Ağla Karabağ


 01 Kasım 2020


Savaşı sevinçle seyretmek hoş bir durum değil elbet, ama bu günlerde ben seyrediyorum ve sonuçları beni mutlu ediyor. Yıllar önce zulümle işgâl edilen, Türk Yurdu Karabağ savaşından bahsediyorum. Yakıp, yıktıkları Türk topraklarında eciş bücüş bir devlet kurma hayaline kapılmışlardı. O zamanlar onlara göre vakit katliam vaktiydi, kundakta bebekleri, kadınları ve bütün ahaliyi hatta insanlığı, insanlık onurunu katlettiler. Kalanları da yurtsuz yuvasız bırakarak yollara düşürdüler. Aslında bu yapılanlar onların ilk zulümleri değildi. Tarihin sayfaları bunların ihanetleriyle doludur.

“Bu vatan kimin?” diye soruyor büyük Şair Orhan Şaik Gökyay. Sonra da “Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi yatanlarındır.” diye cevap veriyor. İşte Karabağ da yıllar öncesinden bu güne kadar uğrunda ölenlerindir. Bağrında sıradağlar gibi yatanlarındır. Karabağ Azerbaycan’ındır. Karabağ Azerbaycan’dır.

İnsanın mücadelesi yüreği kadardır. Toprağı, taşı vatan yapan kocaman yürekli yiğitler, Bedr’ in, Çanakkale’nin aslanları gibi, şimşek gibi, ateş gibi zaferlere koşuyorlar. Bu zafer haberlerini aldıkça kalbim heyecanla çarpıyor. Cıdır ovasında Har-ı bülbül’ü koklar gibi gözlerimi kapatarak derin derin nefes alıyorum. Hatıralarım beni Fuzuli’ ye, Fuzuli’ nin Gecegözlü köyüne götürüyor. Ne güzel bir gündü o gün, düğün vardı köyde. Tarlı, garmonlu, nağaralı musiki şerbetinden içmiştik doya doya. Gelini damadı şadlandırmıştık. Sonra aradan geçen zamanda, hainler o cennet köşesini elimizden alıvermişti. İnanamamıştım bir zaman. “Nasıl olabilirdi böyle bir vahşet? O güzel gönüllü insanlar, o evler, o yurt nasıl Ermeni’nin eline geçebilir.” Diyerek dolandım durdum. Aklım almadı, yüreğim sindirmedi. Her düşündükçe kanıma dokundu. Orası bizimdir, bizim bayrağımız yine orada dalgalanacak inancını hiç kaybetmedim. Şimdi, çok şükür ediyorum. Oralar bizim artık ve hep bizim kalacak. Kahraman ve güçlü ordumuza, onları kumanda eden Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’ e sonsuz zaferler diliyorum. Elimden ne gelir, ne yapabilirim bilmiyorum ama ne dilerlerse yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyorum.

Geçen yıl, yani 2019 yılı güzel, asil, medeni şehrimiz olan Bakü’deydim. Mikail Müşvik’ in hüzünlü şiirlerini dalgalarıyla bana okuyan Hazar, gönlümde beste yapıyordu. Parkta oturduğum yerden bende sessizce “Gal sene kurban” diyordum. Sonra rüzgârın sesi sanki Karabağ Şikestesini fısıldadı kulağıma. “Ağlama Dağlık Karabağ Ağlama.” diyordu. “Ağlama.” Diyordu demesine de, ben burada ağlıyordum Karabağ da orada ağlıyordu.

Yapılan hiçbir zulüm abad olmamıştır. Onlar da abad olmayacaktı.

Aradan bir yıl geçti ve ben yine ağlıyorum. Bu sefer sevinçten, mutluluktan ağlıyorum. Gözüm, kulağım, aklım, gönlüm gelecek zafer haberlerine doyamıyor. Gelen her hoş haber bana bayram sevinci yaşatmakta. Hepsini istiyorum Karabağ’ ın, dağını, taşını, çeşmesini, yolunu, otunu, çöpünü. Orası bizimdir. Orası Azerbaycan’ dır.

Ben nasıl ağlıyorsam, sende ağla Karabağ. Sevinçten ağla, coşkudan ağla, evlatların geldi mutluluktan ağla. Bağrında nazlı nazlı dalgalan bayrağına bak ağla. Kavuştun milletine tarını çal ağla. Muğamın sesi yayılsın dağlara, kartal kolların açılsın yana, raksın et ağla. Şimdi senin toy günündür kara saz da yanık keremi çal ağla.

Ağla Karabağ ağla, yaralı yüreğin deva bulmakta. Şehitlerin sinende şirin uykuda, onlara layla de, tekbir de ağla.

Bilgisayar karşısında birkaç satır yazmaya çalışırken, devlet televizyon kanalında yayınlanan haberlere kulak misafiri oldum. Sunucu ağlayarak “Şuşa azad edildi.” dedi. Sevinçten kanat takıp uçmak istedim. Karabağ’a konmak istedim. İçim içime sığmıyor. Bedenim burada gönlüm orada.

Xan Şuşunski sanki bana “Bayram günüdür. Kaldır kollarını.” diyor. Bu yazıya ne niyetle başladım, nasıl bitiriyorum? Ne güzel şimdi Şuşa sevinci var her yanda. Coşkudan susuyorum. Zaferin Keyfindeyim.

Kaldırdım kollarımı…

 

Şuşa’ nın dağları başı dumanlı

Kırmızı goftalı yeşil tumanlı

Derdinden ölmeğe çoktur gümanlı

Ay kız bu ne kaş göz, bu ne tel

Ölerem derdinden bunu bil

Danışmasan da barı gül.

 

Şuşa da akşamlar yanar yıldızlar

Onlardan güzeldir gelinler kızlar

Oturmuş yol üstünde yolunu gözler

Ay gız bu ne kaş göz, bu ne tel

Ölerem derdinden bunu bil

Danışmasan da bari gül.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı