Armağan mı Ceza mı


 01 Haziran 2020


Doktorlar artık ellerindeki imkânların sonuna geldiklerini, her şeye hazırlıklı olmamız gerektiğini söylemişlerdi.

Yanına geldiğimde bağlı olduğu solunum cihazını çıkaran babam o kadar iyi görünüyordu ki. Etrafından eksik olmayan yeğenleri, kardeşlerim onunla şakalaşmaya, bir dediğini iki etmemeye özen gösteriyorlardı. 

Buna karşın babam herkese karşı çok asabi ve sabırsız davranıyordu.

Talimatlar, siparişler veriyor her söylediği harfiyen ivedilikle yapılsın istiyordu. Hemşirelere kızıyor etrafındaki herkese resmen kök söktürüyordu. 

Öfkesi onu hareketli hayatından kopararak önce solunum cihazına sonra yatağa mecbur eden bu hastalığaydı. 

Dirayetine her zaman hayran olduğum bu güçlü adam beş yıl süren yaşam savaşını nefes alamadığı için kaybediyordu.

Gençliğinden beri ulaşım için sadece bisiklet ve toplu taşıma araçları kullanan babam sürekli hareket halinde olduğu için çok sağlıklıydı.

Evimizde uyguladığı askeri nizamı aratmayan katı düzen ve hijyen kurallarına hayatı boyunca sadık kalmıştı. Doğal beslenmeye önem verir içki sigara kullanmazdı. Bütün bunlara rağmen Corona Virüsüne benzeyen bir illet babamın ciğerlerini hasta etmişti. 

Etrafımızda bizim ailemizdeki katı kuralları küçümseyen birçok aile vardı. 

Onlar için sağlıklı veya ahlaklı yaşamaktan çok konforlu bir hayat sürmek önemliydi.  Birçoğu maddiyat peşinde koşarken ihmal ettikleri çocuklarını ve eşlerini teknolojinin gizemli dünyasına kaptırmışlardı. Son yıllarda artan boşanma oranları bunu gösteriyordu.

Tam da edep kavramının neredeyse tamamen yok olduğu, mütevazılık, kibarlık, haysiyet, şeref ve yardımlaşma gibi değerleri olanların küçümsenip aldatıldığı yeni dünya düzenine teslim olduğumuz bir anda ortaya Corona Virüs salgını çıktı.

Ve bizleri evimize kapatarak çoğu zaman ne kadar değerli olduğunu unuttuğumuz hayatımızı veya sevdiklerimizi kaybetme riski ile yüzleşmeye mahkûm etti.

Şartların bizi istemsiz içine sürüklediği bu zaman dilimi belki bizleri yumuşatarak ailemiz, komşumuz veya evladımızla yaşadığımız birçok sorunun ne kadar gereksiz olduğunun farkına varmamızı sağlayacaktı.

Bu sayede at gözlüklerimizi çıkararak çöpe attığımız bir parça ekmek için ölmeyi göze alacak kadar aç insanlar olduğunu görecek, sürekli halimizden şikâyet etmekten vazgeçecektik.

Aksi takdirde bize armağan edilen bu gezegenin değerini bilmeyip, doğal kaynaklarını, şimdiye kadar yaptığımız gibi hoyratça kullanmaya devam edersek gelecek nesillere bırakacak bir mirasımız kalmayacaktı. Tamda bu yüzden hayatı birden durma noktasına getiren minicik bir virüsün insanlığa çok faydalı olacağına tüm kalbimle inanıyordum. Araba egzozlarından, Fabrika bacalarından artık zararlı dumanlar yayılmadığı için havanın nasıl temizlendiğini her gün biraz daha görecektik. Bizlerin ramazanda oruç tutarken vücudumuzu temizlediğimiz gibi dünya kendini temizleyecek tabiat canlanacak, denizler berraklaşacaktı.

Bu yüzden kaçırmadan köprüden önce son çıkışın farkına vardığımızı, dünyamızın ve hayatımızın bundan sonra daha fazla değerini bileceğimizi düşünüyordum. 

Bugün Televizyonlardaki haberleri izlerken Corona salgınından dolayı hayatını kaybeden binlerce insanı ve yakınlarına son yolculuklarında refakat edemeyen yakınlarının acılarına şahit oldum.

Oysa biz ne kadar şanslı sayılırdık... geçen yıl yakalandığı hastalığı yenemeyip vefat eden babamızı ailece akrabalarımız ve tanımadığımız birçok seveninin katıldığı cenaze töreninde dualarla kabre vermiştik. 

Avrasya Akademi Kuray Hikaye Atölyesi Mart 2020

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 162. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 162. Sayı