HaftanınÇok Okunanları
Zılika Jantasova 1
Coşkun Haliloğlu 2
HİDAYET ORUÇOV 3
ELMİRA ACIKANOAVA 4
Coşkun Haliloğlu 5
SEYFETTİN ALTAYLI 6
Kardeş Kalemler 7
Avrasya Yazarlar Birliği… Bu ismi duymak bende hep güzel duygular uyandırır. Yolum ne zaman Hamamarkası’na düşse bir uğrayayım selam vereyim, hâl hatır sorayım derim. Ayaklarımı sürüyerek gittiğim yerlere benzemez, aksine yolumu hep oradan geçirmek isterim. Beni oraya bağlayan bir şeyler vardır. Bir yere, bir şeye güzel duygular besleyebilmenin o şeyle kurduğumuz bağlarla fazlasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Beni hissi ve manevi olarak AYB’ye, AYB Yazarlık Atölyesine bağlayan ve aidiyet hissettiren şeylerden biraz bahsetmek isterim.
Bir Bursalı olarak, mimarinin insan tabiatı ile konuştuğuna inananlardanım. Yalnız kalmış bir taş duvar, köşe başında bir çeşme, şehrin en işlek yerinde bir han, göze hoş görünen bir cami ya da Türklerin güzel düşüncesinin bir ürünü olan 2 katlı bahçeli evler… Bunların her birinin anlatacağı hikayeler vardır. Hamamönü’nün ve Taceddin Dergâhı’nın, benim Ankara’ya alışmamdaki yeri büyüktür. Çünkü onlarda bir mekânda aradığım ruhani duruşu bulmuşumdur. İşte bana böyle sevimli gelen bir muhitte, Hamamarkası’nda, Talatpaşa Bulvarı’nın hemen arkasındaki Göztepe Sokak’a girerken sağda bir yorgancı vardır. İçerisindeki usta hep bir şeylerle uğraşır. Bu tablo Bursa’da bir zamanlar okul yolumun üzerindeki yorgancıları hatırlattığı için bana mutluluk ve güven verir. AYB’nin binası da işte bu sokağın ilerisinde, sol tarafta kalmaktadır.
Yazarlık atölyesine kız kardeşimle beraber başlamıştık ve bir seneyi onunla tamamladık. İkimiz bir boyda ve benzer saç modellerine sahiptik. Bu atölyede tanıştığım Emine Duman hoca bize bu yüzden Bronte Kardeşler derdi. Böyle bir isimle anılmak kardeşim Nimet’in de benim de hoşumuza giderdi. Kitap okuma faaliyetim, yazı yazma isteğine dönüştüğü için buradaydım. Bu atölyede yazmayı öğrenmek istiyordum. Hikâye yazmak biraz yetenek gerektiriyordu ancak öğrenilecek bir yanı da vardır diye düşünmüştüm. Bu amaçla başladığım yazarlık atölyesinde ilk yazdığım hikâye “Baharın Getirdiği” isimli, abla-kardeş ilişkisini anlatan bir hikayeydi. Osman hocam yeni başlayan biri için güzel bir hikâye yazdığımı söylediğinde çok mutlu olmuştum. Hocamız atölye derslerinde, yazdığımız hikayeler üzerinden ilerleyerek, iyi bir hikâyenin nasıl olması gerektiğini anlatırdı. Sebebini hatırlamasam da bir keresinde hoca, hikayemi eleştirdikten sonra gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum.
Burada iyi bir hikâyenin nasıl olması gerektiği gibi teknik özelliklerin yanı sıra bir yazarın ahlaki sorumluluklarının olduğunu da öğrendim. Bu Osman Çeviksoy hocamdan öğrendiğim en değerli şeylerden biriydi. Hocamızın da sürekli vurguladığı gibi; bir yazar, içinden çıktığı toplumu yazdıklarıyla doğru ve iyi bir şekilde beslemesi gerektiğinin farkında olmalıdır. Yazarın topluma karşı bir mesuliyeti vardır. Dolayısıyla toplumu yanlış yönlendirecek hikayeler, romanlar yazmamalıdır.
Velhasıl ben bu atölyede bir yazarın görevinin yalnızca kelimeleri yan yana getirmek olmadığını bunun yanında tarihe ve insanımızın maneviyatına karşı da sorumluluğunun bulunduğunu öğrendim. Bu eğitim ışığında Ali Akbaş hocamızın anlattığı gibi “velûd” bir yazar olamamanın verdiği üzüntüyü gelecek günlerin umuduyla teselli etmekteyim.
Başta Osman Çeviksoy hocama olmak üzere atölyemizin birbirinden kıymetli bütün hocalarına, AYB Genel Başkanı Yakup Ömeroğlu hocama ve Türk Dünyası’nın kardeş kalemlerine selam ederim.