Benden İçeri


 01 Eylül 2020


Davetsiz geldi, selamsız oturdu. 'Merhaba' demesini bekledim, demedi. Hafifçe başını eğdi, uzağı net görmeyen gözlerini yere dikip düşünmeye başladı. Saatler geçti, konuşmadı. 

Sessizce mırıldandığında ise anlamadım önce. 

- Bana mı dediniz, diye sordum. 

- Hayır, kendime, dedi.

Sesli düşündüğünü, beni ilgilendirmeyeceğini düşünerek iç dünyama, dertlerime döndüm.

Zamanın ne çabuk geçtiğini anlamadan oturmuş kalmışım. Oysa kalkmam gerek, iş güç var. Sorumluluklar var. Beni bekleyen bir sürü faydasız saçmalıklar var. Faydaları varsa da ben göremiyorum. Çok yorgunum. ‘Yorgunum’ dedikçe daha çok yoruluyorum ama n’apayım, yorgunum işte. Neyse kalksam iyi olacak. Çoktandır kendimle bu kadar uzun oturmamıştım. Kendimle kalmış olmak iyi geldi gibi… Biliyorum, kendimi çok ihmal ediyorum. Çok unutuyorum kendimi. Yalnız kendimi olsa… Evet!.. Çok şeyi unutuyorum. 

Kalkmak için hazırlandığımı anlayınca;

- Pişman mısın, dedi.

Neye uğradığımı anlayamadım. Şaşırdım. Ona neydi benim pişman olup olmamamdan. Anlaşılan göz ucuyla beni izliyordu. Bana bakmadan içimden geçenleri anlamasına elbette hayret ediyordum, ancak beni çözmüş gibi davranması hiç hoşuma gitmedi. “Sana ne be adam!” dememek için kendimi zor tuttum. Belki de beklenmedik yakalanmışlığın verdiği acziyetle, gayriihtiyari bir tepki oluşmuştu. Bir de oldum olası çok bilmiş olanları sevemedim. Yukarıdan konuşup bam teline dokunduğunu sanan entel takımlarına gıcık olurum. Boynunda bir kaşkol, aynı yular gibi, bir şapka, kahverengi pantolon, bir de havalı yelek varsa al sana entel dantel bir çok bilmiş! Bir de çengel sakalı olup sigaradan sararmış bıyıkları yiyenler var ki, gözlük olmasa, çakacaksın iki tane… Sahi ne oluyor bana, niye bu kadar yükseldim?.. 

Oldum olası sevmem yapmacıklığı, boş beleşlerin adam pozlarını. Adam dediğin adam olacak, poz vermeyecek. Şekle takılmayacak. Adam dediğin yanmasını da bilecek yakmasını da… 

- Neye pişman mıyım, dedim. 

Aldığım terbiye gereği sözü ortada koyamazdım. Aslında merak da etmiştim beni çözüp çözemediğini. Çok mu belli ediyordum buralardan gitme isteğimi. Gitmek ve dönmemek. Tanrı’m ne muhteşem! Her şeyi herkesi arkada bırakıp gitmek… Yenilmek ya da yeniden başlamak. Her neyse bunun adı gitmek buralardan. Bir saniye beklemeden hem de…

İstemediğim ama beni içine çeken sohbetin akıntısına kapıldığımı hissettim. Çok da itiraz etmeden öne kulaç atar gibi kendimi gizleyecek hamlemi yapıverdim. 

- Pişman olduğumu nerden çıkardınız? Hem herkes bir şeylere pişmandır. Öyle değil mi? Siz de pişmansınız demek ki, benimle burada saatlerdir oturuyorsunuz.

Atağımı yapmış, işini hakkıyla yerine getirmiş, mağrur bir edayla geri çekilmiştim. Ağzının payını alır da rahat bırakır belki. Kimsenin işine karışmaz bundan böyle. Ona buna laf yetiştirmez gider evine diye düşünürken; 

- Evim burası, buralar hep benim. Bazen burada bazen karşıda kalıyorum. Sözüyle irkildim. 

Sesli mi düşündüm diye kendimi yoklarken 

- Hayır, sesli düşünmedin, dedi. 

- Senden çok var, çok gelirler buralara. Her gün gelirler neredeyse, dedi ve ekledi:

- Hepiniz aynısınız. Hepimiz aynıyız aslında…

Şaşkınlığım daha da arttı. Tanrı’m beni neyle sınıyorsun, bir an önce bu meczup kılıklıdan kurtulmalıyım. 

- Konuşmak istersen buralardayım, kolayca bulursun, dedi dalga geçer gibi. 

