HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Serdar Dağıstan 3
VILAYET GULIYEV 4
MARUFJON YOLDAŞEV 5
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 6
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 7
Her şeyi bildiğimi zannettiğim yılları çoktan geride bırakmıştım ama bir seçim kampanyası için hemen her alanda düşüncelerimi insanlarla paylaşma imkanı bulduğum için de son derece memnundum. Bir milletvekili adayı, seçmenlerine "Efendim ben edebiyat profesörüyüm, uluslararası ilişkiler veya ekonomi hakkında konuşmam doğru olmaz" diyecek değildi ya. Halkın ilgi duyabileceği her konuda söyleyecek sözler biriktiriyordum.
Partinin beni aday göstermesinden de pek memnun olmuştum. Hem de seçilebilecek bir sıradan adaydım. Bana gösterdiği bu itibar için partimizin genel başkanına da şükran duyuyordum. Hem genel başkanı hem de ona beni tavsiye eden hatırlı dostları en iyi şekilde temsil etmek için ülkenin gündemindeki her türlü konu hakkında düşünceler oluşturuyordum.
Her biri aynı derinlikte olmasa da bir aydın olarak zaten, seçim öncesi zamanlarda da pek çok konuyu takip ediyordum. Ama bu süreç başkaydı. Bir edebiyat profesörü milletvekili adayı olarak kürsülerde ve ekranlarda kürsünün de, Türkçenin de, ülke meselelerinin de hakkını vermeliydim. Bu seçim kürsülerde söylenen en güzel nutuklar bizim olmalıydı.
Parti Genel Merkezinin milletvekili adayları için düzenlediği eğitim programı da yararlı olmuştu. Hangi meselede ne diyeceğimizi kısaca anlatmışlardı. Artık yıllar boyu tecrübelerimizden, okumalarımızdan, düşüncelerimizden biriktirdiğimiz fikirler değil partinin seçim programını önemsemeliydik. Parti organlarının ve mensuplarının aynı şeyleri söylemesi, birbirleriyle çelişkiye düşmemeleri, hele genel başkanın söylediklerine aykırı bir kelime kullanmamaları çok önemliydi. Ben de buna en üst derece de dikkat ediyordum.
Bir önemli konu da gündemdeki konuları asla rakip partilerin değerlendirdiği gibi yorumlamamalıydım. Bir konu partinin dağıtığı notlarda veya genel başkanın konuşmalarında yer almayabilirdi. Böyle durumlarda en sıkıntılı durum onu rakip partilerin birine yakın yorumlamaktı. Böyle bir hal bizim aleyhimize bir kriz oluşturabilirdi.
Bir diğer dikkat edilecek konu da mahallî otoritelerdi. Kendilerini çevrelerine uzun uğraşlar ve çeşitli mekanizmalarla kabul ettiren mahalli saygınlığı olan bu kişileri, kendi sevenlerinin yanında mahcup duruma düşürmek de son derece tehlikeli olabilirdi. Bir anda onların ve sevenlerinin düşmanı haline dönüşme işten değildi. Bunu önceki hayat tecrübelerimden de biliyordum.
Hatta partinin il başkanı da belki bu gruptan sayılabilirdi.
İl başkanın bana olan davranışları zaten çok iyi değildi. Benim aday gösterildiğim sıra için o da istekliymiş. Bunun için ekibiyle birlikte çok da gayret göstermiş hatta işi genel merkezi "il başkanı aday yapılmazsa biz ekip olarak istifa ederiz" tehdit etmeye kadar götürmüşler. Bu yüzden ne il başkanının ne ekibinin bana karşı davranışları çok sıcak değildi. Çalışmalar için geldiğim iki günden bu beri aramızda soğuk rüzgarlar esiyordu.
Çalıştığım üniversite başka bir şehirdeydi ve ben doğup büyüdüğüm ve akrabalarımın yaşadığı şehirden milletvekili adayı olmuştum.
Bu iki gün içinde ne kadar çok kişiyle görüşmüştüm, inanılır gibi değildi. Ama il başkanı ve adamları adeta benden kaçar gibiydiler. Doğrusu sözlerini tutup, başkan aday yapılmadı diye henüz topluca istifa etmemişlerdi ama seçim çalışmalarını yürütmeye de hiç niyetleri var gibi gözükmüyorlardı. Diğer adaylara yapıldığı gibi benim için şehre gelişimde bir karşılama düzenlenmemişti, ne işe yaradığını çok anlamadığım konvoylardan da yapmamışlardı. Seyrek görüştüğümüz vakitlerde il başkan yardımcısı, seçim kampanyası için ne kadar bütçe ayırdığımı soruyordu.
Şehirdeki gazete ve televizyonlarda çalışan arkadaşlarım da bir garip davranıyorlardı. Sağ olsunlar her biri arayıp milletvekili adaylığımı tebrik etmişlerdi ama çocukluk arkadaşım Ali’nin gazetedeki köşesinden başka benimle ilgili bir yazı veya haber çıkmıyor, kimse stüdyolarına davet etmiyordu.
