Baharın Düşündürdükleri


 01 Haziran 2020


Bu nasıl bir bela, aklım şaştı. Bilen varsa açıklasın. TV ekranları, sosyal medya, ortalık yangın yeri. 

Sus gece, bari sen sus!  Birileri dünyaya ölüm taşımış. 

Kafam örümcek ağı, tellerini duvarıma örmüş. Uykumu sardı önce düşünceler, sonra salıncak kurdu tavanıma. Konuşan o kadar çok ki dinleyen kimi alkışlayacak? Biri rüyalarında Peygamber görmüş. Bir başkası ona uymuş. Sarımsak, sumak, ayva, bal, süt herkes uzman tabip kesilmiş. İşini, aşını, canını kaybeden insanlar şaşkın. Hayatımızda hiç duymadığımız tıbbi açıklamaları ezberledik. Ellerimizi hiç olmadığımız kadar yıkadık. Evlere çekildik ne kadar süreceğini bilmediğimiz mahşeri bir telaş üzerimizde.

Ne malımız ne makamımız, ne yaşımız, ne yaşamımız, bizi koruyor artık. Düşüncelerim bana Hüseyin Özbay hocamı hatırlattı. Bir yazısında ’’Virütik adalet diyesim var’’ demişti. Aileler, anne , baba ,çocuk birlikte hiç bu kadar vakit geçirmedik. Sıkıldık ama kimimiz birlikte yaşıyoruz kimimiz ise ayrıldık. Sanki bir rüya görüyoruz, karalar da var aklar da var  karabasanlar  da… 

Ben evhamı bıraktım artık. Önce tavanıma asılmış düşünce salıncağımı toplayacağım. Bir kahve yaptım şimdi kendime. Söz uçar yazı kalır, demiş atalarımız. Uçmasın duygularım, tutsun beni korkularım diyorum kendi kendime. Pencereden dışarıya bakıyorum ve yazıyorum. İçimi baharın coşkusu kaplıyor. Bir an gözlerimi kapatıp hayal ediyorum.

Çok değil daha geçen bahar her şey çok farklıydı. İstediğim zaman baharın coşkusuyla sokağa atardım kendimi. Şimdi sadece hayal ediyorum. Ben de şehrin binaları arasına sıkışmış yaşamların içinde bir insanım. Yürüdüğüm, gezdiğim yerlerde arardım, baharın coşkusunu. Yakında güller açmaya başlar,dallarına da  bülbüller konar. Belki koro hâlinde  aşk şarkısı söylerler de serenat olur bize.  Şimdi, gözlerimi hafifçe kapatıyor, yorgun duygularımla durgun şehrimi hayal ediyorum.

Evet, hiç olmadığımız kadar eşitlendik, hiç olmadığımız kadar çaresiz kaldık.  Sanki bahar değil  zemheri ayazına tutulduk da  neredeyse bütün insanlık evlere çekildik. Evlere ve içimize… Dünya ise hala dönüyor dönecek, evren sınırsız, sonsuz varlığını sürdürüyor sürdürecek.

Evet ben eve ve içime çekilsem de  yaşantılar  devam edecek. Bir gün de kalmış olsa ömrüm,  fark eder mi varlığım ya da yokluğum, bilmiyorum. Ne kadar yaşadığım değil nasıl yaşadığım önemli olsun isterdim. Arkamda bıraktığım izler acaba insanlık ailesi adına bir önem arz eder mi? Bunun kaygısındayım. Sonlu bir varlığım ben de.  Hangi canlının hayatı sonsuz ki. Öyle ise yazmam lazım, dünü bugünü, belki yarını, başka yolum yok. Ayağımın izi  silinir, elbisem, ayakkabım yok olur gider de sadece yazı kalır diyor teselli buluyorum. Hüseyin Özbay hocam geliyor aklıma: ‘’Yazın bu günler geçecek, yarına bir iz bırakalım. Kalemimiz ışık olsun geleceğe’’ demişti. Ben de yazıyorum işte, Hocamın işaret ettiği yoldan gidiyorum. Hocamla, arkadaşlarımla dildaşız, gönüldaşız, aynı türküleri söylüyoruz biz. Bundan alâ teselli mi olur?.. Yüreklerimiz sımsıcak, içimizdeki buzlar nasıl erimez ki?..

Evet binlerce yıl varlığını sürdürdü insanlık. Bunu yine geçmişte onların bizlere bıraktığı izlerden anlıyorum. Bazen bir kaya mezar, bazen bir heykel, bazen de mağara duvarında kalmış işaretlerden … Biz de yaşadık yeryüzünde biz de vardık bir zamanlar, diyor antik çağların geleceğe taşıdığı izler.

Odama dönüyorum , balkonun bahar kokan havası dışarıda kalıyor. Derin bir hüzünle beraber umut doluyor yüreğime, baharın kokusu burnumda…

Yaşıyorum nasip olduğu kadar.

Yazıyorum yüreğimin yettiği kadar.

Dekart’tan bana ne?..

Ben yazıyorum o hâlde varım, diyorum.

12.03.2020

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 162. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 162. Sayı