HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
MEHMET İRGE 2
Kardeş Kalemler 3
İsa Habibbeyli, Mehdi Genceli 4
TAHİR MELİK 5
Ece Türköz Oğuz 6
SEYFETTİN ALTAYLI 7
Ayaz İshaki’nin geçen yüzyılın Tatar dünyasındaki tarihî rolü ve yeri, onun geniş planda millî bir ideolog ve lider haline gelmesiyle ilişkilidir. O, bu seviyeye edebî sanatsal, sosyal, siyasal, eğitim, basın, bilim ve diğer alanlardaki fikirleri ve onları hayata geçirmeye yönelik faaliyetleriyle erişmiştir.
Mücadeleci yazarın bu vazifesini onun yaşam tarzıyla bağlantılı olarak iki döneme ayırarak incelemek gerekir. İlk dönem, memleketindeki çok yönlü faaliyetlerini içermektedir. XIX. yüzyılda maarifetçilerin (aydınlanma hareketi mensupları) temelini attığı millî ideoloji, ilk etapta Tatarların bir millet olarak korunması ve gelişmesini öngörmektedir. Yeni yüzyılın başında bu fikri geliştirerek ele alan Ayaz İshaki, sonrasında çok yönlü millî hedefe yönelik faaliyetleriyle gerçek manada bir millet savunucusu olmuştur. Daha önce belirtildiği gibi maarifetçiler bu alanda çalışmalarına devam etmiştir. O, önce milletini koruma ve geliştirme programını yansıtan İkê Yöz Yıldan Soñ İnkıyraz “İki Yüzyıldan Sonra Çöküş” adlı eserini yazmıştır. Yazar eserde, bir taraftan Tatarların millet olarak yok oluş sebeplerini açıklamış, diğer yandan ise onu koruma ve geliştirmenin yollarını düşünmüştür. Gerçi Ayaz İshaki, her ne kadar meseleye o yılın görüşlerinden yola çıkarak yaklaşsa da gerçekte görüşleri çoğunlukla uzun ömürlü olmuştur ve hâlâ önemini korumaya devam etmektedir.
gibi maarifetçiler zamanından beri milleti korumanın ve geliştirmenin en temel yolu, milletin yaşantısının zamanın ruhunda yenileştirilmesi olarak görülmektedir. Ayrıca millî ve kültürel önemi olan bu çalışma, eğitim ve edebiyatı yenileştirmeyle başlatılmıştır. Çünkü bu iki alan hakkında, milletin kaderini belirlemede ayrıca önemli bir rol oynaması gereklidir, görüşü mevcuttur. Bu görüşlere katılan Ayaz İshaki, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren mücadelesine Tatar eğitimi ve edebiyatını yenileştirmeyle başlar. O, diğer taraftan da Kazan’daki öncülerden biri olarak öğrencilere ceditçi usullere göre eğitim verir. Onun bu öncülüğü en başından beri geniş yankı uyandırır. Eğitim meselesini daima öne çıkarmaya önem vermesi, onun bu meseleye millî bir vazife yüklemesi ile alakalıdır. A.İshaki, bu vazifeyi şu şekilde anlatır: “Mevcut okulun vazifesi, gelecek neslimizi bilinçli ve eğitimli birer Tatar yapmaktır.” (1,17). O, edebî eserlerinde ve gazete yazılarında mektep ve medreselerin bu vazifelerini nasıl gerçekleştirdikleri üzerinde özenle durmuştur. Edip, edebî eserlerinde dikkatini, o dönemde yaygın olan geleneksel medreselere yöneltmiş ve onların faaliyetlerini elbette eleştirel bir gözle değerlendirmiştir. Örneğin; o, bu meseleye Tormışmı Bu? “Hayat mı Bu?” ve Mulla Babay “Molla Dede” romanlarında özellikle dikkat etmiş ve söz konusu medreselerde gençlere modern temel bilimlerin verilmediğini göstermiştir. Her iki eserde de öğrencilerin medreselerde öğretilen konuların her birinden birazcık haberdar oldukları ancak bunlardan hiçbirini tam olarak bilmedikleri vurgulanmaktadır.
