Barış İçin Savaşmanın Kaçınılmazlığı


 01 Kasım 2020



"Savaşın insanlık için böyle olduğu kanaatinde olmak vahşi düşüncedir. Aksine o, en önemli hadisedir. Uluslararası savaş tüm ilişkilere fayda sağlar, bu yüzden önemlidir. 

... barış zamanı korkaklık kök salıyor. İnsan kendi tabiatı itibariyle dehşetli derecede korkaklığa, utanmazlığa meyillidir ve kendisi de bunun farkında. Belki de, bundan dolayı o, savaşa böyle susuyor, onu çare gibi görüyor. Savaş insanlığı geliştirir ve insanları birleştirir." 

Bu sözler büyük Rus yazarı Fyodor Dostoyevski’nin savaşla ilgili verdiği bir röportajdandır. Bir asırdan fazla bir süredir bu sözler, neredeyse bütün dünyada ikilemin sebebi olmuştur. Tartışmalı birçok nokta olmasına rağmen, üzerinde hemfikir olduğumuz birçok ince ayrıntı var.  

Dostoyevski diyor ki, savaş zamanında herkeste ruh yüksekliği ortaya çıkıyor. Barış zamanı olduğu gibi sıradanlık, sıkkınlık, dedikodu lüzumsuzluk işitilmiyor. Nasıl da doğru yaklaşımdır. Savaş soğuk kanlı olarak verilen coşkulu bir karardır. Savaş coşkun mutluluğun anasıdır. Onu neredeyse kan almayla mukayese edebiliriz. Organizma yenilenir, zayıf noktalar güçlenir, bütün problemlere olmasa da vuruşmalara, savaşmaya, galibiyete güç katar. Küçük incinmişlikler, çatışmalar unutulur, yahut muayyen müddet dondurulur. 

Ben genel olarak, savaştan yana değilim. Ama bir mesele de var ki, o da savaşa mecbur olmak. Meşhur Latin atasözü diyor ki "Si vis pacem, para bellum" yani “Barış istiyorsan, savaşa hazırlan.” Bu söz hemen hemen her alanda kullanılmıştır. Birçok askeri teşkilat bunu bir slogan olarak kullanıyor. Alman silah üreticisi Deutsche Waffen und Munitionsfabriken bile Parabellum tabancasını onun onuruna üretti. Özellikle ikinci dünya savaşında Alman askerlerinin silahı olmuş. 

Tahminen 30 yıldır savaşa mecburuz. Barış istiyoruz ve barışın yolu topraklarımızdaki kanayan yarayı kanla sarmaktır. 

İçişleri Bakanlığının açıklamasına rast geldim. Cephede savaş başladığından beri cinayetlerin sayısında ciddi düşüş müşahede ediliyor. Farkı gündelik hayatta da görmek zor değil. Herkes işe yaramaya, başkasına yardım etmeğe çalışıyor. Sıradan günlerde  trafik sıkışsa, yol tıkansa, yolda kalan olsa, ücreti beş kat fazla söyleyen taksi sürücüleri, şimdi parasız götürmeği teklif ediyorlar. Seyyar satıcılar ateş pahasına satmaya çalıştıkları ürünleri şimdi değerinden aşağıda veriyorlar. Herkes kibarlaşmış, birleşmiş. Şehit generalimiz Polat Haşimov’ un sözleriyle diyelim “Biriz, biziz, hepimiz askeriz.” 

Bizi Azerbaycanlıları her zaman birleşmeyi becerememekle kınıyorlar. Basit takım oyunlarında böyle genellikle geride kalırız ve başarılı olamıyoruz. Bizi bir şey yumruk gibi birleştiriyor, o da ruhumuzdaki ağrı. Ama ağrıyı da arzu etmek olmuyor... Biz son zamanlarda en iyi birliği Tovuz savaşında gösterdik. 30.000 kişilik barışçıl yürüyüşü bunun en güzel örneğidir. Tüm General Polat Haşimov’un defin ve yas merasiminde de buna şahit olduk. Generalimiz ölümüyle bizi birleştirdi, diriltti, savaş ruhumuzu geri döndürdü. 

Karakter olarak kırılgan bir insan değilim. Çok ölüm gördüm. 30 yıla sığdıramayacağım kadar çok ve yakınlarımın ölümü. Hiçbiri yıkmadı, ağrıtmadı. 

Ölüm haberleri her seferinde taş gibi yüzüme çaparak yere düştü. Ama herkesin bir Aşil topuğu var. Son günlerde kendi Aşil topuğumu keşfetmişim, topraklarımız. Gitmediğim, görmediğim, bende herhangi bir hatırası olmayan, 30 yıldır işgal altında kalan topraklarımız. 

Her köy azat edildikçe öyle duygulanıyorum ki, zulüm zulüm, güz bulutu gibi boşalana dek ağlamak istiyorum. 

Cebrayıl’ın azat edilme haberini anama ben verdim. Alkış tuttuğu yerde sesi kırıldı. Ağladı. Onunla birlikte ağlayamadım. 

Kaç gündür Facebook dan uzaktaydım. Bir az önce göz gezdirdim. Zaferden sonra her yerde toplantılar yapılacağını söylüyor. Ben ise bütün topraklarımız azat olan gün, savaşın son mermisi atılınca oturup hıçkırarak ağlayacağım. 

30 yıllık öfkemizi boşaltmak, dışa vurmak için ağlayacağım. 

İki şehit, 27 yıldır cenazeleri bulunamayan genç akrabalarımız için ağlayacağım.

30 yılda verdiğimiz (hâlâ da vermekte olduğumuz) 30 binden çok şehidimiz için ağlayacağım. 

Babasız kalan bebekler, balasız kalan analar, eşi ölen kadınlar için ağlayacağım. 

Çocuklara gözyaşı kalmasın diye ağlayacağım. 

Böyle ağlamak güzeldir. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı