HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
Ercan Argınbayev 2
Anonim Folklor 3
KEMAL BOZOK 4
NIKA ZHOLDOSHEVA 5
İSMAİL DELİHASAN 6
MEHMET ALİ KALKAN 7
Günümüz atışma (aytıs) geleneğinde yer alan âşıkları genel olarak üç gruba ayırmak mümkündür. Birinci grupta, halk tarafından sevilmesine rağmen şairlik kudreti edebî çevrelerce tam anlamıyla kabul görmeyenler yer alır. İkinci grupta ise edebî çevrelerin yüksek takdirini kazanmasına rağmen sahneye çıktığında sözünü geniş dinleyici kitlesine ulaştıramayan âşıklar bulunur. Üçüncü grup ise hem edebî çevrelerin hem de halkın beğeni süzgecinden geçerek toplumun ortak sevgisini kazanmış söz ustalarından oluşur.
Bekarıs Şoybekov, işte bu üçüncü grubun en güçlü temsilcilerindendir. Yalnızca Güney bölgesinde değil, Kazak bozkırının dört bir yanında ünü yayılmış; atışmadaki duruşu, kendine özgü üslubu ve ayırt edici imzasıyla kendi şiir ekolünü oluşturmayı başarmış nadir bir şahsiyettir.
Sovyetler Birliği döneminde atalarımızdan kalan bazı kültürel miraslara yasaklar getirilip, millî sanatımızın umut ipinin kopma noktasına geldiği bir süreçte, Jürsin Erman öncülüğündeki bir grup aydın, bu kadim geleneği yeni çağa uyarlayarak televizyon ekranlarına taşıdı. 1983 yılından itibaren bugünkü Cumhuriyet Sarayı’nın sahnesinde büyük coşkuyla düzenlenen söz düelloları, mavi ekran aracılığıyla ülkenin dört bir yanına ulaştı. Bu durum toplumda güçlü bir manevi hareketlilik oluşturdu. O yıllarda her bölgeden okul çağındaki çocuklar atışmanın inceliklerini öğrenerek büyük sahnelere çıkmaya başladı.
İşte Bekarıs Şoybekov da o gençler arasındaydı. 1980’li yılların ortalarında, henüz on iki-on üç yaşlarındayken birçok sahneyi fetheden bir yetenek olarak öne çıktı. Öğrencilik yıllarında halk ozanlarıyla boy ölçüşüp büyük yarışmalarda birincilikler kazandı. O günden bu yana yaklaşık kırk yıl geçti. Bugün hâlâ kimseye üstünlüğü kaptırmadan yoluna devam ettiğini, atışmayı yakından takip eden bilinçli izleyici çok iyi bilmektedir.
Atışma (aytıs) sanatı, yapısı gereği senkretik bir sanattır; bu nedenle bir atışma âşığının bünyesinde birden fazla sanat dalının birleşmesi yazılı olmayan bir kural gibidir. Bu özelliklerden herhangi biri eksik kaldığında, âşığın sahnede parlaması pek mümkün olmaz. Şairlik yeteneğinin yanı sıra, anında düşünce üretebilen bir zekâ, düşünceyi düzenli ve etkili biçimde aktarabilen bir hitabet gücü; sözü ezgiye döküp makamla süsleyen bir ses hâkimiyeti ya da türkü söyleme becerisi; şiiri icra ederken ona eşlik eden güçlü bir dombıra ustalığı ve seyirciyi etkisi altına alabilen bir oyunculuk yeteneği gereklidir. Bunların ötesinde, âşığın psikolojik hazırlığı, toplum hayatına ve tarihe dair derin bilgisi, dış görünüşü, rakibini sözle köşeye sıkıştırma yöntemi, sahnedeki duruşu ve giyim kuşamı da bu bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Sayılan bu unsurlardan biri bile zayıf olduğunda, o eksiklik âşığın ayağına pranga olur. Nitekim Ahmet Baytursınoğlu bu durumu şöyle ifade eder: “Atışma şiirsel bir söz olduğu için şairlik ister. Şairliğin yanında yöntem de gerekir. Nasıl ki güreşte güce yöntem eşlik ederse, atışmada da şairliğe yöntem eşlik eder. Yöntemi olmayan güçlü bir âşığı, yöntemi olan sıradan bir âşık alt edebilir.”
Yukarıda sözü edilen dört temel niteliğin tamamı Bekarıs’ın şahsiyetinde mevcuttur. Bunların hepsinin doğuştan kusursuz biçimde gelişmiş olduğunu söylemek elbette güçtür. Muhtemelen atışmaya ilk çıktığı dönemlerde bazı yönleri daha zayıf kalmış olabilir. Ancak zamanla bu eksikleri tecrübeyle törpüleyip yüksek bir seviyeye taşıyabilmiş olması, onun şairlik itibarını daha da pekiştirmiştir. Bu noktada, ata mirası bu sanatta zirveye ulaşmasını sağlayan keskin zekâsını, araştırmacı yönünü ve ısrarlı çalışkanlığını da özellikle vurgulamak gerekir.
Bekarıs’ın hazırcevaplılığına, neredeyse katıldığı her atışmadan örnekler vermek mümkündür. Rakibinin her sözünü dikkatle izleyip en zayıf noktasından yakalayan çevikliği; övgü yapıyormuş gibi görünürken ince bir dille yerden yere vurması, onun atışmadaki başlıca özelliklerinden biridir. Âdeta suya olta atar gibi önceden hesaplayarak karşısındakini kurduğu tuzağa düşürmek için oyalayıcı dizelerle söze başlayıp, rakibin vereceği cevaba göre ardı ardına hamleler yapması, ancak çok az şairde rastlanan bir ustalıktır. Örneğin, 1997 yılında Batı Kazakistanlı Mels Kosımbayev ile yaptığı atışmada:
Gerçekleri söylüyorum, Mels Ağabey,
Hayatta aldığın ve bildiğin çoktur.
Yoksa öve öve şu senin,
“Kızını alma gibi bir niyetim yoktur”,- der. Güney bölgesinde sıkça söylenen bu ifadenin mecaz anlamını anlamayan Mels:
Artık şimdi burada gösterelim,
Örneğin, tepişme ve anlaşmayı.
Evde yatan suçsuz bir sabidir o,
“Alacağım” diye yeltenme meleğimi, - deyiverir. Bekarıs’a da lazım olan budur:
“Güzel sözün ustasıdır” dedikçe sen,
Hiçbir şeyi anlamadan dolmuşsun.
Ben senin kızını hiç istemedim ki,
Sen artık atasözünün anlamını bozucu olmuşsun. – dedikten sonra:
İstemediğimiz kızını kıskandın ya,
Allah senden bizini (tığını) bile istetmesin, - demesi seyirciyi adeta ayağa kaldırmıştı. Onun atışmalarından bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. Nitekim Orazalı Dosbosınov, bir anlık dalgınlıkla adını Bekjan diye karıştırdığında:
Bekarıs’ı geldin de Bekjan dedin,
Âşık dediğin sözlerine dikkatli olur.
Mesela, senin adın Oraz imiş,
Oraz’ı Horoz desem nasıl olur? – demesi, onun anında karşılık verme konusundaki ustalığının bir başka göstergesiydi. Bu özelliği başlı başına ele alınıp incelense, rahatlıkla bir bilimsel monografiye konu olabileceği açıktır.
Bekarıs’ın atışma sırasında kurduğu dörtlüklerde düşüncenin düzenli ilerleyişi; söylemek istediği fikri her bentte derinleştirerek adım adım geliştirmesi, onun güçlü hitabet yeteneğinin açık bir göstergesidir. Anlatmak istediğini mümkün olduğunca kısa, öz ve net ifadelerle dile getiren âşıklardandır. Uzayıp giden dizelere, yalnızca kafiye uğruna eklenmiş gereksiz söz kalıplarına onun atışma şiirlerinde pek rastlanmaz. Bir dönem rakipleri tarafından “aytısın killer’i” olarak anılması da bundan kaynaklanır. Bu niteleme, sözü dolandırmadan hedefe tam isabetle yönelten bir “söz nişancısı” oluşunu anlatan yerinde bir metafordur. Bilinçli izleyicinin yüksek beklentilerinden ve titiz beğeni süzgecinden başarıyla geçerek “aytısın aslanı” unvanını kazanmasında bu özelliğinin büyük payı olduğu şüphesizdir.
Bir âşıkta bulunması gereken bir diğer önemli nitelik de belli ölçüde ses ve icra yeteneğidir. Âşığın sesi kulağa hoş gelmiyor, ezgisi dinleyici üzerinde etki bırakmıyorsa; ne kadar kusursuz ve güçlü dizeler kurarsa kursun, bunları seçici bir dinleyici kitlesine layıkıyla ulaştıramaz. Bunun için âşığın ses tonuna, mizacına ve kişiliğine uyum sağlayan, kendine özgü bir makamının olması gerekir.
Bazı atışmacılar, kendilerine uygun bir makam bulamadıkları için sahnede sözlerini geçiremezler. Bekarıs bu açıdan şanslı âşıklardandır. Başlangıçta farklı makamları denemiş olsa da, zamanla kendisini en iyi yansıtan ezgiyi bulmayı başarmıştır. Bu makamın kökeni Nartay Bekejanulı’na dayanmakla birlikte, Manap Kökenov ve Köpbay Omarov gibi halk ozanları tarafından geliştirilmiş; daha sonra Muhammedcan Tazabekov’a kadar birçok âşık tarafından atışmalarda etkili biçimde kullanılmış makamdır. Ancak Bekarıs Şoybekov’un icrasında bu ezgi bambaşka bir nitelik kazanmıştır. Âşıklık karakteri ve ses tınısıyla tam bir uyum yakalayarak dinleyicinin kulağına hoş gelmiştir.
