HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
SEYFETTİN ALTAYLI 3
İSMAİL DELİHASAN 4
VILAYET GULIYEV 5
Ece Türköz Oğuz 6
Kardeş Kalemler 7
Oğul,
İnsanlar vardır; şafakta doğar,
Akşam ezanında ölürler…
Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihati
Yakup Ömeroğlu, bir şafak vakti geldi dünyaya.
Güneşin ilk ışıklarıyla yazıldı kaderine hizmet;
ömrünü aşan bir iz bırakmak…
Çünkü bazı insanların ömürleri, yaşadıkları yıllarla değil,
yaptıkları hizmet ile ölçülür.
Ve bazı ömürler, kendi sınırlarını aşarak
başkalarının kaleminde, sözünde, düşünde devam eder.
Yakup Bey, işte böyle bir gövdeydi ‒
toprağa kök salmış, göğe yüz sürmüş bir gövde…
Ve o gövdede, mevsim tanımadan fışkıran fidanlar vardı.
2019’da, TİKA’nın himayesinde çıktık bu yola.
Bir hayalin eşiğinde, çocuk sevinciyle…
Türk dünyasında ilk kez bir “çevrim içi” yazarlık atölyesi kuruluyordu.
ve o ilk adımı atan, yine Yakup Bey’di.
Bu, sıradan bir atölye değildi.
Bu, kelimelerin yoğrulduğu, cümlelerin büyüdüğü,
ruhların birbirine değdiği bir mektepti.
Balkanlar’ın dört bir yanından katılan genç filizler,
umutlarını kalemlerine sardı.
Ve ilk söz, Yahya Kemal’in Üsküp’ünde yankılandı.
Üsküp ki ‒
İstanbul’dan önce Türkçenin yurt tuttuğu,
şairlerin nefes aldığı kadim şehir…
Dünya pandemi ile suskunluğa gömülürken,
insanlar evlerine kapanırken,
bizim atölyemizde kelimeler çoğaldı.
Hocalarımız, arı gibi çalıştı;
genç kalemler, sabırla dokudu cümlelerini.
Ve emek, meyvesini verdi.
Ortak kitaplar doğdu o emekten.
Ortak cümleler, ortak hayaller…
“Yazarını kitaba kavuşturan tek atölye…” demişti Yakup Bey.
Bir cümle kurmuştu, ama aslında bir ufuk çizmişti.
Ve o ufukta,
Balkan Türklerinden yeni yazarlar doğdu.
“Türk Yüzyıl’ının kalemleri,
sessizce yeşermeye başladı.
Sonra BALALAR geldi…
Küçük yaşlarına rağmen büyük hayallerle.
Atölyeye bir neşe, bir renk kattılar.
“Osman Hoca” dediler, başka bir şey demediler.
Bir sevgi büyüdü içlerinde ‒
gösterişsiz ama derin, sessiz ama sarsılmaz.
21 Aralık’ta,
kitapların sayfalarından taşan o emek,
herkesin gözleri önünde ete kemiğe büründü.
Gören gördü, hisseden hissetti.
Ve evet ‒ kıskananlar da oldu.
Ama bu bir kişinin değil, bir ruhun hikâyesiydi.
Bir kalpten diğerine geçen bir emanetin…
Yakup Bey’den bayrağı devralan Ufuk Tuzman,
o emaneti yere düşürmeden taşıdı.
Osman Çeviksoy, Nurhan Buhan ve Ataman Kalebozan ‒
yorulmadan, usanmadan,
yeni filizleri büyüten bahçıvanlar oldular. Bu esnada Burcu Ali, öğrenciden
öğretmenliğe terfi etti.
Ve elbette,
bu toprağa su verenler vardı:
Başta TİKA olmak üzere, YTB, MATÜSİTEB…
İsimleri kurum, katkıları hayat olan eller…
Bugün, baharın eşiğinde dönüp baktığımızda,
bir gerçeği bütün berraklığıyla görüyoruz:
Bir gövde vardı Yakup Ömeroğlu.
Ve o gövdeden,
binlerce fidan doğdu.
Mürteza SULOOCA
Balkan Yazarlar Birliği Başkanı