Eğitim durumundan söz etmişken, Ayaz İshaki de bu hususta anadilde eğitime büyük önem verir. O, burada edebî dil ile halkın dili arasındaki ilişkinin üzerinde durup bu ilişkiyi farklı zamanlarda çeşitli açılardan anlatmıştır. 1905 yılında Petersburg’daki Nur gazetesinin sayfalarında dil meselesine adanan bir tartışmaya katılır. O, edebî dilin “avam dilinden” ayrılmasına karşı çıkmış ve bu durumun neye yol açacağını Türkler ve Rusların talihsiz tecrübelerine dayandırarak göstermiştir. O, Osmanlı Türklerinin Farsça, Arapça ve Fransızca kelimelere ziyadesiyle yer verilen edebî bir dil yaratarak yazmaya başladığını söyler. Türkler bu yolla kendi yazdıklarını Arapların ya da Farsların anlayacağı şekle getirmişler ancak kendi memleketlerinde büyük kayıplar yaşamışlardır. Ancak Türk okuru “ne bu kitapları, ne de Osmanlı edebiyatını anladı ve öğrendi, Anadolu Türkü olarak kaldı.” (1, 17). “Rusların Batılıları da, diyerek devam ediyor sözüne Ayaz İshaki, edebiyat Fransızca olsun, Rus dili kaba… edebî dil bizim için Batılı dillerden biri olmalıdır” (1, 17) diyerek Fransızca yazmaya başlamışlar ve bundan dolayı kendi halkından destek bulamamışlar. Bu nedenle Türklerle Rusların bu manasız tecrübelerinden ders alarak bize “Edebî dili, İstanbul’un eskilerinde değil, Kazan Tatarlarında, Altavıl Mişerlerinde, Ufa Başkurtlarında, Orenburg Kırgızlarında aramak gerekir.” (1, 17), der. Ayaz İshaki, burada Rusya’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan millettaşlarının yerli konuşma dilinden ortak bir edebî dil oluşturmayı hedeflemiştir. Ancak Mögallim ve Mögallimelerıêmı̇êznı̇êñ Bu Köngıê Vazifaları Nerse? “Muallim ve Muallimelerimizin Günümüz Vazifesi Nedir?” başlıklı makalesinde söz konusu ağızları birleştirme idealinden vazgeçmiş gibi genç nesle, temel millî eğitim vermek için çeşitli bölgelerde yaşayan Tatar çocuklarını yerel konuşma diliyle ilgisi olmayan ortak bir edebî dilde okutmanın gerekliliğini belirtmiştir. O: “Mektep nerede olursa olsun, farklı şekilde konuşan dağınık halka bir dilde, bir lehçede konuşmayı öğretmek gerekir. Bu nedenle muallim ya da muallime, kim olursa olsun, onun sınıfta mutlaka edebî dilimiz Kazan şivesiyle konuşması ve Kazan şivesiyle okutması gerekli… Okul, çocuklara edebî dili aşılamazsa o, en büyük borcunu ödeyememiş olur.” der (1,232). Çeşitli yerlerde yaşayan millettaşlarımızın Kazan Tatarlarının dilini edebî dil olarak öğrenmelerinin gerekliliğini İshaki, Tatar millî edebiyatının bu dilde yaratılmasıyla ilişkilendirerek anlatır. Burada yine bu edebî dili, o dilde yazılan edebiyatı öğrenmenin çeşitli yerlere dağılan Tatarları birleştirmenin, milletin bütünlüğüne erişmenin bir yolu olmasına da dikkat çekilmektedir.
