HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Ece Türköz Oğuz 5
RAHMİ ALİ 6
İSMAİL DELİHASAN 7
2023'ün ilk günüydü. Güneşin ilk ışıkları yolun sağındaki dağların zirvesine yatan kar parçalarını ışıldatıyordu. Otobüs Kılıçözü Vadisi boyunca ilerliyordu. Vadinin ortasından küçük ve neredeyse kurumakta olan bir nehir geçiyordu. Nehrin iki tarafında, soğuk Anadolu rüzgârına karşı dik duran çıplak ceviz ve kavak ağaçları vardı. Kırmızı çatılı evler ağaçların arasında dağınık şekilde yer alıyordu. Özbağ kasabasını geçtik ve yavaş yavaş Kırşehir otogarına yaklaştık. Otogarın girişinde büyük bir reklam panosunda "Ahiyân-ı Rûm diyarına hoş geldiniz" yazıyordu. Ahi, ilk kez duyduğum bir kelimeydi!
Terminalden çıktım. Bir taksi tuttum ve burada kalmak için önceden kiraladığım eve gittim. İşim nedeniyle en az bir yıl bu şehirde kalmam gerekiyordu. Yerleşme süreci için üç gün iznim vardı. Bu da şehri tanımak ve keşfetmek için iyi bir fırsattı. Şehir küçük, sakin ve sade bir yapıya sahipti; tek bir ana caddesi vardı. Tüm hayat bu cadde etrafında dönüyordu. Şehrin çarşısı da burasıydı. Şimdi iki senedir Kırşehir'de yaşamaya devam ediyorum. İlk başta sakin ve küçük görünen bu şehrin kültürel zenginliklerini hâlâ tamamen keşfedemedim.
Adından da belli olduğu gibi burası kır şehirdir. İç Anadolu kırının ve Selçuklu kültürünün mirasını içinde barındıran ve hâlâ koruyan şehirdir. Kapadokya bölgesi sınırlarının ötesinde kalsa da Hristiyanların 3. ve 4. yüzyıllarda sığınmak amacıyla yaptıkları yerleşim izleri Kırşehir’de de bulunmaktadır. Dulkadirli, Mucur, Kepez vs yeraltı şehirleri bunun kanıtlarıdır. Günümüzde şehrin merkezi meydanında bulunan yeraltı çarşısı da bu yeraltı hayatlarının bir çağdaş sembolüdür.
Şehrin çevresinde yapılan arkeolojik kazılar bölgenin tarihini tâ Tunç Çağı'na (MÖ 3000-2000) kadar uzandığını göstermektedir. Şehrin içinde olan Kalehöyük kazılarında Hitit dönemine (MÖ 1800-1200) ait kalıntılar ve çivi yazılar bulunmuştur. Hititlerden sonra Figeler, Kapadokya Krallığı, Roma ve Bizans Dönemi'ne de bir yaşam merkezi olarak varlığını sürdürmüştür. Devamında da Selçuklular Anadolu'ya yerleştiklerinden itibaren burayı bir canlı kent haline getirmişler ve günümüze kadar bu canlılık aksamadan devam etmektedir.
