Balkanlar Yazarlık Atölyesi Üzerine


 15 Nisan 2025

BURCU ALİYYİ 

AYB Balkanlar Yazarlık Atölyesi, yalnızca Balkanlarla sınırlı kalmayıp Kırım’a, Romanya’ya uzanan Türkçenin kervanı gibi gönüllerde yerini aldı. Adı Balkanlar olsa da aslında bizi Türk dünyasına ulaştıran kutlu bir harman yeri oldu. Bu atölyede bizler sadece yazılarımızı daha muntazam hâle getirmiyoruz, aynı zamanda Türkçe’yle kurduğumuz bağı güçlendiriyor, kalemin yüklediği sorumluluğu idrâk etmeye çalışıyoruz. Çünkü kalem, yalnızca yazmak için değil,  hafızayı diri tutmak, gönüller arasında köprüler kurmak ve ortak bir dili yaşatmak içindir.

Belki de bu yüzden aramızdaki bağ bu kadar güçlü. Gostivar’dan Kalkandelen’e, Kalkandelen’den Üsküp’e, Üsküp’ten Resne’ye ve en kıymetlisi de Türk Dünyası’na uzanan bu yol, aslında kelimelerle örülen bir gönül yolu… Her şehirde geçmişin sesi, her deyişte farklı tarihî sebeplerden dolayı Türkçe edilememiş duaların acısı ve her satırda Türkçeye vurgun bir ses hissedilmektedir. AYB Balkanlar Atölyesini, geçmişi suyunun ruhunda barındırdığına inandığım Vardar’a benzetmekteyim. Vardar Irmağı atölyemiz, hemen yamacında da Fatih Sultan Mehmet Köprümüz nam-ı diğer Taş Köprü kalemimiz olarak Türkçenin vefâlı muhafızıdır. Her ikisini de idrâk etmek ise bizlerin borcudur. 

Bu hâs bahçe olan ve samimi duygularla yetiştirilen kelimelerin atölyesinde katılımcılar, hikâye oluşturma, duygu ve düşüncelerini yazıya aktarma, kelimelerle bir dünya kurma gibi konularda kendilerini geliştirme fırsatı buldular. Yazının yalnızca bir beceri değil, aynı zamanda bir ifade biçimi ve kültürel bir bağ olduğunu hep beraber fark ettik.

Her hikâye, her yazma girişimi aslında bizim özümüzü anlatan birer ayna olarak ortaya çıktı. Bazen insan geçmişten, geçmişin yüklerinden korkar ve onları dile getirmekten çekinir. İşte bizler burada içimizde biriktirdiğimiz acı tatlı, “Balkanca” duyguları yazılarımızda işledik. Hiç de kolay olmadı, bazen hüzünlendik, bazen de anlattıklarımızda deva bulduk. Birbirimize iyi geldik.

Bunun en büyük sebebi de hocalarımızın bizleri yönlendirmesi ve duygularımızı aktarırken doğru yolu bulabilmemizi sağlamalarıdır. Atölye hocalarımız olan Osman Çeviksoy, Ataman Kalebozan ve Nurhan Buhan hocalarımız hiç bıkmadan, usanmadan bizleri dinlediler. Kalemimiz toydu, bu yüzden gülünç şeyler de yazmışlığımız, akla mantığa sığmayan olaylar da aktarmışlığımız oldu. Yazılarımıza biz, yazan kalemler olarak güldük de hocalarımız kalemimize zeval gelmesin diye gülmediler. Aksine bunun emeklemeden yürümeye geçişte olabilecek bir durum olduğunu söyleyip bizi teskin ettiler ve tekrar denememiz için bizlere ilham verdiler, ilham oldular.

 Atölyenin en dikkat çekici yönlerinden biri, bir süre sonra eleştiriye açık bir hâl almamızdı. İnsanoğlu bildiğimiz üzere, eleştiriye, hele ki düzeltilmesi yönünde yapılan değerlendirmelere kapı aralamakta biraz zorlanır. Hiçbirimiz için bu kolay olmadı. O kapıyı aralamadan önce asma kilit vurduğumuz da oldu. Nihayet kapıyı açma zamanı geldiğinde ise yazılarımız anlam kazanmaya başladı ve hem bize hem de okuyucuya iyi geldiğini gözlemledik. İşte bu, “birine iyi geldim” düşüncesi ile hocalarımızın yazı yolculuğundaki vakur rehberliği Balkanlar ve Türk Dünyası’nda bir tomurcuk hâline geldi, gül goncasına dönüşmekte…

Yıllardır bu atölyeyi bekliyormuşuz, “beklenen” geldi heyecanıyla hepimiz kalemlerimizi kuşandık ve yazının en faydalı olanını fethetmeye gelmiştik. Bu nedenle yazarlık atölyeleri, evlâd-ı Fatihân’ın dil ile olan bağını güçlendiren önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. Atölyeye katılanların yazıya gösterdikleri ilgi, Balkanlarda Türkçe meşâlesinin hiç sönmeyeceğinin işaretidir. Hem atölye koordinatörü hem de katılımcısı olarak en kıymetli gözlemim ise, bize bir yazma fırsatı verildiğinde çok güzel işler yapabileceğimize inanılmasıdır. AYB Başkanımız Sayın Ufuk Tuzman hocamızın bize verdiği değer, Balkan Yazarlar Birliği Başkanımız Sayın Mürteza Sulooca ve Balkan yazarlarının en büyük destekçisi Sayın Hacer Sulooca’nın her daim yanımızda olması ve Bengü Yayın Evi Müdürü olan değerli kardeşimiz Sayın Yusuf Demir’in yayın konusunda bize sağladığı destek o kadar büyük ki… Hepsi bize inandı. Bu minvalde de aklıma hep şu atasözü gelmektedir: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

AYB Balkanlar Yazarlık Atölyesi de tam olarak bunun için var: Genç kalemlerin sesini duyurmak, onların Türkçe ile kurdukları bağı güçlendirmek ve geleceğin yazarlarına anlamlı bir kapı aralamak. Bugün atölyede yazılan her satır, yarının edebiyatına düşülen bir not olacağı kanaatindeyim.

Bu nedenle inanıyorum ki Balkanların farklı şehirlerinden Kırım’a kadar uzanan bu ağ, gelen bu genç kalemler, Türk Dünyası ile gücünü bir ettiğinde ve yazmaya devam ettiğinde Türkçenin sesi de başta Balkanlar olmak üzere dünyanın her yerinde yaşamaya ve güçlenmeye devam edecektir. Zira kalem süreklilik ister, bizler de bu atölyeyle nice nitelikli yazılar peşinde koşan efsanevî kuş olan Simurg’un izindeyiz. Saygı ve muhabbetlerimle.Top of FormBottom of Form

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 232. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 232. Sayı