Aytısın (Atışmanın) Keskin Kılıcı


 01 Şubat 2026


Aytıs, milletimizin en zengin ve en kıymetli hazinelerinden biridir. Aradan ne kadar yüzyıllar, ne kadar bin yıllar geçerse geçsin, halkın aytısa olan ilgisi her zaman özel olmuş; merakı da, saygısı da eksilmemiştir. Bunun elbette kendine özgü nedenleri vardır. Sanatı, saflığın, samimiyetin ve hakikatin aynası olarak görürsek; doğaçlamaya dayalı, pek çok türü bünyesinde barındıran senkretik yapısıyla atışma sanatı da işte bu yönüyle değerlidir. Bir sanat ancak geleneğini sürdürdüğü sürece yaşayabilir. O sanatı yaşatan, onu kaba bir güçle değil; ileriye taşıyan yüksek ufuklu, doğuştan yetenekli, tartışmasız sanatçılardır. Kimi insanlar sanatta kendi adının unutulmaması için çabalarken, gerçek yetenek sahibi olanlar, içlerindeki sanatın ölmemesi için kaygı duyar. Kazak halkı son üç yüzyılda nice zor dönemleri, felaketli çağları yaşamış olsa da millî ruhunu yitirmedi. Hatta savaş ve istilalarla dolu o zamanlarda bile şiir ve destanlar halkın cesaretini diri tuttu, onurunu yükseltti. Denilebilir ki millet yalnızca bilek gücüyle değil, şiirin ve sözün ruhuyla da korunmuştur. Özellikle totaliter Sovyet döneminde ulusal kimliğimizi yok etmek için pek çok sınavdan geçirildik; fakat bizi bir millet olarak ayakta tutan şey, atalarımızdan kalan geleneklerimiz, değerli sanatımız ve bunların içerisinde de söz sanatıdır. Sovyetler Birliği dağılıp yeniden yapılanma sürecinde, sönmüş olanın yeniden alevlendiği, ölü sayılanın dirilmeye başladığı günlerde, eline dombıra alıp iki dizeyi bir araya getirerek şiir söyleyen insanları âdeta birer veli gibi görmedik mi? Doksanlı yılların başında, bağımsızlığın ilk dönemlerinde atışma sanatını yeniden canlandıran; önce televizyon aracılığıyla, ardından halk içinden doğaçlama geleneğinin temsilcilerini bularak sahneye taşıyan, aytısın duayeni Jürsin Erman’ın ön saflarında, genç yaşına rağmen öne çıkan bir isim parladı. Bekarıs âşığın kendi ifadesiyle “tayken bile nice rakibini toza boğmuş” bir kılıç gibi ışıldayan Bekarıs Şoybekov da sahneye çıktı. İlk büyük aytıslarda nasıl göz kamaştırdıysa, aynı tempoyla, aynı kararlılıkla yoluna devam etti; hızını kesmek bir yana, yıllar geçtikçe daha da coştu, nefesi açıldı, bilgisi derinleşti, ilhamı arttı. Bugün hâlâ önüne kimseyi geçirmeyen, ender rastlanan bir küheylan gibi ilerleyen büyük bir âşıktır Bekarıs.

Hakim Abay’ın: 

Şiir, sözün padişahı, söz aydınlığı,
Zorlukla ahenkleştirir dâhi olanları.
Dile kolay, yüreğe alev dokunmalı,
Tastamam, usturuplu gelsin etrafı.- dizelerine yüzde yüz karşılık verebilecek bir âşık varsa, o da Bekarıs Şoybekov’dur. Gerçekten de Bekarıs’ın şiirlerinde, Hakim Abay’ın dile getirdiği ölçütler bulunduğu için; zevki derin dinleyici, bilinçli izleyici özellikle Şoybekov’un atışmalarını ilgiyle dinler.

Atışma sanatında bir âşığın en büyük silahı; çok hızlı bir şekilde akıl bulan hazırcevaplığı ve doğaçlama yeteneğidir. Bekarıs ise bu özelliklerin tam anlamıyla ustasıdır. Onun şiirlerinde ne uzayıp giden zorlama söz dizilerine ne de uyumsuz kafiyelere rastlarsınız. Aynı şekilde, önceden hazırlanmış dizelerle anında söylenen doğaçlama şiirler arasında da bir fark sezmezsiniz. Buradan, atışmacı âşığın ya tamamen ezbere hazırlandığı ya da yalnızca anlık ilhamla ardı ardına döktürdüğü gibi bir anlam çıkmamalıdır. Elbette her âşık, katılacağı atışmanın konusuna ve karşılaşabileceği rakiplerine zihnen hazırlanarak gelir. Pek çok âşığın atışmalarında bu ayrım açıkça hissedilir. Oysa Bekarıs Şoybekov’un hiçbir atışmasında böyle bir boşluk ya da aksaklık göremezsiniz. Bizce bu, onun kendine özgü özelliği; yeteneği ve ustalığıdır.

Üslup, yeteneği ayırt eden en temel niteliktir. “Nice nice hızlı koşan at vardır, her biri gücüne göre koşar” dense de, doğuştan yetenekli, özgün sanatçıların tartışmasız biçimde öne çıktığı açıktır. Âşık atışması sanatının tarihinde, geçmiş dönemlerde Süyinbay ile Jambıl’ın, Orınbay ile Kempirbay’ın, Şaşubay ile Doskey’in açtığı yollar apaçık ortadadır. Günümüzde ise Bekarıs Şoybekov, kendi üslubunu, kendi yolunu, kendi ekolünü oluşturmuş özgün bir şahsiyettir.

Bekarıs’ın atışmadaki belirgin özelliklerinden biri de, gerçek atışma geleneğine özgü olan dolaylı anlatımı ustalıkla kullanması ve dinleyiciyi düşünmeye sevk etmesidir. “Atışta gerçek söylenmeli” diyerek bunu yalın bir bağırışa dönüştüren ne çok kişi vardır; halk da çoğu zaman bunu “doğruyu söyledi” diye algılar. Oysa gerçekte, hakikati incelikle dokundurarak, gerçeği örtük biçimde dile getirmek ancak gerçek ustaların işidir. Hakim Abay’ın “Zorlukla ahenkleştirir dâhi olanları” sözü de tam olarak bunu anlatmaz mı; bunun için bilgelik gerektiğini vurgulamaz mı? İşte bu yüzden, Bekarıs’ın atışmada anında doğaçlama söylediği dizelerde bile hem bilgelik hem de özgünlük vardır. 

1996 yılında Bekarıs’ın Pavlodarlı Serik Kusanbayev ile yaptığı atışmada:

“Büyükler halledemezler artık işleri”,
Gençlerin de kaçtı gönüllerinin hevesleri.
İnatçılar hiç bir şey diyecek gibi değiller,
Seyrediyorlarmış gibiler sanki tay yarışını.
Eşkıyalarla mücadele edecek olan,
Bütün millet ticaretle uğraştı.
Farenin de kaderi biliyorsunuz,
Kedi denen beyefendi ile bağlantılı.– şeklindeki imalı mısralarında neyi kastettiğini öğrenmek isteyen rakibi:  

Düşünceni damarıma basarak söyle,
Şiirlerini Talas gibi taşarak söyle.
Kedi ve fare dedin sen az önce,
Kedi kim, fare kimdir açıkça söyle. – diyerek açık bir şekilde söylemesini ister.

O dönemde henüz yirmi yaşında olan Bekarıs mecazlı konuşmayı alışkanlık edindiğinden dolayı basit cümleler kurmak ona tuhaf geliyor olmalıydı. 

