gündüz size aittir milletim

Sıhhatindedir sıhhatim, hem, illetindedir illetim

 

Sen mukaddessin, muhteremsin indimde bütün her şeyden

Değiştiremem bütün kainata milletimi, milliyetimi

 

Bahtiyarım, bendeni etseler eğer sana nispet

Vardır niyetim, acizane şairin olmağa

 

Sever benim kalbim “milli” kelimesini, bilmem neden?

Eyle milli milletimi, bahşeyle memnuniyetimi

 

Her hayalden tatlıdır millet hayali her yerde

Bu hayallerden gelir, eğer gelirse mecnuniyetim

 

Şairlikle sabit eyle, ebediyen Tanrı’m, beni

Bu sebat içindir, vurgunluğum, sürüklenişim

 

Ey felek! Al canımı, ancak, alma asla şanımı

Bence ölmekle birdir, unutuluşum, terk edilişim

 

Ölmesin, ölsem de, aciz adım, yok olmasın

Gitmesin boşa benim gayretim ve meşguliyetim

 

Bir gün hatırlarsa, iltifatla millet beni

İşte budur maksadım, emelim ve saadetim

 

Eyledim muhabbetimi arz ben sana, ey milletim

Dost bilirsin sen beni, var buna emniyetim.

 

Bir Tatar Şagıyrinin Süzleri

Cırlap turam, turgan cirim tar bulsa da

Kurıkmıym, süygen halkım bu Tatar bulsa da

 

Kükrek birip karşı turam, miña millet

Hezirgi kün mıltık, uk atar bulsa da

 

Unga, sulga avmıyım, henüz alga baram

Yulda manig kürsem, tibem de avdaram

 

Kalem kulda bula turıp, yeş şagıyrge

Meglümdir ki, kurku birlen ürkü haram

 

Şiklenmey biz duşmannarnıñ küçünnen biz

Bu küngi kün Gali, Rüstem nergetiñ biz

 

Şagıyr gümri hesret, kaygı kürse kürir

Dulkınlanmıy turmıy iç suñ ülken diñgiz

 

Yahşılıklar irip kitem, balavız min

Matkap süyliym izgi işni, bal avız min

 

Bir yamanlık kürsem, sügem, maktıy almıym!

Ul tugrıda bik yavız, ay-hay, yavız min!

 

Yamanlıklar temam mini kutırtalar

Tayak birle güya kursakkatürteler

 

“Nigebulay?” “Yaramıy” dip süylendirip

“Tfu, çurtlar! Ahmaklar” dip tükirteler.

 

Bir Tatar Şagıyrinin Süzleri

Şiir söylerim, durduğum yer dar bile olsa

Korkmam, sevgili milletim Tatar ne de olsa

 

Göğüs gerip karşı dururum, bana millet

Şimdi ok atıp, ateş edecek de olsa

 

Sağa sola sapmam, ileri atılırım

Yolda engel görsem, durmam aşarım

 

Elinde kalem, yazıp duran genç şair

Bilir ki, korkmak, ürkmek haram

 

Endişelenmeyiz düşmanın gücünden biz

Bugün artık Ali ile Rüstem’le denkiz

 

Şair ömrü boyunca kaygılanır, acı çeker

Dalgalanmadan durulmaz engin deniz

 

Güzellik karşısında bal gibi eririm

Överim iyi şeyleri, tatlı dilliyim

 

Kötülğü kınarım, sabredemem!

O hususta pek katıyım, affedemem!

 

Kötülükler çileden çıkarır beni

Sanki sopa ile döverler beni

 

“Neden böyle?”, “Olmaz” diye söylenirim

“Ahmaklar, aptallar” derim, öfkelenirim.

 

Tugan Til

İy tugan til, iy matur til                                                

Etkem, enkemniñ tili                                                    

Dönyada küp nerse bildim                                          

Sin tugan til arkılı                                                          

 

İy tugan til her vakıtta                                                 

Yardemiñ birlen siniñ                                                   

Kikçine den añlaşılgan                                                 

Şatlıgım, kaygım minim                                

 

İy tugan til sinde bulgan                               

İñ ilik kılgan duğam                                                      

Yarlıkagıl dip üzimni                                                     

Etkem, enkemni Hodam.

 

Ana Dili

Ey ana dili, ey güzel dil

Atam, anamın dili

Dünyada çok şey öğrendim

Sen ana dil vasıtasıyla

 

Ey ana dil her zaman

Yardımın ile senin

Küçüklükten anlaşılmış

Sevincim, üzüntüm benim

 

Ey ana dil sende olmuş

En ilk okuduğum duam

Koru diyerek kendimi

Atam, anamı Hüdam.