Dayanamaz, bir yanlışlık yaparım diye çekindim. Oldum olası insanlara zarar vermekten korkmuşumdur. Ben kimseye kötülük edemem. Kötülüğüm yalnız kendime. Evet, kendime çok kötülük ettim. Çok eziyet ettim, ediyorum da ama nafile. Çıkamıyorum artık işin içinden. Kalkmıştım, ayaktaydım, hızla ayrıldım oradan

Yolda yürürken aklıma Franz Kafka’nın sözü geldi. “Sabırsızlığımızdan cennetten kovulduk, tembelliğimizden dönemiyoruz.” diyordu.

Sabırsız mıyım, tembel miyim? Kovuldum mu cennetimden, mutluğumdan? Umutlarım mı beni terk etti yoksa ben mi unuttum umutlarımın olduğunu? Dün neler düşlerken bugün neredeyim? Nerde çocukluğumdaki cıvıltılar? O günlerin büyük büyük adamları nerde? Ben ne kadar büyük adam oldum? Adam olabildim mi? Mutlu olabildim mi? Mutlu bir adam olabildim mi? Tanrı’m bu meczup sinirimi bozdu. Şurada oturmuş kendimce kendime bahaneler bularak eve gidecek, yarın işime dönecektim. Neymiş benden çok varmış, kim bu benden olanlar? Ben kendimi özel sanırken ne kadar sıradanmışım. Yok bu böyle olmayacak, dönüp bunu kafamda bitirmeliyim. Uyuyamam. Zaten sık sık terler içinde uyanıyorum. Geri döndüğümde yarım kalmış sohbetine devam edecek, ima ile kim bilir neler diyecekti. 

- Ooo hoş geldin, bekliyordum, dedi sinir şey. Bununla benim başım belaya kalacak ama az sabır... Sabırsızlığımız yüzünden cennetten kovulduk. Tamam ama bu kez ben sohbeti yönlendirmeliyim. 

- Sen pişman mısın, dedim. Senden de çok var mı? Biz aynı mıyız?

- Benden çok yok, dedi. Ben yardan atladım. Düşmekten korkmuyorum. Kaybetmekten korkmuyorum. Ben bıraktım geride bırakacaklarımı, ağır yüklerimi. Kendimi taşımakla meşgulüm. Ama senden çok var. Kendine yabancı, kendine iki yüzlü. Kendini bulamadan kaybeden. Nerden gelip nereye gittiğini öğrenemeyen. Öğrenmeyi unutan, yolunu unutan. 

- Yardan atlamak da ne? 

- Yardan atlamak yar olmaktır. Önce kendine, gelmişine, geçmişine… Varlığına, umutlarına... Sonra yok oluşuna, ölümden ölümsüzlüğe… 

-Varlığa yar olmak, her şeyi terk ederek mi olur, bu nasıl bir mantık? 

- Sabırsızlıktan kaybettik, tembellik yaptığımızdan kazanamıyoruz. 

- Aklımı okuyorsun, cin misin, şeytan mısın? 

- Çoğumuz geçtik bu yollardan. Ben senden bir adım öndeyim, hepsi bu? 

- Ben buraya gelmeyeceğim. Beni buralarda göremeyeceksin. 

- Gelme, tembellik yapma kazan kaybettiklerini. Önce kendini bul. Unuttuklarını hatırla. Yaşama sevincini, cıvıltıları... 

- Yardan atlamak demiştin? 

- Yardan atlamak varlık içinde de olur. Her şeyi terk etmek gerekmez ki… Eşine, işine sahip çık. Yardan atlamak, dünya yükünü sırtından atıp eşyaya karşı özgür olmaktır. İnsan olmaktır. Yaratılanlar canlıdır ama insan olma şerefini kazanan yalnızca insandır. Eşyanın sırrını bul, kulu olma. Eşya ile savaş. 

- Don Kişot gibi mi? 

-O kendine düşman edindiklerine saldırdı. Sen sana düşmanlık edenlerle savaş. Eşya seni kul etmişse savaşacaksın. Eşya Tanrı değil, seni eşya yaratmadı. Tanrı seni yarattı, senden önce aşkı yarattı. Öyleyse yardan atlamak aşkı aramak. Aşka koşmak, aşka uçmak... 

- Aşk mı, bu yaşta?!.. 

- Aşka âşık ol. Aşkın kendisine. Aşkı bul. Tanrı aşkın kendisi... 

Tanrım... Başardığım her zorun başka bir zorun eteğine denk geldiğini, yeni zorluklarla sınavlarımın süreceğini biliyorum. Çileyi, zor yükün altına girmek sanırdım. Oysa çileye talip olmak arınma isteğinin efkarıymış. Arınma ise derinin yüzülmesi gibi yüklerden kurtulmakmış. Kurtuldukça özgür olacağım. Tanrım, beni dünya yükünden kurtar.

(Avrasya Akademi Online Kuray Hikâye Atölyesi Ocak 2020)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 165. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 165. Sayı