HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
KEMAL BOZOK 2
Mehmet Topay 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Ece Türköz Oğuz 5
İSMAİL DELİHASAN 6
Kardeş Kalemler 7
2018 yılı, Kasım ayının son günleri. Sabah okula gitmek üzere hazırlandığım sırada çalan cep telefonuma bakınca ekrana yansıyan numaradan Türkiye’den, hem de Ankara’dan arandığımı görünce şaşırıp kalmıştım. “Buyurun, sizi dinliyorum…” dememim ardından arayan kişinin nazik bir üslupla “Efendim, günaydın. Ben Avrasya Yazarlar Birliği BaşkanıYakup Ömeroğlu. Uluslararası5. Kaşgarlı MahmutHikaye Yarışması’na gönderdiğinizeseriniz birinciliğe layık bulundu.Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim…” yolundaki sözleri üzerine o an şaşkınlık ve mutluluğumdan ne yapacağımı bilemedim. Duyduklarım karşısında şaşkınlığımla birlikte heyecanım da artmaya başlamıştı. Kendisine güç hal “Sağ olun efendim. Böyle bir ödüle layık bulunmakgerçekten büyük birgurur kaynağı…” diye karşılık verebildim. Başarılı bir akademisyen, yazar ve araştırmacı kimliğiyle Türk dünyasına yönelik dergi ve kitap yayıncılığı, hikaye, oyun yarışmalarının yanı sıra Türk dünyası edebiyatının geliştirilip tanıtılması konusunda TRT’de yaptığı kültür-sanat programlarıyla da eli öpülesi çalışmalarından tanıdığım Yakup Bey konuşmasına şöyle devam etti:
-Ödüllerimiz, yıl boyunca Türk dünyası kültür başkenti sıfatıyla örnek etkinliklere ev sahipliği yapmakta olan Kastamonu kentinde 17-18 Aralık tarihlerinde düzenlenecek kapanış şenlikleri çerçevesinde gerçekleştirilecek törende takdim edilecektir. Bu vesileyle sizi de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. İlerleyen günlerde uçak biletleri ile konaklama bilgileri de ayriyeten iletilecektir. Bir kez daha tebrik eder, çalışmalarınızın daim olmasını dilerim. Törende buluşup görüşmek dileğiyle hoşça kalın…
Kendilerine “Hoşça kalın…” diye yanıt verirken gözümün önünden birincilik ödülüne layık bulunan “Mehmet Çavuş Geliyor” adlı hikayemin doğuşuyla ilgili gelişmeler geçmeye başlamıştı. Yaz aylarındaki tatil boyunca üzerinde çalıştığım en son romanımı yazarken internette rastgele gözüme ilişen yarışma duyurusu üzerine çoktandır aklımda dolanıp durmasına karşın kağıda dökmeye bir türlü başlayamadığım, hafızamda bekleyip dururken artık gerekli kıvama geldiğine inandığım hikayeyi fazla bekletmem halinde unutabileceğim korkusuyla hemen yazmaya koyulmuştum.
*
Konusu, Türk askerinin 1999 Temmuz ayı başında, 1912’deki Balkan Savaşı’ndan bu yana geçen yaklaşık 90 yılın ardından barışı tesis edip korumak amacıyla tekrar Kosova’ya dönüşüyle ilgiliydi. Kahramanı da katıldığı Çanakkale Savaşı’ndan sonra köyüne dönmüş, yaşı 100’ü geçtiği halde günlerini hala o savaşı, arkadaşlarını, komutanını hatırlayarak geçiren Aslan Onbaşı… Cepheden döndüğü günden beri eşine dostuna, çocuklara Çanakkale Savaşı’yla ilgili anılarını anlatırken o günlerde yaktıkları destanımsı Çanakkale türküsünü de söylemekten kendini alamayan Aslan Onbaşı bu arada Kosova savaşının ardından Türk askerinin bu topraklara geleceğini duyar duymaz yatalak bir hasta olduğuna bakmadan, hiçbir şeyi yokmuşçasına birdenbire canlanıp kendisini şaşkın şakın dinleyen karısına, çoluk çocuğuna, torunlarına artık her gün Çanakkale’deki Mehmet Çavuş adlı komutanının vaktiyle kendisine “Bir gün nasılsa gelip sizin oraları da kurtaracağız…” dediğini, dolayısıyla sözünün eri olduğuna inandığı komutanını başındaki askerleriyle köy meydanında karşılayıp bağırlarına basmak için çoluk çocuk hazır olmaları gerektiğini söyleyip durur.
