HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Ece Türköz Oğuz 5
İSMAİL DELİHASAN 6
RAHMİ ALİ 7
Tabiatın en cilveli günleri!
Renkler tebessüm ediyor!
Bir ışık seli akıyor,
Maveradan Anadolu’nun içlerine…
Dağ, vadi, nehir, ova ve gizemli bir güzellik
Bütün ruhunuzu kaplıyor…
“Anadolu” diyorsunuz;
Bir vatan coğrafyası için verilen en güzel isim…
Sade ve dupduru bir sıfat!
Kars’tan Edirne’ye kadar,
Akan onca nehir,
Bu coğrafyayı besleyen şefkat damarları!
Ve her damardan yol bulup ışıkla birlikte raks eden,
Merhamet şelaleleri!
Göğe, semaya masmavi kubbemiz dedik;
Arz’a, arzuhalimiz anlattık,
Sulh dedik, salah dedik, yol aldık asırlara…
Nemrut’ta, İbrahim’i ateşe atan cüreti okuduk;
Güneşin kızıllığında ısınan dev siluetler…
Fırat’ta bir başka gizem,
Yeşilırmak’ta bir farklı haz yaşarsınız!
Harput Kalesinde, ‘kartal bakışlar’
Diyarbakır’da, “Sahabe duruşlu” bir vakar!
Amasya’da, ‘yeşil duvaklar’
Söğüt’te bir tatlı rüya olur!
Bursa, nakış nakış tarihe örgü
Uluabad’da, kuş seline salınır hülyam!
Her koyunda, Çakabey’dir Ege’m!
Kıyılarında yükselir,
Üzüm bağları, zeytin gözlü menevişler!
İstanbul, yedi tepesinde yedi karanfil
İznik, Bursa, Edirne’dir,
Tarihin raks eden gül endamları
Anadolu’yum diyen en narin çiçek…
Erzurum’da bir şelale gördüm,
Gözyaşı döken bir dilber gibi
Nerde tuval, nerde Ferhat demeyin…
Mevlana’dan alın sevda iksirini,
Bir masal şehrine yolunuz düşerse
Dağlara tırmanan dalgalar hey!
Mavi yastık gibidir, dört bir yanımda deniz…
Haki toprağına ayak bastığım aziz yurdum,
Tarihim sende, talihim uzanır bir ömre bedel!
Sinan’dır Selimiye,
Bir masal şehridir, Harran…
Ege’nin beyaz incisi, Pamukkale!
Nevşehir’de, peri bacaları…
Hem Selçuklu, hem Osmanlıdır,
İshakpaşa Sarayı…
Akdeniz, Barbaroslarla daha engin,
Sahiller, kum taneleriyle daha zengin!
Yeşil ve mavi nasıl kucaklaşır demeyin?
Gözlerinize Karadeniz yaklaşır bir deneyin!
Ordu’da Boztepe, güzelliğe cömert
Kayseri’de Kültepe, tarihe kaynak!
Bir kutsi hava solur, Balıklıgöl
Yedi renkli kartpostal gibidir, Eğirdir!
İznik’te, Selçuklu, Osmanlı kolkola…
Taşa şekil vermiş, tarihi siluet Mardin!
Van Gölü’nde günbatımı…
Vadilerde, yaylaklarda türkülerim
Muş’ta Müştak Baba’yla Ankara’yı düşlerim
Çukurova’da Karacaoğlan,
Bolu’da Köroğlu’dur…
Gelibolu’da tarih yazar,
Tarsus’ta, ‘yedi uyuyanları’ okurum!
Bir açık hava müzesidir, Harput;
Belek duruşlu bir vakara sahip!
Safranbolu da, tarihi mimarim;
Asil ve soylu duran zarafetim!
Anadolu, şefkatin nazarları,
Rahmeti taşıyan damarlar gibi!
Anadolu’yu gezmek,
Bir aşk masalı, en güzel hikâye,
Büyür gözlerinizde sevdalar!
O sevda, kâh Zümrüdü Anka Kuşu,
Kâh Taptuk’a varan Yunus yokuşu!
ANADOLU
Odunu aşk, Ocağı gönül
Seyri mekânı Anadolu
Göçle dağlanmış, Hicapla bağlanmış,
Nefesinde Anadolu,
Doğu ve batı, cihana köprü
Üzerinde Anadolu
Yesevi dergâhında, Kökü...
Sana bina olur, gövdesi...
Âlemi beslersin Anadolu
Acılar sende, Sevgi
Yaralar sende, Mekân
Şefkat fışkırır Anadolu
İnledi mi gök, dinlemede
Çöktü mü yer, inlemede
Bir başkasın Anadolu
Güneşin doğuşuyla, doğrulur.
Yıkılan ufuklara, ümit olur
Fetihler beklersin Anadolu!
