Agay; Diktiğiniz Fidanlar Yeşeriyor…


 01 Kasım 2021


Ne zaman sert esen bir rüzgâr çıksa ve ağaçları sallayıp hışırdatsa “Şuuldaba teregim, terekterim / Şuuldasan ıylagım kelet menin…” satırları düşer aklıma… Bu satırlar Salican Cigitov’un “Elegiya” (Eleji) adlı şiirinden.

 

“Uygu-tuygu şamalduu küz tünündö            Karmakarışık, rüzgârlı bir güz gecesinde

Uktay albay kıynalam çooçun üydö.             Uyuyamıyor, zorlanıyorum yabancı bir evde

Terekteri şuuldap şookum salat                    Ağaçlar hışırdayıp sesler çıkarıyor

Terezeden kaldaygan too tübündö.               Pencereden kocaman görünen dağ eteğinde

….

Şuuldaba, teregim, terekterim,                     Hışırdama ağacım, ağaçlarım,

Şuuldasan, ıylagım kelet menin                    Hışırdasan ağlayasım gelir benim…”

 

Ben, Salican Agay’ın ilk Türk öğrencilerinden biriyim. O da benim ilk Kırgız hocalarımdan. 1999 yılında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Türkoloji bölümünü kazandım. İlk yıl hazırlık okuyup Kırgız Türkçesi ve Rusça öğrendik. 2000 yılı Eylül ayında ise lisans eğitimimiz başladı. Türk hocalarımızla birlikte Kırgız hocalarımız da derslerimize geliyordu. Edebiyat derslerine daha ilgili olduğum için edebiyat derslerine girecek hocaları daha çok merak ediyordum. O gün Kırgızca edebiyat dersimize (dersin adı Edebiyat Bilgi ve Teorileri idi sanırım) kısa boylu, kel ve yaşlıca bir Kırgız hoca geldi. Gülümsüyormuş gibi bakıyordu bize, belki de gerçekten gülümsüyordu. O sıcak dolu bakışlarıyla hemen sevdirivermişti kendisini bizlere… Komikti, neşeliydi. Derslerde hep şaka yapıyor, gülüyor, güldürüyordu… Biz gülerken de öğretmek istediklerini gizlice öğretiyordu adeta. Derste sınıf tahtasının bir o köşesinden bir bu köşesine sıçrıyor, neredeyse söylediği her Kırgızca sözün Özbekçesini ve Kazakçasını da eklemeyi unutmuyordu. Derslerden sonra arkadaşlar arasında hocanın yaptığı şakaları hatırlayıp gülüyorduk… İşte bu şekilde başladı Salican Bey’in öğrencisi olma, çağdaş Kırgız edebiyatını merak etme, sevme ve araştırma serüveni…

Salican Cigitov değerli bir şair, usta bir hikâyeci, önemli bir fikir adamı, iyi bir edebiyatçı ve profesyonel bir eleştirmendi. 17 Mart 1936 tarihinde Kırgızistan’ın güneyinde Oş iline bağlı Özgen ilçesi, Köldük köyünde dünyaya geldi. Özel bir tutkuyla bağlı olduğu edebiyat vadisinin çeşitli türlerinde eserler verdi. Bununla yetinmeyerek bu vadinin sorunlarına eğildi, çağdaş Kırgız edebiyatının temelini atan ve onu geliştiren yazar ve şairlerle ilgili ilmî değeri yüksek makaleler kaleme aldı. 

Salican Agay, Kırgız yazarların eserlerini Türkçe’ye çevirmemiz gerektiğini söylerdi hep… Kırgız edebiyatını iyi anlamamızı isterdi. “Biz birbirimizin yazarlarını, şairlerini tanımazsak yakınlaşamayız”, derdi. Nitekim Mukay Elebayev, Aşım Cakıpbekov, Kasım Tınıstanov, Sıdık Karaçev, Alıkul Osmonov, Aalı Tokombayev gibi birçok Kırgız yazarın/şairin eserleriyle ilgili yapılan Türkçe çalışmaların bizzat teşvik edicisi Salican Cigitov’dur.

Salican Cigitov’un hayat faaliyeti sadece edebiyat sanatı ile sınırlı kalmadı, kaleminden Kırgız hayatı ve geleceğine dair aydınlatıcı ve yol gösterici ciddi makaleler de çıktı. Edebiyat adamlığının yanı sıra eğitim kurumlarında hocalık ve yöneticilik, Kırgızistan’ın Cumhurbaşkanı danışmanlığı, Kırgızistan’ın Özbekistan elçiliği gibi idarî görevler de yürüttü. Ömrünün son on yılını ise gönülden bağlı olduğu Türk dünyasının altın köprüsü Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’ne adadı.

