HaftanınÇok Okunanları
NIKA ZHOLDOSHEVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
Emrah Yılmaz 4
Coşkun Haliloğlu 5
Coşkun Haliloğlu 6
Kardeş Kalemler 7
Gözlerine bakarken,
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma.
bir buğday tarlasında,
ekinlerin içinde,
kayboluyorum...
N.Hikmet
Avrupa’nın en böyük şehirlerinde aniden ellerinde renkli, ay yıldızlı bayraklarla gençler meydana çıkıyor. Viyana’da, Berlin’de, Paris’de, Hamburg’da, Köln’de, Düsseldorf’da... Heyecanlı, başı dik, saçları dalgalı bu gençlerin dilinde sadece bir kelime var, o da TOPRAK...
Bu toprak her hangi bir toprak değil. Bu toprak acılar, göz yaşları ve Şuşa’nın yolları kimi kıvrım kıvrım hasret kokan topraklardır. Otuz yıl önce atalarının, analarının zorla kovuldukları toprakları bu gençler, Avrupa’da ellerinde üç renkli bayrakları ve barış türküleriyle çağırıyorlar. Yıllarca onların ataları, babaları, neneleri o topraklardaki ağacların, kuşların, börtü böceklerin hasretini çektiler. Dağlara, taşlara şiirler, nağmaler besteleyip yanık yanık okuyup ağladılar...
Şimdi o hasret ve özlem dolu göz yaşlarından bambaşka bir gençlik doğdu. Bu gençler hasretin ve barışın gençleridir. Avrupa’nın sokaklarına çıkan bu gençliğin dilinde müharebe naraları, zulüm türküleri yoktur. Hepsi tek ağızdan "TOPRAK" diye haykırıyor ve toprağın insanları barışa güzelliğe çağırdığını çok iyi biliyorlar.
Yıllar önce biz Azerbaycan için toplanıp mitingler hazırlayınca o gençler burada değildi. Biz o gençlerin geleceğine, bizleri güçlendireceğine ümit ediyorduk. Onlar geldiler kimisi hukuk, kimisi tıp, kimisi matematik, kimisi de kimya okumaya geldiler Ama Avrupa da yüreklerindeki o toprak hasretiyle yaşadılar. Baba ve analarının acısını, mağlubiyetini, hasretini, işgal edilmiş o topraklarda dedelerinin mezarlarını unutmadılar. Bir gün, evet bir gün, bir gün yine Şuşa’da, Füzuli’de, Cebrayıl’da, Hankend’de, Ağdam’da türküler söylemek arzusuyla yanıp tutuştular.
Artık Azerbaycan deyince Azerbaycan’ı hiç görmemiş insanlar değil de, o çocukları aramak geçiyor içimden. Onları görünce yüreğim Şuşa’nın dağları, Murovun yükseklikleri gibi kabarıyor yüreğim. Bir yerde bir toplantı olunca, o an aklıma profesör Selaheddin Halilov hocanın kızı Türkan, yazar dostum Ejder Ol’un kızı Aysun, Altay Rüstemli, Süleyman Sadıkoğlu, Tuncay Hesenli gibi gençlerimiz geliyor. Onların mitinglerde barışa, adalete çağıran fotoğraflarını gördükçe geleceğe doğru inancım daha da güçleniyor.
Bu balaların eliyle adalet gerçekleşecek, onların gülüşüyle barış gelecek, onların türküleriyle taraftarlar, karalamalar, yalanlar bitecek. "The Times", "Guardian", "Sputnik" ve bunlar gibi büyük medya temsilcileri ne yazarsa yazsınlar!.. Gerçekler ve adalet bu gençlerin Avrupa ve Amerikadaki meydanlarda taşıdıkları ay yıldızlı bayraklarda dalgalanacak. Roketlerle vurulan evler, daha dünyaya yeni gözlerini açmış bebeklerin ruhları o gençlerin dilindeki barış şüarlarıyla yeniden canlanacak.
Herkes taraf tutabilir. Herkes savaş için bir bahane bulabilir. Herkes propaganda makinelerinden mükemmel bir şekilde yararlanabilir. Ama hiç kimse adaleti yok edemez. Barışa çağıran türküleri susturamaz.
O toprağın kokusu evlatlarını yeniden yanına çağırdı "Gelin, bahar gelecek." dedi... "Viran edilmiş evler yeniden canlanacak, mezarlıklarda yeniden dualar okunacak", dedi.
Yürüyün, evlatlarım, yürüyün! Viyana’dan, Berlin’den, Paris’den o torpağın sesini duyun! Barışa, bahara, çiçeklere, dualara hazırlanın!
Üstad Nazım Hikmet ne güzel söylemiş:
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz
çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz...