Aşktan Doğan Şiir Asla Eskimez


 01 Şubat 2026


Aşktan Doğan Şiir Asla Eskimez

Onu kimi insanlar yalnızca Kazak halkı arasında tanınmış bir âşık olarak değerlendirebilir. Peki, gerçekten sadece bundan mı ibaret? Bekarıs Şoybekov, bugün bir dönemin sesi hâline gelmiş, zamanın bizzat kendisinin süzgecinden geçirerek öne çıkardığı müstesna bir şahsiyettir. Kuşkusuz o, âşıklar meydanında sözün kılıcını kuşanmış seçkin bir şairdir; ancak hayatın gerçek sahnesinde ise halkın derdini omuzlayan tanınmış bir vatandaştır. Günümüzde onun adı bölge halkına son derece tanıdıktır. Eyalet meclisi milletvekili olarak toplumsal çalışmalara aktif biçimde katılırken düşündüğünü tartarak söyler; kalabalıklar karşısına çıktığında ise sorumluluğun bilinciyle meseleleri dile getirir. Şöhret için değil, halk için çalışmak onun hayat felsefesi hâline gelmiştir.

Yıllar geçip zaman değişse de insanın kişiliğini şekillendiren insani değerler pek değişmezmiş. Elli yaşına ulaşılan olgunluk çağı, gençlik yıllarındaki hayallerin devamı gibidir. Bekarıs’ın bugün sergilediği ağırbaşlı tavrı, sakin duruşu ve sözüne sadık oluşu; dünün ateşli gençliğinin, ruhu yüksek üniversite yıllarının doğal bir uzantısıdır.

O yıllarda Türkistan toprağı, bilginin ve sanatın; gençliğin ve umudun buluştuğu bir mekândı. İşte o dönemde Bekarıs, âşık atışmalarıyla ülke çapında tanınmaya başlayan, yüreğinde şiir, yanında dombırası olan genç bir delikanlıydı. Üniversite yurdundaki geceler şiirle örülür, dombıranın o hoş sesi zihinlere kazınırdı. O gecelerde okunan dizelerin bir gün ülkenin dört bir yanına yayılacağını, o şiirlerden bir şarkının doğup koskoca bir kuşağın hafızasında yer edeceğini o zamanlar kimse bilmiyordu.

Bugün Bekarıs, örnek bir ailenin dayanağı, huzurlu bir yuvanın sahibidir. Aile ile memleket hizmetini birbirinden ayırmadan, birini diğerinden üstün tutmadan, hayatın tüm yükünü dengeli biçimde omuzlayan yaşamı halka örnek olan bir şahsiyettir. Topluma karşı sorumluluk ile ailesine karşı taşıdığı emaneti birlikte yüklenmek, olsa olsa gerçek bir erkeğin vasfıdır. O olgunluğa giden yol ise bir vakitler sade bir geceden, bir bakıştan, bir kalp titremesinden başlamıştı. Yılbaşı arifesinde düzenlenen bir üniversite gecesi, dombıraya eşlik eden gizli bir sır, yüreğin derinliklerinden kopup gelen bir şiir… Sonra o şiir bir şarkıya dönüştü ve âşıkların sembolü olarak dilden dile dolaştı. Önce tek bir kalbi titreten o melodi, ardından binlerce yüreğe dokundu ve “Cemalim” adıyla halkın hafızasında ebediyen yer etti. Bu, yalnızca bir insanın hikâyesi değildir. Bu; sanat ile hayatın, aşk ile zamanın kesiştiği bir öyküdür. Halkın yakından tanıdığı bir şahsiyetin, pek az bilinen bir hayat durağıdır. Ve o durağın başında, genç Bekarıs’ın yüreğinden doğan tek bir şiir duruyordu. O şiir sonra bir şarkıya dönüştü. Şarkı ise tarihe dönüştü…

1996 yılında “Cemalim” adlı yeni bir şarkı bir anda parladı. Bugünün diliyle söylersek, tam anlamıyla bir “viral” oldu. Elinde dombıra tutan ya da birine gönül vermiş tüm gençler, eğlencelerde bu şarkıyı söyleyip duruyor; tabiri caizse kızların “gözdesi” hâline geliyordu. Ancak o dönemde şarkının söz ve bestesinin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu. Yıllar sonra Sayat Medeuov’un bu eseri televizyon kanallarından birinde seslendirmesiyle birlikte şarkının sahipleri de ortaya çıktı…

Âşık atışmalarının seçkin ismi Bekarıs Şoybekov, Türkistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin Şarkiyat Fakültesinde öğrenim görüyordu. Bir gün üniversitede yeni yıl balosu düzenlenir; hemen ardından bu balo fakültenin yılbaşı eğlencesine dönüşür. Gecenin sunuculuğu Bekarıs’a verilmiştir. Eğlence kızışıp ortam şenlenirken, geleceğin şarkiyatçıları arasına Tarih-Filoloji Fakültesinde okuyan, güzellikleriyle göz kamaştıran zarif iki genç kız çekinerek içeri girer. Birinin adı Gülmira, diğerinin adı ise Güljamal’dir.

Bugün Bekarıs’ın hayat arkadaşı olan Güljamal, o günleri şöyle hatırlıyor:

“Şarkiyat Fakültesinde Gülmira adında hemşehrim ve yakın bir arkadaşım okuyordu. Israrla rica ederek, üniversitenin yılbaşı eğlencesinden sonra beni kendi fakültelerindeki geceye götürdü. Kalabalığın ortasında herkesi kendine hayran bırakan, insanları kahkahaya boğan bir sunucu olarak görev yapan Bekarıs bir anda dikkatimi çekti. Daha önce hiç görmemiştim. Onun da bana baktığını fark ettim. Yanındaki arkadaşlarından benimle ilgili bilgi almaya başladığını hissettim.”

