HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
SEYFETTİN ALTAYLI 3
İSMAİL DELİHASAN 4
VILAYET GULIYEV 5
Ece Türköz Oğuz 6
Kardeş Kalemler 7
Sobadan çıkan alevler duvara yansıyor, odayı kesik kesik aydınlatıyordu. Her yağmurda olduğu gibi elektrikler kesilmişti. Babamın yanına ilişmiş sessizce oturuyordum. Karanlıktan korktuğumu bildiği için eliyle saçlarımı okşayıp “Haydi seninle bir oyun oynayalım.” dedi. Ellerini birleştirip duvara doğru uzattı. Duvarda bir kuş gölgesi belirdi. Babam parmaklarını oynattıkça kuş kanatlanıyor, bir duvardan diğerine uçuyordu. Ona hayranlıkla bakıyor, çocuk aklımla bunu nasıl yapabildiğini anlayamıyordum. Ellerimi tutup “Sen de yapabilirsin. Bak, ne kadar kolay!” dedikten sonra parmaklarıma aynı şekli verdi. “Ben de küçük kuş oldum babacığım!” diyerek sevinçle iliştiğim yerden kalkıp odada gezinmeye başladım. Artık korku yoktu.
Yokuşun başındaki iki katlı bir evde oturuyorduk. Taş döşeli yollarda sabahtan akşam ezanına kadar bisikletimle geziyordum. Susadığımda eve gelmek yerine sokaktaki çeşmeden su içiyor, acıktığımdaysa Nezahat teyzeden salçalı ekmek istiyordum. Annem çeşmeden su içmeme değil de başkasından bir şey istememe kızıyordu. “Neden?” diye sorduğumda kaşlarını hafifçe çatıp “Ayıp!” diye cevap veriyordu. O böyle yapınca boğazımda anlamadığım bir acı hissediyor, ağlamaya başlıyordum. Beni o hâlde görmeye dayanamayıp hemen kucağına alıyordu. Bir gün yine bilmeden böyle bir ayıp yaptım. Sokakta oynarken birden karnım çok acıktı. Nezahat teyzenin evine gittim. Neden geldiğimi anlamış olacak ki beni görünce içeri gidip elinde bir siniyle döndü. Siniye bir bardak süt, salçalı ekmek, peynir, zeytin ve elma koymuştu. Yemeğimi yedikten sonra oyuna dönmek için ayağa kalktım. Kırış kırış yüzünde anlamadığım bir ifadeyle bana bakıyordu. Biraz durduktan sonra “Baban ne zaman dönecek yavrum?” diye sordu. Boğazımda aynı acıyı hissettim. “Bilmiyorum!” deyip sokağa koştum. Acıyı unutana kadar bisiklete bindim.
Babam bizi hep geceleri arardı. O arayana kadar uyumazdım. Annem de babamın aramasını beklerken elinde kasnakla nakış işlerdi. Gümüş renkli küçük makasıyla dikkatle ipi keser, sonra gözlerini iyice kısıp iğnenin deliğinden geçirirdi. Kasnağa iyice gerdirdiği kumaşa iğneyi her batırışında ip önce uzar sonra kasnağın altında kaybolurdu. Her zamanki gibi başımı ellerimin arasına almış dikkatle annemi izliyordum. “Hangi çiçeği işliyorsun anne?” diye sordum. Kasnağa bakmaya devam ederek “Karanfil.” dedi. Telefonun çalmasıyla ikimiz de heyecanla telefona doğru koştuk. Annem biraz konuştuktan sonra telefonu bana uzattı. Babam “Gelirken sana oyuncak kuş getireceğim.” dedi. “Oynadığımız oyundaki gibi mi?” diye sordum. “Evet.” diye cevap verdi ve telefonu anneme vermemi istedi. Onlar konuşurken babamın sesini duydum: “Bu artık son görev. Yakında eve döneceğim.”
Annem babamla konuştuğunda neşeli olurdu ama bu sefer böyle değildi. Ne olduğunu anlamaya çalışarak yüzüne bakıyordum. Saçlarımı okşayıp “Baban bir hafta sonra dönecek. Yine hep beraber olacağız.” dedi. Sevinçle anneme sarıldım. Bir yandan da babamın getireceği kuşu düşünüyordum. Annem de eline kasnağı alıp kaldığı yerden işlemeye devam etti. Birden irkildi. Eline iğne batmıştı. Beyaz kumaşa bir damla kan düştü. O gece korku geri döndü, karanlıktan korkmaya başladım.
Babamın dönmesine birkaç gün kalmıştı. Evde hazırlıklar başlamıştı. Nezahat teyze anneme yardım ediyor, birlikte babamın sevdiği yemekleri yapıyorlardı. Nezahat teyze işleri tamamlayıp evine giderken ben de bisiklete binmek için dışarı çıktım. Yokuş aşağı bisikletle inerken bir kalabalığın yaklaştığını gördüm. Babamın yeşil renkli kıyafetinin ve şapkasının aynısını giymiş adamlar vardı. Onları takım elbiseliler takip ediyordu. Gittikçe yaklaştılar ve önümüzden geçip bizim eve girdiler. Bisikletimin üstünde olan biteni izlerken Nezahat teyze elimi sımsıkı tuttu. Tülbentinin ucuyla hem ağzını kapatıyor hem de yüzünü siliyordu. “Bu adamlar kim?” diye sorduğumda cevap veremedi. Ağzından sadece bir “Ah!” sesi çıktı. Boğazımda aynı acıyı hissettim. Bisikletimi yolun kenarına bırakıp eve doğru koştum.
İçeri girdiğimde herkes ağlıyordu. Nedenini bilmeden ben de ağlamaya başladım. Annemi aradım ama kalabalıkta onu göremedim. Daha önce babamın yanında gördüğüm yeşil elbiseli bir adam başımı okşayarak “Baban sana bu hediyeyi gönderdi.” deyip avucumun içine tahtadan yapılmış bir kuş bıraktı. Göz yaşlarımı kolumun kenarıyla silip “Ben babamın küçük kuşuyum!” dedim. Kalabalık birden açıldı. Sonunda annemin yüzünü görebildim ve koşarak yanına gidip oyuncağımı gösterdim. Gülümsedi ve bana sımsıkı sarıldı. Elinde babamın yeşil renkli ceketi vardı. Günler boyunca ev kalabalıkla doldu, taştı. Nezahat teyze bize sini sini yemek getirdi. Mahramalı kadınlar geceleri gelip dua okudular. Bense bir kenarda tahta kuşla oynadım. Geceleri uyumadan önce babamın ellerinden duvara yansıyan kuş gölgesini hayal ettim. (AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Kasım 2025)