HaftanınÇok Okunanları
SEYFETTİN ALTAYLI 1
İLKER TOSUN 2
Melek Erdem 3
Muhittin Şimşek 4
NÜŞABE ARASLI 5
ŞEMSETTIN KANDEMİR 6
Uğur Altundaş 7
Yerin yer olduğu çağda, suyun su olduğu zaman
Bir yiğit dünyaya geldi, Manas adıyla nam salan.
Manas daha bir çocukken on yaşında ok atmıştı.
On dört yaşında han olmuş, ünü dünyayı tutmuştu.
Ak Kula adlı atıyla adeta yıldırım gibi…
Saldırdığı düşmanları kalabalıktı kum gibi.
Savurdular bu kumları fırtına olup estiler.
Kırda, vadide, tepede bozkurtlar gibi gezdiler.
Koyun sürüsüne dalan kurt gibiydiler düşmana.
Dost güvendi düşman korktu, nam saldılar dört bir yana.
Heybetinden güneş korkar, ay buluta sığınırdı.
Nara atıp saldırırken gök gürlüyor sanılırdı.
Yiğit Manas’ın kılıcı benzemez başka kılıca,
Ustalar onu yaparken çalıştılar gündüz gece.
Bir orman feda edilmiş kömürüne bu kılıcın,
Koca bir öküz kesmişler körüğünü yapmak için.
Körük ustası Karataz çalışırken çok yorulmuş,
Kılıca su verilirken birçok pınarlar kurumuş.
Bozkırda düşse bu kılıç yangına sebep olurdu,
Taş üstüne bırakılsa taş ikiye bölünürdü.
Altmış teke derisinden Alp Manas’ın pantolonu,
Bir de at üstünde görün zırhı giydiğinde onu.
Manas ve atı Ak Kula birbirini tamamlardı;
Bir tazısı, bir av kuşu ve de kırk yiğidi vardı.
Kalmuk asıllı Almambet en yakın dostu Manas’ın;
Çuvak, Sırgak ve Acıbay kırk yiğitten birkaç isim…
Silahları kuşandılar ve zırhlarını giydiler,
Düşman üzerine doğru atılmış ok gibiydiler.
Tozu dumana kattılar kırda, tepede, her yerde…
Dağda sesler yankılandı, sular kabardı nehirde.
Yeryüzünden Manas geçti destanlara konu olan;
Yerin yer olduğu çağda, suyun su olduğu zaman.
beni de götürsün rüzgâr oraya
Dağlar ötesinde bir belde var ya…
Masalın, gerçeğin, sevginin eli.
Düşerken toprağa, suya, havaya
Sonbaharda sarı yaprak misali
Beni de götürsün rüzgâr oraya.
Orada güneşin bin bir rengi var.
Ağaçlar, çayırlar, göller iç içe.
Irmaklar kıvrıla kıvrıla akar.
Kayan yıldız gibi alıp bir gece
Oraya beni de götürsün rüzgâr.
Ağaç gölgesinde dinlen bir güzel,
Uzanır meyveyi daldan alırsın.
Yüzünü okşasın hafif esen yel,
Ve göl sularını dalgalandırsın,
Dökülsün yüzüne saçların tel tel.
Kulağın işitsin, gözlerin görsün
En güzel ezgiyi, türlü renkleri…
Kelebekler, kuşlar gibi özgürsün,
Kaplarken vadiyi kır çiçekleri…
Oraya beni de rüzgâr götürsün.
Yalın ayak yürü altın kumsalda,
Billur sulardaki balıklarla yüz.
Seyret resifleri denize dal da…
Bir hayal mi yoksa bu gördüğümüz,
Var mıyız yok muyuz biz bu masalda?
Çıkıp da ansızın günün birinde
Altta deniz mavi, üstte gökyüzü…
Sürsün bulutları, yelkenleri de;
Aşalım denizi, tepeyi, düzü…
Oraya götürsün rüzgâr beni de.