HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
NIKA ZHOLDOSHEVA 2
Kardeş Kalemler 3
MİNEHANIM NURİYEVA (Tekeli) 4
ZEHRA TAŞDEMİR 5
Ahmet Kartal 6
FEYZA TUĞÇE FIRAT 7
İnsan bazı durumlarda içinde bulunduğu şartları zorlayabiliyor. Bende de öyle oldu. Oysa uzunca bir zamandan beri öyle hacimli kitapları okumayı nerdeyse bırakmıştım. “Balkanlarda Türk Edebiyatı Tarihi” adlı kitaptan haberdar olunca, içime birden bir merak düştü, bu kitabı okumayı aklıma koydum. Kitabın yazarı/ yazarları ve bazı değerli dostların sayesinde kitap elime geçti ve bu sıcaklarda kitabı okumaya başladım. Kitap okumayı severim de aynı zamanda iyi bir kitap dostuyumdur. Kitap, ara sıra dinlendiğim kanepenin yanındaki sehpanın üstünde bütün ağırlığı, bütün cazibesiyle öyle sessizce duruyor; sanki “kendisini” okumamı bekliyor. Kitaba kısaca bir göz attığımda gördüm ki bir zamanlar kendilerini tanımaktan onur ve mutluluk duyduğum birçok dost orada: Kuzey Makedonya’dan Fahri Kaya, Alaettin Tahir, Fahri Ali… Bulgaristan’dan İsmail Cambazov, İsmail Çavuşef, Baklacıyef… Kitabı yavaş yavaş, iyice içime sindirerek okuyorum ya; arada dinleniyorum. Bu esnada Fahri Kaya’yı “Birlik Gazetesi”, “Sesler”, Çevren” dergisi yılları içinde görüyorum, Alaettin Tahir o güzel hikâyeleri içinde gülümsüyor, Fahri Ali, ne kadar alçak gönüllü ve bu dostlar Balkanlarda Türk Kültürü ve Edebiyatını ayakta tutmak, yaşatmak için nasıl da çaba harcıyorlardı… Prizren’den bir Osman Baymak… Bunları niçin yazıyorum. Çünkü okumakta olduğum kitap beni o duygular içine itiyor. Bir zamanlar (Osmanlı Dönemi) Balkan ülkelerindeki onlarca şehirde yaşanan o Türkçe hayattan bazı istisnalar dışında şimdilerde canlı bir eser yok, kalmadı da ondan!
Kitabı okumaya devam ediyorum. Ön kapakta yer alan Mostar Köprüsü, tarih süreci içinde Balkanlar’da yaşananlar, göçler, boş bırakılan evlerde, sokaklarda Türkçe seslerin yok olması… Bütün bunlar kafamda hüzün dolu bir yorgunluk içinde yeniden canlanıyor. Kitabın ilk bölümlerinde Balkan coğrafyasından, bölgenin Türkler öncesi tarihçesinden söz ediliyor. Türklerle ilgili ilişkiler, kültürel çalışmalar, fethedilen yerlerde altyapı ve şehirleşme hakkında önemli ve ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Osmanlı hâkimiyeti altına geçen şehirlere, yeniden kurulan yerleşim yerlerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilen Türklerin iskân edilmeleri… Buralardan taşınan kültürel değerlerin, edebiyatın, tekke, zaviye, tasavvuf geleneğinin daha yumuşak, daha hoşgörülü bir şekilde yerleştiğinden dem vuruluyor. Hanlar, hamamlar, camiler, medreseler, kervansaray ve çarşılar yapıldığından söz ediliyor. Muazzam köprüler, su şebekeleri… Bir geçin Kavala’dan (Yunanistan) daha girişte sizi bir Osmanlı şehri karşılarmış gibi bir duyguya kapılırsınız; “şehrin siluetine hâkim olan uzun ve büyük bir su kemeri” size o an Kanuni Sultan Süleyman’ı hatırlatır. O daracık sokaklarda Osmanlı eli izlerini hissedersiniz, “İmaret” sizi asırlar öncesi “şehrin banisi olan Veziriazam Makbul İbrahim Paşa” dönemine götürür. Osmanlı Dönemi İdaresi altındaki Balkan Coğrafyası ve Tarihi hakkında ayrıntılı bilgiler verilirken 400–500 sene öncesinde kendi köklerinize inersiniz derin bir nostalji ve hayranlıkla… Sonra daha başka önemli bilgi ve tespitler: Türk Edebiyatını meydana getiren kadronun yarıya yakınının Balkanlarda yetiştiği, Osmanlı Döneminde Balkanlarda en çok şairin Yunanistan içinden çıktığı vurgulanıyor. Daha önce Balkanların önemli bir liman kenti olan Selanik’in Osmanlı döneminde de özel konumunu sürdürdüğüne dikkat çekiliyor.