Gönlünüz bunu neden merak etti,
Bunu açıklamak zaman ve mekan ister.
Kedinin kim olduğunu Serik Ağabey,
Gözü kör insan bile görebilir.
Farenin kim olduğunu Serik Ağabey,
Ahrazın kendisi bile söyleyebilir. – dieyrek bunların kendisi söylemese de bilinen şeyler olduğunu ifade etse de Serik Âşık:

Gerçek atışma, halkım, şimdi başlıyor gibi,
Mecaz anlam nedir Bekarıs’ın şiirindeki.
Adını “Bekarıs” diye koysalar dahi,
Hakikati açıkça söylemeye çekinir gibi.

Âşıklar dombırayı aldılar ellerine,
Yırları yorgalar gibi geldi peş peşe.
Farenin kim olduğunu biz bilsek bile,
Kediyi söyle, sen, halk sorar bunu yine de.
O zaman ima ettiği fare ile kedinin kimler olduğunu ister istemez açıkça söylemesi icap eder.

Söyleyeyim, bu ise eğer lazım olan size,
Kene gibi yapıştınız dediklerinize.
Halkın âşığı olduğum için açıkça da söylerim,
Bir noksan gelmez benim şanıma, şöhretime.

Söylemezlerse halkın derdi artar,
Bunu düşününce gözlerinden yaş çıkar.
Fareler, şurada duran halktır da,
Kediler ise üstlerindeki başkanlar.

Edebiyatta bu tür anlatıma “kapsamlama”, yani imayla anlatma denir. Bu tekniği yerinde ve etkili biçimde kullanabilmek başlı başına bir ustalıktır.

Bekarıs Batı Kazakistanlı âşık Mels Bosımbayev ile yaptığı atışmada: 

Halkına destek olacak yiğitlerin çok,
Benim de ilhamımı harladın gelerek.
Ağabay sizinle atışmazsak,
Bu tarafan dönecek niyetiniz yok.
Gerçekleri söylüyorum, Mels Ağabey,
Hayatta aldığın ve bildiğin çok.
Yoksa, öve öve şu senin
Kızını alma gibi bir niyetim yok– diyerek mecaz anlamda söylediklerini gerçek anlamıyla algılayan Mels Âşık: 

Önüne coşarak atışan Mels geldi,
Bekarıs’ın nasıl atıştığının hepsini gördü.
Bu halk ümitle beklediği için,
Dünya aytıs ile düzenlendi.
Artık şimdi burada gösterelim,
Örneğin, tepişme ve anlaşmayı.
Evde yatan suçsuz bir sabidir o,
“Alacağım” – diye yeltenme meleğimi.
...Önünde duran yüksekçe
Dağın gibidir aytıs senin.
Affetmez hiç seyirci,
Yaptığı yanlışı âşığın.
Aytısa bugün girdiğinde,
Güçlü olsun kanatların.
Kısmet olan kızı alırsın,
Yeterse eğer aklın – diyerek sözün altında yatan mecaz anlamını anlamadan lafı başka tarafa doğru çektiğinde Bekarıs:

Kartal gibi yamaçlara göz dikmişsin,
Sen bize hem dayanak hem de destekçisin.
“Güzel sözün ustasıdır” dedikçe sen,
Hiçbir şeyi anlamadan dolmuşsun.
Ben senin kızını alacağım demedim ki,
Sen artık atasözünün anlamını bozucu olmuşsun.–diyerek ustaca bir cevap verir.  