“Muallim ve Muallimelerimizin Günümüz Vazifeleri Nedir?” isimli makalesinde A. İshaki eğitim sistemi ile ilgili şu anda da geçerli olan başka bir meseleyi gündeme getirmiştir. Bilindiği üzere son zamanlarda okullarda anaerkillik hüküm sürmektedir. Onlarda eğitim öğretim çalışmalarının daha etkili olabilmesi için erkeklerin daha çok olması gerektiği gündeme getirilmiştir. Ayaz İshaki ise mektep ve medreselerde muallimeleri daha üstün tutmuş ve kendi pozisyonunu da şöyle anlatmıştır: “… muallime kadın olduğundan tabiat onun gönlüne çocuk sevgisini, çocuğu terbiye etme yeteneğini doğuştan serptiği için muallimenin eğitimci tarafı şüphesiz mualliminkinden birkaç kat daha fazla olacaktır. Muallim çoğu zaman iyi bir öğretmen olsa da kötü bir eğitimci olabilir… Bu nedenle millî ruhu aşılamada muallimelerin yeri muallimlerin yerinden daha kıymetli ve büyüktür.” (1, 233).
Millî eğitimin “iç” meselelerinin yanı sıra Ayaz İshaki, gazeteciliğinde, mesela Terbiyede Bêrlêk “Eğitimde Birlik” makalesinde bütün Tatar milletiyle birlikte milletin eğitim öğretim sisteminde artık Türkçülük fikrini savunur. Bildiğimiz üzere, İshaki hayatı boyunca, Rusya’da otuz milyondan fazla olduğu hesaplanan Türk halklarını birleştirme idealiyle yaşamıştır. Ona göre Türkler bir zamanlar, antik çağlarda kuvvetli bir kavimmiş ve onlar birçok ülkeyi fethetmişlerdir. Ancak zamanla bu fetihlerin kötü sonuçları ortaya çıkmaya başlamış. Fethedilen yerlerdeki yerel halklara karışıp dağılmışlar ve sonuncularının etkisi altında kalarak öz benliklerin kaybetmişler. Bu temelde, tarih Türklerin dağılıp güçsüzleşmesiyle sonuçlanmıştır. Devrime yol açması mümkün olan bu kadar zor bir durumdan kurtulmak için çoğunlukla Rus-Avrupa dünyasının diğer azınlık olan ulusları asimile etme siyasetinin güçlenmeye başladığı şartlarda çok dağınık yaşayan Türk halklarını korumanın tek yolunu İshaki onları birleştirmek ve hatta tek bir kavim haline getirmek olarak görmüştür. Terbiyede Bêrlêk makalesinde de Türklerin bu tarihî geçmişini kısaca beyan ettikten sonra Rusya’daki Türk halklarını birleştirmek için “okulları birleştirmek, okullar vasıtasıyla edebî dili birleştirip karışık edebiyatı büyük milletin büyük edebiyatı yapma” (1, 254) görevini üstlenmiştir. Burada, Rusya’daki Türk halklarından bir bütün halinde Türk milletini ve aynı şekilde bir bütün halinde Türk edebiyatını oluşturmaktan bahsedilmektedir. İshaki, bu çok hayalperest fikri hayata geçirme işini İdil Boyu Tatarlarına yüklemiştir. Çünkü onların bu işe daha hazır olduklarını düşünmüştür. O, bunun bir yandan, Tatarların tarihî yaşam şartlarıyla ilgili olduğunu şöyle anlatmıştır: “Yanlarında din ve gelenek yönünden kendi içlerine çekip onları ele geçirecek başka bir millet olmadığından milliyet ve kavmiyetlerini diğer Türklere nazaran çok güçlü bir şekilde korumuşlardır. Bu nitelikleri, onların bütün Türk milletleri arasında ilk olarak Türk ruhunun koruyucusu olarak tanıtılmasına sebep olmuştur” (1,211). Diğer taraftan İshaki, Tatar eğitiminin bu birliği oluşturmaya yeteneği olduğunu düşünmüştür. Ona göre: “Muallim ve muallimelerimizin bu birliği kurma faaliyetlerini başlatmak için gücü, kuvveti, aklı fikri yeter ve onlarla “biz, farklı halk ama bir milletiz.” fikrini yerleştirseler bugünkü ilk vazifelerini gerçekleştirmiş olurlar” (1, 225).
