Aziz Dostum Babahan Şerif Bey


 01 Ağustos 2019

Türk Dünyası için güzel günler başlamıştı. Yıllarca süren Sibirya kış soğukları bitmiş, Çin seddinden Adriyatik Denizi’ne kadar uzanan Türk illerine bahar gelmiş, çiçekler açmaya başlamıştı. Önemli devlet adamı Gorbaçov’la birlikte Komünist rejim çökmüş ve Sovyetler Birliği’nin sınırları dâhilindeki Türk Cumhuriyetleri tek tek egemenliklerine, bağımsızlıklarına kavuşuyorlardı. Bu kardeş ve soydaş ülkeler artık kendi kaderlerine sahip oluyorlar, şehirlerinde, öz kalelerinde, Birleşmiş Milletler Teşkilatının önünde şerefli bayraklarını dalgalandırıyor, parlamentolarını seçimlerle teşkil ediyor, polis gücü ve şanlı ordularına sahip oluyorlardı.

20. Asrın sonlarında cereyan eden bu büyük tarihi değişiklik bizleri, Türkiye Türklerini sevince boğuyor ve bayram günlerini yaşıyorduk. Köklerimiz büyük Türkistan’da ve ata vatanımızdaydı. Oralara koşmalı, kardeşlerimizin “Müstakillik Bahtiyarlığı”nı paylaşmalı ve onlarla kucaklaşarak hasretimizi gidermeliydik. 

Türkistan’ımızın kalbi hiç şüphesiz Özbekistan’dı. Önde gelen Türk aydınlarından kalabalık bir grup teşkil ederek İstanbul’dan Taşkent’e uçtuk. Taşkent’te bir aziz dost bizi bekliyordu: Medeniyet Nezaretinin üst düzey yetkililerinden Genel Müdür Babahan Şerif Bey. Yüzünden eksilmeyen tebessümüyle bizleri kucakladı. İlk hasretimizi onunla giderdik, kendimizi vatanımızda hissediyorduk. Artık Babahan Bey bizim Özbekistan’da yol göstericimizdi. Hep sorduk ve sorduk, her şeyi öğreniyorduk. Gördük ki o, gerçek bir Özbek Türk aydını ve ülkesini canı gibi seven bir vatanperverdi. Bağımlılık rejiminin en baskıcı zamanlarında dahi cesaretle Özbek kültürünün en hayati eserlerini basmış, dağıtmış ve halkına kendi öz benliğini hatırlatarak onun aslî duygularını kuvvetlendirmişti. 

Özbekistan’da onun misafiriydik. Bizi evinde ağırladı ve Özbekistan’ın leziz yemeklerini tattık; gerçek Özbek pilavını kaşıkladık. İşinin başında güler yüzlü ve disiplinli, ciddi çalışan aziz dostumun, evinde nasıl müşfik bir baba olarak ailesini kucakladığını gördüm. Değerli hanımı ve sevimli çocukları ile mesut bir aile halkası teşkil ediyorlardı.

Babahan Şerif Bey, beni yeni Özbekistan Devleti’nin bütün üst düzey kurumları ve şahsiyetleri ile tanıştırdı. Bunlar arasında o zamanki Dışişleri Bakanı Ubeydullah Abdulrazzakov, İçişleri Bakanlığı Akademisi Başkanı General Ubaydullah Tacıhanov, Taşkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkin Yusupov, İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Seyfettin Zeynittinov, Buhara valisi Demir Yadgarov, Harezm valisi Marks Cumaniyazov vardı. 

Aziz Dostum Babahan Bey çalışkan, gayretli bir aydındır. Kısa zamanda Özbekçe-Türkiye Türkçesi bir sözlük hazırladı ve bizlere verdi. Artık kardeş Özbek lehçesini daha rahat anlıyorduk. Nezaretinden emekli olduktan sonra da bir köşeye çekilmedi. Belki faaliyetlerini daha da arttırdı. Artık Türkiye’nin ilim adamları, yazarları, edebiyatçıları ve sayıları az olsa da işadamları, politikacılar onu çok iyi tanıyorlar. Türkiye’de önemli konferanslara, sempozyumlara davet ediliyor. Buralara gelmeyi biraz uzatsa onu özlüyoruz. Bağrımıza bastığımız aziz dost, Türkiye ve Özbekistan arasında yapıcı, olumlu ve sağlam bir köprüdür.

Kardeşim ve değerli dostum Babahan Şerif Beye ve ailesinin bütün fertlerine sağlıklı, mesut, verimli uzun ömürler diliyorum. Bütün kalbimle, kardeş Özbekistan halkına dua ediyor, Cenabı Hak’tan onları korumasını, parlak istikballer vermesini niyaz ediyorum.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 152. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 152. Sayı