Akrabalardan ve eski dostlardan yoğun bir ziyaretçi akını vardı. Kardeşimin evinde kalıyordum ve il başkanı, parti binasında bize güler yüzlü davranmadığı için ziyaretçileri de burada kabul ediyorduk. Sürdürülebilir bir şey değildi bu, bir an önce bir büro tutmalı ve kalabalığı oraya yönlendirmeliydim. İki gün içinde kardeşimin evi, ev olmaktan çıkmış seçim bürosu olmuştu.
İyi de seçim bürosu demek para demekti. Belki de il başkan yardımcısı ısrarla ne kadar bütçe ayırdığımı sormakta haklıydı.
"Geçen yıl ailece oturduğumuz daireyi almamış olsaydık seçim çalışmaları için iyi bir bütçe ayırabilirdim" diye düşünürken, "Eğer geçen yıl o daireyi almamış olsaydık o parayı da seçim çalışmalarına harcar, yine kirada oturmaya devam ederdik" diye aklımdan geçirip güldüm.
Doğrusu milletvekili aday listeleri açıklandıktan sonra tebrik için telefon eden veya gelenlerin bazıları seçim harcamaları için teklifte bulunmaya başlamışlardı. Benim bulunduğum aday sırasının milletvekili seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Bunu herkes biliyordu.
Akrabalardan miktarı yüksek olmasa da seçim harcamalarına destek olmak için para teklif edenler vardı. Bu teklifleri kabul etmek mümkün değildi, ömür boyu bu desteğin dedikodusu bitmezdi belki sonraki nesillere de aktarılabilirdi.
Bazı tanıdıklar ise dudak uçuklatacak rakamlar teklif ediyorlardı. Hatta dün yeni tanıştığımız işadamı olduğunu söyleyen birisi benzer teklifte bulunmuştu. Benim yıllarca yaptığım tasarruflarla aldığım daireden iki üç adet birden satın alacak rakamlardı bunlar. Kabul edersem belki çok daha fazlası gelecekti.
Ama ne dedikodusu bitmeyecek akraba desteklerini ne de kaynağının nereye dayandığı belli olmayan, bir ömür biriktirdiğimiz bilgimizin, kariyerimizin, şahsiyetimizin rehin alınacağı destekleri kabul etmem mümkün değildi.
İl başkan yardımcısı da bütçenin belli olup olmadığını sorup duruyordu. Üstelik partinin il başkanlığının ve bazı ilçe başkanlıklarının bulunduğu dairelerin birikmiş kira borçları olduğunu da laf arasında söylemeyi ihmal etmiyordu.
Milletvekili adayı yapılmam için genel başkan nezdinde girişimde bulunan dostum, çalışmaların nasıl gittiğini sormak için akşam aradığında il teşkilatının tutumunu anlattım.
-Merak etme genel başkana söylerim, il başkanı ile konuşur. Kampanya bütçesi için de benim partiye yaptığım bağıştan sana da göndersinler ayrıca hesap numaranı gönder ben de bir miktar destek olurum, dedi.
Ertesi gün sabah il başkanının telefonu ile uyandım. İl teşkilatından arkadaşlarla kahvaltıyı birlikte yapmayı ve seçim çalışmalarını nasıl yürüteceğimizi planlamayı teklif ediyordu.
Evden çıkmak için hazırlanırken hesabımın olduğu bankanın şube müdürü, hesabıma geçen yüklü meblağı bildirmek için arıyordu. Banka müdüründen bunu hem gelen paralardan vaktinde haberdar olmak hem de istemediğimiz birisi para gönderirse onu anında iade etmek için özellikle rica etmiştim. Müdür ilk görevini başarıyla yapmıştı, eskiden hocam derken artık "sayın vekilim" demeyi de ihmal etmemişti.
Kahvaltı için eski bir dostumuzun bahçesi seçilmişti. Bahar sabahlarına has serinlikte zengin bir masa hazırlanmıştı. İl başkanı da dahil kahvaltıya katılan herkes çok neşeliydi ve bütçe meraklısı il başkan yardımcısı bugün o konuyu hiç açmıyordu.
Çalışmalara il başkanlığında devam etmeye karar verip oradan ayrıldık.
İlk karar bugünden sonra arabamı bir şoförün kullanması oldu. Hatta bir değil iki şoför bulunacaktı. Planlamalar için bir yardımcı, konuşma metinleri, gazete ve televizyonlar için yazılacak yazıları hazırlayacak bir kişi, ödemeler ve randevuları düzenleyecek yardımcı ile şimdiden beş kişilik bir grup oluşturmuştuk bile. Açılacak irtibat büroları ve oralarda görevlendirilecek kişiler daha bunun dışındaydı.
İl başkanı afiş ve pankartların asılmasından hangi ilçe ve köylerde toplantı düzenleneceği ile ilgili planlarını söylüyordu.
İl başkan yardımcısı ilçe teşkilatlarının güya birikmiş kira, elektrik gibi borçlarını da bir kalemde halledivermişti.