Bekarıs’ın bir başka ayırt edici yönü de, günümüz atışmalarında sıkça görüldüğü gibi sahnede makamını sürekli değiştirip çeşitlendirmeye başvurmamasıdır. Atışmanın sonuna doğru seyirciyi coşturmak adına şarkı söyleme alışkanlığı da yoktur. Tek bir makamla başlar ve sonuna kadar o çizgiden sapmaz. O, dinleyiciyi ezgiyle değil; sözün gücüyle etkilemenin gerçek ustasıdır.
Atışma âşıkları kimi zaman küycülük (ezgi çalma) sanatını da birlikte icra ederler. Bu, doğaçlamacı âşık için gerekli niteliklerden biridir. Eskilerin “Âşığın dombırası onun yardımcısıdır” sözünde dile getirdiği gibi, Kazak halkı bir atışma âşığını dombırasız düşünemez. Tarihten biliyoruz ki geçmişte Janak gibi âşıklar kopuzla; Şaşubay ve Nartay gibi ustalar ise akordeonla atışmışlardır. Günümüzde akordeonla ya da kopuzla atışanlara ise nadiren rastlanır. Bağımsızlık yıllarında Altay’ın ötesinden dombırasız atışan âşıklar de gelmiştir. Ancak Kazak toplumu için dombıra eşliğinde atışma geleneği, bilinçte sağlam biçimde yer etmiş bir kaide olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu bağlamda, Bekarıs’ın dombıra icrasının da oldukça yüksek bir seviyede olduğu söylenebilir. Profesyonel anlamda özel bir küy (ezgi) çalma eğitimi almamış olsa da, kendi makamına uyum sağlayan son derece etkileyici bir icrası vardır. Dombıraya hâkimiyeti, atışmalarına ayrı bir güç katar. Âşığın sesiyle çalgının tınısı uyum içinde birleştiğinde, dinleyiciye bambaşka bir haz yaşatır.
Atışmacılar arasında coşkuya kapılıp ayağını yere vuranlar, omuzlarını oynatanlar, oturduğu yerde zıplayanlar ya da başını sallayanlar da vardır. Bazıları bunu seyirciyi etkilemek için bilinçli olarak yapar. Biz bunu atışmanın senkretik yapısının bir yönü, yani sahnedeki oyunculuk unsurunun bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz. Bekarıs Şoybekov ise bu tür abartılı hareketlere başvurmaz. Sahnedeyken de gündelik hayattaki sakin ve dengeli mizacını korur. Buna rağmen, kalabalık dinleyici kitlesine güçlü bir duygu aktarımı yapmayı başarır. Dinleyicinin ruhunu doyuran hazırcevaplı sözler, ezgi ve çalgıyla birleşerek benzersiz bir uyum yakalar.
Bekarıs, atışmaya psikolojik açıdan güçlü bir hazırlıkla çıkan âşıklardan biridir. Sonuçta söz düellosu olan bu sanatta, sahnede beklenmedik durumlar yaşanabilir. Rakibin ani hamleleri ya da salondaki yoğun destekçi kitlesi gibi etkenler, âşığın duygularını ister istemez etkileyebilir. Böyle anlarda sanatçıdan soğukkanlılık ve denge beklenir. Şoybekov, hangi şart altında olursa olsun bu sakin duruşundan ödün vermemiştir. Pek çok güçlü rakibini daha atışma başlamadan psikolojik olarak geride bırakabilmesinin sırrı da muhtemelen bu özelliğinde gizlidir.
Genel olarak Bekarıs Şoybekov hakkında söylenecek çok şey vardır. O, atışma sanatında başlı başına bir dönemin oluşmasına katkı sağlamış doğuştan bir yetenektir. Bunun yanı sıra, vatandaşlık bilinci, toplumsal çalışmaları ve bilime sunduğu katkılar üzerine de kapsamlı değerlendirmeler yapılabilir.
Alaş aydınlarından Jüsipbek Aymauıtulı’nın “Mağjan’ın Şairliği Üzerine” adlı makalesinde söylediği şu sözler bu durumu anlamlı biçimde özetler: “Hangi sanatçı, hangi şair ya da dâhi olursa olsun, kendi çağının eleştirmenleri tarafından adil biçimde değerlendirilmesi zor bir meseledir. Çağdaşların adil olması güçtür; çünkü ya çağdan çekinirler ya da şairi çağın ölçüsüyle tartarlar.” Bu sözlerde ifade edildiği gibi, Bekarıs gibi güçlü bir âşığın sanatsal kudretini gerçek anlamda değerlendirecek olan kuşaklar gelecekte mutlaka var olacaktır. Biz ise onunla aynı dönemi paylaşanlar olarak, bildiklerimizi kısaca satırlara dökmekle yetindik.