ANADOLU
Şehadetinle anılır toprağın
Sevdası gül kokulu, cennet bağrın!
Anadolu’da şefkate uzanır
Ayak bastığım, adımlar utanır
Göğsümü dayadım bir ulu dağa
Gönül selâm verir, bahtlı otağa
Şehitler yurdumun manevi zırhı
Teriyle
ÜŞÜYEN GÖZYAŞI
Hasretim yürek coşkusu huzura
Ülkemde gözyaşı, hüzün istemem
Zindan olmasın, düşmesin nazara
Üşüyen gözyaşı, hazan istemem
Nedim ol âleme gül sun pazara
Kanlı gözyaşı, kırık gönül istemem
ÜŞÜYORUM
Üşüyorum, bu şehirde artık ben!
Suallerim, bana geri dönüyor
Sönüyor, lambaları sokakların!
Perdeler çekilmiş, titrer yalnızlık!
Ilık güne uyanmaktır, yüreğim
Yorgunluğu üzerinde nefesler
Sessizce anıları solumakta
Düşler yağmuru, gönlümü ıslatır
ÜMİT
Ümit, köklü çınar ağacı benim!
Meyve devşirir, dört mevsim hayalim
İrada, ihlasla gayretim benim
Ta ezelden ümit var emelim
ÜMİTLE DOĞAR
Sabır en ağır yükümü kaldırır
Metanet, içimde kale surları
Tahammül ilaç, ağrımı aldırır!
Ümitle doğar hayatın sırları
ÜMİTLER
Ümitler suya düşer, su kabarmaz!
Bu hesap kitabı, akıllar sormaz!
Akıl ötesi gizemi içinde;
Dışına ne renk, ne de bir sır vermez
ÜMİTSİZLİK
Ümitsizlik, bir kördüğüm tuzağı
İçimizde batının sinsi ağı
Ümit moraldir, ihlastır, güvendir
Hayata iman cevheriyle bağlı
Basireti açık, görür uzağı
Yürü diyecek, ecdadın ileri
İdealinde ışık, BİLGİ ÇAĞI
İlim, irfan, ERDEMLİ İNSAN bağı
ÜMİTSİZLİK
Ümitsizlik kemirirken yurdumu
Haykır vesveseyi sök at kökünden!
İste gönülden ilahi yardımı
Vefalı yâr sanki gelir akından!
ÜŞÜYORUM DERİNDEN DERİNE
Soğuk rüzgârlar esti bir anda,
Esrarlı bir haber taşındı;
Güz yaprakları savrulurken
Karakoç’um elveda diyordu!
Sürgün yıllarına elveda!
Biliyorum, bugün uykum ağırdı
Rüyalarım hasretine çağırdı
Soğuk bir kış sabahıydı sanki
Üşüyordum, derinden derine!
ÜMİTSİZLİK
Ümitsizlik, bizim dinimizde yok
Mahkûm mu edelim irademizi
İtibarsız mı kılalım söyleyin
Tarihe mi, kadere mi küselim
Sakın ha! Yurt bizim, ebed de bizim
İlacı, inancımız ihlâsımız
Zaferde, yükselen bayrak da bizim
ÜMİTLERİM
Ümit, ufkuna sarıldığın ışık
Gece, gündüz birbirine barışık
Gecenin rahminde dolanır ışık
Tabiri muhtaç, rüyalar karışık!
Feryadıma bir sor, ebede âşık
Aşk yolcusu kâmil insanla hâsıl,
Hâsılı yeşerecek fasıl fasıl...
Ümitler, ömür çelengine vasıl...
Ümitlerde, vuslat ışığı yanar…
UMUT ÇELENGİ
Gözlerim bulut, bulut akıyor sanki
Şimşekler göğsümde çakıyor sanki
İçimdeki yangını söndürür sanki
Ayrılık hüznü, kederi besliyor!
Bulutlar yaprak yaprak bahar kokar
Bahar kokusunda, umut yeşerir!
Umut çelengini takıyor sanki
UMUT ŞELALESİ
Umut şelalesi ol, gönüller ferahlasın
Bahçenin lâlesi ol, bülbüller sabahlasın
Huzur dolu günlere rahmet ister
Rahmetin duası ol, adımlar kolaylasın!
ÖLÜM ÜZERİNE (DÖRTLÜKLER)
ÖLÜM İKİ HECE
Ölüm, iki hece
Ne gündüz, ne gece
Sözün bittiği yerde
Kader, alında yazı
Kışında karı, ayazı
Kefendir beyazı
Sözün bittiği yerde
Nefesin kesildiği yerde
ÖLÜMÜ YAŞAMAK
Bilir misin, şu dünya ‘emanet yurduymuş’
Nefis, nefis; ‘beni benden çalan pusuymuş!
