HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 3
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 4
VILAYET GULIYEV 5
HİDAYET ORUÇOV 6
MARUFJON YOLDAŞEV 7
Okumalarım arasına son iki yıldır genç yazarların eserlerini de alıyorum. Edebiyatımızın genç nefeslerini okudukça tazelendiğimi hissediyorum. Genç yazarlarımızın cümlelerinde kendilerine ait zengin bir dünyanın izlerine de rastlıyorsunuz. Gençliğimizi daha çok ön plana çıkarmalıyız. Onları her alanda desteklemeli hatta onları takip etmeliyiz. Genç yazarlarımızı okudukça geleceğe dair umutlarım artıyor, onların eserleriyle aydınlanıyorum.
Sevgi nasıl emek isterse yeni nesil de emek istiyor. Genç yazarların kendilerini keşfetmeleri ve bulmaları için bir ocağa ihtiyaç var. Bu ocak onlar için aynı zamanda bir okul da olmalı. Dergiler, sanat atölyeleri, sanat merkezleri bunun için biçilmiş kaftan. Tabi bu hizmette gönüllük esas olacak, karşılık beklemeden verecek ve verdiklerinle zenginleşeceksin. Şu anda bu anlamda hizmet veren tüm kurumlar da zaten bu gönül erlerinin gayretiyle çalışmalarını devam ettirmiyorlar mı?
Bu anlamda hizmet veren Avrasya Yazarlar Birliği bünyesinde yapılan akademik çalışmalar da böyle hizmet erlerinin emekleriyle yürütülüyor. Türkçe konuşulan her yerde Türklüğe ses olan bu kurumun hizmetleri emsalsiz. Başta Yakup Ömeroğlu, Osman Çeviksoy, Ali Akbaş, Hüseyin Özbay, Ataman Kalebozan gibi isimlerini zikredemediklerim de dahil gönül güzellerinin yürüttükleri çalışmalar arının bala dönüştürdüğü gayretlerin sonucu gibi ürünler vermekte. Kardeş Kalemler dergisi Türklüğün ortak sesi olma hasebiyle dünya coğrafyasında Türkçe konuşulan her yere girmekte. Bu ocağın onca hizmetleri arasında bir çalışma var ki yeni nesil yazarların yetişmesinde önemli bir yere sahip: Yazarlık Atölyeleri. Deneme, hikâye ve şiir başlıklı yazar atölyelerinde Osman Çeviksoy, Ali Akbaş ve Hüseyin Özbay gibi ustalar gençlere nefes vermekte.
Bu atölyelerden yetişen bir gencin hikâyelerini okumak istedim, hikâyeleri okudukça Melik Çağrı Küçükyıldız’ın cümlelerinden bir okur olarak aldıklarım beni son derece etkiledi. Karşımda son derece donanımlı güzel bir yürek gördüm. Melik Çağrı Küçükyıldız, Avrasya Yazarlar Birliğinin hikâye atölyesinde kendine yol bulmuş. İlk hikâye kitabı da bu akademi tarafından yayınlanmış : “Uyku Mevsimi” Yazar, bir süre sonra kendi sesini olgunlaştırıp ikinci hikaye kitabını bastırmış : “Uzakta Bir Liman” Bu eserleriyle Melik Çağrı Küçükyıldız, hikâyeciliğimizin gelecek vadeden kalemlerinden biri olduğunu gösteriyor.
Melik Çağrı Küçükyıldız’ı ilk defa Avrasya Yazarlar Birliğinin on-line düzenlediği Osman Çeviksoy’un “Böyle Bir Baba” adlı hikâye kitabının tanıtımı için yapılan “Dua Meclisi”nde tanıma fırsatı buldum. Konuşmasındaki samimiyet ve derinlikten etkilenerek hikâye kitaplarını edinip okuma fırsatı buldum. Ve gerek kitaplarından gerek kendisine dair sosyal ağlardan istifade ettiğim bilgilerden yola çıkarak bir gemi kaptanı olduğunu; müziğe ve edebiyata yani sanata özel bir ilgisi olduğunu öğrendim. Ve hikâyelerinin temel bağlamındaki kaynağın; hayatına odaklı olarak gelişen zengin bir birikimden geldiğini öğrenmiş oldum.
Okumalarımı genellikle yazarlarından bağımsız olarak metin temelli okumalara dayandırırım. Bu defa yön değiştirerek önce yazarı ve dünyasına ait bilgiler ışığında okumalarımı tamamladım. Yazarı ön plana alarak yaptığım bu okumalar metnin dünyasında farklı keşiflere sebebiyet verdi. Uzakta Bir Liman’ı son bir kez daha okuduğumda ise metin temelli okumayı da tamamlamış oldum.
Melik Çağrı Küçükyıldız, çok donanımlı bir genç. Hikâyelerinde yaşadıklarını ciddi bir gözlemin sonucunda güzel bir bakışın eşliğinde bize aktarıyor. Bu bakış hikâyenin doğasında var olan “çıplak hakikatten” farklı daha çok “Biz”e ait, “Biz”den gözlemler. Vicdan, sabır, samimiyet, tevekkül ve aşk “Biz”im duyarlılığımızın aktarımları. Uyku Mevsimi adlı ilk hikâye kitabı hikâyeciliğinin ilk yansımaları aslında. Kitapla aynı adı taşıyan hikâyede Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasındaki bir perküsyoncunun hamile eşiyle konsere gelen bir dinleyiciyle kurduğu göz teması sonucu yaşananlar “Biz”e ait dokunmalardan bir tanesi. Konser sırasında uyuyan hamile eşinin uyanmaması için perküsyoncu Nihat’la göz teması kuran dinleyici muradına erer ama dünyanın hiçbir yerinde bir konser esnasında hiçbir müzisyen seyirciyle göz teması dahi kuramaz.
Lunapark hikâyesinde lunaparkta çalışan bir gencin önyargıyla yaklaştığı bir ihtiyar karşısında duyduğu nedamette de bizden yansımalar mevcut. Aynı kitaptaki “Noel Babanın Hikâyesi ve El” hikâyeleri de içimizi ısıtan, okuru hemen içine alıveren içeriğe ve anlatıma sahipler. Burada yazarın Türkçenin kendine has yalınlığına, kısa ama öz anlatımına sahip olması da hikâyelerin okur tarafından hemen benimsenmesini sağlayan kaynaklardan biri olarak gösterebiliriz.
Melik Çağrı Küçükyıldız bir söyleşisinde hikâye yazma sebebini şöyle yorumlamış: “Yazmak kendimi ifade imkanı veriyor. Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi benimseyen, "Evet, ben de böyle düşünüyorum, hissetmiştim..." diyen insanlarla yakınlaşmış oluyorum. Hem yaşadıklarım, hem çevremdekiler tarafından anlatılan hikâyeler yok olmasın istiyorum. Böylece hikâyeleri hiç olmazsa sayfalara emanet etmiş oluyor, onların insanlık tarihinden silinmesini bir nebze de olsun geciktirmiş oluyorum.”
Genç yazarımız yazma isteğine ulaşma yolunda; ikinci hikâye kitabı Uzakta Bir Liman’la bir adım daha atmış oluyor. İlk hikâye kitabında yazarlığı üzerine küçük bir prototip geliştiren Melik Çağrı Küçükyıldız, Uzakta Bir Liman adlı hikâye kitabında kendi dünyasından, özellikle bir kaptan olarak mesleğinin dünyasından ve denizden esinlenmeleri de hikâyelerine yansıtmış. Aynı zamanda bir neyzen olan Çağrı Kaptan’ın hikâyelerinde bir okur olarak beni denizden çok müziğe ait yansımaların ön plana çıktığı hikâyeleri etkiledi.
Yazar, hikâyelerinde denizi ve denizcinin dünyasını ön plana çıkarmak istemesini haklı buluyorum Çünkü edebiyatımızda denize ve özellikle denizcinin dünyasına ait hikâyelere nadiren rastlıyoruz. Melik Çağrı Küçükyıldız, son hikâye kitabında bu misyonunu başarıyla tamamlamış. Memleketlerinden uzakta her diyarı gurbette olan denizcilerin hayata bakışları çok incelikli aktarımlarla hikâyelerde hayat bulmuş. Hikâye kitabındaki Parmak, Uzakta Bir Liman, Batan Şair, Kaptan Matı adlı hikâyeler denizcinin dünyasında yaşanan zorlukları, gemideki dünyanın ve insan öznesinde tamamlanan deneyimleri, denizcinin her daim gurbetteki duygularını sevgi, özlem ve biraz da hüzünle tamamlayarak bir kaptanın seyir defterine kaydedilmiş.
Uzakta Bir Liman’ın denizi ve denizcilerin dünyasını yansıtan hikâyelerinde hiç bitmeyen bir mücadele ve azmin yanında fedakârlıklar da ön plana çıkıyor. Yazar hikâye kurgularını hiç beklenmeyen bir neden ve sonuç bağlantısı üzerinden kuruyor. Yaşanabilecek olanı hiç ummadığımız ayrıntılarla zenginleştiriyor. Batan Şair hikâyesinde gelecek vadeden bir kaptan adayı başarılı bir eğitim sonrası ilk görevi esnasında yaşadığı bir talihsizlikle mesleğini bırakıyor. Ve öğrencilik yıllarında alt devresinden bir arkadaşıyla yaşadığı bir olay yıllar sonra bir ödül töreninde karşısına çıkıyor. Hikâyenin kurgusu yazarın anlatımdaki özgünlüğü de ortaya çıkarıyor.
Ve, Uzakta Bir Liman, amansız bir hastalığa yakalanan yeğenini sefere çıkacağı için ardında bırakan bir denizcinin gurbette yaşadığı çaresizlikleri ve çektiği acıları dile getiriyor. Ve yeğeninin hayallerini gerçekleştirme arzusu bir nebze olsun ona nefes aldırsa da ölüm gerçeğinin acı yüzü ile buluşurken ince bir dokunuşla hayatın her şeye rağmen devam ettiğini kabulleniyor. Bu hikâyeyle aynı bağlamda ilk hikâye kitabındaki “Kelebek” hikâyesiyle yazar en büyük ideali bir kaptan olmak olan bir gencin yakalandığı elim bir hastalık sonucu bu hayaline kavuşamamasının verdiği hazin hüznü aktarırken hikâyeciliğinin kodlarını da tamamlamış oluyor.
Melik Çağrı Küçükyıldız, hikâyelerinde yaşadığı kasabayı, şehri insanlar üzerinden, onları hayat rutinlerinin dışına çıkararak hâlâ hayata dair yaşanabilecek hasletlerimiz olduğu gerçeğiyle buluşturuyor. Neyzen ve Babam hikâyesinde yaşlılığın getirdiği işlevsizliklerle her şeye rağmen mücadele etmek isteyen bir insanın soylu mücadelesine şahitlik ediyoruz : “Ta ki gözlerim neyzene takılana kadar. Ellerini izledikten ve neyden gelen huzurlu sesin güzelliğini yeterince dinledikten sonra, anladım ki otuz yılın ardından kemandan neye geçmesinin sebebi, müziği bırakmak istememesiydi. Şimdi farklı düşünüyordum: Emeklilik, ölümü beklememek olmasa gerekti.” Bu hikâye ve sonrasında gelen aynı temdeki hikâyeleri Kaptan Çağrı’nın sosyal ağında paylaştığı ve kendisinin nefes verdiği ney taksimlerini dinleyerek okuyorum ve hikâyenin ruhu tamamlanarak bana da geçiyor.
Melik Çağrı Küçükyıldız’ın hikâyelerinde çoğulcu ve tüketen bir dünyaya karşı o kadar yerinde dikkat çekişleri var ki bir okur olarak bu hikâyelerin devamının gelmesini istiyorum. Tansiyoncu, Sahaf Dayı, Marsık Otel hikâyeleri sunduğu hikâye kişileriyle özlediğimiz bu hasletlere ses oluyorlar. Marsık Otel hikâyesindeki Halil Bey’le sohbet etmek ve onun yaşam enerjisinden bir dem almak istiyorum. Halil Bey içimizdeki yazma sevdasına şu sözlerle rehberlik ediyor: “Aradığın aşkı bulana, şiir kitabını bastırana kadar yaşamış sayılmazsın.”