HaftanınÇok Okunanları
ORAZ YAĞMUR 1
USHKYN SAIDIRAKHMAN 2
SULTAN RAEV 3
FEYZA TUĞÇE FIRAT 4
ENVER KAPAĞAN 5
SAFFET YILMAZ 6
SAMET MUGANLI 7
Güneşli bir gündü, hayır değildi. Yağmur yağıyordu deli gibi. Belki de ılık bir rüzgâr yaprakları gıdıklıyordu.
Bilmiyorum.
Bahar mıydı kış mı?
Bilmiyorum.
İnsanlar dışarda mıydı? Kuşlar uçuyor muydu yoksa yuva yapmak için çer çöp mü topluyordu yerden?
Bilmiyorum.
Evimin karşısındaki parkta çocuk var mıydı? Her zaman parka gelen baloncu, baloncunun yanındaki simitçi, simitçinin kızgın kızgın baktığı şekerci yine gelmiş miydi?
Bilmiyorum.
Oturduğum pencereden dışarıya değil kendime, içime bakıyordum. Çok değil biraz önce zamandan, mekândan sıyrılmış; bakışlarımı içime çevirmiştim.
Bir saat önce ya da bir dakika önce ne olmuştu? Odanın içinde boş boş dolandıktan sonra mı oturmuştum buraya? Gündüz uykusundan çığlık çığlığa uyanmış, nefes almak mı istemiştim?
Bilmiyorum.
Misafir mi vardı? Çay mı içmiştik kahve mi? İki lafın belini kırıp misafiri uğurladıktan sonra mı oturmuştum buraya?
Bilmiyorum.
Tek bildiğim, yazdım ve değiştim.
Bir anda mı oldu her şey? Hem evet hem hayır. Ne zaman sarıldım kâğıda kaleme hatırlamıyorum ama yazabilmek için ayları yıl ettiğimi hatırlıyorum. Bir elimde kalem bir elimde kâğıt; tek kelime yazabilmek için sabırla beklediğimi hatırlıyorum.
Ve yazdığım o gün nasıl bir gündü, bilmiyorum.
Kalem elimde yazmak nasıl bir his, diye sorduğum sorunun cevabını ise artık biliyorum.
Yazarken; harfler, bir örgünün ilmek ilmek sökülüşü gibi söküldü içimden. Nokta, virgül düşünmedim, cümleleri sahipsiz bırakmak pahasına yazdım. Kâğıt beyazlığını kaybederken azaldığımı, azaldıkça ruhumu kaybedeceğimi sandım ve korktum. İçimdeki her şey durulduğunda; son harf kâğıda işlendiğinde kalemi yavaşça bıraktım elimden, arkama yaslandım. Yüzümde bir tebessüm, üzerimde bir yorgunluk... Gözlerimi kapattım ve aklım başına geldi.
“Ben ne yaptım böyle?” diyerek sıçradım oturduğum yerden. Yazmıştım ama ne yazmıştım? Kalem kâğıdın üzerinde gezinirken, hangi mekânda, hangi zamanda olduğunu ayırt edemeyen ben, ne yazmıştım?
Hani ruhumu kaybederim diye korkmuştum ya! Hani sökülmüştü ya içim. Yanılmışım. Yazdığım ilk kelimeyi okuyunca anladım. Kelimeler cümlelere, cümleler paragraflara koşarken; ruhum yol olmuş ve ne kadar yarası varsa sarılmış. Kalemin ucu bitmiş, kâğıt bitmiş, söylenecek söz bitmiş ama okudukça çoğalacak bir ben peyda olmuş. Meğer yazmak insanı var ediyormuş.
Şimdi bu pencere kenarında içime bakıyorum içimi titretecek bir kelime bekliyorum. İşte bu bekleyiş etrafımdaki her şeyi siliyor.
O kelimeyi bir yerde okur muyum, biri kulağıma fısıldar mı?
Bilmiyorum. Bir kitabın son sayfasındaki son kelime mi olur?
Bilmiyorum.
Bildiğim bir tek şey var. Yazarak iyileşiyor, var oluyor; varlığımı herkese duyuruyorum.
(AYB Online Hikâye Atölyesi/Nisan 2020)