Şu Selanik ve kitapta Selanik’le ilgili yer alan edebi ve kültürel tespitler: “Selanik, divan şairleri açısından önemli bir şehir iken yakın dönem Türk kültür ve edebiyatı için de önemli bir merkez oldu. Özellikle Osmanlı Devletinin batılılaşma sürecinde kilit rol oynadı. Batılı düşünceler denebilir ki Selanik üzerinden Osmanlı toplumunu etkilemeye başladı. Selanik, Türk basın hayatı bakımından da verimli bir yerdi.”
Türk Edebiyatı Tarihi ve Osmanlı Dönemi Balkan Tarihini iyi bilenler Selanik’in Jön Türkler Hareketinin gelişmesine ev sahipliği yaptığını, İttihat ve Terakki Cemiyetinin merkezi olduğunu hatırlamaz mı? Özellikle bizim kuşak Nazım Hikmet Ran, Gazeteci Ahmet Emin Yalman, Ali Ulvi Elöve; aşk romanlarıyla tanıdığımız Muazzez Tahsin Berkant’ın Selanik doğumlu olduklarını nasıl bilmez? Tabii bu bilgilerin hepsi söz konusu kitapta mevcut. Az daha unutuyordum; Ya, Türkçenin yazı dili olarak değişimini örgütleyen “Genç Kalemlerin” de bu şehirden çıktığını…
Prof. Dr. Mustafa İsen ve Prof. Dr. Tuba Durmuş, bu eseri hazırlarken alın terlerine günümüz ve bir zamanların Rumeli Türklerine, Balkanlara olan sevgilerini de katarak kılı kırk yarmışlar, Türklerin çoğunlukta yaşadığı şehirlerde doğan, yaşayan edebiyatçıların-sanatçıların -sanıyorum tümünün yaşamlarına dokunmuşlardır. Şiir, tarih, divan, divançe, kaside, manzume, mesnevi, fetihname, hatıra, tasavvufi şiir, tarihi hatıra, gazel, şehrengiz, mektubat, siyasetname, biyografi ve sözlükler yazan yüzlerce sanatçıdan söz edilmiştir. Sanatçıların doğum ve ölüm tarihleri hakkında bilgiler verilmiştir, şecereleri araştırılmıştır, görüşlerinden, makamlarından, kullandıkları mahlaslardan söz edilmiştir. İnsan bunları okurken ister istemez o günün yaşam tarzı içinde güzel el yazılarıyla yazılan bu eserleri, hokka, divit cilt çilt kitapları düşünmektedir. Kitabın bazı sayfalarını okurken -şimdilerde yerlerinde yeller esse bile- o eski Osmanlı şehir ve kasabalarının daracık sokaklarında –hayalen de olsa- gezinmiş, serin cami avlularında dinlenmiş, han, kervansaray ve külliyeleri hayranlıkla seyretmiş, bedestenleri dolaşmış, baharat kokuları genzimizi yakmış, o muhteşem saat kulelerinin altından geçerken vuran çan sesleri yüreğimize dokunmuştur.
Bütün bunlar gelip geçmiştir, elbette tarih olmuştur, ama bir zamanlar yaşanmıştır ve o yaşanmışlıklar gönlümüzdedir, hepsi de bizim değerimizdir. İki değerli yazarımız da (Mustafa İsen-Tuba Durmuş) toplu bir halde, bu değerleri titizlikle önümüze sunmuşlardır: “Balkanlarda Türk Edebiyatı Tarihi” ve arka planda ilaveten bir “Rumeli Türkleri Tarihi”. Ama şu bir gerçek: Dil ve kültür birliği, birlikte yaşama isteği “Ulus” olmanın en önemli unsurları. Balkan ülkelerinde (Yunanistan, Kuzey Makedonya, Kosova, Bulgaristan, Romanya) hala yaşamakta olan Türkler var. Bütün bunları biz biliyoruz da bilmeyenler için söylüyorum: Bir Batı Trakya var (Yunanistan Trakya’sı) Gümülcine, İskeçe; buralarda yaşayan Türkler, ta sokaklara kadar taşan Türkçe şarkılar, halen yayımlanmakta olan Türkçe gazete ve dergiler, bir zamanların unutulmaz kültür ve edebiyat dergisi: ŞAFAK… Bu derginin ağır yükü altında Türk Edebiyatı için durmadan çabalayan üç lokomotif isim: Mücahit Mümin, Mustafa Tahsinoğlu, Rahmi Ali…
Kitapta dikkatimi çeken bir özellik de şu oldu. İçinde aylarca durduğumuz bir şehir ya da hemen her zaman adını duyduğumuz bir mekân hakkında aslında çok az şeyler bildiğimiz. Kitabı okudukça o görüp bildiğimizi sandığımız yerlerin öyle bir tarihi derinliklerine iniyorsunuz ki bir yerde şaşıp kalıyorsunuz. Kendinizi kültürel zenginlikler arasında, tarihin canlı hatıraları içinde buluyorsunuz. Dimetoka bahsinde Kızıl Deli Sultan Dergâhı hakkındaki bilgilere ulaşınca kendimi gerçekten çok derin yaşanmışlıklar içinde buldum. Gezip gördüğüm bazı şehirlerin tarihi, sosyal, coğrafi ve kültürel yapıları hakkında verilen bilgilere ulaşınca da aynı duyguları yaşadım.