A. İshaki, tıpkı maarifetçiler gibi milletin kaderini düzeltmek için gerekli diğer önemli bir faktör olarak edebiyatı da saymış ve ona bu alanda birtakım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukların ilkini milletin gelişim düzeyiyle ilişkilendirerek şu şekilde anlatmıştır: “… Biz, diğer halklar gibi, edebiyat üzerinden etkili olma dönemine ulaştık. Bundan sonra bizim halkımızın hayatında da edebiyatı izleme, edebiyatın gösterdiği gibi ilerlemeye çalışma arzusu görünecektir. Edebiyatın halkımızın geleceğine büyük faydası olacak ve o, halkımıza önder olacaktır.” (1, 15). Ayaz İshaki, edebiyatın bu yol gösterici özelliğiyle yan yana başka bir vazifeyi daha gündeme getirir. Mesele şu ki: geçen yüzyılın başında Avrupa’nın kültür alanında küreselleşme siyaseti yürüttüğünü, onun Tatarlara da ulaşacağını anlamış ve şöyle bir soruyu sormuştur: “… bugünlerde Avrupa’dan gelmekte olan büyük kültürel zehir tamamen köklerimize kadar ulaştığında onun edebiyatı, tiyatrosu, felsefesi, müziği, ilmi, sanatı, estetiği ruhumuza hiç durmadan girerken … onlara karşı direnme kuvveti… bizim İdil boyu Tatarlarında var mı?” (1,211). O, ayrıca Tatarları söz konusu küreselleşmeden koruyacak güçlerden birinin edebiyat olduğuna inanmıştır.
Edebiyatın böyle bir vazifesi olduğuna Alimcan İbrahimov’un da dikkat çektiğini söylemek gerekir. Bazı Rus aydınlarının kendilerinin millî kültürlerine Batı’nın etkisinin giderek güçlenmesinden endişe duyarak: “Bu artık bizim Avrupa’nın endüstriyel estetiği; müzik, heykel, edebiyat ve resim karşısındaki yenilgimizdir”, şeklindeki düşüncelerini ve böyle bir tehlikenin bizi de tehdit ettiğini hatırlatır. Yani A.İbrahimov bu meselede A.İshaki ile temelde aynı görüşe sahiptir. Bu duruma endişe duyan A.İshaki’ye göre ekonomi, ilim, meslek gibi “beynelmilel şeyler”den farklı olarak “müzik, resim, edebiyat; bunlar halkın ruhu, bunlar her halkın kendisine, yalnız kendisine mahsustur.” (2, 198). Bu nedenle halkımızı da “Yanımızdan gürleyerek akan kültür denizine girip Tatarlar için sonsuza dek yok olmaktan, medeni halkların etkisinde kalmaktan ancak onun kendi yüreğindeki iç damarlarını titretecek millî sanatı kurtarır.” (2, 200). Bunun için elbette onun kendi millî kültürünü koruması gerekmektedir.
Aynı zamanda Tatar edipleri, hayatın çeşitli alanlarında entegrasyon süreçleri arttıkça, Tatar edebiyatının da sadece kendi içine kapanıp yaşayamayacağını, diğerleriyle de etkileşime girmesi gerekliliğini de çok iyi anlamışlar: “Doğudan Batıya” faaliyeti de bunda büyük rol oynamıştır. Ayaz İshaki, Batı medeniyetine yönelimin millî açıdan endişe verici taraflarını görmekle birlikte onun deneyimlerini Tatar edebiyatının milliliğine zarar vermeyecek şekle getirerek faydalanmayı düşünmüştür. O, kendisinin bu mesele hakkındaki görüşünü şöyle anlatır: “Biz ise Avrupa’nın fikrini, felsefesini, işçilerin hayatını öğrenip onlara Tatar ruhu vererek tabiri caizse onlara Tatar kıyafeti giydirip, üzerlerine Tatar kokusu sindirip öyle kabul etmek istiyoruz.” (1, 198). Burada bahsedilen şey başkalarının tecrübesini birebir alıp kullanmak değil belki de sanatçının kendi eserinde eritip ona millî ruhu sindirerek yararlanması söz konusudur.
