HaftanınÇok Okunanları
ELMİRA ACIKANOAVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
Coşkun Haliloğlu 4
MARİYA LEONTİÇ 5
Kardeş Kalemler 6
Ahmet Kartal 7
Anneannem bizim eve yerleşeli bir iki ay olmuştu. Otobüsten inerken aracın kocaman tekerleği zavallı kadının ayağını ezip geçmiş. Çevredekilerin çığlıkları şoföre fark ettirmiş olayı. Evinde yalnız yaşadığı için hastaneden taburcu olduktan sonra doğrudan bize getirilmişti.
Kadıncağız yaşadığı onca stresten mi yoksa eşinin ölümünden sonra yalnız kaldığından mı, hep komşularda ya da akrabalarda gezer, hiç bir yerde bir saat bile oturup kalamazdı. O yaşta bir insanın bu kadar gezip dolaşması, nihayet kendisini bir kazaya uğratacaktı elbette.
Yaşı sekseni aştığı için doktorlar eğri kaynaşabilme ihtimalini göze alıp ameliyat yapmamışlar, sadece ayak kemiklerinin üzerine pansuman yapmışlardı. Artık bir ayağı sakattı demek.
Sekerek yürüdüğü için o çok gezen insan artık bizim evde hapsolmuştu. Bazen kendi kendine dalar, susardı. Bazen de bir şeyler sayıklardı, ta ki...
Gecelerin birinde sabah ezanı zamanı uykudan uyandı, aceleyle anneme seslendi: “Masum! Masum neredesin kızım hadi kalk tandırı yak. Hamur acır. Her an Fatma gelebilir; beraber ekmek yapacağız.”
Annem aniden uyandı yataktan fırladı.
- Anne ödüm koptu korkudan; neyin var senin? Kâbus mu gördün?
- Haydi kızım, şimdi Fatma gelir. O gelmeden tandır hazır olmalı; yoksa yetişemeyeceğiz.
- Anne Fatma kim? Hangi Fatma?
- Delirtme beni kız. Komşu Ahmet’in karısı Fatma gelecek. Beraber ekmek yapacağız. Dün sana demedim mi erken yat yarın erken uyanmamız lazım?
Gözlerimi hâlâ açamasam da, anne-kız kavgasını duyuyordu kulaklarım.
Ses yükselince ayağa kalktım, anneme yaklaştım. “Anne neyi var? Hasta mı anneannem?” dedim.
“Yok oğlum. Rüya gördü galiba. İsmini söylediği Fatma köyde komşumuzdu. Ölümünün üzerinden neredeyse on yıl geçmiş. Kusura bakma oğlum seni de uykundan ettik.” dedi. Yavaş yavaş odama döndüm. Kadına kesin bir şeyler oluyor diye düşündüm.
İki gün sonra dışarıya çıkmak istediğimde annem annesinin elinden tutmuş, gâh zorla gâh yalvarıp yakarıp okşamakla içeriye doğru sürüklüyordu.
Annemin o anki hâli hâlâ gözümün önünde. Gözleri dolmuş yüzü terlemiş kapıdan içeriye doğru dönüp bir an bana baktı. Galiba uzun zamandı annesi ile uğraşıyordu. Tuhaf bir hâli vardı. Korku muydu, hüzün mü yoksa utanç mı, anlamadım. Hâlâ tanımlayabilecek sözcüğü bulmakla uğraşırım bazen.
İkindi zamanı bana danışır gibi, “Oğlum ne yapacağım ben? Annem resmen aklını yitirmiş sanki. “Annemizi evine götürüp deli etti” diyecekler.” dedi.
- Anne bu nasıl bir söz? Varsın öyle desinler. O sorumluluk duygusuna yad olan oğlu gelip alsaydı derim. Kimsenin sitem etmesine hatta ağzını açmasına bile izin vermem, sen merak etme. Kaldı ki bu deli divanelik değil de, yeni tanınmış bir hastalık. Doktora götürürüz, birkaç reçete kullanmakla önüne geçeriz inşallah.
- Hayır, onca ilaç içiyor zaten. Kıyamam. Daha tam olarak iyileşmemiş ki. Onu başka bir hastalık için doktora götüremem.
- Anne bence zaman kaybetmeyelim. Şimdi ilk aşamalarda. Daha fazla ilerlemesini engelleye biliriz. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsun demek.
- Hangi anlama geliyor?
- Bir az düşün anne. Bu tür hastalar dışarı çıkınca yollarını kaybedebilirler, kendi isimlerini bile hatırlamayan insan adresi nasıl bulabilir ki? Hatta...
- Hatta derken oğlum? Kesme sözünü. Daha zor bir durum da olabilir mi?
- Bu hastalar tuvalete gitmeyi unutabilir. Yani odanın ortasında tuvalet yapabileceğini düşün.
- İnanamıyorum. Söylediğin gerçek mi oğlum?
Gene o tuhaf bakışı canlandı yüzünde. Paradoksları birleştiren ihâmlı bakış.
Daha annesini doktora götürmeye ikna olmamıştı yatağa girdiğinde annem.
Ertesi sabah ezan sesiyle uyandım. Anneannem yine erkenciydi. Sabah namazına başlamıştı bile.
Odamdan çıkar çıkmaz annemle az kalsın çarpışacaktık. Şaşırmış vaziyette bir bana bir başka yana bakıyordu.
- Ne oldu anne? Neden bu hâldesin sen?
Bir şey söylemedi. Bakışını takip edince anneannemi gördüm. Sabah namazı kılıyordu ancak kıblenin tersine, kuzeye doğru!
(AYB Online Hikâye Atölyesi/Aralık 2020)