Ahiyân-ı Rûm diyarı adını almasının sebebi dünyanın çok eski sivil toplum kuruluşlarından biri sayılan Ahiyân-ı Rûm Teşkilâtı'nın 13. yüzyılda Ahi Evran Veli tarafından Kırşehir’de kurulmasıdır. Esnaflar ve zanaatkârlar iş ahlakı ve mesleki becerilerini ve toplumdaki rollerini belirleyen bir yapıymış. Dürüstlük, adalet, yardımlaşma ve dayanışma, hoşgörü, açık gönüllülük, çalışkanlık, doğruluk ve güvenilirlik, iyi ahlak, insan haklarına saygı, doğaya ve çevreye saygı, Ahiliğin temel değerlerini oluşturmaktaymış. Yanı sıra sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı da teşvik eder ve desteklermişler. Onların ahlaki değerlerini Orta Çağ'ın büyük seyyahı İbn Battuta da yakından görmüş ve seyahatnamesinde "Kırşehir'de Ahiler beni misafir etti ve büyük bir cömertlik gösterdiler." diye yazmış. Bu teşkilata paralel olarak Bacıyân-ı Rûm Teşkilatı da kadınlar tarafından kurulmuş ve kadınlara özgü mesleklerin eğitim ve öğretimini ve yanı sıra kimsesiz ve muhtaç kadınlarla dayanışma programlarını organize etmiş. Bacıyân-ı Rûm, dünyanın en eski kadın teşkilatıdır. Ahi Evran Veli'nin külliyesi Kırşehir'in merkezinde yer almaktadır. Bu külliye camii, türbe ve Ahilik Müzesi'nden oluşuyor. Müzede Ahilik Teşkilatı ve Kültürü, A'dan Z'ye görseller, yazılar, eşyalar ve kitaplar ile anlatılmaktadır.
Anadolu Selçuklu devletinde Kırşehir valisi olan Cacabey 13. yüzyılda burada Gökbilimi Medresesi kurmuştur. Bu medrese binası da şehrin tam merkezinde yer almaktadır. Cacabey, bilim, sanat ve kültüre olan katkıları ile tanınır. Kurduğu medresenin binası, döneminin mimari özelliklerini günümüze taşıyan bir yapıdır. Medrese astronomik gözlemler yapmak için gerekli aletlerin temini, zengin kütüphanesi ve bilim insanlarının bir yere getirilmesiyle önemli ilmi eserlerin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır. O dönemlerde astronomide kullanılan aletler bir açık hava müzesi şeklinde medresenin hemen yanında sergilenmiştir.
Cacabey Medresesi'nin önünde “meydan” denilen geniş bir açık alan var. Kış ayları hariç, şehrin kültürel etkinlikleri çoğunlukla burada yapılır. Uluslararası müzik festivalleri, Ahilik Haftası programları, kitap fuarları vs. bu meydanda yapılan önemli etkinliklerdendir. Meydanın köşesinde kocaman bir davul ve tokmak yer alıyor. Üzerinde de ‘’ Kırşehir UNESCO Müzik Şehri’’ yazıyor. Davul, içine birkaç kişinin sandalye kurup oturabileceği şekilde yapılmıştır. Şehrin diğer noktalarında ona benzer şekilde gitar ve bağlama da bulunmaktadır. Bu enstrümanlar Kırşehirˈin müzik duraklarıdır. Yaz ayları haftada iki gün bu istasyonlarda müzik gruplarının icrası olur ve herkes buradaki faaliyetlere ücretsiz katılır.
Kırşehir Anadolu abdallarının diyarıdır. Dünya Müzik Şehri olması ve müziğin günlük hayatta bu kadar yeri olması çok normaldir. Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş ve onun babası (ve yanısıra ozanların babası olarak anılan) Muharrem Ertaş da bu toprakların çocuğudur. Türkistan'dan Anadolu'ya kadar uzanan geniş coğrafyaya dağılan Abdallar, Türk halkının düğün, sünnet ve geleneklerinin olmazsa olmaz folklorik unsurudurlar. Abdallar, yüzyıllardır Kırşehir’de kuşaklar arasında gelenek taşıyıcılığı görevini üstlenmişler.
Kırşehir, Anadolu coğrafyasının tam merkezindedir. Bu yönüyle şehir bir medeniyetler arkeolojisi olma özelliğine sahiptir. Dünyanın her yerinden seyyahlar, arkeologlar ve tarihçiler bu şehre ilgi göstermişlerdir. Japon arkeologları yıllardır bölgede kazalarını devam ediyorlar. Burada yaptıkları kazılarının başlatma anısına Kaman Kalehöyüğü yanında bir Japon bahçe yapmışlar. Bahçe, Japonya’dan getirilen özel işlenmiş taşlarla süslenmiş ve çok çeşitte dikilen uzun ağaçlar, bodur ağaçlar, çimlenmiş alan ve göletler ile bölgenin güzelliğine güzellik katmış. Bunun yanı sıra 2005'te Türkiye Cumhuriyeti ve Japonya arasında yapılan görüşmeler sonucunda bahçenin yanında arkeoloji müzesi ve Japon-Anadolu Arkeoloji Enstitüsü kurulmuştur. Enstitü, bölgedeki kazıları hâlâ sürdürmekte ve her yıl dünyanın farklı ülkelerinden gelen arkeoloji öğrencilerine staj yaptırmaktadır. Müzede ise kazılardan (Kalehöyük, Büklükale ve Yassıhöyük kazıları başta olmak üzere) çıkan eserler sergilenmektedir.
13. asırda Garipname eseriyle büyük bir şöhrete ulaşmış Âşık Paşa’nın Kırşehirli olduğunu ilim dünyası pek bilmez. Denilebilir ki Âşık Paşa kendi memleketinde bile hak ettiği değeri görmemiştir ve garip kalmıştır. Ama o, memleketini şu güzel mısralarla anlatmıştır:
“Şehri Kırşehir dirlik ve düzen,
Her kim ki burada bulur bir izin.
İlmiyle anılır her köşe bucağı,
Faziletle parlar yıldızlar dağlar.
Bu şehirde arifler çoktur hala,
Hak yolunda yürür kim varsa burada.
Gönül aynasıdır her taş her duvar,
İlahi sırlarla olur aşikâr.”
Garibname 10 bölümden ve 12.000'den fazla beyitten oluşan dini, tasavvufi ve öğretici niteliklere sahip bir eserdir ve 14. yy'de yazılmıştır. Âşık Paşa Arapça ve Farsçayı iyi bilmesine rağmen eserlerini Türk dilinde yazmayı tercih etmiş ve Türkçenin edebi dil haline gelmesinde çok etkisi olmuştur.
Kırşehir’de şehrin eski camileri, her biri bir mimari özelliğine sahip olarak inşa edildiği çağın mimarisini ve kültürünü bize anlatır. Bunların yanında yeni camiler ise modern mimarlığı Türk-İslam kültürü ile bir araya getirerek şehrin tarihi ve çağdaş mimarisi arasında bir denge kurmuşlar. Tarihi camilerden Lale cami, Çarşı cami, Kapucu cami ve Alaaddin cami adını söyleyebiliriz. Yeni camilerden ise Ahmet Yesevi cami, Buhara cami ve Veysel Karani Camisi’ni söylemek doğru olur.
Kızılırmak Nehri, İmranlı Dağlarından Karadeniz'e giden yolculuğunun bir kısmını Kırşehir sınırları içinde kat etmektedir. Tarihi eserler listesinde yer alan Kesikköprü geçmişte nehrin kuzey ve güneyini birbirine bağlarmış. Her Kızılırmak üzerinden geçtiğimde Kaşkayı şairi Avazollah Safariˈnın “Türkiye’den Rüyada Görmeklik” adlı şiirini hatırlarım. Şair, rüyasında bir güvercin olarak İran’ın güneyindeki Kaşkayı Türklerinin yaşadığı Yurttan uçmuş Türkiye’yi ziyaret etmiş ve Kızılırmak üzerinden geçerken;
“Kızılırmak qıyıdır dünya boyu söz burada,
Üreğim Bayezid'inen bağlı qalır Anqara'da” demiştir.
Kızılırmakˈın üzerine yapılan Hirfanlı Barajı'nın oluşturduğu göl, iç Anadolu'nun denizi olarak bilinir. Gölün etrafındaki güzel manzaralar, plajlar ve eğlence alanları etraftaki illerin halkı için deniz havası yaşamı ve su sporları yapma olanağı sağlar. Barajdan avlanan balıklar ile yapılan mangallar turistlerin eğlencelerine lezzet katır.