Ey gafil, ey bedbaht, nasıl da fani’ye uymuş
Her giden yolcu ameliyle anılırmış
ÖLÜM KADERDE…
Ölüm kader de, keder gözyaşımız
Kim bilir nerde, son lokma aşımız
Ürküntü verir; her ölüm, ayrılış!
Taşınır, fani âlemden na’şımız
Yolumuz mahşer, tevhide sarılış
Müjdedir en kutlu nida, “Kurtuluş”
ÖLÜM
Ölüm, sevdiğin dalından koparır
Bilirim mahşere yolculuk başlar
Bu ne his, dünyalarımı aparır
Yerinden oynarmış olanca taşlar
Köyüm, şu asırlık ihtiyar konak
Ak yüzlerin hani, ruhundan kopmuş!
Cansız bir beden gibi taş duvarlar
Hasırlı seccade alnından öpmüş!
ÖLÜM
Ölüm, bir göz açıp kapama kadar,
O kadar yakın, bir adım ötesi
Üç gün, bir ömür hikâyesi kadar
Geçmiş yıllarım bir adım ötesi
ÖLÜM
Aklım, iradem, fikrin ifadesi;
Düşünsene, ‘ölüm nişanesi’
Düşer toprağa, cümle canlar teni!
Ameliyle inşa eder, binası!
“İki günü eşit olan zararda”
Kâmil insan ilmi ile kararda
Gece-gündüz bir ahenkle içiçe
Ömür, ehl-i hâl olana yararda
ÖLÜM HABERİ DUYUNCA
Ölüm haberi duyunca titrerim
Kalu Belâda verilen sözleri
Özümde yaşar, mum kimin eririm
Fani dünyanın savrulur közleri
ÖLÜMÜ YAŞAMAK
Bilir misin şu dünya, emanet yurdu...
Nefis, bizi gönülden çalan pusu
Ey gafil, nasıl da ‘fani’ye uymuş!
Her giden yolcu, ameliyle anılır
Gurbet, içimizde deriz garibe,
Dost şerbetin, hayretle içeriz!
Her giden yolcu, dün-yasıyla anılır
O hasret, hayret, hicretin adı ölüm...
Yaman bir ayrılık sancısı gülüm...
Sana aşina olduğum Ey dünya?
Muhabbetimi, tebessümü aldın
Meğer ‘yalnızız’ ıssız bir sokakta...
İzbe bir yolda, meğer ayazdayız
Merhaba, dirilişe ve ölüme
Merhaba deriz, fenadan bekaya
Merhaba deriz, bahardan kışa
Merhaba deriz, gündüzden geceye!
Merhaba, iki hecenin soğuğuna..
Bize, Hakkı soluklayan, nefese!
Dünyamız! Geçmişe, ‘hikâye’ deriz
İz bırakan, birer ‘hatıra’ deriz!
Gölgeler gibi; vücudun kıyamda,
Bakın o musalla taşın kapısına
Bekaya açılan, yolun durağı!
Vuslat yolcusu; yüzü Hakka dönük
"Ölmeden önce ölümü yaşamak"
Selam bizden, hidayet yolcusuna
ÖLÜM…
Akıl girdabında dipsiz uçurum
Nasıl çeker kendisine bir bakın
İdrakimden uzak tuttuğum ölüm;
Meğer bana gölgeler kadar yakın
İçimdeki yangın nasıl sönecek
Bu devran bizi kavurup dönecek
Belki, ‘can azat olunca’ dinecek
Ölüm, bizlere uyku kadar yakın
UYANIN
Faniden Bekâya yol alır insan
Dem be dem garip yolcusu dünyanın;
Kalbi ihsan ile süzülür ihlas,
Âlemle birlikte zikre uyanın
ÖLÜM, ŞEB-İ ARUZ
Hak ile bağı olan sürgün bilir
Dünyayı gurbet, ölüm; Şeb-i Aruz
Karakoç’um göçü diriliş bilir
Kalbi şahadetinde biz de varız
ÖLÜMÜ YAZMAK
Kanayan bir yaradır, içimizde…
Yıldızlar kayar yanı başımızdan
Gün biraz daha soğur, ecel terinden!
Dünyamız, biraz daha yalnızlaşır
Gözyaşı, içinde hasret taşır.
ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK
Düşlerinizle birlikte hakikate uyanmak
“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar”
Bu dünyada, ‘uyku nöbetindeyiz’
O nöbette, ‘hırs tuvali’
Dünyayı bizlere sevdiren boyamız!
Yaş kemale varınca, ‘çığlığımız başlar’
O çığlıkta, ‘gafletten uyanış’
O çığlıkta, ‘bilgeler yolunu özleyiş’
Hüznümüzü dağıtan bir ses gelir, maveradan;
“Erken ölüm yoktur, kadere iman vardır!”