HaftanınÇok Okunanları
Emrah Yılmaz 1
Osman Çeviksoy 2
Coşkun Haliloğlu 3
Hasan Tufan 4
MEHMET ALİ KALKAN 5
Kardeş Kalemler 6
HİDAYET ORUÇOV 7
AYB Edebiyat Akademisi'ne başladığımda 2010 yılıydı. Üniversitede ve Ankara'da ilk senelerim. Dün gibi ama neredeyse on dört yıl öncesi. Henüz on sekiz-on dokuz yaşlarında çok genç ve çok hevesli bir yazar adayı olarak edebiyat dünyasında kendime bir yer bulma hayalleri kuruyordum. İki yıllık atölye süreci benim için ilk hikâye kitabımın ve katkıda bulunduğum ortak kitapların yayınlanması ile son bulacaktı.
Bu süreç, hem diğer katılımcıların hem de atölye hocalarımızın gençliğime rağmen bana ve yeteneğime verdikleri değerle, hayatım boyunca gururla hatırlayacağım bir dönemdir.
Yazarlık eğitimlerinin Türkiye'de çok yaygın olmadığı ve yeni yeni kabul görmeye başladığı bir zamandı. Yazarlığın öğretilemez olduğuna dair genel bir kanı hüküm sürmekteydi. Yöntem, içerik ve teknikler konusunda bir fikir birliği yoktu. O zamana kadar her yazarın kendi kendini yetiştirdiğini düşündüğüm ve hep kendi kendimi yetiştirmeye çalıştığım için AYB'nin atölye açma girişimini ilk duyduğumda bu fikri oldukça yenilikçi ve deneysel bulmuştum.
Daha sonra bu fikirlerim bütünüyle değişecekti. Atölye sırasında ve atölye bittikten sonra da yazarlık eğitimi üzerine çokça araştırma ve okuma yaptım. Yazarlığın öğrenilebilir olan tarafları ve yazma teknikleri üzerine çok sayıda not hazırladım ve hatta geçen yıllarda bu notları temel alan bir dijital eğitim yayınladım.
Benim için atölye sürecinin yazarlık hayatıma en büyük etkisi, her hafta bir hikâye yazmanın getirdiği disiplindi. Bu disiplini kazanmak yazma yeteneğimi geliştirmemde çok önemli bir rol oynadı. Yazmanın sadece sanat değil zanaat olduğunu kavramaya, gerçekten bir yazar olabilmek için aynı zamanda bir metin işçisi olma gerekliliğini anlamaya o zaman başladım. Yazmak için iyi gününüzde olmayı, duygusal olarak dolup taşmayı, ilham perinizin gelmesini beklediğinizde sadece ara sıra yazabiliyordunuz. Oysa yazar olmak için sürekli yazmalı ve kaleminizi diri tutmalıydınız.
Atölye, bana yalnızca yazma pratiği ve kritiği yapma imkânı sunmakla kalmadı, aynı zamanda kütüphane ve okullarda gerçekleştirdiğimiz okuma etkinlikleriyle topluluk önünde konuşma ve okuyucularla buluşma deneyimi kazandırdı. "Gün Biterken" adlı ilk hikâye kitabımın yayınlanması ve sonrasında gerçekleştirdiğimiz kitap tanıtım toplantısı, hayatımdaki en heyecanlı zamanlardı. Bu deneyimler, yazarlık serüvenimde unutulmaz hatıralar oldular ve düşlerimi gerçekleştirme konusunda beni cesaretlendirdiler.
Atölye sonrası yıllarda, "Bir Üniversiteli Hikâyesi" adlı ikinci kitabımın çıkması ve kitap fuarlarında düzenlenen imza günlerim, yazarlık kariyerimde yeni başarılar elde etmeme olanak sağladı. Ayrıca, internet üzerinde popülerlik kazanmam ve online yazarlık eğitimleri oluşturmam; diğer yazar adaylarına ilham vermek ve onlara da yolculuklarında rehberlik etmek için beni motive etti.
O günden bugüne çoğu dijital platformlar için olmak üzere çok sayıda hikâye ve roman yazdım. Şimdilerde yoğun bir şekilde, yazarları ve okuyucuları bir araya getirecek yeni bir dijital platform üzerinde çalışırken, edebiyatın hızla değişen yeni dünyada hangi biçimlerde var olabileceğini keşfetme ve bu biçimlere katkı sunma planları yapıyorum. Bu yeni proje, yazarları daha geniş bir kitleye ulaştırma; görsel, işitsel içeriklerin sosyal medya ile insanları tamamen ele geçirdiği bir zamanda, edebiyata yeni bir alan açma, yazarlar ile okuyucular arasında yeni köprüler kurma hayalimin bir ürünü olacak.
AYB Edebiyat Akademisi'nde geçirdiğim süreç, edebiyat dünyasına adım atarken bana yol gösterdi ve yazarlık yolculuğumda önemli bir dönüm noktası oldu. Bu sırada tanıştığım değerli insanlar, hocalarım ve atölye arkadaşlarım, edebiyat tutkumuzu paylaşmamızın ötesinde, hayatımın bir parçası hâline geldiler. O insanlar ve deneyimler, yaşamım boyunca benimle kalacak ve yazarlık yolculuğumda hep aklımın bir köşesinde olmaya devam edecekler.
Her ne kadar hâlâ daha fazlasını başarmak ve edebiyat dünyasında daha derin izler bırakmak için aşmam gereken çok ufuklar olsa da, AYB Edebiyat Akademisi'nin bu yolculukta sağladığı temel taşlar için minnettarım.
Henüz lisedeyken hikâyelerime sayfalarında yer veren Kardeş Kalemler Edebiyat dergisine, bana desteğini ve inancını o zamandan beri esirgemeyen Ali Akbaş, Osman Çeviksoy, Yakup Ömeroğlu, Hüseyin Özbay hocalarıma ve o zamandan beri tanıştığım Avrasya Yazarlar Birliği'nin ve AYB Edebiyat Akademisi'nin değerli üyelerine teşekkürü bir borç bilirim.