Çalışmalar sonuçlarını vermeye başlamıştı. İki gün geçmeden şehrin önemli sayılan gazetelerin birinde ön sayfadan büyük bir fotoğrafımla bana ait haber yayınlanmıştı. Gazetenin sahibi eski dostumuzdu, bizim partiye de yakın bir insandı. Büyük puntolarla yazılan başlıkta "Dürüstlük Temel İlkemiz" diye yazıyordu.
Yoğun geçen bir günün ardından partinin il başkanlığında değerlendirme toplantısı için bir araya geldik. İmkan oldukça her akşam günün değerlendirmesini yapacağımız toplantılarımız olacaktı. Herkes çok memnundu. Basınla ilişkilerimizi yürüten arkadaşımızı tebrik ettik.
İl başkan yardımcısı toplantının sonunda beni bir odaya çağırarak,
-Bugün haberimizi yayınlayan gazetenin sahibine ödeme yapmamız gerek diyerek, meblağı söyledi.
-Ama o bizim arkadaşımız, partiye de yakın birisi, dedim.
Gayet sakin bir tavırla,
-Evet hocam doğru söylüyorsunuz ama zaten öyle olduğu için bu rakam küçük yoksa bunun iki katını isterdi.
Şaşkınlığım geçmemişti,
-Ya mahalli televizyon ve radyolar, onlara da mı ödeme yapacağız?
-Evet, yayının saati ve gününe göre onların da tarifeleri var ama pek çoğu sizi sayıp seviyorlar her halde yardımcı olacaklardır.
Çalışmalar her geçen gün biraz daha artıyordu. Diğer partiler de etkinliklerini artırdıkça ilde seçim havası iyiden iyiye yayılmıştı.
Her gün bir ilçe ve seçilmiş köylerde toplantılar yapıyorduk. Otobüsün üzerine çıkıp meydana toplanan insanlara benim ve partimin düşüncelerimi anlatmaktan büyük zevk almaya başlamıştım.
Her konudan bahsetmeye çalışıyordum: Ekonomi, uluslararası ilişkiler, güvenlik, imkan olursa biraz da kültür politikalarından söz ediyordum.
O gün, yine güzel bir konuşma yapmıştım. Ülke gündemindeki konulara gereği kadar yer vermiş, rakip partilere de sataşmayı ihmal etmemiştim. Ormanlarla çevrili küçük ilçenin meydanında toplanan kalabalığın yoğun şekilde alkışlamasından da konuşmanın başarısı anlaşılıyordu.
Mikrofonu bırakıp otobüsün üzerinden iniyordum ki, yaşlıca bir adam önümü kesti. Otobüsün içinde İl Başkan Yardımcısı ve iki görevlimiz vardı. Adamı uzaklaştıracak oldular, hatta nasıl olur da bu vatandaşın kontrolsüz şekilde otobüsün içine girmesine izin verilir diye kendilerine kızıyorlardı.
Onları el işaretimle durdurup buyurun dedim adama.
-Hocam bize burada Keskingiller derler. Benim adım da Hüseyin. Konuşmanız çok güzeldi. Tebrik etmek istedim. Özellikle ekonomi ile ilgili serbest girişimcilik görüşlerinizi çok alkışladık
Bu konuşmanın beğenileceğini biliyordum zaten. Büyük bir memnuniyetle ben de ona teşekkür ettim.
İl Başkan Yardımcısı;
-Keskingiller bu ilçenin en kalabalık ailelerindendir diye araya girdi.
Bu duruma daha da memnun olmuştum. En kalabalık aileden birileri bizim düşüncelerimizi destekliyordu. Bu aileye de yansırsa oy oranımız epeyce artacak demekti.
Keskingillerden Hüseyin,
-Biz de serbest girişimden yanayız ama devlet bırakmıyor ki çalışalım hocam. Bize desteğiniz lazım.
-Buyurun dedim elimizden gelen bir şeyse memnuniyetle.
-Hocam biz kereste ticareti yapıyoruz. Ormandan ağaçları ekonomiye kazandırıyoruz. Geçen hafta yine kesim için gitmiştik orman memurları, yakaladılar, "Kaçak kesim" diyerek katırlarımıza el koydular.
Şaşkınlıkla dinlerken, anlattıklarına ilgi gösterdiğimi belli etmek için,
-Evet, dedim.
-Gidip Orman Müdürü’ne yalvardık, katırlarımızı geri aldık. Onları da vermezlerdi ama bakacak yerleri yok. Bir de her gün onlara yem verecekler, masraf çıkacak. Uzatmamayım hocam katırları kurtardık ama palanları kaldı. Palanları ormancıdan alıverirseniz çok müteşekkir kalırız.
Şaşkınlığım bir kat daha artmış ve İl Başkan Yardımcısı ve diğer arkadaşların yüzlerine bakıyordum ki;
İl Başkan Yardımcısı;
-Tamam hocam biz hallederiz, diyerek Keskinlerin Hüseyin’in koluna girerek otobüsten indirdi.
Seçime daha 18 gün vardı ve bu süre gözümde ne kadar büyük bir zaman dilimine dönüşmüştü.