Bir Bozuk Saat


 01 Mayıs 2020


“Davetsiz geldi, selâmsız oturdu. Merhaba demesini bekledim, demedi. Hafifçe başını eğdi, uzağı net görmeyen gözlerini yere dikip düşünmeye başladı. Saatler geçti, konuşmadı.”

Hastanenin kantini tıklım tıklım dolu iken, herkes yavaş yavaş gitmeye başladı. Bir o yaşlı amca kaldı bir de ben, aynı masada. Kalkmaya bir türlü cesaret edemedim. Hoş kalksam da pek fark etmezdi onun için. Sanki ben hiç yokmuşum gibi önüne bakıp durdu. Bense önümde dizüstü bilgisayarım, yarın yapacağım sunuma odaklanmaya çalıştım ama bir türlü olmadı. Harfler sanki birbiri ardına dağıldılar ve en son bir soru işareti haline gelip masadaki amcayla benim aramda belirdiler.

Duvardaki saate baktım ve incelemeye koyuldum. Çok eski bir saatti. Tarihin bir tanığı gibi duvarda öylece duruyordu. Fakülteye başladığım ilk günden dikkatimi çekmişti ve hikâyesini merak etmiştim. Lakin kimse anlatamamıştı bunu bana.

O an beni fark etti ve: “Ancak durursa anlaşılır saatin kaç olduğu”dedi. Sonra susmaya tekrar sessizliğe gömüldü. Ne demek istiyordu? Saat neden dursundu ki? Ona sormayı denedim ve: “Amca” diye seslendim. Duymadı bile. Sanki başka bir âlemdeydi. Ona daha dikkatli bakmaya başladım. Alnında yılların verdiği kırışıklıklar vardı. Saçları ise bembeyazdı. Kahverengi gözleri devamlı yere dikili durmaya devam etti. Acaba kimi bekliyordu burada ya da hangi sevdiği insan hastanede yatıyordu?

Birini anlamak için konuşmaya ihtiyaç var mı, diye düşündüm. Susarak da insanlar birbirini anlayamaz mı ya da düşünceleriyle konuşamaz mı? Hani insanların bilip, her şeyi söylemenin mümkün olduğu ve anlatamadığı o yerde miydi şimdi? Orası düşüncelerimizde var olup ancak kaleme dökebileceğimiz bir yer miydi? Yoksa sadece kalbimizin bulabileceği bir yer miydi? Bilemiyordum ve ona tekrar soru sorma cesaretini de bir türlü bulamıyordum. Bembeyaz saçlarına öylece baktım.

Düşünceler içinde kaybolmuşken yanımıza gelen fakültenin dekanını fark etmemiştim. Zeynep hocanın “Baba” diye seslenişi ile düşüncelerimden sıyrıldım. Yaşlı amca bakmadı. Bu sefer Zeynep hoca “Doktor bey, acilde sizi bekleyen ağır yaralı bir hasta var.” dedi. Amca sönük bakışlarını yerden kaldırıp; “Hemen gidelim o zaman.” Ve telaşla yerinden ayağa kalktı.

Zeynep hoca bana gülümseyerek; “Babam…” dedi “Annemi ilk defa bu saatin önünde görmüş. Gencecik bir yalnızlık ve mahzunlukla burada duruyormuş. Babamla tanışıp ilk defa bu masada karşılıklı oturmuşlar. Babam şu an ileri derecede Alzheimer. Hastalık hafızasındaki tüm anılarını silip götürdü ama annemle tanışma günlerinde mutlaka buraya gelir ve onu bekler. Annem vefat edeli on sene oldu. Babam her şeyi bir annemi unutmadı. Tanışma saatleri de yaklaşıyor.” dedi.

O an yaşlı amca önce saate sonra yanımdaki boş sandalyeye baktı. Adeta onu, sevdiğini görür gibiydi. Kahverengi lekelerle kaplı titrek elini kalbinin üzerine koyup; “Bir bozuk saattir yüreğim, öyle ki hep sende durur.” dedi ve olduğu yere yığılıverdi.

Onu daha fazla bekletemezdi. Sonsuza dek birlikte olacakları ve bir daha ayrılmayacakları kavuşma saati gelmişti.

(AYB Online Hikâye Atölyesi/Nisan 2020)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı