HaftanınÇok Okunanları
Emrah Yılmaz 1
Osman Çeviksoy 2
Yıldıray Çavdar 3
Yıldıray Çavdar 4
Coşkun Haliloğlu 5
HİDAYET ORUÇOV 6
Kardeş Kalemler 7
Aniden arkamızdan koşarak geldi, arabamızın önünden geçti ve geldiği tarafa yöneldi. Bozuk köy yolu arabamızın hızını iyice yavaşlatmıştı. Baycan Gölü’ne balık tutmaya gidiyorduk. Ekrem, Kerim ve ben eski arkadaşlardık. Balık tutmak yıllardır devam ettirdiğimiz ortak tutkumuzdu.
Arabanın direksiyonundaki Ekrem, onun görünüşü karşısında etkilenmiş;
- Şunun güzelliğine bakın, diye heyecanla bağırıyordu.
Arabayı durdurup hep birlikte ona bakmaya başladık. Gerçekten çok güzeldi: Al donu çok göz alıcıydı. Üzerinde al renk adeta özel olarak parlatılmış gibi ışıldıyordu. Başı ince ve kuru başının üzerindeki iri gözler ne kadar alımlıydı? Hele alnının ortasında kartopu gibi genişçe duran beyazlık, erimiş de akmış gibi üst dudağına kadar uzanıyordu. Aynı beyazlıktan kuru bacaklarının dördünde de vardı, dizkapaklarına yakın yerlere kadar çıkan yüksek sekilerle adeta özel olarak süslenmiş gibiydi.
Hayranlıkla ona yönelen bakışlarımıza o da karşılık veriyormuş gibi bize bakıyordu. Yola doğru hafif yana dönmüş duruşuyla küçük kulaklarını da dikleştirerek bizi seyrediyordu.
- Bu yaştakiler daha annelerinin yanında olur. Etrafta kısrak da yok, sahibi sayılacak kimse de görünmüyor. Buralarda ne işi var bu tayın? Diye sordu, Kerim.
En çok beş aylık kadar olan taya bakan gözlerimizi Kerim’in bu sözlerinden sonra ayırıp etrafa baktık. Dümdüz ovanın içinde al renkli, akıtmalı, yüksek sekili bu tay tablo gibi duruyordu. Hele gölün etrafındaki yeşilliklerin içinde al, bir başka güzel duruyordu.
O da gözlerini bizden ayırmıyordu ama arabanın kapısını açacak olsak, daha biz inmeden geri dönüp gidecek gibi bir havası vardı.
- Ava şans getirsin. Böyle bir güzellikle karşılaşarak ava gitmek herhalde şans işaretidir, dedim.
Bu fikir arkadaşlarımın da hoşuna gitti ayrıca onlara, yola devam etmemizi hatırlattı.
Ekrem dikiz aynasından arkadaki tayı seyrederek arabayı çalıştırdı. Kerim de motorun sesiyle kendini toparlayıp önüne döndü.
- Şans getirsin inşallah dedi.
Araba yavaşça hareket etmeye başlamıştı ki al tay bize doğru koşmaya başladı.
- O da bizi çok sevdi, bizimle gelecek herhalde dedim.
Al tayın bizi bırakmayışından memnun olmuştuk. Köpekler hareket halindeki araçlarla yarışırlar, atlar öyle bir şey yapmazlar ama bu daha çok gençti.
Araba daha hızlanmaya vakit bulamadan al tay tekrar arabanın önünden koştu. Bu sefer yol tarafından gelip kenara doğru önümüzü kesip geçti. Bir anda dona kalmıştık, al tayı sağ tarafında bir şeyler vardı. Kerim,
- Zavallı yaralı mı yoksa, diye bağırdı.
- Yok, dedim, kan ya da yara yok, çamur her halde o.
Dönüp yine eskisi gibi biraz ilerimizde durdu.
Biz de durduk ve yavaşça arabadan indik. Ona bakıyorduk. Bunu nasıl başardı bilmiyorum ama hepimizin içini onun bizim arabadan inişimize çok sevindiğine dair bir duygu kapladı. Al tayın sağ tarafına ne olduğunu merak ediyorduk.
Yavaşça ona doğru yürümeye başladık.
O kuru güzel başını yukarıya kaldırmış, iri güzel gözlerini bize doğru çevirmiş, küçük kulaklarını dikerek bütün dikkatiyle bize doğru bakıyordu.
Biz ona doğru yaklaşmaya başlayınca, kaldırdığı başını yavaşça indirip dönüp yavaşça yürümeye başladı.
O yürüyünce biz durup birbirimize baktık, korktu kaçacak diye düşündük.
Bizim durduğumuzu görünce al tay da durup tekrar bize doğru döndü ve başını kaldırıp yine dikkatlice bize bakmaya başladı.
Biz de gözümüzü ondan ayıramıyorduk.
Yeniden ona doğru yürümeye başladık. Bu sefer kendisine daha fazla yaklaşmamıza izin vermişti. Aramızda birkaç adım vardı ama yine başını indirip dönüp yürümeye başladı. İşte tam o sırada tekrar dönüp bize baktı.