“Araştırınca Güljamal’ın da bu üniversitede okuduğunu öğrendim. Ama bugüne kadar hiç karşılaşmamışız. Meğer ben sabah derslerine giriyormuşum, o ise öğleden sonra geliyormuş. İlginçtir ki dersliklerimizin pencereleri bile birbirine bakıyormuş…” diyerek söze karışıyor Bekarıs.

Güljamal anlatmaya devam ediyor:

“O akşam bir yolunu bulup Bekarıs yanıma geldi ve ‘Beni tanıyor musunuz?’, ‘Âşık atışmalarını izler misiniz?’ diye sordu. Ben de tanımadığımı ve atışmaya pek ilgi duymadığımı söyledim. Açıkçası anaokulunda da, okulda da Rusça eğitim aldığım için olsa gerek, Âşık atışmalarına fazla meraklı değildim. Evde anne-babam televizyonda atışma izlemeye başlar başlamaz, ben başka kanallardaki konserleri açardım.”

O gece, Bekarıs için kalp çarpıntısıyla duygusal gelgitlerin iç içe geçtiği huzursuz bir geceye dönüştü. Yurda döndükten sonra “zeytin gözlü” o güzel için dizeler dökülmeye başladı.

Zeytin gözlü güzelim,
Okşayarak eser meltemin,
Gezdiren neşe ceziresini,
Maralımsın.
Nazlısı engin bozkırın,
Bağlandı sana gözlerim.
Gönlümün kalesini yıkan,
Jamal'ımsın

Derin düşüncelerden arınıp,
Nurunu her an özleyip,
Boyun eğer oldum ben
Yasasına aşkın...
Değerli bir halka takınıp,
Şulesi güneşte parlayıp
Yanımda bulun hep benim,
Merhametlim.

Ruhuma iyi gelen dert idin,
Bulanıktır sensiz yarınım.
Gül kızı sensin yörenin,
Düşümdeki.
Yelkenini açtırdın yüreğin,
Göz kamaştıran güzelim,
Ezgisini çalıyorum hislerin,
Anla beni…

Bekarıs, yurtta aynı odayı yakın dostu Dosay Kencetay ile paylaşıyordu. Bir gün, atışma dünyasındaki atak ve sözü keskin ağabeyleri Jaken Omarov ansızın onları ziyarete gelir. Eski dost, Bekarıs’ın eskisi gibi olmadığını; isteksiz, dalgın ve keyifsiz oturduğunu hemen fark eder. Çay içerlerken Jaken, Dosay’a can dostunun bu hâlinin sebebini sorar. Dosay da Bekarıs’ın “zeytin gözlü bir kıza” şiir yazdığını, aşk hasretiyle yanıp tutuştuğunu anlatır. Jaken şiiri okur ve ardından dombırasını eline alarak “Jamal”ın ilk notalarını tıngırdatmaya başlar. Bekarıs bir anda irkilir. Az önceki hâlinden eser kalmaz; yüzüne kan gelir, mırıldanarak ezgiye eşlik eder. Aradığı işte buymuş! Aşk gazeli gibi süzülen bu nağme, kısa sürede üç gencin hoş sesiyle birlikte yükselip yayılmaya başlar…

Çok geçmeden, âşık atışmalarına hiç ilgi duymayan “Rusça eğitimli” o genç kız, bu güzel şarkıyı duyunca göğsünde aşk ateşinin yanmaya başlar ve farkında bile olmadan Bekarıs’ın kalbini yavaş yavaş çalmaya başlar…

Aradan nice yıllar geçti. Zaman bir nehir gibi aktı, birçok kuşak geride kaldı. Ama bir zamanlar yurt odasının daracık duvarları arasında, dombıranın yumuşak tellerinden bir sır gibi dökülen o melodi, hâlâ bir aşk şiiri olarak yaşamaya devam etti. “Cemalim”, zamana boyun eğmeyen bir şarkıya dönüştü. O, gelip geçici bir duygunun değil; kalbe mühür vurmuş bir sevdanın sesiydi.

Şarkı halk arasında yayıldı. Önce fısıltıyla söylendi, sonra ezgiye dönüştü, en sonunda insanların yüreğine yerleşti. Dombıra tutan her genç, bu şarkı aracılığıyla kendi aşkına kavuştu. Her kız, bu melodide kendi adını, kendi gizli duygusunu duyar gibi oldu.

Bir zamanlar âşık atışmasına ilgi duymayan o narin kız da, yıllar geçtikçe bu şarkının ebedî yuvası hâline geldi. “Cemalim” artık sadece bir şarkı değil; bir yuvanın ışığı, bir ömrün hakikati oldu. Şiir kadere, melodi hayata dönüştü. Gençliğin alevli duyguları olgunluğa evirildi, aşk ebedileşti.

Bugün insanlar “Jamal'ım”ı her dinlediğinde, bu şarkının ardında kimin olduğunu bilmeseler bile onu kalpleriyle hissederler. Çünkü gerçek duyguların adı sanı olmaz. Onlar yalnızca kalbin bildiği şeylerdir. Ve kalpten doğan bir şarkı, zamana karşı durabilir.

İşte böylece bir gecede başlayan bir bakış, bir gecede yazılan bir şiir, tek bir dombıradan dökülen bir melodi; koskoca bir dönemin özlemine dönüştü. “Cemalim” yalnızca bir şarkı olarak kalmadı, saf ve dürüst aşkın ebedi simgesi oldu.

Aşktan doğan bir şarkı ise asla eskimez…

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 230. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 230. Sayı