Başka birçok kalemdaşı gibi, Ayaz İshaki de Rus edebiyatını daha yakın görmüş ve tabii ki ondan öğrenmiştir. Yaratıcılığında daha çok Gogol’den etkilenmiş ve bu durumu söz konusu yazarın hicivlerinin Rus dünyasında oynadığı rolü ile ilgili olarak anlatmıştır: “Özellikle Rusların uykudan yeni uyandıkları zaman onları dürtüp uyandıran birinin olması Rusların daha hızlı uyanmalarına katkı sağlamıştır.”(1,22). Bundan sonra Tatar dünyasına geçer ve şöyle der: “Bizim milliliğimize de Gogol tarzındaki yazarlara ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü halkımızda da bitirilmesi gereken kötü huyun haddi hududu yoktur. Eğer bu kötülükler tasvir edilip bize gösterilseydi aynaya bakan maymun gibi kendi kendimizden korkup uygun olmayan huylarımızı terk ederdik.” (1, 22). O, o zamanki Tatar dünyasına karşı olan eleştirel bakışını da büyük ölçüde Gogol’den öğrenmiş, onlardan kendisine ruh ve destek almıştır. Sadece bununla sınırlı kalmamış, millî yaşayışı edebiyatta Gogol üslubunda canlandırma hususunda İshaki, bir lidere dönüşmüştür. A. İshaki’nin bu tür özellikleri barındıran eserleri bugün de güncelliğini korumaktadır.
Ayaz İshaki’nin muhacir olduğu dönemde de millî bir ideolog ve lider olarak kaldığı bilinir. Ancak onun bu dönemki çalışmaları çeşitli alanlarda farklı şekillerde yansımaktadır. Sosyo-politik faaliyetlerinde o farklı ülkelere dağılmış olan Tatarları birleştirme ve genellikle milletin bütünlüğünü koruma fikrini öne sürmüş, bu yönde de önde gelenlerden biri olmuştur. Bu amaçla İdil Ural Komitesini oluşturmuş ve muhacir Tatarların çoğunluğunun yaşadığı Çin, Moğolistan, Japonya gibi memleketlerde onun şubelerini kurmuştur.
Ayaz İshaki, milletin kaderini gözetirken en önemli tedbir olarak Tatar matbuatını kurmak konusunda büyük işler başaranlardandır. Onun şahsi çabaları sayesinde muhacirlikte Milli Yul “Millî yol”, Yaña Milli Yul “Yeni Millî Yol” dergileri ve Milli Bayrak “Millî Bayrak” gazetesi yayımlanmıştır.
Aynı zamanda bu yayınların yöneticisi ve ana yazarı olan edip, çok sayıda gazetecilik makalesinde Tatarların tarihi geçmişi ve bugünü üzerine düşünür, gelecekle ilgili yolları belirler. O, elbette Tatar meselesini bağımsız olarak değil, belki de dünyadaki ve hatta SSCB’deki genel sosyal siyasi süreçlerle bağlantılı olarak görmüştür. Onun, milletin kaderiyle ilgili görüşleri özellikle Yaña Milli Yul “Yeni Millî Yol” dergisinde basılan Russiyenı̇êñ Kileçegı̇ê “Rusyanın geleceği”(1928), Yeş Buwınıbıznıñ Milli Terbiyesı̇ê “Genç Nesillerimizin Millî Eğitimi” (1930), Sovyet İlı̇ênı̇êñ İktisadi Ḫalê “Sovyetlerin Ekonomik Durumu”(1931), Möḫacirlıêgêbêz Burıçı “Muhacilik Borcumuz” (1932), Bişênçê Yılıbız “Beşinci Yılımız” (1933), Bügêngê Vazgıyet hem Bêznêñ Vazifamız “Bugünkü Vaziyet ve Bizim