Ekrem
- Siz takip etmeye devam edin. Ben arabayı alıp geleyim. Bu yolculuk kısa sürmeyebilir, dedi ve geri döndü.
Ben Kerim’le birlikte al tayı korkutmayacak bir mesafeden takibe devam ediyorduk.
Biraz sonra Ekrem de arabayla arkamıza takıldı.
Araba gelince al tay daha hızlanmıştı. Biz de arabaya bindik, arabayla onu takip ediyorduk.
Bir görseniz, al tay nasıl mutluydu. Kuru bacaklarıyla dört nala koşuyordu, bu sırada kuyruğunu yukarı kaldırmış adeta bir tuğ gibi tutuyordu.
- Bu kadar hızlı koşabildiğine göre yaralı değil demek ki? Dedim. Hepimizin gözü onun üzerindeydi. Birden yoldan çıkıp düzlükte koşmaya başladı.
Ekrem
- Oyun buraya kadarmış, diyerek arabayı durdurdu.
Al tay da durmuş, yine önceki gibi başını kaldırmış bize bakıyordu.
Kerim
- Bu bize gelin diyor, haydi nereye kadar gidiyorsa oraya kadar takip edelim dedi.
Ekrem’le göz göze geldik. Biz de ondan ayrılmayı hiç istemiyorduk. Yavaşça yoldan çıkıp çayırların üzerinde al tayı takibe başladık.
Koyu yeşil çayırların üzerinde kuru bacaklarda dize kadar beyazlık sonra güneşten parlayan al kıllar ve yukarıya kaldırılmış siyah bir kuyruk, bu güzelliği biraz daha fazla görmek için de onu takip edebilirdik.
Biz onu seyrederek çayırlarda ilerlerken göl de görünmüştü.
Gölün bu tarafında bataklık yerler vardı. O yüzden biz balık tutmak için diğer kıyılarını tercih ediyorduk. Gölün kıyısına doğru yaklaştıkça heyecanımız biraz daha artıyordu. Aniden arabanın tekerleri çamura batıp kalabilirdi. Üçümüz de arabanın ön camına doğru iyice eğilip önümüzdeki arazinin durumunu anlamaya çalışıyorduk.
Al tay aniden durdu. Önce başını yukarıya kaldırıp bize doğru baktı fakat şimdi öyle durup bakarak beklemiyor, sonra başını aşağı indirip yeri koklar gibi yapıyor, sağ ön ayağıyla yere vuruyor sonra başını tekrar yukarı kaldırıyordu.
Onu korkutmamak için yavaşça arabadan indik. Pür dikkat onu takip ediyorduk. O durmadan başını yukarı kaldırıyor sonra tekrar aşağı indirip ayağı ile yere vuruyordu.
Ses çıkarmamaya çalışarak ona doğru yürüyorduk.
Önce Ekrem gördü.
- Bakın burada bir at var.
Gölün hemen kenarındaki bataklık kısımda iri bir at yatıyordu. Her tarafı bataklığın çamurlarına bulandığı için onu yattığı yerde fark etmek kolay değildi. Bataklığın çamuru, al tayın sağ tarafındaki çamurla aynı renkteydi.
Bataklıktaki at hareketsiz yatıyordu. Belki de ölmüştü. Artık al tayı unutmuş bataklıktaki atla ilgileniyorduk. Kulağından, kuyruğundan, nefes alışından bir yerden atın yaşadığına dair bir işaret görmeye çalışıyorduk.
Kerim birden bağırdı.
- Bakın, bakın karnı oynuyor. Nefes alıyor. Hadi hemen acele edin çekip çıkaralım şunu.
Ava gidenler genellikle tehlikeli durumlara karşı tedbirli olurlar. Arabada işe yarayacak bir çok eşya vardı.
Ben ve Kerim önce kasıklara kadar çıkan balıkçı çizmelerimizi giydik ve arabanın çekme halatını hazırladık. Bataklıktaki ata yaklaşıp çekme halatını ayaklarına bağlamaya çalışacaktık. Ekrem arabanın yanında kalacaktı.
Bastığımız yerleri kontrol ederek, birbirimizden uzaklaşmadan ata doğru yürümeye çalışıyorduk.
Ata çok yaklaşmıştık ama bataklığın çamuru bizi de yürüyemez hale getirmişti. Elimizdeki çekme halatına daha sıkı sarılıp Ekrem’e bizi dışarı çekmesi için bağırdık.
Araba motorunun acı sesi duyuldu ve ardından yavaşça halat gerildi. Biz hem halata hem de birbirimize sarılarak kenara doğru hareket ettik. Halbuki ata çok az bir mesafemiz kalmıştı.
Kerim, atın yaşadığını gören kişi olarak hepimizden daha heyecanlıydı.
Al tay, kenardan bizleri takip ediyordu. Biraz önce hiç kıpırdamadan bizi izlerken şimdi tekrar başını aşağı yukarı oynatıp huzursuzluğunu belli ediyordu.
Kerim, al tayı görünce birden Ekrem’e seslendi.