Çok geçmeden köye tankları, zırhlı arabaları üzerinde giren Türk askeri ellerinde Türk bayraklarıyla görülmemiş bir coşku içerisinde meydanı dolduran yaşlı kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç insanlar tarafından davul zurna ile karşılanır. Türk askerini karşılayanlar arasında o güne dek ölümü bekleyen yatalak bir hastayken askerin gelmekte olduğu haberi üzerine canlanıp elinde Çanakkale hatırası Türk bayrağı olduğu halde önüne kattığı aile üyeleriyle birlikte meydana çıkan Aslan Onbaşı da vardır. Tesadüf bu ya, köye bölüğün başında giren Mehmet adındaki yüzbaşı Aslan Onbaşı’nın Çanakkale’deki komutanı Mehmet Çavuş’un torunudur ve dedesinin adını taşıyan yüzbaşı görünüşü ve duruşuyla dedesi Mehmet Çavuş’u andırmaktadır. Kendisine bu yüzden çavuşum diye hitap eden Aslan Onbaşı konuşmasına fırsat vermeden Çanakkale Savaşı esnasında başlarından geçenleri anlatmaya başlayınca köye bölüğünün başında giren yüzbaşı Mehmet de daha çocukken dedesinden duyup dinledikleriyle yaşlı adamın anlattıklarının birebir benzer şeyler olduğunu görüp dedesinin silah arkadaşıyla karşı karşıya bulunduğu, aradan onca yıl geçmesine karşın Çanakkale ruhunun Türkiye’den çok uzaklarda bile yaşatıldığı gerçeği karşısında göz yaşlarına boğulurken karşısındaki Çanakkale gazisine dedesini kucaklıyormuşçasına sarılmaktan maktan kendini alamaz.
Hikayenin bütün Türk dünyasından yarışmaya gönderilen yaklaşık beş yüz hikaye arasında, Türk dünyasının farklı yedi yedi ülkesinde yaşayan ad yapmış yedi akademisyen, yazar, şairden oluşan seçici kurul tarafından Türk yazısı ve anlatısının piri Kaşgarlı Mahmut adına Türk dünyası genelinde düzenlenen uluslararası nitelikli saygın bir yarışmada birinciliğe layık görülmesi, her Türk yazarının rüyalarını süslediği gerekçesiyle benim için de sözle anlatılması zor büyük bir onuru oluşturuyordu. Şimdiye dek edebiyat, gazetecilik ve öğretmenlik alanındaki çalışmalarım için layık görüldüğüm ödüllerin sayısı onu buluyordu. Ama anlaşılacağı üzere bu ödülün yeri apayrıydı. Ödülle ilgili olarak Türkiye ve Kosova medyalarında çıkan haberlerle bir anda gündeme oturmuştuk.
Türk Dünyası Kültür Başkenti kapanış şenlikleri çerçevesinde gerçekleştirilecek ödül törenine katılmak amacıyla gittiğimiz Kastamonu’da anılarımızdan silinmeyecek güzellikte iki üç gün geçirdik. Türk dünyasından siyasiler, bakanlar, sanatçılar, yazarlar doldurmuştu kurtuluş savaşındaki rolüyle, saat kulesi, kartal yuvasına benzeyen kalesi, kenti ikiye ayıran deresi, taş köprüsü, Mehmet Akif’in cemaati Atatürk’ün yürüttüğü kurtuluş savaşına katılmaya çağırdığı Nasrullah Camisi, doğası ve insanları ile ünlü bu şirin Anadolu kentini.
