AYB Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Albayrak Hakka Yürüdü


 01 Ekim 2020


Albayrak ailesinden önce Akif’i tanımıştım.  Arkadaşımızdı. Her birimiz Türk dünyası için bir şeyler yapmak istiyorduk. Akif Albayrak, aramızda bu konuda en  çok çalışan, gayret eden dostumuzdu. Kırım’ı çok sevmiş, çalışmalarını yeşil adaya yoğunlaştırmıştı. Kırım hakkındaki her şeyi araştırıyor, not  çekinen küçük alıyordu. Sonra o notlardan Yeşil Ada adıyla bir kitap da yayınladı.

Pek çok Kırımlıdan daha Kırımlıydı artık. Aralarına başkalarını almaktan çekinen küçük Kırım Tatar grupları bile Akif’i kendilerinden saymaya başlamışlardı. 

Karadenizliler hemşerilerini severler. Akif de Trabzonluydu. Hem de hayatı boyunca Trabzonla ilgili çalışmalar yapmış bir babanın oğluydu. Mizacında da Karadenizlilere  özel haller az değildi. Ben de zaman zaman Akif’le şakalaşıyordum: "Yahu Akif, Karadenizliliğe, denizin karşı tarafı da dahil mi" diye sorduğum da, "elbette,  özellikle Kırım" diye cevap veriyordu.

Ben Türkiye Yazarlar Birliği Başkanlığı yaptığım dönemde 2005 yılında, Kırım’da Türkçenin Uluslararası Şiir Şölenini yapacaktık. Merhum Şakir Selim Kırım Tatar Yazarlar Birliği Başkanıydı. Fevzi Yakubov ise Kırım Eğitim ve Mühendislik Üniversitesinin Kurucu Rektörü idi. Çalışmalarımızda Akif’in katkısı çok büyüktü. Babası Hüseyin Albayrak ise TYB Yönetim Kurulu Üyesiydi. Katılanların aradan geçen onca zamana rağmen bugün bile unutamadıkları güzel bir toplantı olmuştu. 

Kırım’dan döndükten sonra Akif rahatsızlandı. Yapılan tetkiklerle kısa süre kanser olduğu anlaşıldı. Bu illet bu kadar mı hızlı yayılır? Bu kadar mı çabuk alır götürür gencecik fidanı?

Ankara Tıp’da tedavileri devam ediyordu. Babası Hüseyin Albayrak başından hiç ayrılmıyordu.

Avrasya Yazarlar Birliği kurma çalışmalarına başlamıştık. Hüseyin Albayrak da aramızdaydı. Oğlu Akif’in hastalığı sebebiyle yapamadıklarını kendisi tamamlamak istercesine çalışıyordu. Nitekim Akif’i ebedî aleme uğurladıktan sonra bir sohbetimizde "Başkanım, Türk Dünyasını ben de seviyorum ama artık ben bu dünyadaki kardeşlerimiz için, Allah ömür verdiği sürece, hem Akif’in hem kendi yerime çalışacağım" demişti. Gözleri dolu doluydu.

Hayatını da öyle dolu dolu yaşadı. Gerek öncesinde gerekse Avrasya Yazarlar Birliği’nde birlikte çalıştığımız süre içerisinde her zaman aramızdaki en gayretlilerden biri oldu. Onun Ankara’da olup da katılmadığı toplantımız çok nadirdir. Bir sağlık problemi yoksa bütün işlerini ona göre ayarlar mutlaka katılırdı. 

Türk Dünyasının neresinden gelmiş olursa olsun yazar ve şairlerle konuşurken gönlünün coştuğunu hissederdiniz.    

Çok çalışıyordu. Yorulmak nedir bilmiyordu.  Son yıllarda sağlık sorunları sebebiyle zamanının çoğunu evde geçirmek mecburiyetinde kalıyordu. Bu durumu adeta fırsata çevirmiş yeni kitaplar yazmaya devam ediyordu. 

Onu Osman Çeviksoy ile ziyarete gittiğimizde kitaplığının uzun bir rafını dolduran kendi yazdığı kitapları gösterirken duyduğu haz görmeye değerdi. 1981 yılında yayınlanan ilk kitabından bu yana durmadan yazdı. 39 yılda 41 cilt halinde yayınlanan 27 ayrı kitap kazandırdı kültür hayatımıza. 4 kitabı da yayınlanmayı bekliyor.

Hüseyin Albayak, güngörmüş beyefendi kişiliğiyle çevresinde saygı duyulan ve sevilen bir insandı. Şakayı şakalaşmayı ve  pek çok Trabzonlu gibi fıkra anlatmayı çok severdi. Hatta fıkra anlatırken tam bir Trabzonlu olurdu. Günlük hayatında İstanbul Türkçesini aksansız kullanan Hüseyin Albayrak, Fıkra anlatmaya başlayınca, Trabzon tarzına döner, fıkranın olaylarını kendisi görmüş gibi "dedi ona ki" diyerek anlatırdı. Fıkralarını seviyorduk ama onun fıkra anlatmasını daha çok seviyorduk.

O ise Trabzon’u çok seviyordu. Trabzon için bu kadar araştırma yapan ikinci bir yazar, herhalde yoktur. Hatta Türkiye’de bir şehir için bu kadar çok yayın yapan yazar bulmak, kanaatimizce mümkün değildir. Trabzonlular, eserlerin yayınlanmasında yazarlarının kıymetini bildiler ve Hüseyin Albayrak’ın bazıları yüksek bütçeler gerektiren kitaplarının yayınlanmasına destek oldular. Ümit ediyorum ki, onun vefatından sonra da şehirleri için bu kadar emek harcayan yazarlarına sahip çıkmaya devam ettirecekler ve öncelikle yayınlanmamış kitaplarını yayınlayıp daha sonra da şehrin uygun yerlerinde onun adını yaşatacak girişimlerde bulunacaklardır.

Son yıllarda oğlu Ömer Albayrak, kendisiyle yakından ilgileniyordu. Covid pandemisi sebebiyle dostları ile görüşmeleri kesilmişti. Son günlerde hastanede tedavi görüyordu. 19 Eylül 2020 günü Ömer Albayrak’ın "Babam Hüseyin Albayrak bu gece 01:30 gibi Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. Yaklaşık bir aydan beri Gazi Hastanesi'nde yatıyordu ve son 3 gündür komadaydı. Kalbi durdu ve ne yazık ki geri döndürülemedi.

Cenazesi Cumartesi sabah Gazi Hastanesinden alınarak vasiyeti gereği Trabzon'a nakledilecek ve 20 Eylül Pazar günü Bostancı Mezarlığı'ndaki aile kabristanlığına defnedilecektir. Yüce Allah bütün geçmişlerimize rahmet eylesin. " mesajıyla karşılaştık.

Avrasya Yazarlar Birliği kurucularımızdan Eriman Topbaş’dan sonra bir arkadaşımızı daha ebedî aleme göndermiştik.

Hüseyin Albayrak, Ömer’inin yanından Akif’ine doğru gitmişti.

Biz onu iyi bilirdik.

Mekanı cennet olsun.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 166. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 166. Sayı