- Üzerine yattığımız plastik yatakların üçünü de bize uzat bir de bir parça halat daha ver.
Ekrem hızla Kerim’in istediklerini getirdi. O söylemese de biz ne yapacağını anlamış gibiydik.
Halatı alıp hemen çizmenin üzerinden bacağına bağladı. Diğer ucunu da bana uzattı:
- Bağla beline dedi.
Üzerine oturduğumuz geniş ve sert plastik levhaları da alarak yeniden ata doğru yöneldik.
Biraz önce batmak tehlikesiyle korkup geri döndüğümüz yere çok yaklaşmıştık ki Kerim;
- Sen burada dur. Ben ilerledikçe halatı serbest bırakırsın, dedi ve biraz daha yürüdü.
O ilerledikçe ben halatı serbest bırakıyordum. Biraz sonra durdu ve plastik levhaları sererek onların üzerine yüz üstü yatarak ata yaklaşmaya başladı. Hepimiz nefesimizi tutmuştuk. Al tay da kulaklarını dikmiş, kıpırdanmadan Kerim’e bakıyordu.
Kerim atın arka ayaklarına iyice yaklaşmıştı. Hareketsiz yatan at, ayaklarına dokununca huysuzlanıp bir çifte atsa Kerim, büyük tehlike içindeydi.
Kerim çekme halatını atın arka bacaklarına bağlamaya başlamıştı. At kendine iyilik yapmak için uğraşıldığının farkında olduğu için mi yoksa halsizliğinden mi hiç kıpırdamıyordu.
Kerim birden seslendi,
- Beni çek!
Ben elimdeki halatı kendime doğru çekerek Kerim’in plastiklerin üzerinden bana doğru kaymasını sağladım. O yanıma gelince birlikte Ekrem’e doğru seslendik:
-Biz hazırız! Çek bizi!
Arabanın çalışma sesi duyuldu sonra motor acı acı bağırdı. Çekme halatı iyice gerilmiş ama bir hareket başlamamıştı. Al tay da kenardan pür dikkat bize doğru bakıyordu. Atın arka ayakları askıdaymış gibi gerilmişti.
- Haydi Ekrem! Diye ikimiz birden bağırdık.
Motorun sesi bir daha yükseldi ve önce hafif bir hareket başladı. Arabanın gücü atı çekmeye zor yetiyordu. Kerim’le birbirimize bakıp, gerilen halata tutunarak kenara doğru yürümeye başladık. Halat gergin, motor bağırıyor ama hareket devam etmiyordu.
Ağırlığımızın arabaya yük etmemesi için hızla kenara çıktık ve biz de arabayı itmeye başladık. Yeniden bir hareket başladı ve hızlandı bataklık çamurunun üzerinde koca at kayarak kenara doğru geliyordu.
Heyecanımızın tarifi mümkün değildi.
Onu kenarda ilk karşılayan al tay oldu. Biz de koşup atın yanına vardık. Her tarafı çamur içindeydi. Arabadaki su bidonlarını alarak, burun deliklerini ve yüzünü yıkamaya başladım. Kerim ayaklarındaki halatı çözdü. Al tay, etrafında dönüyordu. Burun deliklerindeki çamurları yıkayıp daha rahat nefes almasına çalışıyordum. Burnunu yüzünü yıkadıkça tıpkı al tayın renklerinde al kıllar ve alnında güzel bir akıtma ortaya çıkmaya başlamıştı. Herhalde annesiydi yerde yatan.
Yüzündeki çamurları iyice temizlemiştim ki, birden peşpeşe aksırdı. Acaba burun deliğine su mu kaçırdım diye telaş ederken atın göz kapağı oynadı ve iri güzel bir göz bana bakmaya başladı.
Kenara çekilip izlemeye başladık. Al tay da tam baş ucunda bekliyordu. At al taya baktıktan kısa süre sonra birkaç derin nefes daha aldı ve birden ayağa kalktı.
İri gövdeli atın bu hareketinden korkup kendimizi geriye doğru yere attık.
Al tay ve anne kısrak yan yana durup iri güzel gözlerle bize bakıyorlardı.
Ekrem
- Bu gölden hiçbir avcı daha büyük bir şey yakalamamıştır, diye şakalaşırken, ayağa kalkmaya çalışıyorduk.
O uzun çizmeler de bizi koruyamamıştı. Her tarafımız çamur içerisindeydi. Arabanın yanında kalan Ekrem’in üzerinde bir damla bile çamur yoktu. Bir an kendi halimize odaklanmış al tay ve annesini unutmuştuk. Ekrem, bize doğru gülerek bakarken sanki sizi bu halinizle arabaya alamam demeye hazırlanıyordu ki, kısrak başı ve boynu ile onun sırtına ve koluna sürünmeye başlamıştı. Al tay da başını bize doğru uzatıp omzumuza ve göğsümüze dokunuyordu.
İlk şaşkınlığımızı attıktan sonra biz de onlara sarıldık.
Artık Ekrem’in kıyafetleri de arabaya binebilecek durumda değildi.