Bir zamanlar Makedonya’dan Gümülcine’deki Şafak dergisi yazıhanesine gelen “Birlik Gazetesi”, “Tomurcuk ve Sevinç” adlı çocuk dergileri bana başta Drita Karahasan olmak üzere, Fahri Kaya, Enver Ahmet ve diğer dostları hatırlatırdı. Günümüzde Kosova-Prizren’de yayımlanan “Türkçem” dergisi yüreğime su serper, başta Zeynel Beksaç olmak üzere sayfalarında değerli genç yazar ve şairleri gördükçe umutlarım artar. Bulgaristan’dan “Filiz” ve “Balon” dergileri gelirdi; ne kadar sevinirdim. Bulgaristanlı hikâyeci Muharrem Tahsin’i, Ahmet Tımış’ı nasıl unuturum?
“Üsküp” bahsini ikinci, üçüncü kez okuyorum. “Türk kültür, sanat ve edebiyatının çok önemli üretim merkezlerinden biri olan Üsküp, orada doğup eser veren müellifler yanında orada doğan ama bitip tükenmeyen Türk göçleriyle Türkiye’ye bu nitelikte insan gönderen şehirlerin de başında gelir.” Evet; edebiyat kitaplarımızın başat ismi Şair Yahya Kemal Üsküp doğumludur, Türk Edebiyatı ve yayıncılığının büyük ismi Yaşar Nabi de Üsküp doğumludur. Ve daha nice değerli edebiyatçılar…
Sonra, yine tarihin o eski sayfalarına gidiş; Bulgaristan’ın Osmanlılar tarafından fethi, fethedilen ya da yeniden kurulan şehirlere Anadolu’nun çeşitli yörelerinden getirilen Yörüklerin, akıncıların iskân edilmeleri… Şehir ve kasabaların Türkleşmesi, Bektaşi geleneğinin ve hayat anlayışının özümsemesi sonucu hoşgörüye dayanan bir hayat tarzının yerleşmesi… Türkçe gazeteler, şairler, yazarlar… Bir yerde zamanla Balkanlarda bir “Rumeli Medeniyeti”nden söz edilmesi…
Ve “doksan üç harbi”, Bulgaristan’da Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesi, ardı arkası kesilmeyen Rumeli Türklerinin Anavatan’a göçleri. Bulgaristan’da Türk Edebiyatı çalışmalarının inişli-çıkışlı serüvenleri; bazen kısıtlamalar bazen de tamamen yasaklamalarla karşı karşıya kalan edebiyat çalışmaları… “Bulgaristan’da Türk azınlık edebiyatının tarihi boyunca en çok sanatçı yetiştiği ve en çok Türkçe eserin yayımlandığı dönem 1950- 1960’lı yıllardır” saptaması…
Ne yapıyorum ben… Diğer ayrıntılı bilgileri de meraklı okuyucular okusun canım… Göçleri, kıyımları, oralarda yazılmış eserleri, son zorunlu göçle birlikte Anavatan Türkiye’ye gelen o güzelim insanları… Şimdilerde Bulgaristan’da Türk Kültürü ve Edebiyatını ayakta tutmaya çalışan Razgrat’ta Hüseyin Köse’nin “Hoşgörü”sünü, Şumnu’da Nurten Remzi’nin “Mozaik” dergisini, Kırcaali Bölgesinde yayımlanan “Kırcaali Haber”, “Yeni Hayat” ve “Alev”i… Arada eski tanıdık dostları hatırlayarak, o topraklardan koparılıp Güzel Türkçemizi Anavatan Türkiye’de yaşatmaya çalışan başta Hilmi Haşal ve diğer dostları gönülden selamlayarak…