Bekarıs’ın Orazalı Dosbosınov ile yaptığı atışmada, sözden yakalama becerisi; rakibinin gaflete düştüğü anı kaçırmadan değerlendirmesi ve kartal keskinliğinde bir dikkat sergilemesi, onun doğaçlama sanatının gerçek ustalarından biri olduğunu istemeden de olsa kabul ettiren anlardan biridir:

Esen misiniz yurdumun güçlü halkı,
İtibarı beş çeşit silah gibidir duvarın dibindeki.
Bayramınız bugünkü mübarek olsun,
İyi niyetin çözülsün düğmeleri.
Bekjan, sağ salim geldin mi sen?
Jambıl’daki atışmanın ödül sahibi.
Tabanın delinmiş gibi görünüyor,
Jambıl’ın büyük ödülünü taşıyalı.
Allah’ın sevdiği kullardan biri idin,
Sallayıp beşiğinde sevmiş idi.
Şimdi ben “Ervah” diye bağırırsam,
Tolgalı bahadırlar çıkar ileri – diyerek atışmaya başlayıp Bekarıs’ın adını Bekjan diye karıştırdığında: 

... Orazjan, olur daha nice büyük aytıslar,
Âşığa büyük ümitle bakarlar onlar.
Ervahlardan bahseden sözler söylüyorsun,
Fareleri korkutmak için işe yarar onlar.
Bekarıs’ı, geldin de Bekjan dedin,
Âşık dediğin sözlerine dikkat eder,
Mesela, senin adın Oraz imiş,
Oraz’ı Horoz dersem nasıl olur? – diyerek, âşığın sözlerine dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmış; söze takılıp bunu yerinde bir karşılıkla değerlendirmesiyle hazırcevaplığını ve ustalığını ortaya koymuştur. Oraz’ın ataların ruhunu yardıma çağırıp coşkuyla, gürleyerek konuşursam rakibimin gözünü korkuturum düşüncesiyle:

“Şimdi ben “Ervah” diye bağırırsam,
Tolgalı bahadırlar çıkar ileri.”– demesi üzerine Bekarıs yalnızca Allah’a inanan insanın hiçbir şeyden çekinmeyeceğini:

Yakışır eğer ilhamla şiir söylersen,
Bir başka, farklı bir boyuta geçersen.
Çağıracaksan ervahını çağır yine de,
Onu da görürüz bizi ezip geçersen.
Biz yalnızca Allah’tan biliriz eğer dilimize,
Şehadet getirtmeden canımızı alıp gidersen.– diyerek ifade eder.

Atışmada rakibini köşeye sıkıştırmak, onu halkın önünde küçük düşürmek Bekarıs âşığın mizacına yabancıdır. Onun atışmadaki ince taktikleri de âdeta pamukla boğazlar gibidir. Mesela Asiya Bergenova ile yaptığı atışmada, kendisinden iki devre (müşel) büyük olan ablasına “sen yaşlandın, ben gencim; senin günün batıyor, benim sabahım doğuyor” gibi ağır ve kaba sözlere başvurmadan, “Pazardan dönerken karşılaştın ya, pazara giden bir çocukla” diyerek; ne öküzü öldürür ne de arabayı kırar, yalnızca iki temiz sözle atışmanın kaderini belirlediği olmuştur.

Burada, Bekarıs âşığın XX. yüzyılın sonlarında atışmaya ilk çıktığı dönemlerdeki atılımının, temposunun bazı yönlerine değiniyoruz. Otuz beş yıldır sahnede; atış denizinin nice büyük dalgalarıyla (Tavşen Abuova, Aselhan Kalıbekova, Asiya Bergenova, Serik Kusanbayev, Amanjol Altayev, Muhammedcan Tazabekov, Devletkerey Kapulı, Muhtar Niyazov, Didar Kamiev, Meyirbek Sultanhan, Ayan Niyazov) söz meydanına çıkmış; hâlâ aynı hızla yoluna devam eden, büyük yarışın önünü kimseye bırakmayan âşık atışmasının seçkin ustasıdır. Bekarıs’la aynı dönemde sahneye çıkan, hatta ondan sonra gelen nice âşık çoktan eyerlerini toplayıp meydandan çekilmiş, seyirci koltuğuna oturmuştur. Oysa Bekarıs hâlâ formundadır. Aşacağı nice yokuş, çıkacağı nice zirve vardır; Allah onun ağzına sağlık, diline kuvvet versin.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 230. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 230. Sayı