vazifemiz” (1935), Milli Dewletçêlêk Agımı “Millî Devletçilik Akımı” (1936), Russiye Türklerênêñ Milli Kǚreşlerı̇̆ “Rusya Türklerinin Millî Mücadeleleri” (1937), Totkan Yulıbız “Tutuğumuz Yol” (1938), Soñgı Vazgıyette Vazifalarıbız “Son Vaziyetteki Vazifelerimiz” (1939), “Milli Bayrak”ta Dönya Kürgen“Maksudımız” “‘Millî Bayrak’ta Yayımlanmış ‘Hedefimiz’” (1935), Yırak Şerı̇̆kte İkê Yıldan Birlê Devam İtêp Kilgen Milli Agımnıñ Töp Maksadı ve Anıñ Yulları Niçêk? “Uzak Doğuda İki Yıldır Devam Eden Milliyetçilik Akımının Esas Maksadı ve Yolları nedir?” (1935), Kileçegêbêznêñ Nigêzê “Geleceğimizin Temeli” (1935), Kǚnnı̇̆ñ Burıçı “Günümüz Borcu” (1936), Millî-Medeni Moḫtariyetnêñ Meĝnesê Nerse? “Millî-Medeni Cumhuriyetin Manası ne?” (1937), Yırak Şerı̇̆kte Yaña Milli Vazifalarımız “Uzak Doğudaki Yeni Millî Vazifelerimiz” (1939) gibi makalelerinde yankısını bulmuştur.
Ayaz İshaki’nin millî ideolog ve liderlik sıfatları onun muhacirlikteki edebî yaratıcılığında da açıkça görülmektedir. O, burada milletin yaşamı ve kaderi üzerine çok önemli meseleleri gündeme getirmiş ve bu açıdan diğer, çoğunlukla da SSCB’deki kalemdaşlarına örnek göstermiştir. Daha açık söylemek gerekirse o, muhacirlik döneminde yazdığı eserlerinde milletin kaderini gözetmek konusunda Sovyetlerde mümkün olmayanı başarmıştır. Mesela; Köz “Güz” povestinde (öyküsünde), milletin geleceğinden soyluların bir katkısının olmayacağına inanır ve milletin yarınlarını Tatar dünyasında yeni oluşmaya başlayan ekonomik ve kültürel güçlerle bağlantılı olarak görür. Geçmişteki görkemli gelenekleri korumakla birlikte Tatarların modern zamanın ilerleyişinin kazançlarına dayanarak yaşamaları gerektiğini hatırlatır. Zamanında İsmail Gaspıralı’nın öncülük ederek ortaya koyduğu Türk Birliği fikrini Ayaz İshaki Ǚyge Taba “Eve Doğru” povestinde açıklamıştır. Bu eser, çarlık Rusya’sında Müslüman halklarının birliğine karşı yürütülen siyasetin Sovyet döneminde de devam ettirilmesine bir tepki olarak algılanmaktadır.
Milletimizin yaşamı ve kaderi için bugün dahi geçerli olan fikir ya da sorunları gündeme getirmesiyle A. İshaki’nin günümüz Tatar dünyasında de ideolojik ve liderlik pozisyonunu koruduğunu söylemek gerekir. Özellikle ömrünün son aylarında Finlandiya’da yaşayan Tatar kızı Halide’ye yazdığı mektubunda, millet fikrini yaşatabilmek için onu Türk birliği temelinde birleştirmek gerektiğini gelecek nesillere kendisinin manevi vasiyeti olarak söyler. Ayaz İshaki’nin bu fikri, gerçekten de bugünkü koşullarda Tatarları millet olarak yaşatmak ve geliştirmek konusunda dikkat çeken önemli bir faktör haline gelmiştir.
Edebiyat
1. İshakıy, G. Eserler: 15 Tomda /G. İshakıy. – Kazan: Tatar, Kit. Neşr.; 2005. – 6 t.
2. İbrahimov, G. Eserler: 8 Tomda/ İbrahimov. – Kazan: Tatar, Kit. Neşr.; 1978. – 5 t.