Yarışmada eserleri dereceye giren hikayeciler arasında Başkurtistan’dan ikinciliği kazanan Ferzene Abulatova, Türkiye’den üçüncülüğe layık bulunan Yücel Öztürk, Irak Türkmeneli’nden mansiyon verilen Elif Köprülü vardı. Kastamonu’daki tepelerden biri üzerinde Osmanlı’dan kalma Saat Kulesi’ne çıktığımızda Elif’in yanında getirip açtığı ay yıldızlı gök mavisi şanlı Türkmen bayrağı önünde hatıra fotoğrafı çektirdiğimiz sırada kapıldığımız duygular yaşadığımız sürece hatıralardan silinmeyecek.
Ödül töreninin yapılacağı kuşluk vakti kentin merkezinde kaldığımız otele pek uzak olmayan Taş Han’a doğru yürürken birdenbire yanımızda biten, o ana dek hiç görmediğim orta yaşlarda biri benimle kırk yıllık dostmuşçasına sohbete başladı:
-Kosova, Prizren’den geliyormuşsunuz…
-Doğrudur…
-Yarışmada birincilik kazandığınızı öğrendim, kutlarım…
-Sağ olun.
-Geçen yıl Kosova’ya uğradığımda sizin oralarını da ziyaret etmiştim. Hele şirin Prizren’in güzelliği… Camileri, kalesi, deresi, üzerindeki taş köprüsüyle tıpkı Anadolu’daki şehirler gibi. Kastamonu’ya da çok benziyordu.
-Söylediğiniz gibidir.
-Oradaki Türk partisi merkezini ziyaret edip yöneticileriyle de görüşmüştüm.
-Olabilir.
-Ama partinin başındakiler yok mu…
Gökten zembille inmişçesine yanımızda biten, şair, yazar, sanatçılar arasında görmediğim bu şahsa yıllarca süründürüldüğümüz için kaybedecek zaten bir şeyimiz de kalmadığı için halkın fikrini söylemekle yetindim:
-Ailenin iyiliği için çırpınıp duran kardeşlerini fitne fesatla yok eden mirasyedi hayırsız kardeşlerden halk için iyi bir şeyler yapmaları da zaten beklenemez.
Duyduklarının hoşuna gidip gitmediğini söylemeden sadece “Anlıyorum” demekle yetinen esrarengiz zat geldiği gibi bir anda kaybolup gitmişti. Kentin göbeğindeki Osmanlı döneminden kalma Taş Han’da Türk dünyasından gelen medya temsilcileri, kameralar karşısında gerçekleştirilen TÜRKSOY Kültür Bakanları Daimi Konseyi 36. Dönem Toplantısı’nın ardından aynı mekanda yapılan hikaye yarışması ödül töreni de muhteşem oldu. Ödülü uzatıp takdim ederken “Kutlarım Kosovalıkardeşim. Geçen yıl Prizren’e gittiğimde hikayenin geçtiği köyünüze de uğramıştım. Çok güzel yerler…” diyen Türkiye Kültür Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Dursun’un ardından TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov tarafından 90. ölüm yıldönümü anısına çıkarılan Cengiz Aytmatov madalyası ile de takdir edilmek apayrı bir duyguydu. Kaşgarlı Mahmut, Kastamonu, Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Ömeroğlu, organizasyonda emekleri geçen şair yazar dostları, ödül kazanan yazarlarla rüya gibi geçip giden günler içerisindeki birlikteliğimiz ömür boyu anımsanacak değerde. Diğer arkadaşların öyküleri de kuşkusuz en azından benimki kadar güzel, ilginç, başarılıydı. Ama birinciliğe talih bu kez benim yüzüme güldüğü için layık bulunmuştum.
/Yazarın geçenlerde yayınlanan “Erken ÇökerKaranlık Buralara” adlı son romanından kısa bir bölüm/