İlin tarım ve hayvancılığı ülkenin gıdası temininde önemli katkısı vardır. Özellikle Kaman ilçesinin cevizi ülkenin her yerinde tanınmaktadır. Gönül Dağı'nın eteklerindeki çeşmelerden sulanan ceviz ağaçlarının meyvesi pazarlarda diğer yerlerden gelen cevizlere meydan okur. Ayrıca üzüm, armut ve kaysı bağları, şeker pancarı, buğday, nohut ve az da olsa ayçiçeği tarlaları ilin ihtiyacından daha fazla ürün piyasaya sokmaktadır.
Kırşehir'in dağlarında yetişen alıç meyvesini ne zaman yersem Yunus Emre ve güzel tasavvufi şiirleri aklıma gelir. Türk edebiyatının önemli tasavvuf şairlerinden biri olan Yunus Emre 13. yüzyılın sonlarında Anadolu'da yaşanan kıtlık yıllarında Kırşehir'in güneyindeki dağlardan alıç toplayıp heybesine doldurmuş ve Hacı Bektaş-ı Veli dergâhına gitmiş. Alıcı vermiş ve buğday talep etmiş. Hacı Bektaş Veli de ona: "Buğday mı? Nefes mi? istersin" diye sormuş. Yunus da buğday demiş. Buğdayı alıp ve yola çıkmış. Ancak zihninde sürekli o soru tekrar etmiştir. Sonunda geri dönmüş ve "Ben nefes istiyorum" demiş. Hacı Bektaş Veli ise: "Senin istediğin burada değil, Taptuk Emre'nin dergâhındadır" demiş. Taptuk Emre dergâhına yola çıkarak Yunus'un uzun tasavvuf ve edebi yolculuğu başlamış.
Bu yol uzaktır menzili çoktur,
Geçidi yoktur derin sular var.
Girdik bu yola aşk ile bile,
Gurbetlik ile bizi salan var. (Yunus Emre)
Kuş Cenneti olarak tanınan Seyfe Gölü Kırşehir merkezden 35-kilometre uzaklıktadır. Gölün içinde birçok adacıklar su kuşlarına kuluçkaya yatma, üreme, besleme ve kışlama imkânı sağlar. Flamingo, ördek, kaz, kılıçgaga, bababan ve onlarca diğer kuş türü bu gölde yaşar veya konaklarlar. Ama ne yazık ki son yıllarda yaşanan iklim değişikliği ve kuraklıklardan dolayı göl gittikçe küçülmektedir ve bir kısmı çöle dönmüştür.
Kırşehir termal kaynaklar bakımından Türkiye'nin zengin illerindendir. İl merkezinde açılan kuyulardan çıkarılan termal sular şehrin bir kısmının “konutlar ve işyerlerinin” ısıtılmasında, otel kaplıcalarında kullanılmaktadır. Ayrıca merkezin dışında olan jeotermal turistik tesisler şifalı suları ile turistlere hizmet vermektedir.
Kırşehir'i ne kadar anlatmaya çalışsam bu şehirde duyduğum kültür, sanat ve edebiyat kokusunu kalem ile anlatmak çok zordur. Kırşehir'de ben tarihin çok eski çağlarına kadar gittim. Her şeyi beş duygumla hissettim. Yunus'un Hacı Bektaş'a gittiği yolda yürüdüm. Ahiyân-ı Rûm’dan çok şeyler öğrendim. Âşık Paşa'dan ahlak dersleri aldım. Abdalların çalgılarıyla oynadım. Seyfe Gölü’nün kurumasına ağladım. Gönül Dağı'nın zirvesinde İstiklal marşı okudum ve sonunda bir Kırşehirli oldum ve Neşet Ertaş ile ses sese verip;
“Ana vatanımsın baba yurdumsun,
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir.
Kimi engin kimi yüksek evlerininen
Kimi fakir kimi zengin beylerininen
Kazaların nahiyelerin köylerininen
Gönlümün içinde yerin Kırşehir’’ söyledim.