Edebiyat dünyasında manzum ve mensur eserler yazarak boy gösteren Salican Cigitov zamanla edebiyat vadisinin ilmî boyutunu adeta hayatının en büyük ihtirası haline getirdi, çalışmalarını bu doğrultuda şekillendirdi ve yoğunlaştırdı. İşte böyle bir hocaydı Salican Agay… Yüksek lisans derslerinde ise ufkumuzu daha da genişletti. Özellikle Cengiz Aytmatov ve Eserleri adlı dersin her anı daha önce hiç duymadığımız bilgiler ile dopdoluydu. Salican Bey Aytmatov’u kıyasıya eleştirmekten geri durmazdı.

Yüksek lisans dersleri devam ederken Agay hastalandı. Türkiye’ye gitti, tedavi oldu. Bir süre sonra tekrar hastalanıp hastaneye yattı. Çok geçmeden taburcu oldu. İyileştiğini düşünmüştük… Evinde dinleniyordu…

2006 Şubat’ının ilk günleriydi… Soğuk bir hava vardı, her taraf bembeyaz kardı. Üniversitenin Cal (Cengiz Aytmatov) kampüsünde Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümündeydim. Bölümde birden bir heyecan, bir telaş oluştu. Salican Hoca bölüme geliyor dediler. Hemen Agay’ı karşıladık, bölüm başkanlığı odasına kadar eşlik ettik. Tüm fakülte oradaydı. Salican Hoca koltuklu değneğiyle yürüyebiliyordu. Onun iyileşeceğini, tekrar görevinin başına dönüp bizlere yeni fikirler aşılayacağını düşünüyordum. Bölüm başkanlığı odasında sanki babalarını uğurlamak için tren garına gelmiş ve hareket etmek üzere olan trene babalarını telaş üzüntü ve heyecan içinde bindiren çocuklar gibi Salican hocayla herkes bir söz dahi olsa konuşmaya çalışıyordu. Sanki birazdan tren kalkacak ve Agay bir daha dönmemek üzere uzaklara gidecekti. Hepimiz trenin ardından koşmak istiyor gibiydik. Tıpkı Törökul Aytmatov gibi… Tıpkı Düyşön gibi…

Alelacele edilen hasbihalden sonra Agay gitmesi gerektiğini söyledi, hep birlikte üniversitenin giriş kapısına kadar Agay’a eşlik ettik. Agay kapıda durup arkasını döndü ve herkese bakıp “Hoşçakalın”, dedi. Sonra Agay’ı arabaya bindirdiler. Ben arabanın yanına gittim; kaportadan, camdan, bir yerlerden arabaya girmek ve Agay’ın yanına oturmak istiyordum sanki… Agay arabaya binerken gözlerim üzerindeydi. Araba artık hareket etmek üzereyken bir ara bakışlarımız garip bir şekilde buluştu. Bir anlık bir bakıştı bu. O an bu bakışların umut bakışları olmasını diledim Allah’tan. Maalesef olmadı, meğer o son bakış umut değil, bir veda bakışıymış… Kısa bir süre sonra, 11 Şubat 2006 tarihinde Agay aramızdan ayrıldı.

Ünlü Fransız filozof ve edebiyatçı Émile-Auguste Chartier, nam-ı diğer Alain “düşünmek için durmak lazımdır” der. İlim adamı, şair, yazar, düşünür, eleştirmen ve sanatkâr durur, düşünür, derinlere iner, yoğunlaşır. Okurlara basit gibi görünen, hatta bir çırpıda okunup geçilen satırların arka bahçesinde bir beyin gücü ile uykusuz geçen geceler vardır. Bu bağlamda Salican Cigitov’un kaleme aldığı makalelerin her satırı titizlikle ele alındığında derinleşen, irdeleyen, yoğunlaşan ve ortaya koymak istediği gerçeklerin sırlarını araştıran usta bir eleştirmen ve edebiyatçının yanında bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de görülür. İşte böyle bir hocaydı Salican Agayımız…

Salican Agay bizi çok seviyordu, bunun farkındaydık. Umarım O da bizim onu çok sevdiğimizin ve işaret ettiği yolda yürümek istediğimizin hep farkında olmuştur…

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 179. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 179. Sayı