Balkanlarda Türk Edebiyatı’nın mimarları, Osmanlı Döneminde daha çok kadı ve müderrislerden, bir de bugünün diliyle sair bürokratlardan oluşurken Osmanlı Döneminden sonra bu ülkelerde (Yunanistan/Batı Trakya, Kosova/Prizren, Kuzey Makedonya, Bulgaristan, Romanya) yaşatılan “Türk Edebiyatının” mimarları daha çok öğretmenlerden oluşmaktadır. Kitapta böyle bir tespit de var ki, doğrudur. Örneğin, Batı Trakya Türk Azınlığında Türk Edebiyatının öncül mimarları öğretmendir. Mehmet Hilmi, Mehmet Arif, (Kemal Şevket Batıbey), Rahmi Ali, Mücahit Mümin, Mustafa Tahsinoğlu ve diğerleri… “Birlik” ve “Öğretmen” dergilerini çıkaranlar, yerel azınlık gazetelerinde çocuk köşeleri ve edebiyat ekleri hazırlayanlar öğretmenlerdir. Kitapta vurgulandığı gibi bu yüzden Balkanlarda yaşayan Türklerde “Çocuk Edebiyatı” önemli bir yer tutmaktadır. Edebiyat geçmişini çok iyi bildiğim Batı Trakya’da ilk çocuk dergisini “Aliş) çıkaran Selahaddin Galip, öğrenmendir. “Arkadaş Çocuk” dergisini çıkaran yine üç öğretmen okulu mezunu öğretmendir. Batı Trakya’da yayımlanan ilk iki çocuk kitabının yazarları (Ay ile Güneş, Durdur ile Kurkur) öğretmendir. Sözü fazla uzatmama gerek yok tabii. Çünkü bütün bunlar çok daha ayrıntılı bir şekilde sözünü ettiğimiz kitapta yer almaktadır.
Tabii, kitapta “Bosna-Hersek” çok ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Coğrafi konumu uzun uzun anlatılmakta, tarihi olaylara geniş bir şekilde yer verilmektedir. Bölgenin Osmanlılar tarafından fethi, halkın İslamlaşma süreci, Osmanlı Medeniyetinin özümsenip benimsenmesi çok ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Oralı şair ve sanatçıların hayatları ve eserlerinden ayrıntılı bir şekilde söz edilmektedir. Prizren, Priştine, Sırbistan ve Arnavutluk’taki Türk Edebiyatı çalışmalarına da yer verilmiştir. Romanya’daki çalışmalar unutulmamıştır…
Daha önce de -her yeri geldiğinde- değindiğim gibi kitap (Baklanlarda Türk Edebiyatı-Başlangıcından Günümüze Kadar) eksen olarak bu coğrafyadaki edebiyat ve sanat çalışmalarını ele almış olmakla birlikte, Balkan tarihinden ve coğrafyasından ayrıntılı bir şekilde söz etmektedir. Şehir ve kasabaların fethedilmesi, yeniden mimarı, buralara Anadolu’dan getirilen Müslüman-Türk nüfusun iskânı ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra her şehrin coğrafi özelliklerinden, tarihinden, kültürel, ekonomik ve demografik yapısından geniş bir şekilde söz edilmektedir. Kitap, Balkan Türkleri Edebiyatı ile ilgilenen, ilgilenmek isteyenler için bir başvuru kitabı niteliği taşımaktadır. Sayısız dipnotlarla zenginleştirilen kitap bu konu ile ilgilenecekler için adeta bir hazinedir. Öte yandan bu coğrafyada Türk Edebiyatı ve kültürüne hizmet etmiş olan Osmanlı Dönemi şair ve sanatçılarına da bir vefa ve minnet hizmeti niteliğindedir. Osmanlı Döneminden sonra çeşitli Balkan ülkelerinde (Yunanistan- Batı Trakya, Bulgaristan’ın bazı şehirleri, Kuzey Makedonya, Kosova-Prizren) Türk Edebiyatına hizmet etmiş olan ve halen etmekte olan edebiyat emekçilerinden bizzat tanıdıklarım var. Kendilerini gıyaben tanıdığım dostlar da. Hepsi de beni o eski günler içine taşıdılar, halen edebiyat ve sanat çalışmalarını başarıyla sürdürenler de umutlarıma umut kattılar. Sözü fazla uzatmaya gerek yok, sanıyorum. Her iki yazarı da bu muhteşem esere imza attıkları için kutluyor, edebiyatsever bir Balkan/ Rumeli Türkü olarak kendilerine teşekkür ediyorum.
(*) Prof Dr. Mustafa İsen-Prof. Dr. Tuba Durmuş (Türkiye Maarif Vakfı, Tiran Newyork Üniversitesi Yayınları, 1. Baskı, Eylül 2023, İstanbul)