 

Par At

Ciktirip par at, Kazanga tup-turı kittim karap

Captıra atlarnı küçir, sukkalap ta tartkalap

Kiç idi, şatlık bilen nurlar çeçip ay yaltırıy

İsken ekrin cil bilen yafrak, agaçlar kaltırıy

 

Her taraf tın. Uy miña tik elle nicırlıy, ukıy

Nersedendir küz ilingen hem temam baksan yukı

Bir zaman açsam küzim, bir türli yap-yat kır kürem

Ah, bu nindiy ayrılu? Gumrimde bir tapkır kürem

 

Sav bul indi, huş behil bul, iy minim tugan cirim

Min bulay, şulay item, dip, türli uy kurgan cirim

Huş, gumir itken şeher! İndi yırakta kaldıgız

Ah! Tanış yurtlar, temam küzden de siz yugaldıgız

 

İç puşa, yana yürek, hesret içinde, uyda min

İçmasam, ipteş te yuk iç, tik ikev biz: Uy da min

Ah, günahım şumlıgı, bu kuçirıbik tın tagın

Cırlamıydır bir maturnıñ baldagın ya kalfagın!

 

Elle nersem yuk kibi, bir nesre yuk, bir nerse kim

Bar da bar, tik yuktugannar, min yetim munda yetim

Munda bar da yat miña: Bu Miñgali, Bikmulla kim?

Bikmühemmet, Biktimir birsin de bilmiym, elle kim?

 

Sizden ayrılıp, tugannar! Cansız, uñaysız turu

Bu turu, eytirge mümkindir, kuyaş, aysız turu

Şundıy uylar birle taştay kattı-kitti başlarım

Cişme tüsli, ihtiyarsız aktı kitti yeşlerim

 

Bir tavış kildi kulakka, yañgıradı bir zaman

“Tur, şekirt! Cittik Kazan’ga, aldıbızda bit Kazan.”

Bu tavış bik açtı küñlim, şatlıgımnan can yana

“Eyde çap, kuçir, Kazan’ga! Atlarıñkuv: Na! Na-na!”

 

Eyte irtengi namazga bik matur, muñlı azan

İy Kazan! Dertli Kazan! Muñlı Kazan! Nurlu Kazan!

Mundadır bizniñ babaylar türleri, puçmakları

Mundadır dertli künilniñ hurları, ucmahları

 

Munda hikmet, megriyfet hem munda gıyrfan, munda nur

Munda minim niçke bilim, cennetim hem munda hur.

 

Çift At

Koşturup çift at, dosdoğru Kazan’a gidiyorum bakarak

Sürüyor atları arabacı, mahmuzlayıp tartaklayarak

Geceydi, sevinçle nurlar saçarak ay parlıyor

Esen hafif rüzgarda ağaçlar, yapraklar sallanıyor

 

Her taraf sessiz. Fikrim bana neler mırıldanıyor, okuyor

Nedense gözlerim ağırlaşıyor, tamamen uyku bastırıyor

Sonra gözümü açıyor, yabancı kırlar görüyorum

Ah bu nasıl ayrılık? Ömrümde sanki ilk defa görüyorum

 

Sağ ol, şen kal, affet, ey benim doğduğum yer

Benim türlü türlü hayaller kurduğum yer

Hoş ömür sürdüğüm şehir! Şimdi uzaklarda kaldı

Ah, tanıdık evler, büsbütün gözden kayboldu

 

İçim sıkılır, yanar yürek, kederli, düşüncedeyim

Bir tanecik arkadaş bile yok, yalnız ikimiz: Fikrim ve ben

Ah günahımın korkunçluğu, arabacı da pek sessiz

Söylemez “Bir güzelin yüzüğü ve kalpağı” türküsünü!

 

Sanki kimsem yok gibi, bir şey yok, bir şey ki

Var olan var, yalnız kardeşler yok, yetimim, yetim

Burada her şey yabancı bana, Binali, Bikmolla da kim?

Bikmuhammed, Biktimir, hiçbirini tanımıyorum, bunlar kim?

 

Sizden ayrılıp kardeşler, yurtsuz, güçlükle yaşamak

Güneşsiz, aysız yaşamak gibidir, bence

Bu düşüncelerle kaskatı kesildi başım

Seller gibi akıp gitti gözyaşlarım

 

Bir ses geldi kulağıma, yankılandı bir zaman

“Kalk, genç! Ulaştık Kazan’a, karşımızda Kazan.”

İçimi ferahlattı bu ses, sevincimden gönlüm coştu

Haydi, sür arabacı, Kazan’a! Atları sür, deh deh deh!”

 

Sabah namazı için, pek güzel, içli okunuyor ezan

Ey Kazan! Dertli Kazan! Dertli Kazan! Nurlu Kazan!

Buradadır atalarımın köşeleri, bucakları

Buradadır, dertli gönlün hurileri, cennetleri

 

Buradadır, hikmet, mârifet, irfan, buradadır nur

Buradadır, ince bellim, cennetim, buradadır hurim.

 

Ata ile Bala

Yaz, gaziz uglım, kara taktanı sız akbur bilen!

Hem kara küñliñni yalt ittir sızıp ak nur bilen!

Üç nadanga almaşınmas bir yazu bilgen kişi

Megrifet ister, irinmes hiç kişi bulgan kişi.

 

Baba ile Çocuk

Yaz, aziz oğlum, kara tahtaya çiz tebeşir ile!

Kararmış gönlünü nurlandır, çizip ak nur ile!

Üç cahille değiştirilmes yazmayı bilen bir insan

Ustalık ister, üşenmez hiç, insan olan insan.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 148. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 148. Sayı